Peygamberler Tarihi İ.Yiğit

Hz. Lût (a.s.) Hayatı

 

G. Lût Kavminin Helaki – Hz. Lüt Ve Ona
Îmân Edenlerin Kurtuluşu

 

Bütün ülkede, Hz. Lût
(a.s.)’m aile fertlerinden başka İs­lâm nuruyla aydınlanan kimse olmamıştı.
Onun ailesinden de geçtiği gibi karısı kâfirlerle birlikte idi ve kocasına îmân
etme­mişti. Dolayısıyla kavmi helak edilirken kurtulanlar, sadece Hz. Lût
(a.s.) ve karısı hariç ailenin diğer fertleri oldu. Bu bir avuç Müslüman’ın
dışında kalanların tamamı umumî azâb sonucu helak edildi. Bu azabı
gerçekleştirmek için Lût kavmine gelen meleklerle, daha önce ziyaret ettikleri
Hz. İbrahim (a.s.) arasında geçen şu konuşma, bu gerçeği açık bir şekilde
yansıtmaktadır:

“İbrahim, ‘Ey
elçiler! Asıl meseleniz nedir? ‘dedi Melekler şöyle cevap verdiler: ‘Biz suçlu
bir kavmi cezalandırmak için-.gön-derildik ki, Rabbin katında haddi aşanlar
İçin tayin edilmiş ‘ça­murdan yapılma taşları yağdıralım.’ Nihayet o ülkede
bulunan mü’minleri çıkardık. Zaten biz, orada bir tek ailenin dışında Müslüman
bulamadık. Can yakıcı azaptan korkanlar için o ülkede bir ibret bıraktık.”[33]

Melekler, Hz. Lût
(a.s.)’a geceleyin mü’min aile fertleriyle birlikte şehri terketmek üzere yola
çıkmasını, aralarından geride kalan olup olmadığını kontrol etmek için
kâfilerin ardından git­mesini ve yürüyüşleri esnasında içlerinden hiç birinin
geriye dönüp bakmamasını söylediler ve şehir halkının sabaha doğru azaba
çarptırılacağını açıkladılar:

“Elçiler (melekler)
Lüt’un ailesine gelince, Lût, ‘Doğrusu siz tanınmayan kimselersiniz’ dedi.
Onlar şöyle dediler: ‘Biz sana sadece şüphe edip durdukları azabı getirdik.
Sana gerçekle gel­dik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz. Artık, geceleyin bir
ara, ai­leni yola çıkar, sen de arkalarından git; hiç biriniz arkaya bak­masın;
emrolunduğunuz yere doğru yürüyün.’ Böylece Lût’a bun­ların sonlarının kesilmiş
olarak sabahlayacaklarını bildirdik.”[34]

“Ey Lût! Biz
Rabbinin elçileriyiz, onlar sana üişemeyecekler; geceleyin bir ara, ailenle
beraber yola çık; karının dışında kimse geri kalmasın. Doğrusu onların başına
gelen onun başına da ge­lecektir. Vadeleri gün doğana kadardır. Gün doğması
yakın değil mi? dediler.”[35]

Allah’ın hükmü ve bu
kavim için takdir buyurduğu azabın vakti gelince, tan yeri ağarırken şehrin
altı üstüne geldi. Hz. Lût (a.s.)’ın ailesiyle birlikte şehirden ayrılmasından
sonra, şafak vakti korkunç bir patlama ve şiddetli bir deprem olmuş, bütün
binaları yerle bir etmişti. Diğer yandan kurutulmuş çamur taş­lar, sağanak
yağmur gibi, günahkarların üzerine yağmaya baş­lamıştı. Bütün bunlar
yaşanırken, şehri korkunç bir fırtına ve şiddetli bir gürültü kaplamıştı.
Peygamberlerini yalanlayan Lût kavmi müşriklerine verilen bu ilâhî ceza, buna
karşılık inanan­ların bu cezadan kurtarılarak mükâfatlandırılışı, ibret
alınması için Kur’ân-ı Kerim’de birkaç kez tekrarlanmış bulunmaktadır:

“Senin hayatına
andolsun ki, onlar sarhoşlukları içinde bo­calayıp duruyorlardı. Tanyeri
ağarırken, korkunç çığlık onlan yakalayıverdi. Memleketlerini alt üst ettik,
üzerlerine sert taş yağ­dırdık.”[36]

