Geçmiş Ümmetlerin Yok Oluşu ve Kalıntıları
13.10.9. İsrail
Oğullarının Hz. Yahya (a.s.)’ya Yaptığı Kötü Muamele
İncil’in çeşitli ciltlerinde Hz. Yahya (a.s.)’nın şahsiyeti ve
sireti hakkında yazılmış olanları şöyle özetleyebiliriz:
Luka (Lucas)’nın ifadesine göre, Hz. Yahya (John), Hz. Îsa
(a.s.)’dan 6 ay büyüktü. Hz. Yahya ile Hz. Îsa’nın anneleri akraba idiler. Hz.
Yahya 30 yaşında iken kendisine peygamberlik verildi. Yuhanna’nın rivâyetine
göre, Hz. Yahya, Ürdün’de vaaz ve tebliğe başladı. Kendisi şöyle derdi:

Hz. Îsa Zamanında Filistin
“Ben, Allah’ın yolunu takip edin diyen, çölde bağıran bir
kişinin sesiyim.” (Yuhanna; 1;23)
Mark (Marcus) diyor ki, Hz. Yahya, günahkârların günahını
çıkarırdı, günahlarını çıkarttığı kişilerin hem vücudu, hem ruhunun temizlenmesi
için kendilerini kutsardı. Yahudiyye ile Kudüs’ten birçok kişi kendisine tabi
olmuşlardı. Hz. Yahya bunları kutsardı. (takdis ederdi). (Mark: 1:4-5). Bundan
dolayıdır ki kendisine “John, The Baptisi” (Takdis Eden Yahya) lakâbı
verilmiştir. Beni İsrail umumiyetle onun peygamberliğini kabul etmişti (Malla:
21:26). Hz. Îsa (a.s.) ise şöyle derdi: “Kadınlardan doğanlar arasında Takdis
Eden Yahya’dan daha büyük yoktur.” (Matta 11; ll).
Hz. Yahya, deve tüyünden yapılmış elbise giyer ve deri kemeri
takardı. Yiyecekleri çekirge ve orman balıydı. (Matta: 3:4). Mütevazi ve fakir
bir hayat yaşardı ve insanlara şöyle derdi: “Tevbe edin, çünkü Gök’ün
hakimiyetinin günü yaklaşmıştır.” (Matta: 3:2). Bu sözler Hz. Îsa’nın
peygamberliğine bir işaretti. Herkesin namaz ve oruç vazifelerini yerine
getirmelerini isterdi. (Matta: 9:14, Luka, 23, Luka: 11:1). Telkinlerinden biri
şuydu: “İki gömleği olan, hiçbir gömleği olmayana versin, yiyeceği olan da aynı
şeyi yapsın.” Gümrükçüler, ‘ya üstâd biz ne yapalım?” deyince, şöyle dedi:
“Hakkınız olandan fazlasını istemeyin.” Askerler sordular: ‘Ey nebi, bize ne
dersiniz?’ Dedi ki, “Kimseye zulüm etmeyin, kimseden haksız olarak bir şey
almayın ve maaşınızdan tasarruf edin.” (Luka: 3:10-14).
Beni İsrail’in kötü huylu ve kötü niyetli ulemâsı Ferisî ve
Sudukî takdis edilmek üzere kendisine geldiklerinde şu cevabı aldılar: “Ey
yılanın evlâtları, gelen gazaptan korkmanızı kim öğütledi? Sanmayın ki, Abraham
babanızdı… Şimdi ağaçların köklerinde balta duruyor. İyi meyve vermeyen ağaç
kesiliyor ve ateşe veriliyor.” (Matta; 3:7-10).
Hz. Yahya’nın vaaz ve tebliğ yaptığı memleketin hakimi, Roma
kültürünün esiri olan Yahudi Herod Antipas idi. Bu hâkimin teşvikiyle ülkede
her türlü kötülük ve sapıklık yapılıyordu. Kendisi, kardeşi Philip’in karısı
Herodiyas’ı sarayına almıştı. Hz. Yahya bu ahlâk dışı harekete karşı ses
çıkarınca hapse atıldı. Fakat Herod Antipas, Hz. Yahya’nın temiz kişiliği ve
üstün ahlâkından haberdardı ve kendisine hürmet ederdi, ayrıca halk arasındaki
büyük nüfuzundan da korkardı. Fakat Herodiyas, Hz. Yahya’nın çabaları sonucu
halk arasında ahlâkî değerlerin yükseleceğini ve dolayısıyla kendisi ve kendi
gibi diğer “yüksek mevkili insanların” rezil olacağının farkındaydı. Onun için,
canına kastetti. Nihayet, Herod’un doğum günü dolayısıyla düzenlenen festivalde,
kötü emeline ulaşmak için iyi bir fırsat hazırladı. Festival ile ilgili olarak
sarayda yapılan şenlikler sırasında kızı dans ederek herkesi ve özellikle
Herod’u mestetti. Herod coşku içinde, “haydi kızım, ne istersen sana vereyim”
dedi. Bunun üzerine kız annesine giderek “ne isteyim” dedi. Fahişe annesi de,
“kızım, Yahya’nın başını islerim de” dedi. Onun için dansöz kız isteğini
Herod’a açıkladı ve “Bana Takdis Eden Yahya’nın başının bir tepside
getirilmesini emir verin” dedi. Herod bunu duyunca hayli üzüldü, fakat bir kerre
söz vermişti, ayrıca sevgilisinin kızının isteğini de geri çeviremezdi.
