Hz. Muhammedin Hayatı

Kuşatma Hz. Muhammedin Hayatı

 

60    KUŞATMA

 

Kureyş ordusunun Akik
ovasına yaklaştığı haberi ulaş­tığında hendek bitmek üzereydi; hendeğin yapımı
toplam altı gün sürmüştü. Kureyş ordusu şehrin güney batısından yaklaşıyor,
Gatafan ve diğer Necd kabileleri doğudan Uhud’a doğru ilerliyorlardı. Vahanın
dış bölümlerindeki bütün evler boşaltılmış ve bu evlerin sakinleri barınaklara
yerleştirilmişti. Peygamber (s.a.v.) kadınların ve çocukla­rın, kalelerin
yüksek odalarından birine yerleştirilmesini emretti. Daha sonra kendisi de
adamlarıyla birlikte -yak­laşık üç bin kişi- seçtikleri yerde kamp kurdu.
Kırmızı de­riden yapılmış olan çadırı Sel’ dağının eteklerine kurul­muştu. Aişe
(r.), Ümmü Seleme (r.) ve Zeyneb (r.) sıray­la onunla birlikte olmak için
çadıra geliyorlardı,

Mekke ordusu ve
müttefikleri Uhud yakınında ayrı ay­rı kamp kurdular. Kureyşliler, ekinlerin
hasat edilmiş ol­duğunu görünce hayal kırıklığına uğradılar. Develeri Akik
ovasının akasya yapraklanyla yetinmek zorundaydı. O sı­rada Gatafan’ın develeri
de ovanın Uhud yakınındaki ça­lılıklarda yetişen temarikslerîe karınlarını
doyuruyorlardı. Fakat İki ordu da getirdikleri yem dışında atlarına yedi­recek
bir şey bulamıyorlardı. Bu nedenle mümkün olduğu kadar çabuk düşmanı
yenmeliydiler. Bu amaçla iki ordu birleşti ve şehre doğru ilerlemeye başladı.
Ebu Süfyan ge­nel başkandı. Fakat her kabile lideri sırayla savaş sırasın­da
orduyu yönetme görevini yüklenecekti. Halici ve îkrime yine «süvarilere kumanda
ediyorlardı ve Amr, Halid’in bölüğünde idi. Yaklaştıklarında düşmanın şehrin
dışında kamp kurmuş olduğunu görünce cesaretleri daha da art­tı. Düşmanın
kalelerde mevzilenmesinden korkuyorlardı; fakat açıklıkta sayıca onlardan fazla
oldukları için onları kolayca yenebilirlerdi. Fakat biraz daha
yaklaştıklarında, karşı tarafa sıralanmış okçularla aralarında geniş ve de­rin
bir hendeğin olduğunu görünce çok şaşırdılar. Atları oraya zorlukla
ulaşabilirdi; oraya ulaştıktan sonra da on­ları daha zor olan karşıya geçme
problemi bekleyecekti. Şimdiden, başlayan ok yağmuru düşmanın saldın alanına
girdiklerini gösteriyordu. Bu nedenle biraz geri çekildiler.

Günün geri kalan kısmı
istişare ile geçti. Sonunda düş­manın büyük bir bölümü, başka yerleri savunmak
zorun­da bırakarak şehrin kuzeyinden uzaklaştırmaya karar ver­diler. Eğer
hendeğin etrafında düşman askeri bulunmazsa karşıya geçmek zor olmayacaktı.
Akıllarına, Medine’ye gü-ney-doğudan yapılacak olan saldırılan kale şeklindeki
ev­leriyle koruyan Beni Kurayza yahudileri geldi. Beni Na-dir’den Huyay, orduya
katılmak üzere Hayber’den gel­mişti Ebu Süfyan’a, Beni Kurayza yahudilerini
Muhanv med (s.a.v.)’le yaptıklan anlaşmayı bozmaya ikna edebi­leceğini
söyleyerek onlara, elçi olarak gitmek istediğini be­lirtti. Onlar, yardıma ikna
edilebilirse şehir iki taraftan saldırıya maruz kalacaktı. Ebu Süfyan onun
Önerisini ka­bul etti ve vakit kaybetmeden yola çıkmasını söyledi.

