Masdarlar 1- Arapça Gramer
Masdar-ı Müevvel:
Masdar edatlarından birinin önüne geldiği cümlenin manasını masdara çevirmesine masdar-ı müevvel denir. Bu masdar edatlarından (أَنْ) fiil cümlesini, (أَنَّ) de isim cümlesinin manasını masdara çevirir. Daha önceden aşina olduğumuz bu edatların masdar konusunu işlememiz hasebiyle cümle içindeki kullanılışlarına yeniden göz atmamız faydalı olacaktır.
a) (أَنْ) ile fiilden yapılan müevvel masdar:
(أَنْ) genellikle mâzî ve muzâri fiillerin önüne gelir, manalarını masdara çevirir, daha önce işlediğimiz gibi muzâriyi nasbeder.
Aşağıdaki cümlelere dikkat edilirse masdarlı cümleyle (أَنْ) ile fiilden yapılan masdar-ı müevvel aynı manayı vermektedir, her ikisi de cümle içinde fâil, nâib-i fâil, mübtedâ, haber, mef’ûlün bih veya harf-i cerle mecrûr olmaktadırlar.
Türkçe’ye ..mek, …mak ve bu masdar manasındaki “k” ler yerine ..en, an, ..in, ..ın gibi şahıslara göre uygun takılar alarak temel cümleye bağlanırlar.
|
= يَسُرُّنِي صِدْقُكَ. |
يَسُرُّنِي أَنْ تَصْدُقَ |
|
Doğru olman beni sevindirir[3]. (أَنْ ile fiilden yapılan müevvel masdar tek unsur olarak fâil durumunda) |
|
|
= يُعْلَمُ نَقْصُ الْماَءِ. |
يُعْلَمُ أَنْ يَنْقُصَ الْماَءُ |
|
Suyun eksilmesi (eksileceği) bilinir. (أَنْ ile fiilden yapılan müevvel masdar nâib-i f |
|
|
= فِعْلُكَ الْواَجِبَ خَيْرٌ لَكَ. |
أَنْ تَفْعَلَ الْواَجِبَ خَيْرٌ لَكَ |
|
Ödev yapman senin için hayırdır. (أَنْ ile fiilden yapılan müevvel masdar mübtedâ durumunda) |
|
|
= اَلْإِيماَنُ إِيماَنُكَ بِاللَّهِ. |
اَلْإِيماَنُ أَنْ تُؤْمِنَ بِاللَّهِ |
|
İman Allah’a inanmandır. (أَنْ ile fiilden yapılan müevvel masdar haber durumunda) |
|
|
= طَلَبَ التِّلْمِيذُ الْكِتاَبَةَ. |
طَلَبَ التِّلْمِيذُ أَنْ يَكْتُبَ |
|
Öğrenci yazmak istedi. (أَنْ ile fiilden yapılan müevvel masdar mef’ûlün bih durumunda) |
|
|
= رَغِبْتُ فِي سَفَرِهِ. |
رَغِبْتُ فِي أَنْ يُساَفِرَ |
|
(Onun) yolcu olmasını istedim[5]. (أَنْ ile fiilden yapılan müevvel masdar harf-i cerle (mahallen) mecrûr durumda) |
|
b) (أَنَّ) ile isim cümlesinden yapılan müevvel masdar:
(أَنَّ) “inne ve kardeşleri” dersinden hatırlanacağı gibi (إِنَّ) nin ortada gelmiş halidir. Yalnız isim cümlesinin önüne gelir ve cümleye masdar manası kazandırıp fâil, mef’ûlün bih, nâib-i fâil ya da câr-mecrûr gibi tek unsur haline getirir. Türkçe’ye ..en, ..an, diği, ..dığı, düğü, ..duğu şeklinde tercüme edilir.
