İsmi Mevsul ve Sıla Cümlesi
Sıla Cümlesinin Özellikleri
(1) Sıla, cümle-i haberiyedir veya haber cümlesi mânasında olan lafızlardır. Yani isim cümlesi veya fiil cümlesi veya şibh-i cümle veya ismi fâil veya ismi mef’ul olarak gelen bir yan cümledir ve i’râbı yoktur. Kur’an-ı Kerimdeki sıla cümleleri dinleyenlere, kendisine ait sıfatı veya vasfı yaşadığı bir hadise ile sadece kendisine gizlice açıkladığı için i’râbı yoktur. İstek (Talep-inşâ) anlamı ifade eden fiillerden sıla cümlesi olmaz.
(2) Sıla cümlesinde; ism-i mevsûlü hazfetmek câiz değildir, ancak anlaşılacak durumda ise hazfedilebilir (Bakınız: 14.2’deki sebeb olabilir).
(3) Sıla cümlesi tercüme edilirken ism-i mevsûle: -en, -an, -dığı, -cek, -cak, -eceği, -cağı, -ki, bulunan, olan, … eklerini alarak bağlanır.
(4) Sıla cümlesi olan fiil, mazi de olsa veya muzari de olsa bu ekler fiilin sonuna bitişir. Ancak fiil mazi ise; -en / -miş olan ekleriyle de ifâde edilebilir. Fiil muzari ise; -er olan, -yor olan, -cek olan, -mekte olan ekleriyle de ifâde edilebilir.
(5) Sıla cümlesi, ism-i mevsûlün önüne geçemez.
(6) İsm-i mevsûl ile Sıla arasına nidâ, yemîn, i’tirâziyye cümlesi (Duâ cümlesi de bir i’tirâziyye cümlesidir) girebilir.
(7) Elif-nun, sıla’nın başına geldiğinde ( إِنَّ ) okunur.
(8) Sıla cümlesi İhbâri Cümledir. Tercüme edilirken aşağıdaki kâideler uygulanır (AÇIKLAMA: Arabça’da cümleler, kesin mâna ifâde etme ve etmeme bakımından ikiye ayrılır. İhbâri Cümle mânası gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi mümkün olan; fiil cümlesi, isim cümlesi ve şibh-i cümlesidir. İnşâî Cümle mânası gerçekleşmemiş veya gerçekleşmesi şüpheli olan; emir cümlesi, nehy cümlesi, temennî cümlesi ve taaccüb cümlesidir.) ;
(9) Sıla cümlesi bir fiil cümlesi ise, ism-i mevsûl -en kimse, -in kimse, anlamı ile sıla cümlesine bağlanır.
Örnek: 1/7 ( صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ ) “Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna (eriştir) -gazaba uğrayan ve sapıtanların değil.” Burada “inandım, şâhidim, şâhid oldum, şüphesiz olarak bildim” gibi anlamları saklar.
Ayet-i Kerimesindeki ( … أَنْعَمْتَ … “nimet verdiğin” ) sıla cümlesi bir fiil cümlesidir ve ( … الَّذِينَ … “kimselerin”) ism-i mevsûl
(10) Sıla cümlesi bir isim cümlesi ise, ism-i mevsûl -na, -nı, -an, anlamı ile bağlanır. Örnek 2/61 ( … بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ … ) “… daha iyi olan ile”
(11) Sıla cümlesi bir şibh-i cümle (zarf) ise, ism-i mevsûl -ki, bulunan şey, olan şey anlamı ile sıla cümlesine bağlanır.
Örnek: 16/96 Ayet-i Kerime’sindeki sıla cümlesi ( … مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ ) şibh-i cümledir ve ism-i mevsûl ( … مَا … ) “Sizin yanınızdaki şeyler tükenir …” anlamı ile sıla cümlesine bağlanır. ( … عِنْدَ … ) Mekân zarfıdır; ( … كُمْ … ) ise muhataplara döner, âid zamiri değildir. Âid zamiri, takdir edilen ( اِسْتَقَرَّ ) fiilindeki gizli ( هُوَ ) zamiridir.
(12) Sıla cümlesi bir şibh-i cümle (harfi cerli isim) ise, ism-i mevsûl -ki, bulunan şey, -olan şey anlamı ile sıla cümlesine bağlanır
Örnek: 3/154’de ( وَلِيَبْتَلِيَ اللَّهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ … ) “… Ellah sizi ibtilâ etti – sadırlarınızda olan şeylerden dolayı ve kalblerinizdeki niyetlerinizi temizlemek için yaptı – Ellah sadırlarda olanı çok iyi bilendir.”
