Şu cümlelerin hepisi de söylenebilir, Ellah-u âlem:
1) “Fâilin ( … لَتُلَقَّى…) dan öneceki filleri de ve sonraki fiilleri de, kendi fiilleridir ve bunlardan sorumludur.”
2) “Fâilin ( … لَتُلَقَّى …) dan sonraki fiilleri, müstetir olan elbirliği ile BİR fâil’in eserleridir (tedavi olan dişin fiilleri gibi.)”
3) “Fâil, ( … لَتُلَقَّى …) dan sonra bir “Kur’an-ı Mubîn” dir ve Kur’an-ı Kerim’i hem aynen yaşayandır, hem eksiksiz öğretendir, hem de eksiksiz başka kalblere akıtandır. Bu nedenle de o kişi, bir “Hüve Cümlesi ( هُوَ هُوَ ) ” olmuştur.”
4) “Fâilin ( … لَتُلَقَّى …) dan sonraki sözleri, Sıla Cümlesi (haberiye olan bir isim cümlesi, fiil cümlesi veya şibh-i cümle) olduğu için, söylediği / yaptığı ilâhi bir hükümün açıklamasıdır.” ….. vb.
Şu iki Hadis-i Şerif, anlatılanlara birer delil olabilir, meâlen: “Kalbime ne bırakıldı ise, Ebu Bekir’in kalbine akıttım.” ve “Kalbime ne bırakıldı ise, Ali’nin kalbine akıttım.”
……………………………………………………………………………………….
FÂİL – NÂİBU FÂİL ilişkisi ve ve bu ilişkilerin üç temel esasını (1. Fiili yapan, 2.Fiili kabul eden, 3. Fiilin kabul şartları) hakkında derlenen bilgilier :
Fâil – Nâibu Fâil ilişkisi, bebeğe kaşıkla yemeği öğretme ilişkisine benzer. Burada ilişkiyi başlatan fâildir. Annesi, babası, nenesi, ablası .. hangisi müsait ise bir kaç ay boyunca; sabırla, sevgiyle, oyunla, kaş çatarak, … kaşık tutmasını, kaşığa yemek almasını, dökmeden ağzına götürmesini, etrafı kirletmemesini, … vb aşamaları elbirliği ile öğretilir.
Bebek, büyüklerin yardımıyla kaşıkla yemeğini yediği için bir nâibu fâildir gibidir. Bebek geçen süre içinde; kaşıkla yemeği bir oyun çeşidi olarak görür, yemeğin neye yaradığını bilmez, kaşığı sallar / atar / rastgele bırakır / hem döker hem de güler, yemeğe muhtaç olduğunu bilmez, niçin kaşık kullandığını bilmez, yaptığı işin edebini bilmez, başka bir şey dikkatini çektiği an yemeği unutup o şeye yönelir, yemek bitince de, “yemeğimi kendim yedim, büyüdüm” edâsındadır, … ve benzeri davranışları hemen herkes gözlemlemiştir. Bütün bunlara rağmen görevliler; aferin yavruma yemeğini kendisi yedi, … diyerek överler, ödüllendirirler, severler.
Öğrendikten sonra o bebeğin, nâibu fâilliği son bulur ve yemeğini kendi başına yeme işinde bir fâil olur. Şayet nâibu fâil iken yaptıklarından birini fâil iken tekrar yaparsa; azarı işitir, cezalandırılır, ayıplanır, … vb.
Kur’an-ı Kerimdeki fâil tarifi, iş temellidir. Bu nedenle de Görevliler (büyükleri), elbirliği ile BİR fâil anlamındadır. Halbuki konuşulan Arapçadaki fâil tarifi ise, kişi temellidir. Çünkü, “Fâil (özne), bir işi yapana denir” şeklinde tarif edilmektedir.
Görevliler de; bebeğin kendi başına kaşıkla yemeği öğrenemiyeceğini bilir, başlangıçta hem bebeğin elini hem de kaşığı tutarak onunla birlikte ağzına götürmek gerektiğini tecrübeyle bilir, bebeğin dikkatini çeken şeyleri saklar, devamlı bebekle konuşarak kaşıktaki yemeği dökmeden ağzına götürme işini tekrar tekrar uygular, yemekten sonra “.. yemeği yedirildi” diyerek (meçhul fiil kullanarak) diğer görevlilere bilgi verir. Görevliler arasında, kendilerine bu görevi verenin Ellah Teala olduğunu bilenler genellikle çok çok azdır.
“Ramazan ayı ki; Kur’an bu ayda insanlara hidayet için indirildi – gerçekleri açıklamak için – hidayete ulaştırmak için – hak ile batılı ayırandır.”
