Hayber Hz. Muhammedin Hayatı
69. HAYBER
Mekke ile yapılan
anlaşma, kuzeydeki diğer tehlikelerle ilgilenme fırsatı verdi. Bunlardan en
büyüğü çoğu İslâm düşmanı olan yahudilerin yaşadığı Hayber şehri idi Büyücü
Labîd’e büyük bir ihtimalle onlardan biri rüşvet vermişti. Fakat Beni Nadir ve
onların Hayber’li akrabalarına karşı bir girişimde bulunmak için bundan daha
kesin deliller ve genel nedenler vardı. Onların Medine’yi işgal etmesi
sözkonusu değildi. Bir iki kişi dışında onlardan kimse Hendek savaşma
katılmamıştı. Fakat her seferinde Kureyş’e saldın teşvikini veren ve Gatafan’ı
da Kureyş’le bir olmaya ikna eden onlardı. Gatafan’ın hâlâ Medine’ye düşman
olmasına da onlar neden oluyorlardı. Hayber bu şekilde kaldığı sürece Medine
tam bir barış yaşayamazdı.
Bu yönde ergeç bir
girişimde bulunulması gerektiği uzun süreden beri biliniyordu. Çünkü Peygamber
(s.a.v.), bir süre Önce inen vahydeki yakın zaferin ganimetleri bol olan bir
zafer Hayber’in fethi anlamına geldiğinden emindi. Fakat bu, Müslüman olduğunu
söyleyen herkes tarafından paylaşılmamalıydı. Vahiy, Umre’ye katılmayan
bedevilerin tamamen maddi kaygularla savaşlara katıldıklarını söylüyordu.
Umrede ganimet ve çapul imkânı olmadığı için katılmaya değer bulmamışlardı. Bu
nedenle şüphesiz Arabistan’ın en zengin topluluklarından biri olan Hayber’in
fethinde de rol almamaları gerekiyordu.
Bu, nisbeten küçük bir
kuvvetle yola çıkmak anlamına geliyordu. Gerçi küçük bir kuvvet olması,
plânlarının son ana kadar gizli kalmasını sağlayabilirdi. Fakat yine de bu
proje duyulduğunda ağızdan ağıza bir gerçek imiş gibi değil, bir efsane gibi
yayıldı. Hayber’in aşılamaz gücünü herkes biliyordu. Kureyş ve diğer islâm
düşmanları bu haberlerin doğru olmasını’ ümit ediyorlardı. Çünkü eğer bu
doğruysa, Muhammed ts.a.v.) müthiş bir yenilgi yaşayacaktı. Fakat onun deli
olmadığım bildikleri için bu haberlerin yalan olmasından korkuyorlardı.
Hayber’lİler ise o denli kendilerinden emindiler ki bu haberlere inanmadılar.
Muhammed <s.a.v.)’in Medine’den yola çıktığı haberi kendilerine ulaşıncaya
kadar müttefiklerine yardım haberi göndermediler. Ancak bu haberler ulaştığında
şefleri Kinane, Gatafan’ı ziyaret etti ve yardımlarına karşılık o yılın hurma
hasadının yarısını teklif etti. Gatafan’lılar bunu kabul ettiler ve dörtbin
kişilik bir ordu göndereceklerine söz verdiler. Haybe- yahudileri hergün
zırhlanın giyip toplam onbin kişi ol ,n ordularını hergün sıraya sokmayı
gelenek haline getirmişlerdi. Gatafan’m da yardımıyla ordu ondörtbin kişiye
ulaşacakta. Medine’den gelen haberlere göre ise ordu sadece altıyüz kişi idi.
Peygamber (s.a.v.)
yola çıkmadan Önce Evs’li Ebu Ahs (r.) ona geldi ve bir sorunu olduğunu
söyledi. Üzerine bineceği bir devesi vardı, fakat elbiseleri çok eskiydi ve ne
yolculukta kendisi için, ne de ailesine bırakabileceği yiyecek parası yoktu.
Bu aşırı bir durum olmasına rağmen, ona benzer daha birçok kişi vardı. Fakat
Umre’ye giderken çok şey harcanmıştı ve o güne dek kazanılan tüm ganimet ler de
sayısı gün geçtikçe artan Muhacir Müslümanlara harcanarak tüketilmişti.