Ayet-i Kerime’sindeki sıla cümlesi ( … مَا فِي صُدُورِكُمْ … ) şibh-i cümledir ve ism-i mevsûl ( … مَا … ) “.. sadırlarınızda olan şeyler ..” anlamı ile sıla cümlesine bağlanır. ( … فِي صُدُورِ … ) harficerli ismi “sadırda oluşan” anlamındadır. ( … كُمْ … ) ise muhataplara döner, âid zamiri değildir; âid zamiri, takdir edilen ( اِسْتَقَرَّ ) fiilindeki gizli ( هُوَ ) zamiridir. Buradaki sıla cümlesi, Ellah Teala’nın ibtilâ etme sebebini açıklar.
(13) Sıla cümlesi bazen şart cümlesi de olur, İsm-i mevsûller mübtedâ veya ( إِنَّ ve benzerleri gibi) nevâsıhtan birinin ismi olunca, umûmiyetle şart ifâde eder. Örnek Ayet-i Kerime : …. ( ? )
Örnek: ( إِنَّ مَنْ يَجْتَهِدُ يَنْجَحُ ) ” Muhakkak çalışan başarır” cümlesindeki ( مَنْ ) ism-i mevsûldür ve ( إِنَّ ) nin ismidir. ( يَجْتَهِدُ ) lafzı da sılasıdır. ( يَنْجَحُ ) ise, haberdir. Bu cümlenin başında ( إِنَّ ) olmasaydı, ( مَنْ ) şart ismi olarak da kullanılabilirdi; o zaman iki muzari fiili cezmederdi ( مَنْ يَجْتَهِدْ يَنْجَحْ ).
(14) Sıla cümlesinde; Âid zamir denilen, ism-i mevsûl’e âid olan, sıla cümlesini ism-i mevsûle (bâriz, müstetir veya hazfedilmiş (mahzûf) olarak) bağlayan ve ism-i mevsûlle aynı sıgada olan bir zamir bulunur. Âid zamirine ( الرَّاجِعُ ) de denir.
(14.1) Âid zamiri umûmiyetle gâib muttasıl veya munfasıl zamirden olur. Bazan munfasıl muhâtab zamirinden de olabilir.
(14.2) Nekre bir kelimeden sonra ism-i mevsul kullanılmaz fakat Âid zamiri ile birlikte varmış gibi tercüme edilir.
Örnek: ( قَدْ جَاءَ رَسُولٌ ( مِنْكُمْ ) دَعَانَا إِلَى الْإِسْلاَمِ ) “(sizin içinizden) Bizi islâma çağıran bir peygamber geldi”
(14.3) Cümlenin başına geldiklerinde soru işâreti olan ( مَا مَنْ ), Ayet-i Kerimedeki yerine göre çoğul mânasını taşıyan ism-i mevsûl olur.
Örnek: 16/96 ( مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ بَاقٍ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُوا أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ) “Sizin yanınızdaki şeyler tükenir – Ellah katında olanlar bâkidir – Sabredenleri mutlaka mükafaatlandıracağız – onları daha güzel bir ecirle – yaptıkları şeye karşılık olarak.”
(14.4) Bâriz (Açık) Âid zamir e örnek-1: ( يُحَبُّ الْإِنْسَانُ الَّذِى هُوَ مُحْسِنٌ ) “İyilik eden insan sevilir.” Bir yan cümle olan ( هُوَ مُحْسِنٌ ) sıla cümlesindeki ( هُوَ ) Âid zamir dir.
(14.5) Müstetir (Gizli) Âid zamir : İsm-i mevsûlden sonra gelen fiilin muttasıl zamiri, aynı zamanda Âid zamir dir:
Örnek 2/25 ( هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ) “… Bu daha önce rızıklandığımız şeydir derler …” Ayeti Kerimesindeki ismi mevsulden sonra gelen ( رُزِقْنَا ) fiilindeki ( نَا ) konuşanlara döner, âid zamiri değildir; âid zamiri mahzûftur, takdiri ( رُزِقْنَاهُ )’dur.
