Hz. Davud (a.s.) Hayatı Kıssası
“Ey Muhammed! Kâfirlerin söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud’u hatırla. O, işlerinde daima Allah’a yönelirdi. Biz, dağlan onun emrine vermiştik, akşam sabah onunla beraber teşbih ederlerdi. Kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve teşbihte bulunurlardı.[39]
Rasülullah (s.a.v.)’e, ashabından Abdullah b. Amr’ın, haftanın bütün günlerinde oruç tuttuğu, gecelerini de namazla ge-. çirdiği söylenmişti. Ona bu şekilde ibâdete gücünün yetmeyeceğini hatırlattı ve bâzı günler oruç tutup bâzı günler tutmamasını, gecenin bir kısmında uyuyup bir kısmında ibâdet etmesini, ayrıca ayda üç gün oruç tutmasını tavsiye etti. Abdullah’ın bunu az bulduğunu ve bundan daha fazlasına güç yetirebileceğini söylemesi üzerine, bu defa bir gün oruç tutup iki gün tutmamasını tavsiye etti. Abdullah’ın bundan fazlasına da tahammül edebileceğini bildirmesi üzerine, ona en hayırlı dediği Hz. Dâvud orucunu tavsiye ederek şöyle dedi:
“öyle ise, bir gün oruç tut, bir gün iftar et! İşte bu, Dâvud o-rucudur. Bundan daha faziletli oruç yoktur.[40]
Peygamberimiz, bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur:
“Allah Teâlâ’ya en sevimli oruç, Dâvud orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi Allah’a en sevimli namaz da, Dâvud namazı idi O, her gecenin yarısında uyur, üçte birinde namaz kılardı. Altıda birinde yine uyurdu. Düşmanla karşılaştığında sebat eder asla kaçmazdı.[41]
Bu hadisten anlaşıldığına göre, Hz. Dâvud (a.s.), geceyi altıya ayırır, bunun ilk üç parçasında uyurdu. Dördüncü ve beşinci parçalara rastlayan ve süre olarak gecenin üçte birine tekabül eden zamanda kalkar, bu müddeti ibâdetle geçirirdi. Gecenin geri kalan son altıda birinde tekrar istirahata çekilir ve fecrin doguşuna kadar yine uyurdu. Gecenin dördüncü ve beşinci parçalarını ibâdete ayırması, bu vaktin icabet saati olmasmdandı. [42]
K. Vefatı
Rivayete göre, Hz. Dâvud (a.s.)’m vefatına yakın yıllarda, kavmi arasında korkunç bir taun salgını baş göstermişti. Halkı bu hastalıktan kurtarması için Allah’a yalvarmak isteyen Hz. Dâvud (a.s.}, bu maksatla uygun bir makam aradı ve sonunda kavmini, meleklerin gökyüzüne doğru çıkmakta olduğunu gördüğü mekâna yani Mescid-i Aksâ’nın inşâ edileceği yere götürdü. Orada Allah’a dua ve niyazda bulundu. Duası kabul edilmiş, taun hastalığı ortadan kalkmıştı. Hz. Dâvud (a.s.), duâ ettiği bu mekâna bir mescid yapmaya karar verdi. Ancak inşaatı bitireme-den öldü. Saltanatı Rasülullah (s.a.v.)’den nakledildiğine göre, 40 yıl sürmüştü, öldüğünde 100 yaşında bulunuyordu. Ölü-mün-den önce, oğlu Hz. Süleyman (a.s.)’a Mescid’in inşâatını ikmal et-mesini vasiyet etmişti. O ölünce, saltanatına, ilmine ve nübüvvetine, oğlu Hz. Süleyman (a.s.) mirasçı kılındı.[43]
[1] İbn İshak’tan Eriha ve Kudüs’ün Hz. Musa (a.s.) tarafından fethedildiğine dair bir rivayet nakledüse de, âlimlerin ekseriyyetine göre, Hz. Musa (a.s.) kardeşi Hz. Harun (a.s.)’m ardından Tîh’te ölmüştür. Onları Tîh’ten çıkarıp, Eriha ve Beytülmakdis’i fetheden Yûşâ’dır (İbn Kesir, Kasau’l-enbiyâ, II, 510).
[2] Buhâri, Tefsir, 4; Müslim, Tefsir, 1. Girilmesi emredilen şehrin Kudüs, Eriha veya bölgedeki diğer bdzı şehirler olduğuna dair rivayetler nakledilmiştir.
[3] Bakara sûresi, 2/58-59.
[4] İbn Kesir, Kasasul-enbiyâ, II, 517.
[5] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 498-499.