|
= يَسُرُّنِي نَشاَطُكَ. |
يَسُرُّنِي أَنَّكَ نَشِيطٌ |
|
Faal olman (canlı olman) beni sevindirir. (أَنَّ ile isim ve haberinden müevvel masdar fâil durumunda) |
|
|
= عَلِمْتُ نَجاَحَ التِّلْمِيذِ. |
عَلِمْتُ أَنَّ التِّلْمِيذَ ناَجِحٌ |
|
Öğrencinin başarılı olduğunu bildim. ( أَنَّile isim ve haberinden müevvel masdar mef’ûlün bih durumunda) |
|
|
= عُرِفَ بَراَءَةُ السَّجِينِ. |
عُرِفَ أَنَّ السَّجِينَ بَرِيءٌ |
|
Mahpusun suçsuz olduğu öğrenildi. ( أَنَّile isim ve haberinden müevvel masdar nâib-i fâil durumunda) |
|
|
= وَظَّفْتُهُ لِأَماَنَتِهِ. |
وَظَّفْتُهُ لِأَنَّهُ أَمِينٌ |
|
Güvenilir olduğu için onu vazifelendirdim[6]. ( أَنَّile isim ve haberinden müevvel masdar harf-i cerle mecrûr durumda) |
|
Not: (أَنْ) yalnızca fiili muzârinin önüne gelmez, mâzî’nin önüne de gelir. Mâzî ya da muzâri fiille birlikte zarf olan (قَبْلَ) ve (بَعْدَ) nin arkasından kullanımı oldukça yaygındır. Bu zarflar doğrudan fiile bağlanmaz, araya (أَنْ) alarak bağlanır:
|
سَآكُلُ طَعاَمِي قَبْلَ أَنْ أَكْتُبَ واَجِبِي. |
Ödevimi yazmadan önce yemeğimi yiyeceğim. |
|
سَآكُلُ طَعاَمِي بَعْدَ أَنْ أَكْتُبَ واَجِبِي. |
Ödevimi yazdıktan sonra yemeğimi yiyeceğim. |
|
بَعْدَ أَنْ وَقَفَتِ التِّلْمِيذاَتُ بَدَأْنَ الْأَناَشِيدَ. Öğrenciler ayağa kalktıktan sonra marşlara başladılar. |
|
|
بَعْدَ أَنْ حَضَرتِ التِّلْمِيذاَتُ بَدَأْنَ الْأَناَشِيدَ. Öğrenciler geldikten sonra marşlara başladılar. |
|
|
بَعْدَ أَنْ حَضَرَ الطُّلاَّبُ بَدَأُوا الْأَناَشِيدَ. Öğrenciler geldikten sonra marşlara başladılar (müz.). |
|
|
بَعْدَ أَنْ حَضَرَ الطُّلاَّبُ بَدَأُوا التَّجاَرِبَ Öğrenciler geldikten sonra deneylere başladılar (müz.). |
|
|
بَعْدَ أَنْ وَصَلَ الْأُسْتاَذُ بَدَأَ الْخُطْبَةَ. Hoca geldikten sonra hutbeye başladı.
|
|
|
ماَذاَ فَعَلْتَ بَعْدَ أَنْ سَمِعْتَ كَلاَمَ واَلِدِكَ ؟ Babanın konuşmasını duyduktan sonra ne yaptın? |
|
|
صَلَّي الْمُؤْمِنُونَ بَعْدَ أَنْ أَذَّنَ الْمُؤَذِّنُ لِلصَّلاَةِ. Müezzin namaz için ezanı okuduktan sonra mü’minler namaz kıldı. |
|
|
اِشْتَرَي واَلِدِي هَذاَ الْكِتاَبَ بَعْدَ أَنْ طاَفَ بِجَمِيعِ الْمَكْتَباَتِ فِي الْمَدِينَةِ. Babam bu kitabı şehirdeki bütün kütüphaneleri dolaştıktan sonra[7] satın aldı. |
|
* (أَنْ)‘in masdar edatı olarak bir işlevi daha vardır ki bu da oldukça önemlidir. Genellikle (أَنْ) emir fiilinin önüne gelir ve manasını masdara çevirip masdar cümlesini temel cümleye “…diye” tercümesiyle bağlar. Bu (أَنْ)’e müfessera (الْمُفَسَّرَةُ) ya da harfu tefsir denir. Ardından gelen cümleye de tefsir cümlesi denir.