(14.6) Hazfedilmiş (Mahzûf) Âid zamiri aşağıdaki dört durumda hazfedilir:
Birinci durum: Âid zamiri müteaddi fiilin mefulü ise hazfedilir. Örnek: 96/5 ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) “İnsana bilmediği şeyleri öğretti” Ayet-i Kerimesinde ( لَمْ يَعْلَمْ … ) olan sıla cümlesinin kâideye göre ( لَمْ يَعْلَمْهُ ) olması gerekirdi. Ancak sıla cümlesinin fiili müteaddî olduğundan, Âid zamiri hazfedilmiştir. Bu sıla cümlesindeki ( هُ ) âid zamiri mahzûftur. denir.
İkinci durum: Âid zamiri uzun bir sıla cümlesinin mübtedası ise hazfedilir.
Üçüncü durum: Âid zamiri müştâk (ism-i fâil, ism-i meful, sıfat-ı müşebbehe .. gibi) ismin muzafun ileyhi olursa hazfedilir.
Dördüncü durum: Âid zamiri harficerli olursa, harficer ile beraber hazfedilir.
(14.7) Âid zamiri açık değilse okuyan onu, ism-i mevsûl türüne göre takdir eder ve Âid zamir; sayı, müzekkerlik ve müenneslik yönünden ism-i mevsûl’e uygun olur.
(14.8) Âid zamiri bazen terk edilebilir. (NOT: 33/69’daki ( … كَالَّذِينَ ءَاذَوْا مُوسَى … ) sıla cümlesi, bu kâideye uygun bir örnek olabilir mi?)
Örnek : 33/69 ( يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ ءَاذَوْا مُوسَى فَبَرَّأَهُ اللَّهُ مِمَّا قَالُوا وَكَانَ عِنْدَ اللَّهِ وَجِيهًا ) “Ey iman edenler! – Siz de Mûsâ’ya ezâ edenler gibi olmayın – sonra Ellah onu söylenenlerden temizledi – O, Ellah katında mevki sahibi idi.”
(14.9) İsm-i mevsûl, kendisinden sonra gelen harficerli bir fiilin mefulü ise, Âid zamirinin de harficerli gelmesi zorunludur.
(14.10) اَلَّذِى vasıtası ile haber vermek : Fiil cümlesinin başına getirilen اَلَّذِى mef’ülün bih’i, haber yapar (NASB’ı, mahallen REF eder) ve fiilin sonunda da اَلَّذِى e dönen muttasıl âid zamiri bulunur.
Örnek : 25/63 وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا “Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazu ile (hevnen) yürürler.” Ayeti kerimesindeki ism-i mevsûl, fiil cümlesinin başına gelerek mef’ulü (mahallen REF ederek), HABER yapar. يَمْشُونَ fiilinin müstetir zamiri de aynı zamanda Âid zamiri olur. Dolayısıyla, fiil cümlesinin fâili de MÜBTEDÂ olur. Fâilin yürüyüşü, kesbîdir. Mübtedânın yürüyüşü ise, vehbîdir. Aralarındaki yürüyüş farkını ve ( هَوْنًا ) kelimesinin anlamını sadece Gavs (k.s) hazretlerinin yürüyüşünü gören bilir. Ayrıca Rahmân’ın kulları, dünya ile ilgili işlerini ( هَوْنًا ) “Tevazû ile ifâ ederler” anlamı da saklıdır. Çünkü, Gavs (k.s) hazretlerinin bizlere karşı davranışlarını hayranlıkla görmekteyiz
Her ism-i mevsulden sonra, kendinden önceki kelimeyi açıklayan ve mânasını tamamlayan bir ilgi cümlesi mutlaka bulunur. İsm-i mevsûlün cümlede bir çok görevi vardır, ancak tek başına bir anlamı yoktur ve kendinden sonraki cümleye ek anlam verir. Bu ek anlamlar da kendilerine dönen Âid zamirlerin cümledeki yerine göre değişir. (Aşağıdaki örneklere uygun Ayet-i Kerimeler bulunup yazılacak ve açıklanacak)
İsm-i mevsûle dönen Âid zamiri meful mevkiinde ise, ism-i mevsûl kendisinden sonraki fiilin sonuna -ğı, -ği, -ğu, -ğü eklerinden birini verir. Âid zamirinin çoğul olması durumunda bu ekler -leri şekline dönüşür.
Örnek : ( قَرَأْتُ الْكِتَابَ الَّذِي اشْتَرَيْتُهُ مِنَ السُّوقِ ) “Çarşıdan satın aldığım kitabı okudum.” Cümlesindeki ( هُ ) Âid zamiri meful mevkiinde olan ism-i mevsûl döner. İsm-i mevsûl ise, meful olan ( الْكِتَابَ )’ın sıfatı olduğu için meful mevkiindedir.
