Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Geçmiş Ümmetlerin Yok Oluşu ve Kalıntıları

13.7.9. Ticarette
Çöküşün Başlaması

M.S. Birinci yüzyılda bu ticaret çöküş devresine girdi. Bu
zamana ka­dar Ortadoğu’da pek çok ülke Romalılar ile Yunanlıların egemenliğine
girmişti ve artık Batılılar, ticareti Arap’ların ve özellikle Sahalıların
teke­linden çıkarmak istediler. Onlara göre Arap tüccarlar, durumu istismar
ediyor ve mallar için keyiflerine göre fiyat istiyorlardı. Bundan kurtulmak için
bizzat kendilerinin bu sahada söz sahibi olmaları gerekiyordu. Bu maksatla,
evvelâ Mısır’ın Yunan asıllı hükümdarı, II. Betlimus (M.Ö. 285-246), 1700 sene
evvel, Fir’avun Sosositeris’in Nil nehrini Kızıldeniz’e bağ­lamak üzere kazdığı
kanalı yeniden açtı. Böylece, ilk Mısır ticaret filosu bu kanaldan Kızıldeniz’e
indi. Fakat Mısırlıların bu hareketi, Sabâ’lılara karşı pek başarılı olamadı.
Daha sonra Mısır’a Romalılar hâkim olunca dâha güçlü bir ticaret filosu
Kızıldeniz’e indirildi. Bu filonun arkasında da güçlü bir donanma vardı.
Sabâ’lılar buna karşı koyacak durumda değiller­di. Bundan sonra Romalılar
Kzıldeniz sahil şeridinde ve Arap yarımada­sının güney sahili boyunca muhtelif
liman ve tersaneler inşa ettiler ve bu limanların etrafında Romalı yerleşim
merkezleri de kuruldu. Buralarda gelen ve giden bütün gemilerin tüm
ihtiyaçlarını karşılayacak teknik im­kânlar vardı. Ayrıca, çoğu yerlerde askeri
birlikler görevlendirilirdi. Hatta öyle bir zaman geldi ki Aden tamamıyla
Romalıların eline geçti. Bu ara­da, Romalı ve Habeşli yöneticilerle onlara bağlı
devletçikler de, gelen ya­bancılarla işbirliği yaparak Sabahların hâkimiyetine
ve hatta hürriyetleri­ne son verdiler.

Deniz ticaret yolunun Sebe’lilerin elinden çıkmasından sonra
sadece kara ticaret yolu geçim kaynakları olmuştu. Fakat çeşitli sebeplerden
do­layı bu geçim kaynakları da ellerinden çıktı. İlk önce Nebtîler, Petra’dan
El-Ulâ’ya kadar uzanan yukarı Hicâz ve Ürdün’den bütün Sebe’lileri ihraç
ettiler. Dalla sonra, M.S. 106’da Romalılar Nebtî’lerin hakimiyetine son vererek
Hicaz’ın sınırlarına kadar olan Suriye ve Ürdün’ün tümünü ele ge­çirdiler. Daha
sonra, Romalılar ile Habeşliler aralarında işbirliği yaparak Sebe’lilerin
ticaretteki son etkinliğini de ortadan kaldırmak amacıyla çeşit­li yollara
başvurdular. Nitekim bu dönemde Habeşliler Yemen’e sürekli olarak saldırılar
düzenlemek suretiyle ekonomi ve dolayısıyla ticaretin be­lini kırdılar ve en
nihayet, bu bölgeyi kendi topraklarına kattılar.

13.7.10. Allah’ın
Azabından Önceki İsrafa Dayalı Medeniyet

Görüldüğü gibi, Allah’ın gazabıyla, bir zamanlarda şöhret ve
ikbalin zirvesinde bulunan bir millet birden bire karanlığa gömülüverdi. Aynı
milletin zenginliği ve ihtişamını duyunca gözleri hayretle açılan, ağızla­rından
salyalar akan Yunanlılar ve Romalılar, öyle bir zaman geldi ki kötü kaderleri
için gözyaşı dökme ihtiyacını da duymadılar. Astrabo’nun dediği gibi, Sebe kavmi
altın ve gümüşten tabak ve tencere kullanırdı. Bu tarihçi, Sebe’lilerin
evlerinin damlarında, duvar, pencere ve kapılarında bile altın, gümüş, inci,
değerli taşlar ve fildişinden süslemeler bulunduğunu yazar. Pelini’nin ifadesine
göre, Roma ve Fars’tan servet sel gibi Sebe ülkesine akıyordu. Pelini,
Sebe’lilerin dünyanın en zengin milleti olduğunu, ülkele­rinin mamur, yemyeşil,
tarlalarının bereketli ve çarşılarının mallarla dolu olduğunu sözlerine ekler.
Artimedoras ise, Sebe’lilerin lüks içinde yaşamakta olduğunu ve zenginlikleri
yüzünden son derece müsrif bir hayat sürmekte olduğunu beyan eder. Aynı tarihçi,
Sebe halkının tarçın, sandal ağacı ve diğer tütsüleri yakacak olarak
kullandıklarını kaydeder. Bazı di­ğer Yunan tarihçilerinin ifadelerine göre,
Yemen sahillerinden geçen de­nizci ve tayfalar, buralardan gelen güzel
kokulardan mest olurlardı. Se­be’liler aynı zamanda tarihte ilk gökdelen inşa
eden millet olarak ün ka­zanmışlardır. Nitekim, San’a tepesinde yapılan çok
katlı yüksek saray Gumdan, asırlarca herkesin hayranlığını kazanıp durdu. Arap
tarihçileri­nin ifadelerine göre bu sarayın 20 katı vardı ve her katı 12 metre
yüksek­likte idi. Bütün bu şan ve şöhret, Sebe’liler Allah’a bağlı kaldıkları
sürece devam etti. Sonra adları tarihten silindi.

