Geçmiş Ümmetlerin Yok Oluşu ve Kalıntıları
13.8.4. Doğru
Yola Davet’in Tepkisi
“Kavminden kâfir olan bir cemaat diğerlerine, ‘Eğer Şuayb’a
uyarsanız o zaman en büyük zarara uğramış kimseler olursunuz dedi.” (A’râf; 90)
Hz. Şuayb, Medyen ve Eyke halkını tek Allah’a itaat etmeye
çağırınca, Medyenli kabile reislerini bir telaştır aldı. Bastıkları yerin
kaymakta olduğunu sanan bu çıkarcı çevreler, Şuayb’ın telkin ettiği ahlâk
kuralları, dürüstlük ve temiz alış veriş gibi şeylerin halk tarafından
beğenilmesi ve benimsenmesi halinde iktidarlarının ortadan kaybolacağını
düşündüler. Böyle bir durumda hileye ve sahtekârlığa dayalı işleri ve
ticaretleri nasıl yürüyebilirdi? Sattıkları mallara karıştırdıkları hile
durdurulursa ve mallarını satarken eksik tartmaz iseler, nasıl bol bol kâr elde
edebilirlerdi? Mısır ve Irak gîbi büyük medeniyetlerin sınırında ve dünyanın
belli başlı ticaret yolları üzerinde bulunurken ticaret kafilelerinin yollarını
kesmez, tüccarları soymazlarsa, nasıl büyük servet ve siyasi nüfuz temin
edebilirlerdi? İşte Medyenli zengin ve kabile reislerini düşündüren bunlardı.
Zâten bu tür düşünceler her yozlaşmış ve manevî yönden çökmüş milletin takip
ettiği yol olmuştur.
13.8.5.
Medyenlilere Gelen Azâb
Medyen halkına Allah’ın azabı korkunç bir patlama ve zelzele
şeklinde geldi. Medyenlilerin mahvoluşu uzun süre çevredeki milletler
tarafından ibretle anıldı. Nitekim, Zebûr-u Davud’da şunlar yazılmıştır. “Ey
Rabb, falan falan milletler senin aleyhinde and içmişlerdir. Onun için sen
onlara, Medyen’lilere yaptığın gibi yap.” (83: 5-9). Yas’iyâh peygamber (a.s.)
ise bir yerde İsrail oğullarını teselli ederken şöyle diyor: “Asur’lar-dan
korkmayın. Gerçi onlar sizin için Mısır’lılar gibi zalim olmaya başlamışlardır.
Fakat aradan uzun bir müddet geçmeden Orduların Rabbi onları kamçılayacaktır ve
onlar da Medyen’lilerin akıbetine uğrayacaktır.” (Yas’iyâh: 10,21-26).
13.8.6.
Eykelilere Allah’ın Azabı
“Böylece onu tekzip etliler. Bunun iterine onları karanlık günün
azabı yakaladı. Bu azab, o günün büyük azabıydı.” (Şuarâ; 189)
Eykelilere inen azâbın herhangi bir ayrıntısı ne Kur’ân-ı
Kerim’de ne de hadis-i şeriflerde vardır. Yukarıdaki ayetlerden anladığımız
kadarıyla, Eykeliler bâtıl fikirlerinde ısrar ettikleri için Allah’ın azabını
adetâ davet etmişlerdi. Dolayısıyla, Allah da kendilerine önce bir bulut
gönderdi. Bu bulut, bütün Eykelileri helâk edecek düzeyde yağmur yağana kadar
üzerlerinde kara bir şemsiye gibi kaldı. Kur’ân-ı Kerîm’deki kayıtlardan,
Medyenliler ile Eykelilere gönderilen azabın değişik mahiyette olduğu kesinlik
kazanıyor. Yani, Medyenliler korkunç bir patlama ve zelzele sonunda helâk
olurken, Eykeliler karanlık, kara bir bulut ve şiddetli yağmur sonucu
mahvoldular. Bu sebeple, Medyenliler ile Eykelileri tek bir millet veya kabile
olarak görmek ve bu azaplar arasında bir denge kurmaya çalışmak gereksizdir.