Örnek : 1/7 ( صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّالِّينَ ) “Kendilerine nimet verdiğin kimselerin yoluna (eriştir) – gazaba uğrayan ve sapıtanların yoluna değil.” Ayet-i Kerimesindeki ( تَ ) muttasıl fâil zamiridir ve hitap edilen Allah’a döner; âid zamiri, ( عَلَيْهِمْ )’deki ( هِمْ )’dir. İsm-i mevsûl ( الَّذِينَ ) ise, ( صِرَاطَ)’ın muzafun ileyhidir ve mahallen mecrûrdur.
İsm-i mevsûle dönen Âid zamiri fâil veya nâib-ü fâil mevkiinde ise, o zaman cümlenin sonuna -en, -an eki verilir. Örnek : ( ? )
İsm-i mevsûlden sonraki şibh-i cümlenin sıla cümleciği olarak gelmesi halinde, şibh-i cümlenin sonuna -ki eki verilir. Ancak bu türdeki bir sıla cümlesi, isim cümlesi olduğu için haberi takdîren ( مَوْجُودٌ حَاصِلٌ كَائِنٌ ) dir ve gizlidir. Bu nedenle de şibh-i cümlenin sonuna olan, bulunan eki verilir. Örnek Ayet-i Kerime : ( ? )
Örnek : ( ? مَنِ الَّذِى فِي الْبَيْتِ ) “Evdeki kim ?” Cümlesindeki Âid zamiri, takdir edilen ( مَوْجُودٌ ) gizli haberde ( هُوَ هِيَ ) şeklinde gizlidir ve fâil mevkiindedir. Bu nedenle de “Evde bulunan kim ?” diye bir mâna verilebilir.
İsm-i mevsûlün bir görevi de, sıla cümlesini temel cümleye bağlamaktır. Şöylede söylenebilir: Temel cümle, mârife olan ism-i mevsûl veya harf-i mevsûl ile birlikte içinde fiil de bulunabilen bir yan cümlecik daha almış ve basit cümleden mürekkeb cümle haline gelmiştir. Bu nedenle de temel cümlenin FÂİL’i, elbirliği ile BİR fâil gibi görev yapar.
İsm-i mevsûl, cümlenin unsurlarından biri olabilir. Yani cümlede; fâil, meful, mübteda, haber, sıfat, nevasihtan (inne, kâne ve kardeşlerinden) birinin ismi ve haberi gibi görev yapar. O zaman cümle içindeki yerine göre mahallen merfû, mahallen mansûb, veya mahallen mecrûr olur.
İsm-i mevsûl’ün fâil olma durumuna örnek : Aşağıdaki 39/9’da ( يَسْتَوِي ) muzari fiilinin fâili, ( الَّذِينَ ) dir.
( أَمْ مَنْ هُوَ قَانِتٌ ءَانَاءَ اللَّيْلِ سَاجِدًا وَقَائِمًا يَحْذَرُ الْآخِرَةَ وَيَرْجُو رَحْمَةَ رَبِّهِ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ )
“Amma gece vakitleri kalkıp secdeye kapanan, kıyamda duran, dâima itaatte olan, ahiretten sakınan – ve Rabbinin rahmetini uman, o kimse gibi olur mu? – De ki: Hiç bir olur mu? – bilenlerle – bilmeyenler – bunu ancak akıl sahipleri düşünür.”
İsm-i mevsûl’ün meful olma durumuna örnek : ( اِسْأَلْ مَنْ يَعْرِفُ ) “Bilen kimseye (kimselere) sor” Buradaki ( اِسْأَلْ ) emir fiilinin mefulü ( مَنْ ) dir
( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
İsm-i mevsûl’ün mübtedâ olma durumuna örnek : ( اَلَّذِي يَقْرَأُ يَتَعَلَّمُ ) “Okuyan kimse öğrenir” Buradaki ( الَّذِي ) mübtedadır ve ( يَتَعَلَّمُ ) haberdir (Bilindiği gibi isim cümlesi, bir isimle başlar ve ism-i mevsûl de bir isimdir. Bu nedenle ( الَّذِي ) mübtedadır).
( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
İsm-i mevsûl’ün haber olma durumuna örnek : 2/25’deki ( هَذَا ) mübtedâdır ve ( الَّذِي ) de haberdir.
( هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ ) “… Bu daha önce rızıklandığımız şeydir derler …”
İsm-i mevsûl’ün sıfat olma durumuna örnek : 83/1-3, hangi fiillerin “mutaffif” sıfatı ile sıfatlanmış bir kişilerce işleneceğini açıklıyor. “Kişilerin fiillerine bakarak, sıfatlarını tesbit edin ve bu ölçüye göre de kendinizde bu sıfatın olup olmadığını tesbit edin” emrini saklı olarak veriyor.
83/1 : ( وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ ) “mutaffifîn(olanların) vay haline” ve 83/2 : ( الَّذِينَ إِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ ) “onlar ki nâs’a ölçtüklerinde tam alırlar”
ve 83/3 : ( وَإِذَا كَالُوهُمْ أَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ ) “onlara ölçtüklerinde veya tarttıkları zaman eksiltirler.”
( وَيْلٌ ) mübtedâdır. ( لِلْمُطَفِّفِينَ ) haberdir ve ( الَّذِينَ ) haberin sıfatıdır. Sıla cümlesiyle de, bu sıfatın (ism-i fâilin) zuhur şekli açıklanıyor.
İsm-i mevsûl’ün nevâsih’in ismi olma durumuna örnek : ( إِنَّ مَنْ يَقْرَأُ يَتَعَلَّمُ ) “Muhakkak ki okuyan kimse öğrenir.” Cümlenin harekesinden anlaşıldığı gibi ( مَنْ ) şart edatı olmayıp, bir ism-i mevsûldür. Buradaki ( مَنْ ) ism-i mevsûlü, ( إِنَّ )’nin ismidir ve mahallen mansubdur. ( يَقْرَأُ ) sılasıdır; ( يَتَعَلَّمُ ) ise, ( إِنَّ )’nin haberi olup bir fiil cümlesidir.
( ? ) örnek Ayet-i Kerimeyi bul.
İsm-i mevsûller; (A) Husûsi ism-i mevsûller, (B) Umûmi ism-i mevsûller ve (C) Diğer ism-i mevsûller olmak üzere üç grubta toplanır. İsm-i mevsûlün mânası mübhemse çoğu defa ( مِنْ ) harficerli bir isimle (hâl ile) açıklanır.
(A) Husûsi (Hâss) İsm-i mevsûllerin sığaları aşağıdaki tabloda verildi. Bunlar hem akıl (ilim sahibi olan), hem de gayr-i akıl (ilim sahibi olmayan) için kullanılır:
| اَلْجَمْعُ | اَلتَّثْنِيَةُ | اَلمُفْرَدُ | |||
| اَلَّذِينَ | اَللَّذَانِ اَللَّذَيْنِ | اَلَّذِى | اَلْمُذَكَّرُ | ||
| ki onlar | ki o | ki o | |||
| اَللَّوَاتِى اَللاَّتِى اَللاَّئِى | اَللَّتَانِ اَللَّتَيْنِ | اَلَّتِى | اَلْمُؤَنَّثُ |
Husûsi (Hâss) İsm-i mevsûller hakkında; (1) Müfred ile cemî’si mebnî’dir (2) Tesniyesi, mu’rab’dır. (3) Tesniyenin REF hâlinin alâmeti elif ve NASB ve CER hâlinin alâmeti ye dir (Tesniye ismin i’râb alâmetleri gibidir). (4) İki müfred ve cemî müzekker sığalarda, harf-i tarif’den sonra bir adet LÂM vardır. Diğer sığalarda ise, iki adet LÂM vardır. (5) Gayr-i akıl (hayvan ve eşya, ilim sahibi olmayan)’nın cemî’si için ( اَلَّتِى ) kullanılır. (6) Müennes cemîdeki sıgalar, hem merfu hem de mansub-mecrur durumunda kullanılabilir. (7) Cümlede iki çeşit görevleri vardır. Bunlar:
a) Hâss ism-i mevsûlü, marife isimden sonra geldiği takdirde, o marife ismin sıfatı olur. Örnek: ( ? )
b) Hâss ism-i mevsûlü, fiilden sonra geldiği takdirde, o fiilin fâili (isim)olup, mahallen merfû’dur. Örnek: ( ? )
(B) Umûmi (Müşterek) İsm-i mevsûller ( مَنْ ki o kimse) ve ( مَا ki o şey) ve ( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey, herhangi, hangi) dir. Özellikleri: (1) Müzekker, müennes, müfred, tesniye ve cemî sıgaları yoktur. (2) Hangi şahıs için kullanıldığı Âid zamirinden anlaşılır. (3) Cümlede bir çeşit görevi vardır ve sıfat olmazlar.
