Geçmiş Ümmetlerin Yok Oluşu ve Kalıntıları
13.10.7. İsrail
Oğullarının Yaşadığı İkinci Fetret Devri
Mekkâbî hareketinin temelinde büyük dinî ve ahlâkî coşku vardı.
Bu coşku ve dindarlık zamanla kayboldu ve yerini maddecilik ve gösteriş aldı.
Yahudiler tekrar çeşitli grup ve kabilelere bölündüler ve bunlardan bazıları
bizzat Romalı fâtih Pompei’yi Filistin’e davet ettiler. Dolayısıyla, M.Ö. 63’tc
Pompei, dikkatini bu tarafa çevirdi ve Kudüs’ü ele geçirdikten sonra Yahudilerin
hakimiyetine ve hürriyetine son verdi. Fakat, Romalılar genellikle fethettikleri
yerlere yerli vali ve hâkim alama eğiliminde oldukları için Filistin’de
kendilerine tabi olan yerlilerden müteşekkil bir devlet kurulmasına izin
verdiler. Bu devlet, M.Ö. 40 yılında son derece akıllı ve zeki olan Herod adlı
Yahudinin eline geçti. Aynı kişi tarihe Büyük Herod adıyla geçmiştir. Herod
iktidara sahip olduktan sonra çeşitli akıllı tedbirler ve izlediği dirayetli
siyaset sayesinde Yahudi devletinin sınırlarını eşi görülmemiş bir şekilde
genişletti. Öyle ki, M.Ö. 40’tan M.Ö. 4’e kadar bütün Filistin ve Ürdün’ün
büyük bir bölümüne hâkim oldu. Herod bir yandan dini lider ve din adamlarını
himaye ederek Yahudilerin desteklerini kazandı, bir yandan da Roma kültür ve
medeniyetini yaymak ve Roma İmparatorluğuna bağlılığını belirtmek suretiyle Roma
İmparatorunu da memnun etti. Fakat Yahudiler siyaset ve devlette söz sahibi
olmalarına rağmen din, ahlâk ve maneviyat açısından büyük kayıplara uğradılar.
Büyük Herod’dan sonra, kurduğu geniş devlet üçe bölündü. O’nun bir oğlu,
Erhalaus, Samerriyye, Yahudiyye ve Adumiyye’nin kuzeyine hâkim oldu. Fakat M.S.
6’da İmparator Augustus onu azlederek bölgeye kendi valisini tâyin etti. Bu
hükümet M.S. 41’e kadar devam etti. işte bu sıralarda Hz. Îsa (a.s.) Yahudileri
ıslâh etme vazifesini üzerine aldı ve Yahudi din adamları ile ulema ve diğer
ileri gelenleri kendisine şiddetle karşı koydular. Roma’lı vali Pontius Pelatis
de Hz. Îsa’yı öldürtmek istedi.
Herod’un ikinci oğlu Herod Antipas, Kuzey Filistin’in, Galile ve
Ürdün nehrinin iki yakasının hâkimi oldu. işte bu adam, bir dansözün isteği
üzerine Hz. Yahya (a.s.)’nın kafasını keserek kendisine hediye etti.
Herod’un üçüncü oğlu Philip ise Hermon dağından Yermük nehrine
kadar uzanan bölgenin sahibi oldu. Bu hâkim, babası ve diğer kardeşlerinden
daha çok, Roma kültürünün etkisinde kalmıştı. İktidara geçer geçmez. Hz. Îsa’nın
taraftarlarını sindirmek ve yok etmek için görülmemiş baskı ve zulüm yaptı.
Bu devirde Yahudiler ile din adamlarının gerçek yüzünü görmek
için Hz. Îsa (a.s.)’nın hutbelerine müracaat etmeliyiz. Bütün bu hutbeler Dört
İncil’de toplanmıştır. Yahudilerin ahlâkî çöküşünü anlamak için Hz. Yahya ile
Hz. Îsa’ya yapılan kötü muameleye bakmak yeter de artar bile. Bilindiği gibi,
bir sokak kadınının iftirası üzerine Hz. Yahya gibi temiz ve güzide bir
peygamberin başı kesildi ve bu zulme karşı kimseden ses çıkmadı. Aynı şekilde
Hz. Îsa gibi bir peygamberin ölüm fermanına imza atıldı, ama yine ses çıkaran
olmadı. Bu zulüm ve vahşete karşı çaresizlik içinde kıvranan ve kendilerini
yerden yere atan kişiler parmaklarla sayılacak kadar azdı. Hatta, Pontius
Pelatis’in bu alçak insanlara bayram gününde ölüm cezasına çarptırılanlardan
birini serbest bırakma yetkisine sahip olduğunu belirterek Hz. Îsa’ (Jesus)’nın
mı yoksa Barabas adlı haydudun mu serbest bırakılmasını istediklerini sorduğu
zaman, hepsi bir ağızdan, Barabas için af dilediler. Bu bir bakıma, Allah’ın
Yahudilere son hücceti ve mühletiydi ve kendileri bunu iyi değerlendiremediler.