Binaenaleyh, derhal zindandan Hz. Yahya’nın kesik başını getirtti ve bir
tepside dansöz kıza sundu. (Bk: Matta: 14:3-12, Mark: 6:1-29, Luka: 3:19-20).
13.10.10. Hz.
Îsa’ya Yapılan Kötü Muamele
“(Ey Rasûlüm) Kitap’ta Meryem’i zikret. Hani o, ailesinden
ayrılıp şark tarafındaki bir yere çekilmişti. Sonra onların önünde bir perde
çekmişti.” (Meryem; 16-17)
Âl-i İmrân suresinde, Hz. Îsa’nın annesi Hz. Meryem’in Kudüs’te
bir köşede ibadete çekildiği ve Hz. Yahya’nın O’nu kendi himayesine aldığı beyan
edilmiştir. Yukarıdaki sûrede ise, Hz. Meryem’in ibadete çekildiği ve İ’tikâf
ettiği yerin Kudüs’ün doğu kesiminde olduğu açıklanmıştır. Hz. Meryem âdet
olduğu üzere İ’tikâf ederken perde çekmişti, ki halkın gözünden ırak olabilsin.
Bazı müfessirler bu ifadeyi İncil’in ifadesiyle denkleştirmek maksadıyla
Kudüs’ün doğusundaki yer olarak Nasıra’yı göstermişlerdir. Bu tahmin yanlıştır,
zira Nasıra, Kudüs’ün doğusunda değil kuzeyinde bulunuyor.
“…O’na ruhumuzu (Cebrail) gönderdik de, kendisine düzgün bir
insan şeklinde göründü. Meryem O’na, ‘Ben senden, çok esirgeyici (Allah’a)
sığınırım. Eğer (Allah’tan) korkuyorsan (bana dokunma)’ dedi. Melek: ‘Sana temiz
bir erkek evlât vermek için Rabbinin gönderdiği bir elçiyim,’ dedi. Meryem,
‘Nasıl olur da benim oğlum olur? Bana bir beşer eli dokunmamıştır. Ve ben
iffetsiz de değilim,’ dedi. Melek, ‘söylediğin gibisin. Fakat Rabbin, bu bana
göre kolaydır. Zira, onu tarafımızdan bir ayet ve rahmet kılacağız. Bu,
hükmolunmuş bir emirdir, buyuruyor,’ dedi.” (Meryem; 17-21)
Bu ayetlerde Hz. Meryem’in şaşkınlığına dikkat edilmelidir.
Kendisine hiçbir erkeğin eli değmemişti. Ama Allah’ın kudretiyle, Hz. Meryem,
hiçbir erkekle temas kurmadan Hz. Îsa’ya hamile kaldı ve Hz. Îsa babasız doğdu.
Hz. Cebrail işte bu ilâhi kudrete işaret ediyor ve Allah için hiçbir şeyin güç
olmadığını vurguluyor. Aynı şekilde Hz. Yahya’nın da hayret ettiği ve kendisine
de aynı cevabın verildiğine dikkat edilmelidir. Nitekim, bundan sonraki
ayetlerde Hz. Meryem’in hamilelik ve doğumunun diğer safhaları belirtilirken bu
nokta daha da açıklık kazanmış oluyor.
“Meryem, Îsa’ya hamile kaldı. Ve O’nunla uzak bir yere çekildi.
Doğum sancısı O’na kuru bir hurma ağacının yanında geldi. ‘Keşke bundan önce
öleydim de şimdiye kadar unutulmuş olaydım’ dedi. Altında biri nidâ ederek,
‘mahzun olma, Rabbin senin alt yanında bir dere akıttı. Hurma ağacının dalını
kendine doğru silkele. Üzerine lezzetli taze hurma dökülecektir. Arlık ye, iç,
gözün aydın olsun. İnsanlardan birini gördüğün zaman ‘Ben Allah’a oruç adadım.