“Bunun üzerine
Lût’u ve kendisine îmân eden ailesini kur­tardık; yalnız kansı hariç, çünkü o,
geride kalıp helake uğrayan­lardan oldu. Geride kalanların üzerine öyle bir
yağmur yağdırdık ki! Suçluların sonu nasıl olurmuş bir baki”[37]

Buradaki yağmur, diğer
âyetlerde ifade edildiği gibi, onla­rın evlerinin altını üstüne getiren taş
yağmurudur. Kil taşından yapılmış ve ateşte pişirilmiş, damgalanıp istif
edilmiş her taş, belli bir kâfiri helak etmek üzere işaretlenmişti. Her
taş”m kime ve nereye isabet edeceği ezelde takdir edilmiş ve üzerine nakşe­dilmiş
bulunuyordu. Bunu Allah’tan başka bilon yoktu:

“Azap emrimiz
gelince-oraların altım üstüne getirdik; üzerine Rabbinin katından, işaretlenmiş
kızgın taşları sağanak halinde yağdırdık. Bu azap zâlimlerden hiçbir zaman uzak
olmayacak-tır.”[38]

“Biz de
üzerlerine taş yağdıran bir rüzgâr gönderdik. Ancak, Lüt’un taraftarlarını,
katımızdan bir nimet olarak seher vakti kur­tardık. Şükredene işte böyle
mükafat veririz. Lüt, andolsun ki, onlan bizim yakalamamızla uyarmıştı, ama
onlar ikazları şüphe ile karşılayarak dinlemediler. Andolsun ki, onlar Lût’un
konuklan olan melekleri elde etmeye kalkıştılar, bunun üzerine gözlerini kör
ediverdik. Azabımı ve İkazlarımı dinlememenin sonucunu tadın, dedik. Andolsun
ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi. Azabımı ve ikazlarımı
dinlememenin sonucunu tadın! de­dik.[39]

“Bunun üzerine
geride kalan yaşlı bir kadın dışında, onu ve ailesini, hepsini kurtardık.
Diğerlerini yerle bir ettik.”[40]

 “Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık,
yalnız karısının geride kalanlardan olmasını gerekli bulduk. Geride kalanların
üzerlerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gelmeyenlerin yağmuru ne
kötü idi.[41]

“Üzerlerine de
yağmur yağdırdık. Uyarılan fakat yola gel­meyenlerin yağmuru ne kötü idi!
Şüphes& bunda bir ders vardır, ama çoğu inanmamıştır. Doğrusu Rabbin
güçlüdür, merhametli­dir.”[42]

Sodom şehrinin
harabeleri, Hicaz’dan Suriye ve Mısır’a gi­den yol üzerindedir. Yolcular, Lût
gölünün güneydoğusunda bu harabelerin izlerini görebilirler. Yüce Allah, buna
işaret etmiş ve bu tür harabelerin inananlar için bir ibret sahnesi olması
gerek­tiğini hatırlatmıştır:

“Bunda, görebilen
insanlar için ibretler vardır. O şehrin ka­lıntıları işlek yollar üzerinde hâlâ
durmaktadır. Bunda inananlar için ibret vardır.”[43]

“Andolsun ki,
biz, düşünen kimseler için bu kasabadan a-paçık bir belgeyi geride
bırakmışızdır.”[44]

“Şüphesiz Lût da
peygamberlerdendir. Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût’u
ve ailesinin hepsini kurtar­mıştık. Sonra diğerlerini yok etmiştik. Sabah
akşam, onların yerleri üzerinden geçersiniz. Düşünmez misiniz?”[45]

 

H. Toplumu Felâkete Sürükleyen
Ahlâksızlık

 