Ayet-i Kerimesinde; mazi meçhul’ün müfred müzekker sığasında gelen ( … أُنْزِلَ …) lafzı fiildir ve ( … الْقُرْءَانُ …) lafzı ise, bu fiilin nâibu fâil’i dir. Şefaat yetkisi olan bir isimdir (varlık’tır). Kişi ise, anlatılan bebek gibidir. Ellah Teala, Cebrail (a.s), Hz. Muhammed (s.a.v), Ramazan Ayı, Kur’an-ı Kerim’in kraatını kişiye öğretenler, fıkıh’ı kişiye öğretenler, dinî eserlerin müellifleri, aile büyükleri, hayırlı arkadaşları, camî görevlileri, câmi cemaati, … ve edebi tâlim ettiren, elbirliği ile BİR fâil dir ve anlatılan görevliler gibidir. Bir Ellah dostu bu hususta “Herkes Ellah Teala’ya çalışır ama, çoğunluğu kendine çalıştığını zanneder.” buyurmuştur.
Nâibu fâil olan ( … الْقُرْءَانُ …)’ı namazda kıraat eden kişi de, bu isimle isimlenendir ama bebek gibi; isimlendiğini bilmez, çoğunlukla okuduğunun mânasını da bilmez, dili söyler ama dikkati başka şeylerdedir, neye yaradığını bilmez, öğretilenleri tekrar edince de, artık fâil olduğunu zanneder ve “Namazımı kıldım” der hatta gizliden tebrikler bekler, … vb.
Bu Ayet-i Kerime’de ( … الْقُرْءَانُ …) lafzının harfi-tarifli nâibu fâil olarak gelmesinde, “Şiir okuyan bir kişi Şâir ismiyle isimlendirildiği gibi, Kur’an kıraat eden kişi de, NÂS’a hitab eden El-Kur’an ismiyle isimlenir.” bilgisi saklıdır. Ayrıca, Kur’an’ı Kerimin fiillerini öğrenmede NÂS’ın aciz kalacağını, ölünce kadar öğretim ve eğitimine devam etmeye mecbur olduğunu, NÂS makamında kaldığı sürece de bebek gibi bir nâibu fâil olarak kalacağını, … saklı olarak bildirir.
Namazda Kur’an-ı Kerimi kıraat edenin ( … الْقُرْءَانُ … NÂS’a hitab eden El-Kur’an ismiyle isimlenin) nâibu fâil’liği “bilmediğini, bildiği ve anlamadığı, anladığı zaman“ son bulur. Çünkü bu andan itibaren o artık NÂS değildir, fiilen teslim olmuş bir müslimdir ve kendisi de bir başka NÂS’a tâlim ile öğrettiğinde de mü’mindir (NOT : Mü’min lafzında, mehmûzel-fâ’nın if’âl babı olduğu için “başka bir kişinin imân etmesine vesile olan” anlamı saklıdır.)
Şöyle de söylenebilir: NÂS’dan bir kişinin “Hayret ki ne hayret! Meğer ki; bilen de, BEN değilmişim. Anlayan da, BEN değilmişim.” dediği zaman, nâibu fâilliği son bulur. NÂS’ın zâhiri ve bâtıni eğitimi Elbirliği ile BİR fâil tarafından yapılır. Hz. Mevlâna (k.s)’ın eğitimi, 12 sene ve Hz. Yunus (Rah.) in eğitimi 40 sene sürmüştür. Onlar da başlangıçta birer nâs idiler.
……………………………………………………………………
NÂİBU FÂİL – Mef’ûl ilişkisi ve bu ilişkilerin üç temel esası (1. Fiili yapan, 2.Fiili kabul eden, 3. Fiilin kabul şartları) hakkında derlenen bilgilier :
Nâibu Fâil – Mef’ûl ilişkisi, bebeğin yemekle ilişkisine benzer. Bebek nâibu fâildir gibidir. O’nun yemeği de, meful gibidir. Bebeğin henüz bir kaç tane ön dişi olduğu için, çiğnenin ne demek olduğunu bilmez, bu nedenle onun yemeği de (meful de), özel bir yemektir. Sadece yutmayı bilir. Püskürterek oyun oynamayı sever. Üstüne – başına – etrafına yemek bulaşmasına aldırmaz. Yemeğin dökülüp israf olunmasından rahatsız olmaz. Yemeğin (meful’ün) bir nimet olduğunu, ona muhtaç olduğunu, kendisi için özel emek harcanarak hazırlandığını bilmez. Elbirliği ile BİR fâil’de bunları bilmesini, bebekten (nâibu fâil’den) beklenmez ve şefkatle, merhametle tâlime devam eder.
2/185’deki ( … هُدًى …) lafzı mefulün bih’dir. Hz. Muhammed (s.a.v)’in ümmetinin hidayeti için, İsm-i Fâil olarak görevlendirilendir. NASB hâlinde olduğu için yaptığı hizmet; görülür, bilinir, idrak edilir ve şahid olunur. NÂS arasından seçilip ( … هُدًى …) görevine getirilmiştir.
