İsmi Meful Arapça Dersleri

50403

 

İSM-İ MEF’ÛL

Kendisine iş yapılanı bildiren, fiilden etkilenen isimdir.  Türkçe’deki edilgen sıfat-fiil karşılığıdır. Nasıl ism-i fâil malum muzâri fiil gibi kullanılıyorsa ism-i mef’ûlde mâzî meçhûl gibi tercüme edilir. Yapılışı şöyledir:

Üç harfli fiilin başına م harfi eklenir ve üstünlü olarak kelimenin birinci harfine cezimlenir.  Fiilin ikinci ve üçüncü harfi arasına ötreli (و) harfi ilave olur.

قَتَلَ

öldürdü →

مَقْتُولٌ

öldürülen, öldürülmüş

ضَرَبَ

dövdü →

مَضْرُوبٌ

dövülen, dövülmüş

شَرِبَ

içti →

مَشْرُوبٌ

içilen, içilmiş

جَرَحَ

yaraladı →

مَجْرُوحٌ

yaralanan, yaralanmış

كَتَبَ

yazdı →

مَكْتُوبٌ

yazılan, yazılmış

فَتَحَ

açtı →

مَفْتُوحٌ

açılan, açık, açılmış

İsm-i Mef’ûlun şahıslara göre çekimi[1]:

مَكَاتِبُ

مَكْتُوبُونَ

مَكْتُوبَانِ

مَكْتوُبٌ

Müzekker

Cem-i Mükesser

 

 

 

 

 

مَكْتُوبَاتٌ

مَكْتُوبَتَانِ

مَكْتُوبَةٌ

Müennes

 

yazılmışlar

ikisi yazılmış

yazılmış

 

*İsm-i mef’ûl cümle içinde çeşitli şekillerde gelebilir. Tamamen bir sıfat gibi veya sıfat anlamında kullanıldığı gibi, haber olarak da gelir.

Cümle Örnekleri:

شَيْءٌ مَخْلُوقٌ.

Yaratılmış birşey (sıfat) .

اَلْباَبُ الْمَفْتُوحُ.

Açık kapı (sıfat) .

اَلْباَبُ مَفْتُوحٌ.

Kapı açıktır (haber) .

(فُهِمَ الدَّرْسُ).

اَلدَّرْسُ مَفْهُومٌ

Ders anlaşılmıştır.

(نُصِرَ الْحَقُّ) .

اَلْحَقُّ مَنْصُورٌ

Hak (doğru gerçek) yardım edilendir.

(يُعْبَدُ اللَّهُ بِالْحَقِّ) .

أللَّهُ مَعْبُودٌ بِالْحَقِّ

Allah hak(kı) ile ibadet edilendir.

صُنِعَتِ السَّياَّرَةُ فِي الْياَباَنِ.

Araba Japonya’da yapıldı.

اَلسَّياَّرَةُ مَصْنُوعَةٌ فِي الْياَباَنِ.

Araba Japonya’da yapılmıştır.

التاَّئِبُ ذُنُوبُهُ مَغْفُورَةٌ (غُفِرَتْ ذُنُوبُ التاَّئِبِ) .

Tevbe edenin günahları bağışlanmıştır.

أَخيِ مَسْؤُلٌ الْآنَ عَنْ عاَئِلَةٍ كَبيِرَةٍ.

Kardeşim şu anda büyük bir aileden mes’uldür.

أَمْرُ اللَّهِ مَفْعُولٌ.

Allah’ın emri yapılmıştır.

اَلرَّجُلُ مَلْعُونٌ.

Adam lanetlidir.

 

 

*İsm-i mef’ûl kalıplaşmış isim olarak da kullanılır:

اَلْمَلْعُونُونَ

lanetlenmişler “beddualılar”

اَلْمَذْكُورُ

zikredilmiş olan “mezkur”

اَلْمَطْلُوبُ

istenmiş olan “matlûb”

اَلْمَعْرُوفُ

bilinen, “iyilik”

¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯

SAYILAR, İSM-İ FÂİL, MÜBALAĞALI İSM-İ FÂİL VE İSM-İ MEF’ÛL İLE İLGİLİ AYETLER

1- وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلاَدَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ …

(2/BAKARA, 233). Emzirmeyi tamamlamak isteyen kimse (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler…

emzirmek

أَرْضَعَ يُرْضِعُ إِرْضاَعاً

anne

اَلْوَالِدَةُ ج اَلْوَالِدَاتُ

ikmal etmek tamamlamak

أَتَمَّ  يُتِمُّ  إِتْماَماً

sene (ayette tesniye)

اَلْحَوْلُ

emzirme, emme

اَلرَّضَاعَةَ

tam (ayette tesniye)

كَامِلٌ

           

2- سَيَقُولُونَ ثَلاَثَةٌ رَابِعُهُمْ كَلْبُهُمْ وَيَقُولُونَ خَمْسَةٌ سَادِسُهُمْ كَلْبُهُمْ …

(18/KEHF, 22). (Eshabı Kehf hakkında insanların kimi:) “(Onlar) üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir” diyecekler; yine: “Beş kişidir; altıncıları köpekleridir” diyecekler…

3- أُبَلِّغُكُمْ رِسَالاَتِ رَبِّي وَأَنَا لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ .

