Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Davud (a.s.) Hayatı Kıssası

“Sürü sahibi tarlayı alır, orayı sürüp eker, sulama işlerini yapar ve dava konusu ekinin yenilmezden önceki seviyesine gel­mesini bekler. Tarla sahibi ise koyun sürüsünü alır, ekinin yetiş­mesine kadar geçecek bu müddet içinde, koyunların sütünden, yününden ve kuzularından istifade eder. Bu sürenin sonunda, koyunlar sahibine, ekili tarla da sahibine geri verilir.”

Hz. Süleyman (a.s.)’m bu kararını yerinde bulan Hz. Dâvud (a.s.), oğlunu tebrik ederek verdiği kararı geri aldı ve dâvanın bu şekilde çözülmesini emretti. Bu mesele, Kur’ân-ı Kerim’de kısaca anlatılmış, Hz. Süleyman (a.s.)’m iki şahıs hakkında verdiği hükmün, kendisine Allah Teâlâ tarafından bildirildiği ifâde edil­miştir:

“Ey Muhammedi Dâvud ve Süleyman’ı da hatırla! Hani o i-kisi, kavmin koyunlarının yediği bir ekin hakkında hüküm venyorken, biz onların hükümlerine şahit idik. Bu meselenin hükmü­nü Süleyman’a bildirdik. Biz, onların her birine hüküm ve ilim verdik.[27]

 
    2. Koyun Sahibi İki Kardeş

Hz. Dâvud (a.s.)’m ümmeti arasında çıkan anlaşmazlıklarla ilgili dâvalara bizzat baktığını gösteren ikinci örnek ise, koyun sahibi iki kardeş arasında çıkan ihtilâf hakkındadır. Hz. Dâvud (a.s.), mescidinin mihrabında ibâdetle meşgul bulunuyorken, söz konusu iki adam, duvarı tırmanarak onun yanma girivermişler­di. Hz. Dâvud (a.s.), kapıyı bırakıp duvardan atlayarak gelmeleri sebebiyle onlardan çekinmişti. Onun korktuğunu fark eden bu iki şahıs, onu teskin etmeye çalışarak, yanma aralarında çıkan bir anlaşmazlığı çözmesini istemek niyetiyle geldiklerini açıkladı­lar ve ondan âdil bir karar beklediklerini söylediler. Daha sonra onlarla Hz. Dâvud (a.s.) arasında geçen konuşma, Yüce Allah tarafından Rasülullah (s.a.v.)’e şöyle bildirilmiştir:

“Ey Muhammedi Bir de sana davacıların haberi ulaştı mı? Hani duvarına tırmanıp Davud’un yanına, ibâdetgâhı olan mihra­ba girmişlerdi de, O onlardan korkmuştu. Şöyle demişlerdi: ‘Kork­ma biz, birimiz diğerinin hakkına tecavüz etmiş iki davacıyız; a-ramızda adaletle hükmet, haktan ayrılma, bizi doğru yola çıkar.’

Biri şöyle devam etti: ‘Bu benim kardeşimdir, onun doksan-dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Böyle iken, o tek koyunu da bana ver dedi ve yaptığımız tartışmada beni yendi.’

Dâvud ona şöyle dedi: ‘Andolsun ki, kardeşin, senin bir ko­yununu kendi koyunlarına katmak istemekle, sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu mallarım birbirine katıp karıştıran ortakla­rın çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler, inanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki, onların sayılan da pek azdır!’

Dâvud, kendisini denediğimizi sanmıştı da, hemen Rabbin-den mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş Al­lah’a yönelmişti. Biz de Davud’u bu acele hükmünden dolayı ba­ğışlamıştık. Katımızda onun yakınlığı ve güzel bir geleceği var­dır.”[28]