|
ناَدَيْتُ أَنِ اجْلِسْ. |
“Otur” diye bağırdım. |
|
أَشاَرَ الضاَّبِطُ أَنِ اهْجُمُوا[8]. |
Subay “saldırın” diye işaret etti. |
|
فَأَوْحَيْناَ إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِبْ بِعَصاَكَ الْبَحْرَ. Musa’ya “Değneğini denize vur” diye vahyettik. (Şuarâ, 63) |
|
İsmü’l-Cins, İsmü’l-vahde: (Cins İsmi, Teklik İsmi)
Cins ismi, bir cinsteki bütün varlıklara delâlet eder.
|
شَجَرٌ |
ağaç (ağaç cinsi) |
سَمَكٌ |
balık (balık cinsi) |
|
نَجْمٌ |
yıldız (yıldız cinsi) |
وَرَقٌ |
yaprak (yaprak cinsi) |
|
نَمْلٌ |
karınca |
تُفاَّحٌ |
elma |
Bunlardan bir tanesini kastettiğimizde o ismin sonuna tâ-i merbûta (ة) ekleyerek gösteririz.
|
شَجَرَةٌ |
bir ağaç |
سَمَكَةٌ |
bir balık | ||
|
نَجْمَةٌ |
bir yıldız |
وَرَقَةٌ |
bir yaprak | ||
|
نَمْلَةٌ |
bir karınca |
تُفاَّحَةٌ |
bir elma | ||
|
أَكَلْتُ سَمَكاً. |
Balık yedim (koyun eti v.s. değil). |
||||
|
أَكَلْتُ سَمَكَةً. |
Bir tane balık yedim. |
||||
|
رَأَيْتُ شَجَرَةً. |
Bir tane ağaç gördüm. |
||||
İsmü’l-cins daha ziyade tabiî, yaradılmış şeylerdeki bir cins eşyayı gösteren isimdir. Her ismin sonuna (ة) ekleyerek ismü’l-vahdetini yapamayız. Zamanla kullanarak öğrenilir.
Genel Cümle Örnekleri
1- كاَنَتْ أَوْرُوباَّ فِي جَهْلٍ تاَمٍّ فِي ذَلِكَ الْوَقْتِ – اَلْعَدْلُ أَنْ تَحْكُمَ بِالْحَقِّ – اَلْعَدْلُ حُكْمُكَ بِالْحَقِّ.
2- نَهَضَ الْحِصاَنُ مِنَ الْأَرْضِ بَعْدَ أَنْ سَقَطَ – جَلَسَ الْمُدَرِّسُ عَلَى مَقْعَدِهِ مُتْعَباً بَعْدَ أَنْ شَرَحَ الدَّرْسَ.
3- تَكَلَّمَ الطاَّلِبُ كَلاَماً جَمِيلاً – بَعْدَ أَنْ وَصَلَ الْأُسْتاَذُ بَدَأَ التَّجاَرِبَ.
4– كاَنَ الرَّجُلُ يَبْحَثُ عَنْهُ لِقَتْلِهِ -كاَنَ الرَّجُلُ يَبْحَثُ عَنْهُ لِسُؤاَلِهِ .
5- ماَذاَ تُفَضِّلُ[9] ؟ اَلسَّكَنُ فِي وَسَطِ الْمَدِينَةِ أَمْ خاَرِجَ الْمَدِينَةِ ؟
6- أَخْبَرَهُ[10] بِسَرِقَةِ الْخَرُوفِ – أُرِيدُ أَنْ أَذْهَبَ إِلَى بَلَدِي لِقَضاَءِ أُسْبُوعَيْنِ هُناَكَ.