Peygamber (s.a.v.) Ebu Abs (r.)’a tek şey olarak elinde kalan uzun ve yeni bir
giysi verdi. Fakat birkaç gün sonra sefer sırasında onu daha kötü ve eski bir
elbiseyle gördü. «Sana verdiğim elbise nerde?» diye sordu. «Onu sekiz dirheme
sattım» dedi Ebu Abs (r.) «Daha sonra kendim için iki dirhemlik hurma aldım,
iki dirhemim de aileme geçimleri için bıraktım. Geri kalan dört dirheme de bir
elbise aldım.» Peygamber (s.a v.) küçüldü ve: «Ey Abs (r.) ‘m babası sen ve
arkadaşların gerçekten fakirsiniz. Fakat nefsimi kudret elinde tutana yemin
olsun ki, bir müddet daha yaşarsınız, bolluk içinde yaşayıp ailelerinizi de
bolluk içinde yaşatacaksınız. Bir yığın dirhem ve köleye sahip olacaksınız ve
bu sizin için iyi olmayacak”[1].
Sefer sırasında
Peygamber (s.a.v.) iki kamp yeri arasında orduyu durdurdu ve İbn el-Ekva (r.)
adındaki güzel sesli bir Eslem’li adamı çağırdı. Devenden in ve bize deve
şarkılarından bir şarkı söyle» dedi. Bedevi, onlar develeri üstünde giderken
şarkı söyleyecekti. Unutulmayan, kederli ve monoton olan eski melodileri
söylüyorlardı. Ibn el-Ekba’nin, Peygamber (s.a.v.)’in Hendek’te Öğrettiği
beyti okumasıyla bu kederli hava daha da yoğunlaştı:
«Rabbimiz, biz hiç bir
zaman sana yönelmez, Zekât vermez ve namaz kılmazdık.»
Ibn el-Ekva Cr.) bu
beyitle başlayan ş’arkıyı tamamladığında Peygamber (s.a.v.) ona: «Allah sana
rahmet etsin? dedi. Buna karşı çıkan Ömer: «Ey Allah’ın Rasulü, sen bunu
kaçınılmaz kıldın. Keşke onunla daha fâzla beraber ola-biîseydik!» dedi.
Hepsinin bildiği gibi, Ömer, onun yakında şehit olacağını kastediyordu. Çünkü
onlar, Peygamber (s.a.v.) kime rahmet dilerse kısa bir süre sonra onun şehit
olduğunu görmüşlerdi.
îkibuçuk gün sonra,
hedefe sadece bir akşamlık yollan kalmıştı. Hayber ile müttefikleri Gatafan
arasında engel oluşturacak bir konumda yol almaları gerekiyordu. Bunu amaçlayan
Peygamber (s.a.v.) bir rehber istedi ve geceleyin surların önündeki açık
düzlüğe ulaştılar. Gece çok karanlıktı, çünkü hilal henüz yeni çıkmıştı. Ordu
o denli sessiz yaklaşmıştı ki şehirde hiç kimse durumun farkında bile-değildi.
Sadece sabahleyin bir horoz sesi sessizliği bozdu. Müslümanların kampında o
şafak vakti sabah ezanı sessizce okundu. Namazdan sonra sessizlik içinde,
sabah ışığıyla ortaya çıkan ekin
tarlaları, hurma bahçeleri ve kaleleriyle «Hicaz’ın bostanı»nı seyrettiler.
Güneş yükseldi, toprak işçileri ellerinde çapaları, sepetleriyle çıkıp böyle
sessiz bir orduyla karşılaşınca çok şaşırdılar. «Muhammed ve ordusu!» diye
bağırıp geriye, kalelere kaçtılar. Peygamber (s.a.v.) AUahu Ekber dedi ve zafer
dolu bir sesle Haribet Hayber (Hayber harap oldu) sözlerini skledi. Daha sonra
Allah’ın insanları cezalandıracağını haber veren bir âyet okudu:
«Fakat (azab) onların
sahasına indiği zaman uyarıhp-korkututanların sabahı ne kadar da kötü olur.»