İki kardeş arasında çıkan anlaşmazlık ve onların ihtilafının çözümü hakkındaki doğru bilgiler bunlardan İbarettir. Kur’ân-ı Kerim ve sahih hadislerde başka bilgi bulunmamaktadır. Ayet­ler, Hz. Dâvud (a.s.)’m usûlüne uygun bir muhakeme yapma ve iki hasım arasında âdil davranma hususunda bir imtihana tâbi tutulduğunu göstermektedir. Ancak ona gelen davacılar, anlaşıl­dığına göre, onu etkilemek maksadıyla, meseleyi arz ederken tahrik edici bir tarzda konuşmuşlardır. Hz. Dâvud (a.s.), onlar­dan birinin ifâdesini dinleyince meselenin açık bir haksızlık ol­duğu neticesine varıp hemen kararını vermiş ve öbürünü dinle­meye gerek duymamıştır. Halbuki, adaletle hüküm verebilmesi için, diğerini de dinlemesi gerekiyordu. Hz. Dâvud (a.s.), bu ha­tasını hemen anlamış, bundan dolayı tevbe ederek Rabbinden mağfiret dilemişti.[29]

 
    3. Çocuk Hangi Kadının?

Hadis kaynaklarında Hz. Dâvud (a.s.) ile oğlu Hz. Süley­man (a.s.)’m farklı kararlar verdikleri diğer bir olaydan daha bahsedilmektedir:

Ebu Hureyre’den nakledilen bir hadiste anlatıldığına göre, birer erkek çocuk sahibi olan iki kadın birlikte yola çıkmışlardı. Önlerine çıkan bir kurt, yaşlı kadının çocuğunu kapıp götürdü. .  Çocuğunu kaybeden yaşlı kadın, öbürünün çocuğunu alabilmek için,  kurdun  kaptığı  çocuğun yol  arkadaşının  çocuğu olduğu İddiasıyla Hz. Dâvud (a.s.) nezdinde davacı oldu. Sağ kalan ço­cuğun kendi çocuğu olduğunu söyleyip onun kendisine verilme­sini istedi, iki kadını dinleyen Hz. Dâvud (a.s.), konuşmalarına bakarak yaşlı kadını haklı bulmuş ve onun lehine karar vermiş­ti. Babasının huzurundan çıktıkları esnada bu iki kadınla karşı­laşan Hz. Süleyman (a.s.), onları dinlemek istedi. Meseleyi öğre-. nince de, babasının huzuruna çıkarak, hakikati ortaya çıkara­cak bir çözüm yolu bulduğunu söyledi. Ardından düşündüğünü yapmak için bir bıçak istedi ve iki kadına hitap ederek sağ olan çocuğun vücudunu ikiye ayırıp ikisi arasında paylaştıracağını söyledi. Onun sözleri genç kadını korkutmuştu, hemen ileri atıl­dı ve çocuğun yaşlı kadına ait olduğunu söyleyerek, ondan ço­cuğu kesmekten vazgeçmesini ve çocuğun yaşlı kadına verilme­sini istedi. Hz. Süleyman (a.s.) ise, aradığı delili, çocuğun kesil­mesine razı olmayan genç kadının bu davranışında bulmuştu. Çocuğu kurtarmak isteyen bu kadının çocuğun gerçek annesi olduğunu anlayarak onun lehine karar verdi- Ve çocuk, ona tes­lim edildi.[30]

 
    H. Hz. Davud (A.S.)’a Zırh Sanatının Öğretilmesi

Allah Teâlâ, peygamberlerine üstün kabiliyetler vermiş ve insanlara lâzım olan şeylerin pek çoğunu önce onlara öğretmiş­tir. Hz. Âdem (a.s.)’a öğretilenler ve Hz. Nuh (a.s.)’a gemi yapımı­nın öğretilmesi bu kabildendir. Yüce Allah, Hz. Dâvud (a.s.)’a ise nübüvvetle birlikte saltanata da sahip olduğundan, düşmanlanna karşı korunabilmeleri için, savunma âleti olarak zırh yapma sanatını öğretmiştir. İlâhî bir lütuf olarak demiri onun için yu­muşatmış ve onu kolay bir şekilde zırh hâline getirme mucizesi vermiştir. Bundan sonra zırh, asırlar boyu en önemli savunma silahı olarak kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de mü’minlerin mu­hafazasına yönelik bu hüner hakkında şöyle denilmektedir:

“Biz, Davud’a, sizi savaşta korumak için zırh yapma sana­tını Öğrettik, artık şükreder misiniz?”[31]