Lût kavminin,
homoseksüellik yanında, diğer pek çok kö­tülüğü de zikredilmiştir. Ancak,
âyetlerde, onların helakine se­bep olan en iğrenç suçun, homoseksüellik olduğu
vurgulanmış­tır. Onların işlediği bu iğrenç fiil, tarih boyunca, en iğrenç ve
en aşağılık suç olarak kabul edilmiştir. Buna rağmen, bu çirkin fiili, normal
bir davranış biçimi; hatta bir ayrıcalık olarak kabul ederek o şekilde
göstermeye çalışanlar olmuştur. Eski çağlarda bâzı Yunan filozoflarının bu
yaklaşımı, maalesef Modern dünya­da Batı tarafından gene hortlatılmış ve daha
ileri boyutlara gö­türülmüştür. Batılı ülkelerin bâzılarında, bu iğrenç fiile
yasal bir statü kazandırılması, bunun açık bir göstergesidir. Kültür em­peryalizmine
maruz kalmış halkı Müslüman ülkelerde bile, ar­tık eşcinselliğin korkunç bir
toplum suçu olmaktan çıkarılmış olması, bu vahametin hangi noktalara vardığını
göstermektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de
verilen bu bilgilerden, sadece bu eşcin­sellik fiilinin, Allah’ın gazabını
insanların üzerine çekmeye yete­cek iğrenç bir günah olduğu anlaşılmaktadır.
Bütün milletler bu iğrenç rezaleti işlemekten ve bu yüzden azaba
çarptırılmaktan sakindırılmaktadır. Lût kavmi ve başlarına gelen azap zikredil­dikten
sonra, bu azabın, aynt çirkin fiili işleyen zâlimlere yakın olduğu haber
verilmektedir:

“Azap emrimiz
gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine Rabbinin katından,
işaretlenmiş kızgın taşlan sağanak halinde yağdırdık. Bu azap zâlimlerden hiç
bir zaman uzak olmayacak­tır.”[46]

Bu yüzden bu kötülüğün
kökünü kazımak ve insanları bu belâdan kurtarmak, idarecilerin en önemli
görevlerinden biri­dir.[47]
Homoseksüellik, büyük bir ahlakî çöküntü olmanın ya­nında, sağlık üzerinde de
önemli tehlikeleri olan bir hastalıktır. Frengi, belsoğukluğu, kemik zafiyeti
ve bilhassa asrımızın en korkunç ve çaresiz hastalığı olan AİDS hastalığının
yayılmasına yol açmaktadır.

Hz. Lût (a.s.)
kıssasından çıkarılan diğer önemli bir ders, misafire verilen önemdir. Hz. Lût
(a.s.), her türlü zorluklan göze alarak yabancıları evine misafir etmiş, onları
korumak uğruna her tehlikeyi eöze almıştır. Âyetlerde geçtiği gibi o, misafirleri
yüzünden başına gelecek sıkıntıları başından hissetmiş; ancak ne halleri varsa
görsünler diyerek onları görmezlikten gelmek ve­ya evine almamak yerine, evini
onlara açmış, elinden gelen ikramı yapmaya çalışmıştır. Onları korumak uğruna
başına gele­cek sıkıntıları göze almaktan çekinmemiştir.[48]

 

 



[1] Tekvin, 11/27.

[2] Enbiyâ sûresi, 21/71.

[3] Enbiya sûresi, 21/74-75.

[4] Saffât sûresi, 37/133-138.

[5] Yahudiler tarafından tahrif edilmiş olan Kitab-ı
Mukaddes’te, Hz. Lût (a.s.) aley-

hinde ağır iftiralarda bulunulmuştur. Onun Sodom’a gidişi de, amcası Hz.
ibra­him (a.s.)’ile aralarında sığır sürüleri yüzünden çıkan bir İhtilâfa
bağlanmıştır (Tekvin, 13/5-13 }. Halbuki Hz. Lût (a.s.), Kur’ân’da bildirildiği
gibi, oraya Allah tarafından peygamber olarak gönderilmiştir.

[6] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 272.

[7] Tekvin, 13/10.

[8] Yalçın, Kavimlerin Helaki, 43.

[9] Mevdûdî,  Hz.
Peygamfaer’in Hayatı, I, 466 vd.

[10] Yalçın, Kavimlerin Helaki, 47, W. Keller, Und die
Bibel hat doch recht,  88’den naklen.

[11] Tekvin, 19/28.

[12] Hicr süresi, 15/75-77.

[13] Mevdûdî, Hz. Peygamber’in Hayatı, I, 468

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 273-275.

[14] Kamer sûresi, 54/33.

[15] Ankebut sûresi, 29/28-29.

[16] A’râf sûresi, 7/80-81.

[17] Şuarâ sûresi, 26/160-166.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 275-276.

[18] Şuarâ sûresi, 26/167.

[19] A’râf süresi, 7/82.

[20] Nemi sûresi, 27/54-56.