Bazı müfessirler, kara bulut veya karanlık şeklinde inen azâbın ayrıntılarını
vermeye çalışmışlardır. Ama, bunların kaynaklarının ne olduğunu bilmiyoruz. İbn
Cerir ise Hz. Abdullah bin Abbas’ın şu sözlerini nakletmiştir. “Ulema’dan
herhangi bir kimse, karanlık günün azabının ayrıntılarını size anlatmaya
çalışırsa onlara itibar etmeyin.”
13.9. Hz. Yunus (A.S.)’Un Ümmeti
13.9.1. Hz. Yunus
(a.s.) İle İlgili Bilgiler
İncil’de adı Jonah veya Yonah olarak geçen ve yaşadığı devir
M.Ö. 860-784 olarak bildirilen Hz. Yunus aleyhisselâm[18],
İsrail oğullarının peygamberi değildi, ama kendisi “Asurlar”ı ıslâh etmek üzere
Irak’a gönderilmişti. Bu sebeple burada Asur’lardan, Hz. Yunus’un ümmeti olarak
bahsetmeyi uygun gördük. Asur’lann başkenti Ninova adlı eski çağların en meşhur
şehirlerinden biriydi. Bu şehrin geniş alana yayılmış olan tarihî kalıntıları,
Dicle nehrinin doğu yakasında bugünkü Musul kentinin tam karşısında bulunuyor.
Burada “Yunus Nebi” isminde bir bölge de vardır. Asur kavminin geliştirdiği
büyük medeniyet ve ihtişamın en büyük simgesi bu şehrin kalıntılarıdır. Bir
tahmine göre bu şehir 100 kilometrelik bir alana yayılmıştı.
13.9.2. Kur’ân-ı
Kerîm İle İncil’de Hz. Yunus’un Kıssası
Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Yunus’un kıssasına dört yerde işaret
edilmiştir ve bu hususta etraflıca bilgiler verilmemiştir.[19]
Bu sebeple, Allah katında bir milletin helâk edilmesine karar verildikten sonra
iman etme ve yalvarmanın hiçbir faydası olmadığına dair umumi kaidenin Asurlar
için neden bozulduğunu kesinlikle söylemek güçtür. İncil’de Yonah adlı bölümde
bazı ayrıntılara rastlıyorsak da bunlara fazla güvenemeyiz. Çünkü bu bölümde
yer alan hususlar ve sözler, ilâhi kelâm değildir ve bunların Hz. Yunus (a.s.)
tarafından söylendiği de sabit değildir. Gerçek şu ki, Hz. Yunus’tan 400-500 yıl
sonra meçhul bir kişi bu bölümü yazarak Mukaddes Kitab’a (İncil’e)
ekleyivermiştir. Ayrıca, bu bölümde akıl ve mantığa sığmayan bazı kayıtlara da
rastlanıyor. Fakat hem Kur’ân-ı Kerîm, hem İncil’in kayıtlarını karşılaştıracak
olursak Kur’an’ı Kerîm müfessirlerinin anlattıklarının daha doğru olduğunu
anlarız. Durum kısaca şöyle idi. Hz. Yunus (a.s.) Allah’tan gelecek azap
hakkında ümmetine haber verdikten sonra, ümmetinin inatçılığına ve sapıklığına
dayanamayarak, Allah tarafından hicret izni gelmeden, bulunduğu yeri terk
etmişti. Bu müstesna bir vaziyetti ve Asurlar, günahlarından pişmanlık duyarak
tövbe edince Allah’ta onları affetti.[20]
İlâhi kanunun değişmez kurallarından biri, bir millete son uyarı
yapılmadan ilâhî azabın gelmemesidir. Hz. Yunus son ana kadar beklemediği ve
ümmetine son bir mühlet vermeden bulunduğu bölgeyi terk ettiği için ilâhî
adalet, Asur’ların cezalandırılmasını uygun görmedi ve kendileri
pişmanlıklarını bildirince ecelleri gelinceye kadar onları affetti.
13.9.3. Hz.
Yunus’un Ümmetinin Son Defa Azaba Uğraması
Hz. Yunus’un ümmeti, yani Asurlar tekrar Allah’a iman edince
dünyadaki ömürleri bir süre uzatıldı. Verilen mühlette bu ulus giderek yozlaştı
ve kötü yola saptı. Nahum Peygamber (M.Ö. 720-698) bunları doğru yola getirmeye
çalıştı, ama herhangi bir başarı kazanamadı. Daha sonra Safniyâh peygamber (M.Ö.