“Şüphesiz ki biz, Davud’a nezdimizden bir nimet verdik. ‘Ey dağlar ve kuşlar! Dâvud teşbih ettikçe siz de onun teşbihini tek­rarlayın. ‘ dedik. Onun için demiri yumuşattık. Ona, ‘Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü ve sağlam yap.’ diye vahyettik. Davud’a ve ailesine şöyle dedik: ‘Ey insanlar! Yararlı işler yapın; doğrusu ben yaptıklarınızı görüyorum.'[32]

Bu bakımdan Hz. Dâvud (a.s.), insanlık tarihinde demirci­lerin ve zırh ustalarının piri durumundadır ve bu sanatını insan öldürmek için değil, muhterem olan insan kanının akıtılmasını önlemek maksadıyla kullanmıştır. Ona öğretilen sanat, bir saldı­rı silahının yapımı değil, zırhın yani savunma silahının imâli­dir.[33]

 
    I. Elinin Emeği İle Geçinmesi

Hz. Peygamber (s.a.v.), çeşitli vesilelerle alın terinin önemi­ni dile getirmiş, bu münâsebetle peygamberlerin ellerinin emeği ile geçindiklerini de örnek vererek biz ümmetini çalışmaya teşvik etmiştir. Bu arada Hz. Dâvud (a.s.)’ın kendi kazancı ile geçindi­ğini ve başkalarına yük olmadığını belirtirken şöyle buyurmuş­tur:

“İnsanın yediği şeylerin en güzeli, kendi emeğiyle kazandı­ğıdır. Allah’ın nebisi Dâvud, kendi elinin emeğini yerdi.[34]

 
    Hz. Davud (A.S.)

 
    İ. Teşbih Ve Zikri-Namaz Ve Orucu

Cenab-ı Hak, nezdinden bir lütuf olarak, dağların ve kuşla­rın Hz. Dâvud (a.s.) ile birlikte teşbihte bulunmasını emretmişti. Bu mucize sayesinde Hz. Dâvud (a.s.}, kendisiyle beraber teşbih ve zikirde bulunan dağların ve kuşların seslerini duyabiliyordu. İbn Kesir’in söylediğine göre, Hz. Dâvud (a.s.) güzel sesiyle Ze­bur’u okurken, onu dinleyen kuşlar, havada onun etrafında top­lanır, ona uyarak onunla birlikte teşbih ederlerdi. Bu esnada, dağlar da bu teşbihi yansıtır, onun nağmeleri gibi nağmeler çı­karırdı.[35] Onun sesi, orta ve kalın gür bir sesti. Nitekim, bu tür seslere, ona nisbetle “Dâvûdî ses” denilmiştir. Ona verilen bu . nimet, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle dile getirilmektedir:

“Şüphesiz ki biz, Davud’a nezdimizden bir üstünlük verdik. ‘Ey dağlar ve kuşlar! Dâvud teşbih ettikçe siz de onun teşbihini tekrarlayın.’ dedik. Onun için demiri yumuşattık. [36]

Rasülullah (s.a.v.) de, Kur’ân-ı Kerim tilâvetini beğendiği arkadaşlarından Ebu Musa el-Eş’arî’ye hitap ederken şöyle de­miştir:

“Ey Ebu Musa! Sana, Âl-i Davud’un mezamirinden bir miz-mâr verilmiştir.[37]

Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: “Davud’a kıraat kolaylaştırılmıştır. O, bineğinin hazırlanma­sını emreder ve daha bineği hazırlanmadan Zebur’u okurdu. Ayrı­ca o, sadece kendi el emeğini yerdi “[38]

Hz. Dâvud (a.s.), bedenen oldukça güçlü olup, son derece sabırlı ve şükrü dilinden düşürmeyen bir peygamberdi. O, çok çalışır, çok ibadet eder ve çok gözyaşı dökerdi. Bir gün oruç tu­tar bir gün iftar ederdi. Gecenin yarısını ibadetle geçirirdi. Dar­lıkta ve bollukta, gizli ve aşikar hallerde hep Allah’a iltica ederdi. Allah’a çok yönelen bu yüce peygamber, diğer nebiler gibi müş­riklerin kötülüklerine mâruz kalmış, bu kötülüklere karşı sabretme hususunda da bayraklaşmıştı. Nitekim Cenab-ı Hak, Mek­ke müşriklerinin kötülükleriyle yüz yüze olan Sevgili Peygambe­rimiz (s.a.v.)’i teselli için onu da örnek göstermiştir:

İlgili Makaleler