[21] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 276-277.

[22] Ankebut sûresi, 29/31-32.

Tahrim sûresinin 10.
ayetinde, Hz. Nuh ve Hz. Lût’un karılan için şöyle de­nilmektedir:

“Allah, Nuh’un
kansı ile Lût’un karısını kâfirlere bir misal yapmıştır. O İkisi, kullarımızdan
birer salih kulun nikâhları altında oldukları halde, kocalarına ha­inlik
ettiler. İşte bu yüzden, bu iki peygamber, Allah tarafından karılarının başına
inen azaba engel olamadı. O iki kadına şöyle denildi: ‘Diğer inkarcılarla
beraber siz de cehenneme girin!”

Hz. Nuh’un tufanda boğulan karısı gibi, Hz. Lût’un bu kansı da kocasına
îmân etmemişti. Bu İki kadın, peygamber olan kocalarına îmân etmedikleri için
kâfirlerle birlikte helak oldular. Peygamber hanımı olmalan, küfürleri yüzünden
onlara hiç bir kazanç sağlamadı. Bu iki kadının durumu, akrabalığın îmân etme­ye
yetmediği ve îmân olmadıkça bu yakınlığın hiç bir faydasının olamayacağı ger­çeğini
açıkça ortaya koymaktadır. Onların bu durumu, son derece dikkat çekici bir
ibret tablosudur. Zira onlar, peygamberin en yakınında, dünya ve ahiret saa­detini
kazanmaya çok müsait bir mevkide bulunuyorlardı. Ancak buna rağmen küfürde
direttiler ve gözlerinin önündeki gerçeği göremediler.

[23] Hûd sûresi, 11/74-76.

[24] Hicr sûresi, 15/56-60.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 277-279.

[25] Lût (a.s.), “kızlarım” ifadesiyle, doğrudan
kendi kızlarını ya da toplumdaki kızla­rın tamamını kastetmiş olabilir. Tercih
edilen görüş, ikinci görüştür (Elmahlı, IV.455). Çünkü, bir kavmin peygamberine
nisbeti, evlatların babaya nisbeti gibi­dir. Bir peygamber, kavminin babası
durumunda olduğundan, sevgi ve şefkatten dolayı, kavminin kızlarına
“kızlarım” demiştir. Nitekim, peygamberimizin hanım­ları,
“mü’minlerin anneleri” olarak isimlendirilmiştir (Ahzâb sûresi, 33/ 6
].

Hz. Lût (a.s.)’m, onlara kavminin kızlarını veya kendi kızlarını teklif
ederken, zinayı kastetmiş olması asla düşünülemez. Onları nikâhla almalarını
kastettiği muhakkaktır. Nitekim, “bunlar sizin için daha temizdir”
demesi de bunu göster­mektedir. Lût (a.s.), onları gayri meşru ilişkilerden
meşru ilişkilere çağırmıştır.

[26] Hûd sûresi, 11/77-80.

[27] Hicr sûresi, 15/67-71

[28] FîZılâl, IX, 136.

[29] Ankebut Sûresi, 29/30.

[30] Şuarâ süresi, 26/168-169

[31] Ankebut süresi, 29/33-34.

[32] Kamer sûresi, 54/37.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 279-282.

[33] Zâriyât sûresi, 51/31- 36.

[34] Hicr sûresi, 15/61-66.

[35] Hûd sûresi, 11/81.

[36] Hicr süresi, 15/72-74.

[37] A’râf sûresi, 7/83-84.

[38] Hûd süresi, 11/82-83.

[39] Kamer sûresi, 54/34-39.

[40] Şuarâ sûresi, 26/170-171.

[41] Nemi sûresi, 27/57-58.

[42] Şuarâ sûresi, 26/173-175.

[43] Hkr sûresi, 15/75-77.

[44] Ankebut sûresi, 29/35.

[45] Saffât sûresi, 37/133-138.

Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan Yayınları: 282-286.

[46] Hûd sûresi, 11/82-83.

[47] Livata  suçunu
işleyenlere  tatbik  edilecek ceza hakkındaki  görüşler için 
bkz. Mevdûdi, Tefhim, II, 63; 
Tabbâra, 177.

[48] Prof. Dr. İsmail Yiğit, Peygamberler Tarihi, Kayıhan
Yayınları: 286-288.

İlgili Makaleler