(7/A’RÂF, 68). Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm.

öğütçü, nasihatçi

نَاصِحٌ

tebliğ etmek, eriştirmek

بَلَّغَ  يُبَلِّغُ تَبْلِيغاً

elçiye verilip gönderilen risalet (elçinin vazifesi)

اَلرِّساَلَةُ ج اَلرِّسَالاَتُ

4- إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّموَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولاً .

(33/AHZÂB, 72). Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

çekinmek, sakınmak

أَشْفَقَ يُشْفِقُ إِشْفاَقاً

arzetti, teklif etti

عَرَضَ يَعْرِضُ عَرْضاً

emanet (ayette: Allah’ın mükelleflere tevdi ettiği ve riayet ve eda edilmesini emrettiği tekliflerdir.

اَلْأَمَانَةُ

imtina etmek, razı olmamak, diretmek, dayatmak

أَبَى يأْبَى أَباَءً أَباَءَةً

(Ayette: Semaların ve arzın yaradılışları itibariyle emaneti yüklenmeye istidatları olmayışı, emaneti ifa etmekten çekinmeleri, yüklenmekten imtina etmeleridir.)

5- … إِذِ الْقُلُوبُ لَدَى الْحَنَاجِرِ كَاظِمِينَ مَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلاَ شَفِيعٍ …

(40/MÜ’MİN, 18). (Yaklaşan gün hususunda onları uyar!) Çünkü o gün kalpler gamla dolu olarak gırtlaklara dayanır (veya o zaman onlar gamlı ve tasalı olup kalpleri gırtlaklarına dayanır). Zalimlerin ne dostu ne de (sözü dinlenir) şefaatçısı vardır.

çünkü, zira/hani, bir zamanlar

إِذْ

boğaz, gırtlak

اَلْحَنْجَرَةُ ج اَلْحَنَاجِرُ

(öfkesini) yenen, gamlı, gamla dolu

اَلْكَاظِمُ

şefaatçi

شَفِيعٌ

sıcak dost

حَمِيمٌ

         

6- …وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ .

(22/HACC, 71). … Zalimlerin hiç yardımcısı yoktur.

yardımcı.   

نَصِيرٌ

[(مَا) isim cümlesinin başında “yok, değil” manasında nefy harfidir. (لِلظَّالِمِينَ) câr-mecrûr olarak mahallen merfû haber mukaddem, (مِنْ) zâid harfi cerdir. (نَصِيرٍ) ise lafzen mecrûr mahallen merfû mübtedâ muahhardır.] 

7- … وَأُفَوِّضُ أَمْرِي إِلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ .

(40/MÜ’MİN, 44). …. Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi görendir.

çok iyi gören 

بَصِيرٌ

havale etmek, ısmarlamak, bırakmak

فَوَّضَ  يُفَوِّضُ  تَفْوِيضاً

8- … وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ .

(40/MÜ’MİN, 45). …Firavun’un kavmini kötü azap kuşatıverdi.

aile

آلُ

kuşatmak, sarmak

حَاقَ يَحيِقُ بِ

Firavun’un ailesi, Firavun’un kavmi

آلُ فِرْعَوْنَ

فِرْعَوْنَ kelimesi gayr-i munsarif bir kelime olması sebebiyle esre yerine üstün almıştır.

9- … إِنَّ رَبَّكَ لَسَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ .

(7/A’RÂF, 167). … Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

hızlı, çabuk, çabuk veren

سَرِيعٌ

ceza

اَلْعِقَابُ

10- … إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَحِيمٌ .

(49/HUCURÂT, 12). …Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.

11- مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا وَمَا رَبُّكَ بِظَلاَّمٍ لِلْعَبِيدِ.

(41/FUSSİLET, 46). Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.

12- وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ .

(26/ŞUARÂ, 175). Şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

 

 

 

13- كَلاَّ إِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ .

(83/MUTAFFİFİN, 15). Hayır! Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O’nu görmekten) menedilmişlerdir.

mahcub, menedilmiş, örtülmüş

اَلْمَحْجُوبُ

(Ayette: Temsili manada olup onların büyüklerin yanına girmekten menedilmiş kimseler gibi alçaltılacakları, ayrıca onların mestur (perdelenmişler) olarak Rablerini göremeyeceği anlatılmaktadır.)

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here