[6] Salebi, 262. Rivayete göre, Tâbut’un içinde Hz. Musa (a.s.) ve Hz. Harun (a.s.j ailesinden kalma bâzı kutsal emanetler bulunuyordu. Yine onda, Hz. Musa (a.s.)’a Sînâ dağında verilen Tevrat levhaları vardı. İsrailoğullan, Tâbut’a büyük bîr kudsiyet atfederler, Allah’ın kendilerini düşmanlarından onun sayesinde koruduğuna inanırlardı. Bu tâbut Câlut tarafından ellerinden alınınca, cesaretlerini kaybetmişler ve büyük korkuya düşmüşlerdi.
[7] Tevrat’a göre, Amâlikalilar, M.Ö. 1000 yıllarında İsrail oğulları’na saldırmışlar ve. Filistin’in bazı şehirlerini istilâ etmişlerdi. Bu sırada Samuel peygamber çok yaşlanmış, idareyi iki oğluna bırakmıştı. Ancak oğullan onun yolunu terkeden iki günahkârdı. Bu sebeple, ileri gelen şahıslar, ona giderek, başlarına Allah yolunda cihad için kendilerini cepheye sevkedecek bir komutan tayin etmesini istediler. Bu isteğe öfkelenen Sanıueİ, Allah’a dua etti. Allah ise ona, kavminin asıl reddettiğinin kendisi olduğunu açıkladı; ancak buna rağmen onlann isteğini yerine getirmesini emretti. Bu arada başlarına geçecek kralın onlara zulmedeceğini haber verdi. İleri gelenler bunları duymalarına rağmen taleplerinde ısrar edince, Allah’ın emriyle Samuel, onlann başına Benjamİnli Kiş oğlu Tâlût’u komutan tayin etti (Samuel, 1/8-9).
Kur’ân-i Kerim’de, Tâlût’un Allah tarafından hükümdar seçildiği bildirilmekte, ancak onun peygamberliğinden bahsedilmemekîedîr. Hadislerde de bu konuda bir bilgi mevcut değildir. Tevrat ise onu peygamber olarak tanıtır (Samuel, 1/9-13).
[8] Bakara sûresi, 2/246.
[9] Bakara süresi, 2/247.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 499-502.
[10] Bakara sûresi, 2/248. Görüldüğü gibi, bu âyette tâbutun melekler tarafından geriye getirildiği bildirilmektedir. Tevrat’ta ise, düşmanın ondan sıkıldığı ve sonunda iki sığırın çektiği bir arabaya koyup Beyt-Şemes istikametinde yola çıkardığı kaydedilmektedir (Samuel, 1/4,5,6).
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 502.
[11] İbn Abbas ve müfessİrlerin ekseriyetine göre, bu nehir, Şerîa diye de isimlendirilen Ürdün nehridir (İbn Kesir, Kasasu’l-enbiyâ, II, 556 ).
[12] Bu sözün, imtihanı kaybederek ırmaktan su içenler tarafından söylendiği de kabul edilir (Bkz. Salebi, 269; Elmalılı, II, 144).
[13] Bakara sûresi, 2/249. Bu imtihanı kazanarak Tâlût’un komutasında savaşa katılan küçük ordunun mevcudu hakkında bazı rakamlar verilmiştir. Bu rivayetlerden biri, ashabtan Berâ b. Âzib’in şu sözüdür: “Biz Muhammed (s.a.v.) ashabı, Bedir sauaşma katılan ashabın sayısının, Câlut’a karşı savaş için, Tâlütla birlikte nehri geçerek savaşa katılan askerin sayısı kadar, yani 310 küsur.kişi olduğundan bahsederdik. Ki, Tâlut’la birlikte nehri ancak mü’minler geçmiştir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 290).
[14] Bakara sûresi, 2/250-251. Kur’ân’da, Hz. Dâvud (a.s.)’ın Câlut’u nasıl öldürdüğünden bahsedilmemiştir. Kİtab-ı Mukaddes ise, ordunun önüne çıkan Câlut’un İsrailoğullan cengâvederine meydan okuyarak mübareze için er dilediğini, kimsenin onun karşısına çıkmak cesaretini bulamadığı bir anda, orduda bir nefer o-larak bulunan Hz. Dâvud (a.s.)’m cesur bir şekilde onun karşısına çıkarak onu öldürdüğünü anlatır. Ayrıca Tâlût’un kızıyla evlendirilen Hz. Dâvud (a.s.J’ın kayınpederinin vefatından sonra İsrail oğullan ‘nın başına hükümdar olduğunu bildirir (Samuel 1/ 17-18).
[15] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 502-505.
[16] Îbnül-Esir, I, 223.