Aradan çok geçmeden Romalılar ile Yahudilerin arası bozuldu.
M.S. 64. ilâ 66’da Yahudiler isyan ettiler. Herod Agrippa II ile Romalı Floris,
ikisi de bu isyanı bastıramadılar. Sonra kendilerine takviye birlikleri
gönderildi ve Romalılar bizzat bu ayaklanmaya son verdiler. M.S. 70’te Titus,
Kudüs’ü fethetti ve büyük bir katliama girişti. Tahminlere göre 133 bin Yahudi
öldürüldü, 67 bini de esir alındı. Bunların dışında binlerce Yahudi işletmelerde
çalıştırılmak üzere Mısır’a yollandı. Yine binlercesi, hipodrom ve stadyumlarda
binlerce kişinin önünde kılıç sallamak veya vahşi hayvanlarla boğuşmak üzere
Roma İmparatorluğunun çeşitli bölgelerine gönderildiler. Atletik vücutlu, uzun
boylu ve yakışıklı erkekler ile güzel ve genç kızlar fâtih, kumandan ve
subayların hizmetçisi ve cariyesi haline getirildi. Hem Kudüs şehri hem burada
bulunan Süleyman Mâbedi yerle bir edildi. Kısacası, Filistin’den İsrail oğulları
veya Yahudilerin adı sanı öylesine silindi ki, bunlar tam 2000 yıl bu tarafa
gelmeye cesaret edemediler. Süleyman Tapınağı ise hiçbir zaman yeniden inşa
edilemedi. Bundan sonra, İmparator Bedrian da artık Elia adıyla tanınan Kudüs
şehrini bir daha yağmaladı. Daha sonra asırlarca Yahudiler bu şehre giremediler.

Büyük Herod’un Saltanatı (M.Ö. 30-2 Yıllan Arası)

Mekkabî Devleti
İsrail oğulları yüzyıllardan beri Allah’a itaatsizlik
ediyorlardı. Sürekli ikaz ve tembihlere rağmen hareket ve davranışlarında bir
değişiklik olmadı. Kendilerini doğru yola getirmek üzere Allah tarafından
gönderilen birkaç peygamberi öldürmüşlerdi ve kim onlara doğruluğu anlatırsa
onun düşmanı oluveriyorlardı. Bu sebeple, Allahu Teâlâ hüccetini tamamlamak,
yani kendilerine son bir mühlet vermek amacıyla Hz. Îsa (a.s.) ve Hz. Yahya
(a.s.) gibi iki mümtaz peygamberi gönderdi. Her iki peygamber de, Allah
tarafından insanları Hakka davet etmek üzere vazifelendirildiklerine dair açık
delil ve işaretlerle gelmişlerdi, ki bunları ancak gözleri kör olanlar
göremezlerdi. İsrail oğulları maalesef bu fırsatı da kaçırdılar ve
dalâletlerinde ısrar ettiler. Bu bedbaht İnsanlar bu peygamberlerin davetini
reddetmekle kalmadılar, aynı zamanda ikisini de ölüme mahkûm ettiler. Hz. Yahya
(a.s.)’nın başı bir dansözün iftirası üzerine uçurulurken, Yahudi din adamı ve
ileri gelenleri, Hz. Îsa’yı Romalılara öldürtmeyi plânladılar. Bundan sonra
Yahudilere fazla zaman ve fırsat vermek yersizdi. Bu sebeple, Cenâb-ı Allah,
Hz. Îsa’yı ölümden kurtararak kendi yanına aldı ve İsrail oğullarının ebediyete
kadar lânetlenmiş bir millet olarak kalmasını emretti.