( … الْقُرْءَانُ … Nâibu fâil’in), mefulü ( … هُدًى …’i) tâlim ettirmesi ise, 28/14’de açıkladığı gibidir. Ellah Teala ve Hz. Muhammed (s.a.v)’in, bir mükâfaat olarak ( … هُدًى …)’e, zamanındaki ihtiyaçlara uygun olan ilimi ve hükümü vermesidir. Bu mükâfaat; mânevidir ama fiillerinin eserleri mefulün bih’de ( … هُدًى …)’de ilim ve hükmetme şeklinde; görülür ve bilinir. Çünkü bu Ayet-i Kerime’deki Nâibu fâilin kendisi mânevi, eserleri zâhiridir. Bebeğe kaşıkla yemek tâlim ettirilerek, fâil makamına çıktılması süreci, NÂS’dan birine ilim ve hükümle diğerleri tâlim ettirilerek, rehber makamına çıkartılması süreci gibidir.
NOT : Anlatılan benzetmeler, mefulün bih ile mefulün bih gayri sarih arasındaki saklı ilişkiyi görebilmek ve bu ilişkideki temel esasları (1. Fiili yapan, 2.Fiili kabul eden, 3. Fiilin kabul şartları) anlayabilmek için yapıldı.
28/14 ( وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَاسْتَوَى ءَاتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ ) “Vaktaki Mûsâ, aklı tam bir anlayış seviyesine ulaşınca – Biz ona ilim ve hüküm verdik – İşte biz iyilik edenleri böyle mükafaatlandırırız.” Ayet-i Kerimesindeki ( نَا ) muttasıl fâil zamiri, Elbirliği ile BİR fâil’dir (Ellah Teala, Kur’an-ı Kerim, Hz. Resulullah (s.a.v), Rehberi ve … )
2/185’deki ( … لِلنَّاسِ …) lafzı mefulün bih gayri sarih‘dir ve (bilmese de) mefule bağlıdır ama meful olan ( … هُدًى …) bu bağlılığı bilir anlamı saklıdır. Çünkü ( … أُنْزِلَ …) fiilinde, “mektubu sahibine ulaştırıp, teslim etme” anlamı da mevcuttur.
………………………………………………………………………………………
FÂİL – YANLIŞ DAVRANIŞ ilişkisi ve bu ilişkilerin sonuçları :
NEFS, isteklerle harab olur (asli görevini yapamaz hâle gelir) ve âbid’in ibâdeti, âdet’e dönüşür.
KALB, hayallerle harab olur ve ârif’in mârifeti, zanna dönüşür.
RUH, faydasız işlerle harab olur ve âşık’ın muhabbeti, şikayete dönüşür.
SIR, amellere iltifatla harab olur ve muvâhid’in müşahadesi, övünmeye dönüşür.
………………………………………………………………………………………
FÂİL – TEVHİD NURU ilişkisi : Tevhid nuru, aşağıdaki beş şeyi terk edende biz-zaruri oluşur. Hz. İbrahim a.s ın kıssaları tefekkür edildiğinde, her bir kıssada sayılan terklerin hepsinin mevcut olduğu görülür. Bu nedenle bunlara “Tevhid’in temel şartları” denebilir.
6.1) Çekişmeyi terk eden, Ellah Teala’nın Rıza’sına uygun olanları yapar.
6.2) Muhalefet edenlere sevgi göstermeyi terk ()58/22) edende, Ellah Teala’nın sevgisi doğar.
6.3) Sebebleri terk eden, sebebleri yaratan Ellah Teala’nın irâdesini müşahade eder.
6.4) Kendi tercihini terk eden, Ellah Teala ve Rasulullah a.s.v ın emirlerini yapar.
6.5) Yalnız iş yapmayı terk eden, Ellah Teala’nın rahmet ve merhametine şâhidlik eder. Çünkü, Rahmet’i günah işlemeyi engeller. Merhamet’i, lüzümsuz iş yapmayı engeller.
Bu terkleri yaşayan hem şu Ayeti Kerimeyi ihyâ eder, hem de tevhid makamında fâil ve mübtedâ olmanın mânalarını anlatabilir.
6/162 ( قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ ) “De ki (Yâ İbrâhim) Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Ellah içindir.”
Ek anlatım: Fail
FAİL الفاعل Fail : Fiil cümlesindeki öznedir. Genellikle fiilden sonra gelir ve işi yapanı gösterir. Hükmü refdir. Yani daima merfu olur. ماتَ الرجلُ : Adam öldü. Fail – Fiil تلعبُ البنتُ : Kız oynuyor. Fail – Fiil جاءَ المدرِّسُ : Öğretmen geldi. Fail – Fiil قرأتْ المرأةُ الكتابَ : Kadın kitabı okudu. Meful – Fail – Fiil
Fiil ile fail arasında müzekkerli müenneslik açısından uyum vardır. Fail tensiye ve cem de olsa fiil başta geldiği sürece müfred olarak gelir. قال الرجلُ قال الرجلانِِ قال الرجالُ : Bir adam dedi, iki adam dedi, birçok adam dedi.