( مَنْ ki o kimse) mebnî’dir ve hem müzekker, hem de müennes olan akıllı varlıklar (insanlar, ilim sahibi olanlar … ) için kullanılır. Ancak şu üç durumda, gayr-ı âkil (hayvan ve eşya, ilim sahibi olmayan) için de kullanılır.
Durum-1: ( مَنْ ki o kimse) akıllının yerini tutan bir gayr-ı âkil için kullanıldığında:
Örnek : 46/5’de ( وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنْ يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَنْ لَا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَنْ دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ )
“O kimseden daha şaşkın kim olabilir? – Ellah’tan başkasına tapandan – kendisine kıyamet gününe kadar cevap vermeyecek olana – onlarsa bunların duâlarından habersizdir.” Ayet-i kerimesindeki ( مَنْ ki o kimse) ism-i mevsûlü ( اَلْأَصْنَامُ putlar) yerinde kullanılmıştır. Putlar da akılsız varlıklardır.
Durum-2: ( مَنْ ki o kimse), akıllı ve gayr-ı âkilin karışık olarak bulunduğu durumlarda;
Örnek : 24/41’de ( أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ )
“Görmedin mi? – Gerçekten gökte ve yerde olanlar ve sürüler halinde süzülen kuşlar hep Ellah’ı tesbih eder – Hepsi de gerçekten duâyı ve tesbihi bilmiştir – Ellah bütün yaptıklarını bilicidir.” Ayet-i Kerimesinde Ellah Teala’yı tesbih edenler içinde, hem akıllılar ve hem de gayr-ı âkil karışık olarak bulunduğu için, ( مَنْ ki o kimse) ism-i mevsûlü kullanılmış.
Durum-3: Akıllı ve gayr-i âkil karışık olarak kullanıldıktan sonra, akıllı ile gayr-i âkil ayrılsalar da, gayr-i âkil için ( مَنْ ki o kimse) kullanılır. Örnek : 24/45’de
( وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ )
“ve Ellah her canlıyı sudan yarattı – onların kimisi karnı üzerinde yürüyor – ve kimisi iki ayağı üzerinde yürüyor – ve kimisi dört üzerinde yürüyor – Ellah dilediğini yaratır – şüphesiz Ellah her şeye kadirdir.” Ayeti kerimesindeki ( مَنْ ki o kimse) ism-i mevsûlü, ( دَابَّةٍ yaşayan) dan ayrılan gayr-i âkil için kullanılmış.
( مَا ki o şey) mebnî’dir ve gayr-i âkil (hayvan veya eşya) için kullanılır. Örnek: 96/5 ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) “İnsana bilmediği şeyleri öğretti”
Akıllı ile gayr-ı âkil karışık olduğunda ( مَنْ ki o kimse) yerine ( مَا ki o şey) kullanılır. Örnek : 59/24
( هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ )
“O Ellah ki – her şeyi yaratandır – yoktan var edendir – her şeye suret verendir – en güzel isimler O’nundur – göklerde ve yerde ne varsa hep O’nu tesbih eder – ve O güçlü ve hikmet sahibidir.”
Müşterek ism-i mevsûlü, fiilden sonra geldiği takdirde, o fiilin mefulü (isim)olup, mahallen mansûb’dur. Örnek: ( عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ) (Alak 96/5)
( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey, hangi, herhangi) mu’râb’dır, diğer ikisi yerine kullanılır ve müennesi ( أَيَّةٌ ) dir. Ancak, bunun yerine ( مَنْ ) veya ( مَا ) konabiliyorsa, ism-i mevsuldur. Aksi halde, sonraki isme muzaf olur. Örnek: ( ? )
( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey) muayyen bir isim veya zamire muzaf olarak kullanılır. İsimlere muzaf olduğunda, anlamını muzaf olduğu isimden alır. Muzafın ileyhi cümlede yoksa hazfedilmiş kabul edilir. Muzafun ileyhi, cemî isim veya zamir olur. Sılası, muzafun ileyhten sonra gelen kısımdır. Muzafın ileyhi ile beraber mübtedası da hazfedilebilir. Zamire muzaf olup, sıla’sının zamiri olan mübtedası da hazfedilirse, zamme üzere mebnî olur. Zamire muzaf olup, sılasının mübtedası hazfedilmişse, haberi de zarf veya harficerle mecrur olursa, mu’rab olur. Mu’rab olan ( أَىّ ٌ ki o kimse, ki o şey) ile mebnî olan ( مَنْ ki o kimse) ve ( مَا ki o şey) birleştirilerek iki ism-i mevsûl daha yapılır. Bunlar ( أَيُّمَا her ne ki, her şey ki) ve ( أَيُّمَنْ her kim ki, her insan ki) dir.