(Saffat:177).
Ama «indiği zaman
yerine «indirdiğimiz zaman» dedi.
Yahudiler hemen bir
savaş konsülü topladılar. İçlerinden bir şefin uyarılarına rağmen kale
burçlarındaki siperlerine güvendiler. Yesrib kaleleriyle, dağ hisarları adını
verdikleri kendi kaleleri arasında hiçbir karşılaştırma yapılamayacağını
söylediler. Bu ayrı gruplarla savaşma karan, onların en zayıf noktalan olan
birlik yoksunluğuna dayanıyordu. Kur’an’da Yesrib yahudiîeri için söylenenler
Hayber’liler için de geçerliydi:
«Sen onları birlik
sanırsın, oysa kalblerİ paramparçadır» (Uaşr: 14).
Küçük, fakat birlik
içindeki bir ordu ile karşılaşmak onlar için şanssızlıktı:
«Hİç şüphesiz Allah,
kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak
çarpışanları sever» (Haşr: 4).
Bu ordu, şu vaade
uyarak nefisleri yücelenlerden oluşuyordu:
«Nice az bir topluluk,
dçtha çok olan bir topluluğa Allah’ın izniyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle
beraberdir» (Bakara: 249)
İlk gün Peygamber
(s.a.v.) en yakın kaleye saldırdığında diğer kaleleri savunanlar birlik olup saldıranlara karşı tek vücut
halinde savaşmadılar. Fakat kendi duvarları arkasında kalıp, kendilerini
güçlendirmekle meşgul oldular. Bu taktikler iki ordu arasındaki eşitsizliği
azaltacak nitelikteydi. Fakat yine de Müslümanların sabrı, yabancı bölgede
birden fazla savaş yapıp, uzun süren bir işgal ile sınanıyordu. Hayberliler,
Arabistan’da en iyi nişancılar olarak tanınırlardı. Şimdiye kadar Müslümanlar
hiç bu kadar fazla kalkan kullanmaya ihtiyaç duymamışlardı.
Kampın gerisinde ise
kadınlar sürekli ok yaralarım tedavi ile meşgul oluyorlardı. Peygamber
(s.a.v.)’in eşlerinden sıra ikinci defa yine Ummü Seleme’ye gelmişti.
Yaralıları tedavi etmek ve safların gerisinde su ihtiyacını karşılamak üzore
gelen kadınlar arasında Peygamber (s.a.vj’in halası Safiye (r.), Ümmü Eymen
(r.), Nuseybe (r.) ve Enes’in annesi Ümmü Süleym (r.) de vardı.
Günler geçti, fakat
hiçbir şey elde edilemedi. Altıncı gece, Ömer (r.)’in gözcülükle görevli olduğu
bir sırada kampta bir casus yakalandı. Bu casus hayatı karşılığında
Müslümanlara kaleler hakkında bilgi verdi ve hangi kalenin en zayıf ve en çok
silaha sahip olduğunu anlattı. îlk önce en az korunan fakat geçmişte diğer
kalelere karşı kullanılan bir savaş aletine sahip bir kaleye saldırmalarım
önerdi. Medine gibi Hayber’de de uzun süreden beri iç savaş yaşanmıştı. Ertesi
gün Müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kaya fırlatmaya yarayan bir mancınık ve
askerlerin kaleye girmek için yakın dövüşe başladıklarında üstünde çatı
vazifesi görecek olan bir siperden oluşan savaş aletlerini diğer kalelere
karşı kullanmak üzere çıkardılar. Bir bakıma bu aletler sayesinde, zayıf
kaleler teker teker düştü. Karşılaştıkları en güçlü savunma Na’im adındaki
kalenin savunmasıydı. Burada garnizon büyük bir kuvvetle karşı koyuyordu ve o
gün Müslümanlar tarafm-yan yapılan her saldın püskürtüldü. Peygamber (s.a.v.)
«Yarın sancağı Allah’ın ve Rasulünün sevdiği birisine vereceğim. Allah bize
zaferi onun ellerinden verecek, o hiçbir zaman dövüşten kaçmayan biri- dedi.