640-609) kendilerini son defa ikaz etli. Bu da fayda etmedi. Nihayet, M.Ö. 602
civarında Cenab-ı Allah bunlara Midyalıları musallat etti. Midya kralı,
Babillilerden de destek alarak Asur’lara saldırdı. Asur ordusu yenilerek
Ninova’da mahsur kaldı. Bir müddet muhasara altında direnmeye çalıştıysa da
Dicle nehrinin su baskını yüzünden kalenin yüksek duvarları yıkıldı ve
Midyalılar kaleye girdi. Kale teslim alındı ve bütün şehir yağmalandı, yakılıp
yıkıldı. Civardaki diğer kasaba ve köyler de aynı akıbete uğradı. Asur kralı ise
kendi sarayında kendisini yakarak intihar etti. Böylece saltanatı ve medeniyeti
bir daha dirilmemek üzere tarihe karıştı. Bu bölgenin tarihî kalıntılarında
geniş bir yağma ve yangının işaretleri bulunuyor.
13.10. İsrail Oğulları
13.10.1. İbrahim
(a.s.) Soyunun İki Kolu
Hz. İbrahim’in soyundan iki kol çıkmıştır. Birincisi Hz. İsmail
(a.s.)’in evlâtları; Arabistan yarımadasına yerleşmişlerdir. Kureyş kabilesinin
yanı sıra Arabistan’ın diğer belli başlı aşiretleri bu kola bağlıdırlar.
Arabistan’da soy bakımından Hz. İsmail’e mensup olmayan bazı diğer grup ve
zümreler de, vaazettiği dinden etkilendikleri için kendisine bağlı olmakla
iftihar etmişlerdir. İbrahim soyunun ikinci kolu da Hz. İshâk (a.s.)’ın
evlâtlarından ibarettir. Hz. İshâk’ın evlâtları arasında peygamberlerin uzun bir
silsilesini görmekteyiz. Meselâ, Hz. Yakub, Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Davud, Hz.
Süleyman, Hz. Yahya ve Hz. Îsa (a.s.) vs. Yakub aleyhisselam’ın asıl ismi
İsrail’di. Bu itibarla, evlâtları Beni İsrail veya İsrail oğulları adıyla meşhur
olmuşlardır. İsrail oğullarının vaaz ve telkinleri sayesinde dinlerini kabul
eden diğer memleket ve ırka bağlı İnsanlar ya İsrail oğullarının büyük
camiasında eriyip kendi benliklerini kaybettiler, ya da ırk ve soy bakımından
kendi farklı hüviyetlerini muhafaza edebildilerse de dinen kendilerine tâbi
kaldılar. Bu insan kitlesinde yolsuzluk, ahlâksızlık ve sapıklık gittikçe
artınca, önce Musevîlik veya Yahudîlik, sonra Hıristiyanlık doğdu.
Kur’ân-ı Kerîm’in Maide suresinin 20. ayetinde Allahu Teâlâ,
İsrail oğullarının, Hz. Musa (a.s.)’nın doğuşundan önceki yükselişi ve
ihtişamından bahsetmiştir. Bir yandan Hz. İbrahim, Hz. İshâk, Yakub, ve Hz.
Yusuf (a.s.) gibi birbirinden üstün ve yetenekli peygamberler aralarında
doğarken bir yandan da Hz. Yusuf zamanında Mısır’da büyük bir iktidar ve
debdebeye sahip oldular. İsrail oğulları uzun müddet insanlık tarihinin en
gelişmiş, en medenî milleti olarak ün yaptılar ve Mısır ile civarındaki
memleketlere hâkim oldular. Tarihçiler İsrail oğullarının yükselişinden
bahsederken genellikle Hz. Musa’nın yaşadığı çağa değinirler. Halbuki, Kur’ân-ı
Kerîm, Beni İsrail’in en parlak devrini Hz. Musa’dan önce yaşamış olduğunu
kaydeder. Nitekim, bizzat Hz. Musa’nın, kavminin bu geçmiş ihtişamından
bahsettiğine şahit oluyoruz.