Sarf

Masdarlar 1- Arapça Gramer

TÜREMİŞ İSİMLER

Türemiş (müştak) isimler, başka kelimeden (masdardan) türetilen isimlerdir. Bunlar ism-i fâil, ism-i fâilin mübâlağası, ism-i mef’ûl, sıfat-ı müşebbehe, ism-i tafdîl, ism-i mensûb, ism-i tasgir, ism-i zaman, ism-i mekân ve ism-i alettir.

            Bunlardan ism-i fâili, ism-i fâilin mübâlağasını ve ism-i mef’ûlü cümle kuruluşlarındaki önemleri dolayısıyla önceden işlemiştik. Masdardan başlamak üzere geri kalan isim çeşitleri ve cümledeki kullanılışları şöyledir:

HARFU TEFSİR VE KONULARLA İLGİLİ AYETLER

1- وَاذْكُرْ أَخَا عَادٍ إِذْ أَنذَرَ قَوْمَهُ بِالْأَحْقَافِ وَقَدْ خَلَتِ النُّذُرُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ أَلاَّ تَعْبُدُوا إِلاَّ اللَّهَ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ .

(46/AHKÂF, 21). Ad (kavmin)in kardeşini (Hûd’u) an. Zira o, kendinden önce ve sonra uyarıcıların da gelip geçtiği AHKÂF bölgesindeki kavmini: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin üzerinize büyük bir günün azabından (azaba uğramanızdan) korkuyorum” diye uyarmıştı.

çünkü, zira, hani bir zamanlar

إِذْ

uyardı, ikaz etti

أَنذَرَ يُنْذِرُ

 
ondan önce

مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ

gelip geçmek

 خَلاَ يَخْلُو خُلُواًّ

 
Ahkaf (bölgesin)de

بِالْأَحْقَافِ

uyarıcı

اَلنَّذِيرُ ج اَلنُّذُرُ

 
( أَنْ+لاَ) …maması, …memesi şeklinde de tercüme edilir.

أَلاَّ

 
kulluk etmeyin diye

أَلاَّ تَعْبُدُوا

ondan sonra

وَمِنْ خَلْفِهِ

 
    korktu

خاَفَ يَخاَفُ

                 

2- أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَنْ لاَ تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ ¯ وَأَنِ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ .

(36/YÂSÎN, 60, 61). “Ey Âdem oğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır. Ve bana kulluk edin, doğru yol budur”” diye emretmedim mi?

emretti, ahdetti, anlaşma yaptı

 

 

عَهِدَ  يَعْهَدُ عَهْداً

3- وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَنْ يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ .

(31/LOKMAN, 12). Andolsun biz Lokman’a: “Allah’a şükret!” diye hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de (bilsin ki,) Allah zengindir (hiçbir şeye muhtaç değildir), her türlü övgüye lâyıktır.

vermek

آتَي يُؤْتِي إِيتاَءً

4- … يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَى أَنْفُسِكُمْ مَتَاعَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُم بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ .

(10/YÛNUS, 23) …Ey insanlar! Sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. (bununla) sadece fani dünya hayatının menfaati(ni elde edersiniz); sonra dönüşünüz yine bizedir. O zaman yapmakta olduklarınızı size haber vereceğiz.

اَلْبَغْيُ

her türlü haddi aşma, taşkınlık

نَبَّأَ يُنَبِّئُ بِ

haber verdi

5- إِذْ جَعَلَ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَى رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ …

(48/FETİH, 26). O zaman inkar edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah da elçisine ve mü’minlere sükûnet ve güvenini indirdi…

6- …قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لاَ يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لاَ يَشْعُرُونَ .

(27/NEML, 18). …bir karınca: “Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin; Süleyman ve ordusu farkına varmadan sizi ezmesin!” dedi.

حَطَمَ يَحْطِمُ حَطْماً

kırmak, ufaltmak, ezmek, çiğnemek

شَعَرَ يَشْعُرُ شُعُوراً

hissetmek, bilmek, farkına varmak

7- وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ .

(31/LOKMAN, 14). Biz insana, ana-babasını (onlara iyi davranmasını) tavsiye etmişizdir. (Çünkü) anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. (Sütten) ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır.

tavsiye etti

وَصَّي يُوَصِّي تَوْصِيَةً

yıl, sene

عَامٌ

bitkin, zayıf

وَهْنٌ ج وُهُنٌ

(çocuğu sütten) kesmek

فِصَالٌ

ana-baba (mansûb ve mecrûr hali)

ِوَالِدَيْنِ

               

8- مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلاَّ مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُوا اللّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا ماَ دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ .

(5/MAİDE, 117). (İsâ Allah’a kıyâmette şöyle der:) Ben onlara, “Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin” diye ancak bana emrettiğini söyledim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin.

  içlerinde bulunduğum müddetçe

ماَ دُمْتُ فِيهِمْ

(mâzî fiilin önünde) ..dığı zaman

لَمَّا

vefat ettirdi

تَوَفَّي يَتَوَفَّى

kontrolcü, gözcü, gözleyen

اَلرَّقِيبُ

beni vefat ettirince

فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي

           

9- وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ ماَ وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ .

(7/A’RÂF, 44). Cennet ehli cehennem ehline: “Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. “Evet!” derler. Ve aralarından bir çağrıcı, Allah’ın lâneti zâlimlerin üzerine olsun! diye bağırır.

ilan etti, çağırdı

أَذَّنَ  يُؤَذِّنُ

seslendi, nida etti

نَادَى يُناَدِي

hak, gerçek

حَقٌّ

ilan eden, çağıran

مُؤَذِّنٌ

10- دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ.

(10/YÛNUS, 10). Onların oradaki (cennetteki) duası: “Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!” (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise “selâm” dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.

 

 

selam vermek, selamlamak

حَيىَّ يُحَيِّي تَحِيَّةً

11- …كَيْفَ ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ {14/24}

(14/İBRÂHÎM, 24). ..Allah nasıl bir misâl getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).

12- أَنْ     كَانَ     ذَا      مَالٍ             وَ     بَنِينَ .

  Ma’tûf     Atıf h. Muzâfun ileyh Kâne’nin haberi ve muzâf Nâkıs fiili mâzî

Masdar Harfi

 (68/KALEM, 14).Mal ve oğullar sahibi olmuş diye (onlara itaat etme).

(Burada Kâne’nin ismi mahzûf olup takdiri (هُوَ) zamiridir. Kâne’nin haberi olan (ذَا) nin nasb alâmeti elif’tir. Çünkü  (ذَا) esmâi hamsedendir. (أَنْ) ve fiilinden oluşan masdar-ı müevvel, mahzûf olan (لِ)  harf-i cerinin mecrûru olması sebebiyle mahallen mecrûrdur. (لِأَنْ كاَنَ ذاَ…)

 

 

Kendini deneBu dersi ne kadar öğrendin?3 seviye, her birinde 5 soru. Önce kendin cevapla, sonra açıklamayı oku. Sonuçların yalnız bu tarayıcıda saklanır.
  1. Masdarın tanımı hangisidir?
  2. ذِكْرٌ masdarının anlamı nedir?
  3. Mimli masdarın başında ne bulunur?
  4. Yapma masdar nasıl yapılır?
  5. Masdar-ı binâ-i merre neyi bildirir?

İlgili Makaleler