Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Geçmiş Ümmetlerin Yok Oluşu ve Kalıntıları

13.6. Lût Kavmi

İncil’deki kayıtlara göre, Hz. İbrahim’in iki kardeşi vardı:
Nahûra ve Harân, Hz. Lût, Haran’ın oğluydu. (Bk: Doğum, Bölüm: XI, 26. ayet).
Kur’ân-ı Kerîm’in Ankebût Suresinin 26. ayetindeki bilgiye göre Hz. İbra­him’e
kavminden sadece Hz. Lût iman etmişti.

Hz. Lût aleyhisselâm, Hz. İbrahim (a.s.)’in yeğeniydi. Hz. Lût
amcası Hz. İbrahim (a.s.) ile birlikte Irak’tan çıkıp bir süre Suriye, Filistin
ve Mı­sır’da dolaştı ve vaaz ile tebliğin inceliklerini öğrenmesinin yanı sıra
Hakk’a davetin zorluklarından da haberdar oldu. Sonra, Cenâb-ı Allah ta­rafından
peygamberlik makamına getirilince, Lût kavmi ismiyle meşhur olan, ahlâkı belki
de en çok bozuk olan ve dalâletin son haddine ulaşmış olan milletin ıslâhına
memur edildi. Sodomluların Hz. Lût’un kavmi oldu­ğu söyleniyorsa da, bu
herhalde, çeşitli milletler arasındaki yakın münase­bet ve akrabalıktan
olabilir.

13.6.1. Lût
Kavminin Yaşadığı Bölge

Lût kavmi, bugün Ürdün olarak bilinen Irak ile Filistin
arasındaki topraklarda yaşıyordu. İncil’de bu milletin yaşadığı ülkenin hükümet
mer­kezinin Sodom olduğu belirtilmiştir, ki herhalde Lût Gölü yakınlarında bir
şehirdi. Talmud’daki kayıtlara göre Lût kavminin başlıca kentleri arasında
Sodom’un dışında dört şehir daha vardı. Bu şehirlerin ortalarında öylesine büyük
ve yemyeşil bir bahçe vardı ki bunu uzaktan görenler bile mest olurlardı. Ne var
ki bugün bu milletin izine bile rastlanmıyor ve yerleşim bölgelerinin nereleri
olduğu da kesin olarak bilinmiyor. Lût adını andıran bugün sadece Lût gölü
vardır ki buna Ölü Deniz de denilir.[13]

Felâkete uğramış ve harap olmuş bu bölge Hicaz’dan Suriye’ye ve
Irak’tan Mısır’a giderken yolda görülür. Yolcular buranın hazin manzara­sını
görür ve imanlı olanlar bundan ibret alırlar. Bu bölge, Lût gölünün
güneydoğusunda yer almaktadır. Coğrafya ve arkeoloji uzmanları ile ta­rihçiler
bu bölgenin özellikle güney kesiminin dünyada eşi görülmemiş bir virane olduğunu
söylerler.

Üstelik Lût kavmi bu kötü fiili gizli, saklı da yapmıyordu,
alenen ve herkesin önünde yapıyordu. Bu illete herkes yakalanmıştı. Neml
sûresinde de buna işaret edilmiştir:

013

Lût Kavminin Yaşadığı Bölge

13.6.2. Lût
Kavminin Sapıklığı

Kur’ân-ı Kerîm’de Lût kavminin yozlaşması ve kötü yola
sapmasıyla ilgili kayıtlara bakalım.

“Rabbinizin sizin için helâl yarattığı zevcelerinizi
bırakıyorsunuz. Doğrusu siz haddinizi tecavüz eden bir kavimsiniz.” (Şuarâ; 166)

“Gerçekten siz, kendinizden evvel, âlemlerden hiçbirinin
yapmadığı çok kötü bir işi yapıyorsunuz.” (Ankebût; 28)

“Siz erkeklere, mukarenet edecek, yol kesecek ve toplantınızda
edep­sizliği yapıp duracak mısınız?” (Ankebut; 29)

Bu ayetlerde, Lût kavminin en kötü illeti olan eşcinselliğe
değinilmiş­tir. Bilindiği gibi, Lût kavminin adı eşcinsellikle özdeşleşmiştir.
Homo­seksüellik, Lût kavminin simgesi haline gelmişti. Nitekim A’râf sûresinde
şöyle denilmiştir:

“Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz.”
(Âyet; 81)

“Doğrusu siz, ne yaptığınızı bilmez bir kavimsiniz.” (Âyet; 55)