7- اُفَضِّلُ قَضاَءَ عُطْلَةِ الصَّيْفِ فِي بَلَدِي لِأَنَّ الطَّقْسَ يَكُونُ جَمِيلاً فِيهاَ .
8- مَتَى أَرْسَلَ الصَّحَفِيُّونَ الْخِطاَباَتِ؟ – أَرْسَلَ الصَّحَفِيُّونَ الْخِطاَباَتِ بَعْدَ سَفَرِهِمْ بِأُسْبُوعَيْنِ.
9- هَلْ كاَنَ ماَ تَأْخُذُهُ كاَفِياً لِشِراَءِ كُتُبِكَ (هَلْ كاَنَ الَّذِي تَأْخُذُهُ كاَفِياً لِشِراَءِ كُتُبِكَ)؟
10- أَعَدَّ[11] التَّلاَمِيذُ حَقاَئِبَهُمْ قَبْلَ عَوْدَتِهِمْ إِلَى الرِّياَضِ – أَ تُفَضِّلُ قِراَءَةَ الْقَصَصِ أَمْ قِراَءَةَ الدُّروُسِ.
11- أَخْبَرَتْ فاَطِمَةُ واَلِدَهاَ بِقِراَءَةِ الْكِتاَبِ – أَخْبَرَتْ فاَطِمَةُ واَلِدَهاَ بِأَنَّهاَ قَرَأَتِ الْكِتاَبَ .
12- أَخْبَرَنِي أَصْدِقاَئِي بِأَنَّهُمْ زاَرُوا الْأُسْتاَذَ – أَخْبَرَنِي أَصْدِقاَئِي بِزِياَرَةِ أُسْتاَذِهِمْ .
13- أَخْبَرْتُ أَخِي بِأَنَّنِي كَتَبْتُ الدَّرْسَ – أَخْبَرَهُ بِأَنَّ الْخَرُوفَ قَدْ سُرِقَ .
14- أَخْبَرَتْكَ بِأَنَّ الْكِتاَبَ قَدْ أُخِذَ – أَخْبَرْتُهاَ بِأَنَّ الصَّلاَةَ قَدْ أُدِّيَتْ[12] .
15- أَخْبَرُوناَ بِأَنَّ الْخَرُوفَ قَدْ ذُبِحَ – أَخْبَرُوناَ بِأَنَّ الْحَلْوَى قَدْ أُكِلَتْ.
16- لَمْ يُصَدِّقُوا[13] ذَهاَبَ الْمُدَرِّسِينَ – لَمْ يُصَدِّقُوا أَنَّ الْمُدَرِّسِينَ قَدْ ذَهَبُوا .
17- لَمْ يُصَدِّقُوا أَنَّ الْأُخْتَيْنِ قَدْ تَزَوَّجَتاَ[14] – لَمْ يُصَدِّقُوا زَواَجَ الْأُخْتَيْنِ .
18- لَمْ يُصَدِّقُوا زِياَرَةَ الْوَزِيرِ لِلْمَدْرَسَةِ – لَمْ يُصَدِّقُوا أَنَّ الْوَزِيرَ قَدْ زاَرَ الْمَدْرَسَةَ .
19- لَمْ يُصَدِّقُوا خُرُوجَ الْمَرْضَى مِنَ الْمُسْتَشْفَى – لَمْ يُصَدِّقُوا أَنَّ الْمَرْضَى قَدْ خَرَجُوا مِنَ الْمُسْتَشْفَى.