(C) Diğer İsm-i mevsûller Harf-i tarif olan ( اَلْ ), İşâret ismi olmayan ( ذَا ) ve Sahiblik anlamı olmayan ( ذوُ ) dur.
Harf-i Tarif ( اَلْ ) şâyet : (1) Sıfat olan müştâk isimlerin (ism-i fâil, ism-i meful, sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdîl, …. in ) önünde bulunduğu zaman, harf-i tarif olmaktan çıkar ve ( اَلْ ) ism-i mevsûl olur. Müştak isim de şibh-i fiil olur.
(2) İsm-i mevsûl olarak görev yapan ( اَلْ ) dan sonra gelen isim, şemsî harf ile başlıyorsa, şeddesiz okunur. Örnek : 3/78
( وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ ) “Ehli kitaptan bir fırka vardır ki, kitapta olanı dilleri ile eğer bükerler.” Ayeti kerimesindeki ( أَلْسِنَتَهُمْ ) kelimesinin ilk harfi şemsî bir kelime olmasına rağmen, şeddesiz yazılıdır ve öğle de kıraat edilir. Bu nedenle de cümleye “bildiğiniz o kimse konuşurken, ….. dikkat edin, … aldanmayın” gibi anlamlar yükler
(3) İsm-i mevsûl olarak görev yapan ( اَلْ ) ile gelen kelimenin anlamında “Okuyuşun mânasına mevsûf olanı (Mânevi vucüdlanma ile bilinir hâle geleni veya Mânevi bir cübbe gibi giyileni) seyredip, ibret alın veya örnek alın.” bilgisi saklıdır.
Şöyle de söylenebilir : birinci marife mef’ul olan ( أَلْسِنَتَهُمْ ), ikinci harfi cerli mef’ul olan ( بِالْكِتَابِ ) önce geldiği için, ikinci mef’ul sebebiyle mânevi vucudlanma peydah olur. (NOT : “şâyet harfi cerli meful önce gelirse, sonra gelen marife mef’ulde fâile ait gizli bir özelliği dinleyene açıklıyorum, dikkat edin.” bilgisi saklıdır.
İşâret ismi olmayan ( ذَا ) : Soru ismi ( مَنْ kim ?) ve ( مَا ne ?)’den sonra ( ذَا ) geldiği zaman, ism-i mevsûl olur, işâret ismi olmaz.
Örnekler: ( ? مَاذَا فَعَلْتَ Yaptığın nedir ? (Ne yaptın ?) ve ( ? مَنْ ذَا ذَهَبَ Giden kimdir ? (Kim gitti ?) gibi.
Bu cümlelerdeki ( ذَا ) lar, ism-i mevsûldür ve mübtedâdır. ( فَعَلْتَ ) ve ( ذَهَبَ ) ise, sıla cümlesidir. ( مَا ne ?) ve ( مَنْ kim ?) de mukaddem haberdir.
Sahiblik anlamı olmayan ( ذوُ ) yu, ism-i mevsûl olarak sadece Tay kabilesi kullanmıştır. REF, NASB ve CER hâllerine örnekler:
Mahallen merfu olarak: ( ذَهَبَ ذوُ جَاءَ Gelen gitti). Mahallen mansub olarak: ( رَأَيْتُ ذوُ ذَهَبَ Giden kimseyi gördüm). Mahallen mecrur olarak: ( سَلَّمْتُ عَلَى ذوُ جَاءَ Gelen kimseye selam verdim)
HARF-İ MEVSÛLler: Bunlar harftir. ( أَنْ أَنَّ لَوْ مَا مِمَّا كَىْ أ – هَمْزَةُ التَّسْوِيَةِ ) Harf-i mevsûllerden sonra gelen cümleye de Sıla Cümlesi denir. İsm-i mevsûlün sıla cümlesinde âid zamiri bulunmasına rağmen, Harf-i mevsûlün sıla cümlesinde âid zamiri bulunmaz. Bu nedenle de Harf-i mevsulün sakladığı bilgiler tesbit edilmelidir. Bir diğer önemli husus da, Harf-i mevsuller aynı zamanda masdar edatı olarak da görev yaparlar. Yani sıla cümlesinin mânasını masdarlaştırır ve ilave saklı anlamlar kazandırırlar ama İsm-i mevsûllerde bu özellik yoktur
- İsm-i mevsulden sonra gelip onun anlamını tamamlayan cümleye ne denir?İsm-i mevsulden sonraki cümleye sıla cümlesi denir.