Aslında, Lût kavminin yakalandığı illet çok eski çağlardan beri
İnsanlar arasında süregelmektedir. Homoseksüellik veya eşcinsellik gibi kötü bir
fiil Lût kavminde bu kadar yaygınlaşmış, Yunan felsefesinde de yücelmiştir. Bu
hususta bir eksiklik var idiyse, bunu da bugünkü Avrupa ve Amerika
tamamlamıştır. Çağımızda ileri ve gelişmiş olarak bilinen Batı medeniyetinde
eşcinsellik alabildiğine yaygınlaşmış ve bunun yasallaşma­sı için geniş
kampanyalar açılmıştı. Nitekim Federal Almanya başta ol­mak üzere çeşitli batılı
memleketlerde bunun için parlamentodan ve hükü­metten kanunlar çıkarılmıştır.
Halbuki aynı cinsten olanlar arasında cinsî münasebet, tabiat kanununa
aykırıdır. Cenâb-ı Allah (cc.) bütün canlılar arasında dişi ve erkek farkını,
nesillerin devamı için yapmıştır. Bu fark İnsanlar arasında daha önemli ve
gereklidir, çünkü İnsanlar bir araya gelerek aile ve toplumları
oluşturmaktadırlar. Fert, aile ve toplum aynı zamanda geniş bir medeniyet
meydana getirirler. Bu sebeple ayrı yapı ve mizaçta erkek ve kadınlar
yaratılmıştır. Bu iki karşı cinsin birbirine yaklaşmalarını sağlamak amacıyla
aralarında cinsel cazibe yaratılmıştır. Her iki cinsin beden ve ruh yapısı,
zevcelik vazifesinin yerine getirilmesi için müsait ha­le getirilmiştir.
Tabiatın ihtiyacını karşılamak üzere birleşmelerini teşvik edici ve tatmin edici
bazı unsurlar yaratılmıştır. Fakat eşyaların tabiatına aykırı hareket ederek
kendi cinsinden olanlara karşı fazla ilgi duyan ve halta onlarla cinsî ilişki
kurup bundan zevk alan bir kişi aynı zamanda bir­çok suç işlemiş olur. Bu kişi
evvelâ kendi nefsiyle mücadele etmek zorun­da kalır. Kendi vücut yapısı ve ruh
sisteminde bozukluk meydana getirir. Bu kişinin ilişki kurduğu hemcinsi de aynı
sınavdan geçer ve bu kişinin vücut, ruh ve ahlâkında büyük çapta tahribat yapar.
İkincisi, homoseksüel bir kişi tabiata ve tabiat kanunlarına ihanet eder. Zira
tabiatının, türlerin büyümesi ve medeniyetlerinin gelişmesi için tâyin ettiği
haz ve zevki bu şahıs istismar ediyor, kötüye kullanıyor. Bu haz ve zevkin
alınmasının ba­zı sorumlulukları vardır. Bu şahıs bu zevki, bu sorumluluk ve
görevleri yerine getirmeden alıyor, daha doğrusu gasp ediyor. Üçüncüsü, bu kişi
in­san toplumuna da ihanet ediyor. Şöyle ki, toplumun fertlerinden, kaide ve
kuralları ile kuruluşlarından yararlanıyor, ama bunun karşılığını vermiyor ve bu
hususta kendisine düşen görev ve yükümlülükleri yerine getirmiyor. Hatta
enerjisini, toplumun ahlâk ve kültürünü bozacak ve sarsacak yollar­da harcıyor.
Homoseksüel hem kendi ailesi hem toplumu için zararlı ve tamamıyla pasif ve
faydasız bir yaratık haline geliyor ve ilişki kurduğu en az bir hemcinsinin
kaderini de aynı yola sokuyor. Bir homoseksüel, en az bir erkek ve iki kadının
hayatını da mahvediyor. Zira aralarında eşcinsel ilişki bulunan iki erkeğin
karıları da fuhuşa ve kötü yola sevk ediliyor.

“Elçilerimiz Lût’a geldikleri vakit O’nun üzerine fenalık geldi
ve kalbi duraladı. Ve: ‘Bu çok çetin bir gündür’ dedi. Kavmi O’na (Lut’a)
koşarak geldi. Onlar eskiden beri kötülük işlemeye alışık kimselerdi. Lût, ‘ey
kav­mim, işte kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun. Beni
misafirlerim içinde rezil etmeyin, içinizden aklı başında bir adam da mı
yoktur?’ dedi. Onlar, ‘senin kızlarında bir hakkımızın olmadığını bilirsin. Ve
sen bizim ne istediğimizi de bilirsin.’ dediler!” (Hûd; 77-79)

Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan bu kıssanın tafsilâtından
anlaşılıyor ki, melekler Hz. Lût (a.s.)’a güzel delikanlılar kılığında geldiler
ve Hz. Lût bunların melek olmalarından habersizdi. Bu sebepten dolayı, bu
misafir gençlerin gelmesinden tedirgin ve huzursuz oldu. O, milletinin ne kadar
ahlâksızlaştığını ve bozulduğunu pekiyi biliyor ve başına geleceklerden
korkuyordu.