Onun için bugün kimseye söz söylemeyeceğim’ de.’ Meryem kucağında Îsa olduğu
halde kavmine geldi. Onlar, ‘ey Meryem, sen acayip bir şey yapmışsın. Ey,
Harun’un kız kardeşi, senin baban fena adam değildi. Anan da iffetsiz değildi,’
dediler.” (Meryem; 22-28)
Bu eserimizin diğer bölümlerinde işaret ettiğimiz gibi,
yukarıdaki ayetlerde sözü edilen “uzak bir yer”, Beyt-i lahm’dır. Hz. Meryem,
Harun ailesinin namuslu bir kızıydı, günlerini ibadetle geçirirdi. Şimdi birden
bire Allah’ın inayetiyle bir çocuk doğuracaktı; bu bakımdan, bu babasız çocuğu
doğurmak için Beyt-i lahm’a gitmeyi daha uygun buldu. Eğer Hz. Îsa normal bir
şekilde doğmuş olsaydı, evini barkını terk etmesine gerek yoktu. Ayrıca çocuğu
doğurduğu yerde de bazı tedbirler aldığı görülmektedir. Hz. Meryem’in telaşı ve
korkusu Allah tarafından giderildi ve çocukla ilgili kendisine yapılacak her
suçlamaya cevabın bizzat Allah tarafından geleceği açık bir ifade ile
belirtildi. Çocuk eğer normal şekilde doğmuş olsaydı, Hz. Meryem’in oruç tutması
ve kimse ile konuşmaması da salık verilmezdi. Son ayetlerde geçen “Harun”
kelimesi de dikkat çekicidir. Bunun iki anlamı olabilir. Ya Hz. Meryem’in Harun
adında bir kardeşi olduğunu söyleyebiliriz. Ya da Arapça gramerine göre bu
deyimin, “Harun ailesinin kızı” anlamına geldiğini de belirtebiliriz. Hem olayın
şekli, hem müslim, Nesai ve Tirmizî gibi hadis kitaplarında kullanılan
ifadeler, ikinci ihtimâlin daha kuvvetli olduğunu gösteriyor. Nitekim Hz.
Muğire (r.a.) tarafından nakledilen hadise göre Necranlı
Hıristiyanlar, Kur’ân-ı Kerîm’de, Harun’un Hz. Meryem’in kardeşi olduğu
ifadesine itiraz ettiler, Hıristiyanlar, Hz. Harun’un Meryem’den yüzlerce sene
evvel yaşamış olduğunu söyleyince Hz. Muğire kendilerine herhangi bir cevap
vermedi. Hz. Muğire bu olayı Rasûlullah (a.s.)’a anlatınca, Hz. Peygamber
(a.s.) de dedi ki, “sen neden İsrail oğullarının, kendi isimlerini geçmişteki
büyük peygamber ve sâlih kişilerin adlarına göre koyduklarını söylemedin?”
dedi. Demek ki, Hz. Meryem’in peygamber olan Hz. Harun ile herhangi bir ilgisi
yoktu. Ayrıca Rasûlullah (a.s.)’ın ifadesinden de Hz. Meryem’in, Harun’un kız
kardeşi değil, Harûn ailesinin bir ferdi olduğu anlamı çıkıyor.
Meryem sûresinde daha sonra şu satırlara rastlıyoruz
“Bunun üzerine Meryem O’na (Îsa’ya) işaret etti. Kavmi: ‘Biz
beşikteki çocukla nasıl konuşuruz?’ dedi. Çocuk (Îsa):, ‘Ben, Allah’ın kuluyum.
O bana kitap verdi. Ve beni peygamber yaptı. Beni her nerede olursam mübarek
kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekâtı emretti. Beni anneme
hayırlı ve hürmetkâr kılıp zorba bir bedbaht yapmadı. Doğduğum gün de, öleceğim
gün de ve diri olarak ba’s olunacağım gün de Allah’ın selâmeti benim üzerimedir’
dedi. İşte hakkında ihtilâf eyledikleri Meryem oğlu Îsa’ya dair Allah’ın sözü
budur.” (Meryem; 29-43)
Görüldüğü gibi, Hz. Îsa (a.s.) doğduğundan beri İsrail oğulları
için Allah’ın açık bir işareti ve ikazıydı. Cenâb-ı Allah, İsrail oğullarını
cezalandırmadan ve kendilerine azabını indirmeden onlara son bir mühlet
vermişti. Parlak bir delil ve faziletli bir insan olarak kendilerine indirilen
Hz. Îsa’yı örnek almalı ve kötü yoldan dönmeliydiler. Yoksa sonları çok kötü
olacaktı. Bunu, Allahu Teâlâ, Hz. Îsa’nın yaşantısının her safhasında
kendilerine anlatıyordu. Hz. Îsa’yı doğurmak için, Harun ailesinin namuslu bir
kızı seçildi. Bu kız Kudüs’te Hz. Yahya’nın dini terbiyesinden geçerek bakire
iken Allah’ın emriyle hamile kılındı. Bu kız yeni doğan çocuğunu alarak halkına
geri dönünce herkesin sözlü saldırısına uğradı. Herkes kendisini sorguya
çekerken bir Mu’cize daha oldu ve Hz. Îsa beşiğinden konuşmaya başladı. Bu
olayı gören ve duyan herkes bilmeliydi ki aynı çocuk büyüyüp peygamberlik
vazifesini yerine getirmeye başlayınca, kendisine itaat etmekten başka bir çare
yoktu. Fakat buna rağmen cehaletinde ve dalâletinde ısrar edecek ve hatta bu
peygamberi çarmıha germeye kalkışacaklarsa, kendilerine eşi görülmez bir azap ve
felâket gelecekti,[22]
ve geldi de.