Beni Kurayzahlar,
Huyay’dan korkarlardı. Onu uğur­suz ve kendi kabilesini felakete sürükleyen
kötü bir adam olarak görürlerdi. İzin verirlerse Beni Kurayza’ya da ken­di
kabilesine yaptığını yapacaktı. Ondan korkmalannm asıl sebebi de karşı kovulmaz
bir ruh gücünün olmasıydı. Hu­yay, eğer birşeyi isterse tüm karşı koyanlan
bastırır ve amacına ulaşıncaya dek ne kendisine, ne de karşısındaki­lere rahat
vermezdi. Şimdi Beni Kurayza’nın şefi Ka’b îbn Efted’e -Peygamber (s.a.v.)’le
anlaşma yapan lider- gitmiş ve kim olduğunu söyleyip kapısıut çalıyordu. Ka’b,
ilk ön­ce kapıyı açmayı reddetti. «Bırak da içeri gireyim!» dedi

Huyay. Onun ne
istediğini çok iyi bilen Ka’b: «Sen bırak! Ben Muhammed’le bir anlaşma yaptım
ve onu bozmaya­cağım» dedi. Huyay: «İçeri gireyim de konuşalım» dedi. «Hayır»
dedi Ka’b. Fakat Huyay onu, yemeğini kendisi ile paylaşmak istemediği için
kendisini içeri almamakla suç­ladı Bu Ka’b’ı o kadar sinirlendirdi ki kapıyı
açtı. Huyay şöyle dedi: «Ey Ka’b, sana her zaman sürecek olan bir za­fer ve
köpüren deniz gibi bir güç getirdim. Sana liderle­riyle birlikte Kureyş, Kinane
ve Gatafan’ı, bin kişisi atlı ve on bin kişilik bir ordu getirdim. Onlar bana,
Muham-med Cs.a.v.) ve taraftarlarının kökünü kazıyıncaya kadar rahat
etmeyeceklerine dair ant verdiler. Bu defa Muham-med Cs.a.v.) kaçamayacak».
Ka’b: «Tanrıya andolsun ki, sen bana her zaman utanç getirdin, içinde şimşek ve
gök gürültüsünden başka birşey olmayan yağmursuz bir bu­lut. Yazıklar olsun
sana ey Huyay. Beni olduğum gibi bı­rak.» dedi. Huyay ondaki bu yumuşamayı
farketti ve gü­zel konuşmasıyla eğer yeni din ortadan kalkarsa ne ka­dar
avantajları olacağını anlatmaya başladı. Sonunda Al­lah adına şöyle bir yemin
etti: «Eğer Kureyş ve Gatafan Muhammed (s.a.v.)’i öldürmeden yurtlarına
dönerlerse, ben de seninle birlikte kalende oturup, kaderimi bekleye­ceğim.» Bu
Ka’b’ı, İslam’ın yaşamasının mümkün olmaya­cağı konusunda ikna etti. Daha sonra
Peygamber (s.a.v.)’-le halkı arasında yapılan anlaşmayı bozacağını söyledi.
Huyay, anlaşma metnini görmek istedi; okuduktan sonra metnin yazılı olduğu
kâğıdı ikiye yırttı. Ka’b da kabile-sindekilere neler olduğunu haber vermeye
gitti. Onlar. «Eğer sen Öldürülürsen, Huyay’m da seninle birlikte öldü­rülmesinin
ne gibi bir avantajı olabilir» dediler. İlk anda kararma karşı çıkan çok oldu.
Suriye’den Peygamber (s.a.vJ’in gelişini karşılamak üzere gelen yaşlı yahudi
İbn el-Heyyeban, Beni Kurayza’hlann arasındaydı. O Peygam­ber s.a.v.)’İ tarif
etmiş ve gelmesinin yakın olduğunu ha­ber vermişti. Çok azının yahudi olmayan
bir Peygamber (s.a.v.) ‘e ilgi duymaya yatkın olmasına rağmen, çoğu Mu­hammed   (s.a.vJ’in tarif edilen kişi olduğunu
hissediyordu. Yine aralarında, yahudi olsun olmasın bir Peygamber (s.a.v.)’e
karşı çıkmanın ne kadar önemli olduğunu kav­rayabilecek yeteneğe sahip olmayan
çok az kişi vardı. Ço­ğunluğa gelince, onlar politik bir anlaşmayı bozmaya kar­şıydılar.
Fakat birkaç münafığın, Huyay’ın söylediklerini doğrulayan haberler
getirmesinden ve kendilerinden bir­kaç kişinin de gidip Kureyş ordusunu kendi
gözleriyle gör­mesinden sonra genel görüş Kureyş ve müttefikleri tara­fına
doğru kaymaya başladı. Gerçekten de hendeğin öte­sindeki ovanın göz
alabildiğine atlar ve adamlarla dolu olduğunu görmek insanı ürkütüyordu.