- Müfred müzekker için kullanılan has ism-i mevsul hangisidir?اَلَّذِي müfred müzekker, اَلَّتِي müfred müennes, اَللَّذَانِ tesniye, اَلَّذِينَ cemi müzekkerdir.
- Müfred müennes için kullanılan has ism-i mevsul hangisidir?اَلَّتِي müfred müennestir; اَللَّتَانِ tesniye, اَللَّاتِي cemi müennestir.
- مَنْ müşterek ism-i mevsulü genellikle kimler için kullanılır?مَنْ akıllılar için, مَا genellikle akılsız varlıklar ve eşya için kullanılır.
- Sıla cümlesini ism-i mevsule bağlayan zamire ne denir?Sıla cümlesindeki ve mevsule dönen zamire âid denir. Sayı ve cinsiyette mevsule uyar.
- "Kardeşimi ziyaret eden kimseleri gördüm." cümlesinin doğru Arapçası hangisidir?Cemi müzekker için الَّذِينَ gelir; sıladaki fiil de çoğul ve müzekker olur: زَارُوا.
- رَأَيْتُ … ذَهَبَا ("Giden iki kişiyi gördüm") boşluğa hangisi gelir?Has mevsullerin yalnız tesniyesi mu'rabtır. Mef'ûl olduğu için nasb hâli اللَّذَيْنِ gelir.
- اِسْأَلْ مَنْ يَعْرِفُ (Bilen kimseye sor) cümlesinde ism-i mevsul مَنْ'in i'rabı nedir?مَنْ, اِسْأَلْ fiilinin mef'ûlüdür; mebni olduğu için mahallen mansubdur.
- قَرَأْتُ الْمَقَالَاتِ … كَتَبْتَهَا boşluğa hangisi gelir?Akılsız çoğul için الَّتِي kullanılır. الَّذِينَ akıllı çoğul içindir. Âid zamiri هَا da müfred müennestir.
- إِنَّ الَّذِينَ سَمِعُوا قَوْلَ النَّبِيِّ هُمُ الصَّالِحُونَ cümlesinde الَّذِينَ'in görevi nedir?İsm-i mevsul inne'nin ismidir; haber هُمُ الصَّالِحُونَ'dur.
- صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ ayetinde âid zamiri hangisidir?Âid, mevsule (الَّذِينَ) dönen zamirdir: هِمْ. أَنْعَمْتَ'deki تَ ise hitap edilen Allah'a döner, fâildir.
- عَلَّمَ الْإِنْسَانَ مَا لَمْ يَعْلَمْ ayetinde âid zamiri nasıldır?Sıladaki fiil müteaddi olduğundan mef'ûl konumundaki âid hazfedilmiştir. Gizli هُوَ insana döner, mevsule dönmez.
- "Bizi davet eden bir adam geldi." cümlesinin doğru Arapçası hangisidir?Nekre bir isimden sonra ism-i mevsul gelmez; cümle doğrudan onun sıfatı olur ve "…en" diye çevrilir: جَاءَ رَجُلٌ دَعَانَا.
- اَلنِّسَاءُ اللَّاتِي دَخَلْنَا … ("Yanlarına girdiğimiz kadınlar") boşluğa hangisi gelir?Fiil harf-i cerle geçişli olduğu için âid zamiri harf-i cere bağlanır ve mevsule (cemi müennes) uyar.
- مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍ (Nahl 96) ayetindeki ism-i mevsulleri ve sılalarının türünü söyleyin.Cevabı önce aklından söyle, sonra kontrol et.Cevap: İki مَا da ism-i mevsuldür (mübteda); sılaları şibh-i cümledir (zarf): عِنْدَكُمْ ve عِنْدَ اللّٰهِSıla zarf ya da harf-i cerli isim olunca "…ki, …olan" diye çevrilir: "Sizin yanınızdaki tükenir."Bildin mi?