[17] Bu âyetler şöyledir: Bakara sûresi, 2/251; Nisa sûresi, 4/163; Mâide sûresi, 5/78; En’am sûresi, 6/84; İsrâ sûresi, 17/55; Enbiyâ sûresi, 21/78; 79; Neml sûresi, 27/15, 16; Sebe sûresi, 34/10, 12; Sâd sûresi, 38/20, 22, 24, 26.
[18] Sâd sûresi, 38/20.
[19] Sâd sûresi, 38/26.
[20] II. Samuel, 2/3-4, 11; 5/ 3-4; I. Krallar, 2/10-11.
Ancak Hz. Dâvud (a.s.)’m, daha Tâîut’un sağlığında ve onun Câlût ordusunu yenmesinden önce, peygamber Samuel’in duasım kabul eden Allah tarafından îsrailoğuüarı’na kral seçildiğini bildiren rivayetler de vardır (I. Samuel, 16/1-13 ).
[21] II. Samuel, 8/3; I. Tarihler, 18/3.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 505-506.
[22] En’am sûresi, 6/84.
[23] Neml sûresi, 27/15.
[24] Nisa sûresi, 4/163. Yahudiler ve hıristiyaıilar, Zebur’a “mezâmir/mezmurlar adım verirler. Mezamir, dînî muhtevalı şiirlerin bulunduğu mecmua demektir. Bu kasidelerin bir kısmı törenlerde okunan ilâhilerdir. Bir kısmı dua, bir kısmı da Allah’ın azabı ve mükafatı konularını anlatır.
Kitab-ı Mukaddes’te “Mezmurlar” ismi altında Hz. Dâvud (a.s.)’a nisbet edilen ve tamamı şiir ve ilâhi olan bölüm, anonim bir mahiyet arz eder. 150 mezmurdan meydana gelir ve kendi içinde beş kitaba ayrılmıştır (Mezmuriar/1-150).
[25] Isrâ sûresi, 17/55.
[26] Tefsir, VI, 17.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 506-507.
[27] Enbiyâ süresi, 21/78-79. Her ikisi de peygamber olduğu halde, aynı konu hakkında farklı görüş belirtmeleri, Allah vergisi güç ve yeteneklerine rağmen peygamberlerin de, gücü sınırlı birer insan olduğunu göstermektedir. Allah Teâlâ, bu meselede, en doğru çözümü Hz. Süleyman (a.s.)’a haber vermiştir.
Bu örnek, yetkili bir şahsın herhangi bir konuda içtihadıyla hüküm vermesi durumunda, yanılmasının da normal olduğunu ortaya koyar. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Eğer bir fakih, doğru hükme varabilmek için elinden gelen çabayı harcarsa, doğru hüküm verdiğinde İki sevap, yanlış hüküm verdiğinde İse bir sevap kazanır.” /Buhâri, î’tisâm, 21; Müslim, Akdıye, 15).
Ancak bu yetkili şahıs peygamber olunca onun yaptığı içtihad hatası, derhal Cenab-ı Hak tarafından tashih olunur. Buradaki tashih, Hz. Süleyman (a.s.)’a i-nen vahiy vasıtasıyla gerçekleşmiştir.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 508-509.
[28] Sâd sûresi, 38/21-25.
[29] Sâbünî, en-Nübüvve, 280. 24. âyette geçen imtihanla kastedilen husus, pek çok âlime göre, Hz, Dâvud (a.s.)’m iki hasımdan birini dinleyip, daha diğerinin sözlerini dinlemeden acele hüküm vermesidir. Başka bir görüşe göre ise, idare ve saltanatı üslenince, Allah tarafından bir imtihana tâbi tutulduğunu idrak etmesidir. Çünkü birçok hâkim gibi adaletsiz davranarak yanlış hüküm vermekten korkmuştur.
Bu hususta başka görüşler de nakledilmiştir. Bir görüşe göre, Hz. Dâvud (a.s.), günlerini sırasıyla, bir gününü yalnız başına kalarak ibâdetle, bir gününü İnsanlar arasında hâkimlik yapmakla, bir gününü va’z ve irşad ile geçirirdi. Yal nız basma kaldığı ibadet günlerinde kapısını kilitler, huzuruna girmek isteyenleri kabul etmezdi. İşte bu yüzden, âyette iki kardeş olarak tanıtılan insan suretindeki iki meiek, onun yanma duvardan girmek zorunda kalmışlardı. Başka bir görüşe göre ise, Hz. Dâvud (a.s.)’ın yanma beklenmedik bir anda giren bu iki şahıs, onun düşmanlarıydı ve onu öldürmek niyetiyle gelmişler, ancak onun yalnız olmadığını görünce bundan vazgeçmişlerdi. Bu esnada, Hz. Dâvud (a.s.), içinden onlardan intikam almayı geçirmiş; ancak bunu yapmamıştır. Sonunda bir an bile olsa İntikam duygusuna kapıldığından dolayı tevbe etmiştir (Bu hususta geniş bilgi için bkz. Ö. Faruk Harman, “Dâvud”, DtA, IX, 21-24).