O sırada Halid ve
îkrime geçilip geçilemeyeceğini an­lamak, üzere belirli bir uzaklıktan hendeği
inceliyorlardı. Ümitsizlik içinde: «Nasıl bir tuzak bu!» dediler. «Araplar
hiçbir zaman böyle bir yol denememişlerdir. Aralarında mutlaka bir îran’li
var». Ümitlerinin aksine hendek çok iyi kazılmıştı. Sadece diğerlerine göre
biraz dar olan küçük bir alan kalmıştı. Orası da sıkı bir şekilde korunuyordu.
Orayı geçmek İçin giriştikleri bir iki çaba başarısızlıkla sonuç­landı. Atları
hiç hendek görmemişti, bu nedenle hendeğe yaklaşınca, ürküyorlardı. Belki onlan
ahştırabilirierdi, fa-kat şimdilik savaş sadece karşılıklı ok atışları şeklinde
de­vam ediyordu.

Beni Kurayza’nın
anlaşmayı bozması haberi gizli kal­madı. Münafıklardan çoğu hangi tarafı tutaç
akların a ka­rar veremedikleri için iki tarafın sırlarını birbirlerine açık
lıyorlardı. Ömer (r.) Ashabtan yahudilerin ihanetini ha­ber alan ilk kişi oldu.
Bunu duyar duymaz hemen Ebu Be­kir (r,)le birlikte çadırında oturan Peygamber
(s.a.v.)’in ya­nma gitti «Ey Allah’ın Rasulü» dedi, -Beni Kurayza’nın bi­zimle
olan anlaşmasını bozduğunu ve bize karşı savaş açtı­ğını duydum». Peygamber
Cs.a.v.)’in üzgün olduğu farkedili-yordu. Zübeyr’i meselenin aslını öğrenmek
üzere gönder­di Daha sonra Ensar’m kendilerini dışlanmış hissetmeme­si için Zvb
ve Hazreçli iki Sa’d’ı, Useyd’le birlikte çağırdı. Onlara haberleri verdikten
sonra şöyle dedi; «Gidin ve işin aslını öğrenin. Eğer duyduklarımız yanlışsa
bunu açıkça söyleyin. Eğer doğru ise bunu bana imalı bir şekilde söyleyin ki
anlayabileyim». Onlar Zübeyr’den hemen son­ra Kurayza kalelerine ulaştılar ve
g, “ekten de yahudile.. rin anlaşmayı bozmuş olduğunu gördüler. Yahudileri
çok geç olmadan hatalarını tamire ve anlaşmaya bağlılığa ça­ğırdılar. Fakat
onların cevabı şu oldu: «Allah’ın Rasulü de kim? Muhammed’le aramızda ne bir
antlaşma ne de bir karar birliği var». Üzüntü içinde onlara Beni Nadir ve Be­ni
Kaynuka yahudilerinin başına gelenleri hatırlattılar. Ka’b ve diğerleri o anda,
onları dinleyemeyecek denli Ku-reyş in zaferinden emindiler. Elçiler
konuşmalarının boşu­na olduğunu anlayınca Peygamber (s.a.v.)’in yanına dön­düler.
Ona: «Adal ve Kare» dediler. Bunlar Hubeyb ve ar­kadaşlarını HudayFa teslim
eden iki kabilenin isimleri idi. Peygamber (s.a.v.) onların ne demek istediğini
anladı ve = «Allahu Ekber, ey müslümanlar, cesur olun»  dedi.

Artık hendeğin
yanındaki mevzilerden askerlerin bir kısmını çekip şehrin içinde bir mevzi
kurmak gerekiyordu. Daha sonra Huyay’ın, Kureyş ve Gatafan’ı biner kişilik bi­rer
ordu kurup bir gece vakti şehrin kuzeyindeki Kuray­za kalelerine saldırmaya,
oradan da şehrin içerlerine ge­çip, müslümanların kadın ve çocuklarını
kaçırmaya teşvik ettiği haberi geldi. Çeşitli sebepler yüzünden kararlaştırı­lan
gece hep tehir edildi ve proje hiçbir zaman uygulana­madı. Fakat Peygamber
(s.a.v.), bunu haber alır almaz Zeyci’i yüz kişilik atlı bir grupla şehrin
sokaklarında dolaşmak ve gece boyunca sesli tekbir getirmekle görevlen­dirdi.
Böylece düşman şehirde büyük bir ordunun olduğu­nu zannedecekti.

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.