13.8. Medyen Halkı ve Eyke Kavmi

Medyen halkı ve Eyke kavminin ayrı ayrı mı yoksa tek bir kavim
mi olduğu konusunda müfessirler arasında ihtilâf vardır. Müfessirlerin bir
grubu, bunların iki ayrı kavim olduğunu söylüyor ve bu görüşün lehinde, A’raf
sûresinde, Medyen halkından Hz. Şuayb’ın kardeşleri olarak söz edildiğini, oysa,
Eyke’liler’den bahsedilirken “kardeşleri” kelimesinin kulla­nılmadığını ve
sadece şöyle denildiğini beyan ediyorlar: “Ve Şuayb onlara dediği zaman.” Bunun
aksine bazı müfessirler, Medyen ve Eyke ahalisi­nin aynı kavim olduğunu
söylüyorlar. Bu müfessirlerin ifadesine göre A’râf ve Hûd sûrelerinde Medyen
ahalisi ve Eyke halkından bahsedilirken ikisinin de aynı sıfatlara sahip olduğu
kaydedilmiştir. Yine aynı müfessir­ler, Hz. Şuayb’ın davet ve nasihatının da
aynı olduğuna, ayrıca her iki kavmin de aynı akıbete uğradıklarına dikkati
çekiyorlar.

13.8.1. Tarihî
Bulgular

Tarihî bulgular, müfessirlerin her iki grubunun da haklı
olduklarını göstermektedir. Şüphesiz Medyen ile Eyke iki ayrı kabiledirler;
fakat aynı ırkın iki koludurlar. Hz. İbrahim (a.s.)’in karısı veya cariyesi,
Katûrâ’nm batnından doğan evlâtları, Arap ve İsrail tarihlerinde Benî Katûrâ ve
Katûrâ oğulları olarak geçmiştir. Bunlardan, Medyen adıyla üne kavuşan kabile,
adını Hz. İbrahim’in oğlu Medyen’den almıştır. Bu kabile önce Medyânî ve daha
sonra Medyenliler olarak ün kazanmıştır. Medyenliler Hicaz’ın kuzeyinden
başlayarak Filistin’in güneyine kadar ve oradan Sina yarımadasının son ucu olan
Kızıldeniz’deki Akabe körfezine kadar çeşitli yerleşim merkezleri kurmuşlardı.
Medyen halkının başşehri Medyen’di. Tarihçi Ebûlfidâ’ya göre bu şehir, Akabe
körfezinin batı yakasındaki Eyla (Şimdiki Akabe) dan beş günlük bir mesafede
idi. Katürâ oğullarından ge­ri kalan diğer kabileler arasında Benî Dedân da az
çok tanınırdı. Dedân’lılar Arabistan’ın kuzeyinde Teyma’ ve Tebûk ile El-Ulâ
arasına yerleştiler. Bunların başşehri Tebûk’tu ki, eski devirlerde Eyke olarak
bilinirdi.[17]
De­mek ki hem Medyenliler hem Eyke’liler aynı soydan, yani Benî Katûrâ’dan
geliyorlardı.