Ne var ki, bâzı rivayetlerde âyetteki, “dişi koyunlarla kadınların kastedildiği söylenerek, hayalî bir günahtan bahsedilmiş ve bu yüzden Hz. Dâvud (a.s.)’a büyük bir iftira atılmıştır. Ehl-i kitab’a mensup müfteriler tarafından onun aleyhinde uydurulan bu masal {II. Samuel, 12/1-6) maalesef, bir takım değişikliklerle de olsa, bâzı müfessir ve tarihçilerimiz tarafından da aktarılmıştır (bu rivayetler için bkz. Salebi, 279-284). Bu İftira, özetle Hz. Dâvud (a.s.)’m, Hitti Uriya adındaki bir komutanını, karısıyla evlenebilmek için cephede ön safa sürmesi, böylece o-nun öldürülmesini temin ederek, neticede onun kansı ile evlenmesi şeklindedir. Râzî, peygamberlerin masumiyetiyle asla bağdaşmayan bu masal hakkında, değil inanmak şüphe etmenin dahi büyük bir vebal olacağına işaret ederek şöyle der: ” O masalın hülâsası, bir Müslümanm haksız yere öldürülmesini istemek ve onun hanımına göz koymaktır. Bunların ikisi de büyük günahtır. Hiç bir aktl sahibi, Hz. Dâvud (a.s.) hakkında böyle birzanda bulunamaz.” {Tefsir, XXVI, 190).
Hz. Ali (r.a.), hikayecilerin Hz. Dâvud (a.s.)’a attıkları bu iftirayı anlatanlara peygamberlere iftira atma cezası vereceğini açıklamış ve onlara 160 değnek vuracağını ilan etmişti (Salebi, 28İ; Râzî, Tefsir, XXVI, 192; Sâbûnî., en-Nübüvve, 279
Büyük âlîm İbn Kesir, bu konuda anlatılanların büyük kısmının îsrâiliyyat olup pek çoğunun kesin yalan olduğunu söyleyerek bu haberleri vermeden geçmeyi tercih etmiştir [Kasasu’l-enbiyâ, II, 566). Dolayısıyla Hz. Dâvud (a.s.)’a suç isnad eden bu rivayetlere güvenmeyi gerektirecek hiçbir delil yoktur. Aksine bunlar, peygamberlerin ismetine yakışmayan şeylerdir. Küçük olsun, büyük oisun, Hz. Dâvud (a.s.)’a izafe edilen günahlar, aslı olmayan asılsız haberlere dayanır ve tamamen kıssacıların uydurmalarıdır. Hepsi de, peygamberlere her çeşit günahı isnad etmeye alışmış Ehl-Kitap mensuplarından aktarılmış veya uydurulmuş a-sılsız dedikodulardır (Bu konuda daha geniş bilgi için bkz., İbn Hazm, el-Fasl, IV, 18-19; Kasımı, Tefsir, XIV, 5088, Aydemir, Peygamberler, 162).
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 509-510.
[30] Buhârî, Enbiyâ, 40, Feraiz, 30. Kitab-ı Mukaddes’te ise, bu iki kadından birinin geceleyin çocuğun üstüne yatıp öldürdüğü, aynı evde kalan diğer kadının çocuğunu sahiplenmek maksadıyla böyle bir yola başvurduğu zikredilir (I. Krallar, 3/16-28].
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 511-512.
[31] Enbiyâ sûresi, 21/80.
[32] Sebe sûresi, 34/10-11.
[33] Elmahlı, VI, 354.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 512-513.
[34] Buhârî, Büyü’, 15, Enbiyâ, 37.
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 513.
[35] Muhtasara İbn Kesir, II, 516.
[36] Sebe süresi, 34/10.
[37] Buharı, Fezâilül-Kur’ân, 31.
[38] Buharı, Enbiyâ, 37.
[39] Sâd sûresi, 38/17-19.
[40] Buharı, Enbiyâ, 37.
[41] Buhâri, Savm, 55-57, Teheccüd, 7; Enbiyâ, 38; Müslim, Siyam, 181-193.
[42] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 514-516.
[43] İbnül-Esir.I, 227-228 Dâvud (a.s.j’un vefatı hakkında nakledilen diğer rivayetler için bkz. İbn Kesir, Kasasul- enbiyâ, II, 574-6)
Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 516.