20- ماَذاَ شاَهَدْتُمْ أَثْناَءَ وُقُوفِكُمْ فِي الْمِيناَءِ ؟ أَثْناَءَ وُقُوفِناَ فِي الْمِيناَءِ شاَهَدْناَ السُّفُنَ . اُنْظُرْ هَذِهِ صُورَةُ السُّفُنِ . لَقَدْ شاَهَدْتُهاَ أَثْناَءَ وُقُوفِي فِي الْمِيناَءِ .
21- ماَذاَ شاَهَدْتُمْ أَثْناَءَ جُلُوسِكُمْ فِي الْحَدِيقَةِ ؟ أَثْناَءَ جُلُوسِناَ فِي الْحَدِيقَةِ شاَهَدْناَ الْحاَدِثَ . اُنْظُرْ هَذِهِ صُورَةُ الْحاَدِثِ . لَقَدْ شاَهَدْتُهُ أَثْناَءَ جُلُوسِي فِي الْحَدِيقَةِ.
22- لاَ شَكَّ فِي أَنَّ الْأَدَبَ واَجِبٌ – أَعْتَقِدُ[15] أَنَّ اللَّهَ قاَدِرٌ.
Tercüme:
1- Avrupa o vakitte tam bir cehâlet içindeydi. Adâlet hakla hükmetmendir. Adalet hakla hüküm vermendir.
2- Düştükten sonra at yerden kalktı. Öğretmen dersi açıkladıktan sonra yorgun olarak yerine oturdu.
3- Öğrenci güzel bir konuşmayla konuştu. Hoca geldikten sonra deneylere başladı.
4- Adam onu öldürmek için arıyordu. Adam onu (birşey) sormak için arıyordu.
5- Ne tercih edersin? Şehrin ortasında mı yoksa şehrin dışında oturmayı (mı)?
6- Kuzunun çalınmasını (çalındığını) ona haber verdi. Orada iki hafta geçirmek için memleketime gitmek istiyorum.
7- Yaz tatilini memleketimde geçirmeyi tercih ediyorum çünkü hava orada güzel olur.
8- Gazeteciler mektupları ne zaman gönderdi? Gazeteciler mektupları yolculuklarından iki hafta sonra gönderdi.
9- Aldığın şey (ücret) kitaplarını satın almak için kâfî miydi? (Aynı cümle)
10- Öğrenciler Riyad’a dönmelerinden önce çantalarını hazırladılar. Hikâyeleri okumayı mı, yoksa dersleri okumayı mı tercih edersin?
11- Fâtıma babasına kitabı okuduğunu haber verdi. (Aynı mana).
12- Arkadaşlarım bana hocayı ziyaret ettiklerini bildirdi. Arkadaşlarım bana hocalarını ziyaret ettiklerini bildirdi.
13- Kardeşime dersi yazdığımı haber verdim. Ona kuzunun çalındığını haber verdi.
14- (O bayan) sana kitabın alındığını haber verdi. Ona namazın eda edilmiş olduğunu haber verdim.
15- Bize kuzunun boğazlanmış olduğunu haber verdiler. Bize tatlının yendiğini haber verdiler.
16- Öğretmenlerin gidişine inanmadılar. Öğretmenlerin gitmiş olduğuna inanmadılar.
17- İki kız kardeşin evlenmiş olduğuna inanmadılar. İki kız kardeşin evliliğine inanmadılar.
18- Bakanın okulu ziyaret ettiğine inanmadılar. (Aynı mana).
19- Hastaların hastaneden çıktığına inanmadılar. (Aynı mana).
20- Limanda duruşunuz esnasında ne gördünüz? Limanda duruşumuz esnasında gemileri gördük. Bak bu gemilerin resmidir. Onları limanda duruşum esnasında gördüm.
21- Bahçede oturmanız esnasında ne gördünüz? Bahçede oturmamız esnasında olay (bir hadise) gördük. Bak, bu olayın resmidir. Onu bahçede oturuşum esnasında gördüm.
22- Edebin vacip (gerekli) oluşunda şüphe yoktur. Allah’ın kâdir olduğuna inanıyorum.