Söz konusu ayetlerde bahsedilen kızlar hem Hz. Lût (a.s.)’un öz
kızla­rı olabilir, hem de milletin diğer kızları. Bilindiği gibi, bir peygamber
kendi ümmetinin babası durumunda oluyor ve bu bakımdan herkesin kızı onun öz
kızı gibi oluyor. Hz. Lût bu manada bütün kızların kendi kızları olduğunu
söylemiş olabilir. Ya da sadece kendi kızlarından bahsetmiş ola­bilir. Fakat her
iki durumda da onun şehvetten kuduran halka, “gelin bu kızlarla cinsel
açlığınızı giderin” dediği düşünülemez. Zira, “onlar sizin için daha temizdir”
demesi, bu ihtimali ortadan kaldırıyor. Hz. Lût’un söy­lemek istediği yalnızca
erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını tabiî ve meşru yol­larla gidermeye çalışmalarını
öğütlemekti. Bunun için kadın ve kızlar az değildi.

Yukarıdaki ayetlerde Lût kavminin ahlâksızlığı, iğrençliği ve
çirkinli­ği ortaya konmuştur. Bu kavim sadece doğal yollardan ayrılmamış, aynı
zamanda bu kötülüğe öylesine alışmıştı ki bütün ilgisi ve zevki bu kötü fi­ile
bağlanmış kalmıştı. Doğal yoldan tamamıyla ayrılmış, bu tarafa tenez­zül bile
etmiyordu, inançsızlıkları o kadar artmışa ki, bu doğal yolun kendileri için
tamamen kapalı olduğunu söylemekten de çekinmiyorlardı. Gerçek şu ki, bu,
ahlâksızlığın son haddiydi. Sadece nefsinin zaafı yüzün­den haram iş yapan bir
kişinin durumu farklıdır. Zira, o bir yanlışlık yapı­yor ve bu yanlışlığını
düzeltmek için çaba harcıyor. O daima helâl şeyler yapmaya, haramdan kaçmaya
çalışıyor. Böyle bir kişi doğru yola gelebilir ve günahı affedilebilir. Fakat
bir kişinin bütün düşüncesi ve hatta yaşantı­sı harama dayanır ve helâlin
kendisi için uygun olmadığını düşünürse, onun insan sayılmasına herhangi bir
sebep yoktur. O bir mikroptur ve an­cak lağım suyunda ve bataklıkta yaşayabilir.
İnsanlar arasında onun yeri yoktur. Bu tür mikroplar bir ailede tesadüfen
doğarsa, bunların haşerat ilâcıyla temizlenmesi gerekir.

“Şehir halkı birbirlerine müjdeleyerek geldiler. Lût: ‘Bunlar
benim misafirlerimdir, beni utandırmayın. Allah’tan korkun. Beni rezil etmeyin.’
dedi. Onlar: ‘Biz seni herkesi himaye etmekten menetmedik mi?’dediler. Lût,
‘eğer bir şey yapmak isterseniz iste kızlarım’ dedi. (Habibim) senin hayatın
hakkı için, Lût kavmi kendi sarhoşluklarında bir şey görmez ol­muşlardı.” (Hicr;
67-72)

Bu ayetlerden de, Lût kavminin ahlâkının ne kadar bozulduğu
ortaya çıkıyor. Şehrin bir mahallesinde bir kişinin evine güzel gençlerin
gelmesi, oraya cinsî sapık ve ahlâksızların hücum etmelerine yol açabiliyordu.
Şeh­vet ve şiddetli cinsî arzulardan gözleri dönmüş bu adamlar o eve saldırıp,
gelen güzel misafirlerle cinsi açlıklarını gidermek için açıkça talepte
bu­lunmaya cesaret edebiliyorlardı. Bütün mahallede, şehirde ve hatta
mem­lekette bu ahlâksızlığa karşı çıkacak ve insan kılığındaki hayvanlara dur
diyecek kimse yoktu. Herkesin duyguları, vicdanları ölmüştü. Hz. Lût (a.s.) gibi
temiz ve güzel ahlâk timsalinin evine bile sapıkların böyle hü­cum ettiği bir
ortamda diğer başka kimselerin iffet ve namusunun emni­yette olduğu
düşünülebilir mi?

İlgili Makaleler