13.8.2. İki Ayrı
Kabile’ye Tek Bir Peygamber

Medyen ve Eykelilere tek bir peygamberin gönderilmesinin sebebi,
herhalde ikisinin de aynı soydan gelmesi, aynı dili konuşması ve
memle­ketlerinin de birbirine yakın olmasıydı. Pek mümkündür ki bazı bölgelerde
her iki ülkenin ahâlisi birbiriyle kaynaşmış ve aralarındaki evliliklerle kan
bağlarını daha da pekiştirmişlerdi. Ayrıca, Beni Katûrâ’nın başlıca geçim
kaynağı ticaretti. Hem Medyenliler hem Eyke’liler ticaretle uğraştıkları için
ikisi de, tüccar topluluğunun müşterek kötü alışkanlıkları, meselâ aşın kâr elde
etme, başkalarını kandırma gibi diğer bazı dinî ve ahlâki bozuk­luklara
yakalanmış olabilir. İncil’in eski nüshalarında her iki kabilenin çe­şitli
putlara taptığı kaydedilmiştir. Daha sonra İsrail oğulları da Mısır’ı terk
ederek buraya yerleşince aynı tür şirk ve fuhşa teslim oldular (Bk: Geniti,
Bölüm XXV, ayet: 1-5. Bölüm XXX, ayet: 16-17). Medyenliler ile Eykeliler,
Yemen’den Suriye’ye ve Basra Körfezinden Mısır’a uzanan dün­ya ticaret
yollarının tam üzerinde bulunuyorlardı. Bu işlek ticaret yolları üzerinde
bulundukları için haydutluğa da başlamışlardı. Başka, milletler­den gelen
ticaret kafilelerinden yüksek bir haraç almadan geçit vermiyor­lardı. Ayrıca bu
geniş ticaret yollarına hâkim olabilmek amacıyla diğer milletlerin ticaret
kafilelerini daima tedirgin ve huzursuz ediyorlardı ve bu yolların emniyetini
bozuyorlardı. Kur’ân-ı Kerîm’de Medyen ve Eyke’lilerin bu kötülükleri şöyle dile
getirilmiştir.

“Onlar (Medyen ve Eyke ahalisi) açık bir yol üzerinde
oturuyorlardı.” Bu milletlerin soygunculuğuna ise A’râf sûresinde şöyle
denilmiştir.

“Mü’minleri korkutup Allah yolundan çevirmek, onları eğri yola
sap­tırmak için yol başlarında oturmayın.” (Âyet; 86)

Bu sebeplerden dolayıdır ki, bu iki kabileye Cenâb-ı Allah tek
bir pey­gamber gönderdi ve onlara aynı telkin ve talimatı iletti.

13.8.3.
Medyenliler İle İlgili Bazı Ayrıntılar

Medyen, Hicaz’ın kuzey batısında ve Filistin’in güneyinde
Kızıldeniz ve Akabe körfezine kadar uzanan bölgede yaşayan kabilenin
memleketiy­di. Bu memleketin hudutları bir taraftan Sina yarımadasının doğu
sahiline kadar uzanıyordu. Medyenliler ticaretle uğraşıyorlardı. Eski çağlarda
Kı­zıldeniz’in kıyılarından ve Yemen, Mekke ve Yenbû’dan geçerek Suriye’ye giden
ve Irak’tan Mısır’a kadar uzanan iki ana ticaret yolunun tam kavşa­ğında oturan
Medyenliler hem ticarette ün kazanmıştı ve hem de bu du­rumlarını kötüye
kullandıkları için Arabistan’da herkesin diline düşmüşler­di. Bu millet Allah’ın
azabına uğrayarak tarihe karışmasından sonra bile adı ve sanı uzun süre ortada
kaldı. Özellikle ticaretle meşgul olanlar adı geçen yollardan geçerek Medyen’in
kalıntılarını görür ve eski şan ve şöh­retlerini hatırlarlardı.

Daha önce işaret ettiğimiz gibi, Medyen ismi, Medyân’ın değişmiş
şeklidir. Medyan, Hz. İbrahim’in üçüncü karısı olan Katurâ’dan doğmuştu. Eski
çağlarda ve özellikle Arabistan’da bir sülâlenin en büyüğü sülâleye ve daha
sonra kabile ve millete adını verirdi. Bu kurala uyularak Arabistan’ın nüfusunun
büyük bir bölümü Beni İsmail veya İsmail oğulları olarak meş­hur oldu. Hz.
Yakub’un evlâtlarına iman edenler ise Beni İsrail veya İsrail oğulları olarak ün
kazandı. Medyenliler de Medyân’ın evlâtları olmaları bakımından Medyâni veya
Medyenliler olarak meşhur oldular. Bu itikada, bu millete ilk iman ışığının Hz.
Şuayb vasıtasıyla geldiğini söylememek için herhangi bir sebep yoktur. Gerçekten
de İsrail oğulları gibi Medneyliler de doğru yolda idiler, yani müslümandılar.
Hz. Şuayb (a.s.)’ın doğduğu zamana kadar ise imanları zayıflamış ve ahlâkları
bozulmuştu. Tıpkı İsrail oğullarının dinî inanç ve ahlâkının Hz. Musa doğduğu
sırada bozulduğu gibi. Hz. İbrahim (a.s.)’den sonra aradan geçen 600-700 yılda
Medyenliler, müşrik ve ahlâksız kişilerle beraber yaşadıkları için hem müşrik
hem ah­lâksız olmuşlardı. Fakat, çok tuhaftır ki, hâlâ doğru yolda ve iman
sahibi olduklarını söyleyerek iftihar ediyorlardı.

İlgili Makaleler