Geçmiş Ümmetlerin Yok Oluşu ve Kalıntıları
13.5.10.
Nemrud’un Ateşi ve Hz. İbrahim Halîlullah’ın Çiçekleri
Talmud’daki kayıtlara göre, Nemrud’un Sarayındaki hararetli
münakaşa ve münazaradan sonra Hz. İbrahim zindana gönderildi zindanda 10 gün
kaldı. Bundan sonra Kraliyet Konseyi O’nun diri diri yakılmasına karar verdi.
Kur’ân-ı Kerim’in ifadelerine göre Nemrud ve yandaşları bu
kararı harfiyyen uyguladılar da.[9]
Ateş yakıldı ve Hz. İbrahim buna atıldı. Ama ateşte Hz. İbrahim’e bir şey
olmadı, zira ateş, Allah’ın emriyle soğudu ve üzerinde çiçekler açtı.[10]
Hz. İbrahim’in kavmi dünyadan silindi ve öyle silindi ki adı
sanı bile kalmadı. Allah’ın gönderdiği azaptan kurtulan yalnızca Hz. İbrahim ve
mübarek evlâtları (Hz. İsmail ve İshâk) idi.[11]
Kur’ân-ı Kerim’de, Hz. İbrahim’in Ur veya Irak’ı terk etmesinden sonra Nemrud
ve bütün millete ne gibi bir azâbın indiği belirtilmemiştir. Fakat bunların
azâba uğramış milletlerden biri olduğu sabittir.[12]
Hz. İbrahim (a.s.)’i alt etmeğe, O’nun sesini kısmağa çalışan
Babil’in hükümdar, hâkim, rahip ve din adamları ve bu çirkin işte onlarla
beraber hareket eden halk, tarihe karıştılar, hem de öyle ki bugün onların
izlerine bile rastlamak zordur. Ancak, Allah’ın kelâmını söylemek suçundan ateşe
atılmak istenen ve bilâhare çaresizlik içinde ülkeyi terk etmeye zorlanan o
büyük insan öylesine büyük şan ve şerefe erişti ki, geçen dört bin yıldan beri
adı anılmaktadır ve inşaallah kıyamete kadar da anılacaktır. Dünyanın bütün
müslüman, Hıristiyan ve Yahudileri, İbrahim Halilullah’ın üstün vasıflı bir
peygamber olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Gerçek şudur ki, geçen 40
yüzyılda insan soyu hidayet nurundan ne kadar feyz elde etmişse bu yüce insanın
gayret, fedakârlık ve güzel örnekleri sayesindedir. Hz. İbrahim, ahirette
Allah’ın lütûf ve inayetine nail olacaktır, ama bu dünyada da O’nu seven ve
sayan milyonlarca insan vardır.
Hıristiyanların mukaddes kitabı İncil’de Nemrud ile Hz. İbrahim
(a.s.) arasındaki tartışma, kendisinin ateşe atılması, bu ateşin soğuması,
kendisine hiçbir şey olmaması, zindana atılması, milleti ile amansız
mücadelesi ve nihayet Babil (Irak veya Ur)’e Allah’ın azâbının inmesi,
kısacası, Babil veya Irak’taki yaşantısının hiçbir safhası kaydedilmemiştir.
Ancak İncil’in “Doğum” ile ilgili bölümünde Hz. İbrahim (a.s.)’in ülkeyi terk
etmesine dair bazı kayıtlar vardır. Fakat bu olay bir peygamberin hicretinden
çok alelâde bir ailenin, iş ve geçim kaynaklarını aramak üzere bir ülkeden başka
bir ülkeye göç etmesi gibi anlatılmıştır. Kur’ân-ı Kerim ile İncil’in
kayıtlarında önemli bir nokta daha vardır. Kur’ân-ı Kerîm’e göre Hz. İbrahim’in
müşrik ve putperest babası, oğluna baskı ve zulüm yapanların başında idi. İncil
ise, bizzat Hz. İbrahim’in babasının, evlâtlarıyla birlikte (ki bunlar arasında
oğul, torun ve gelinleri de vardı) Harran’a gidip yerleştiğini beyan
etmektedir. (Bk: Doğum, XI, Bölüm, 27-32 ayetleri). Bundan sonra, Cenab-ı
Allah’ın, Hz. İbrahim’e, Harran’dan Kenan’a gidip yerleşme emri verdiği
belirtilerek şunlar ekleniyor. “Ben seni büyük bir millet haline getireceğim ve
bereket vereceğim ve senin ününe ün katacağım. O halde, sen bereketli ol. Senin
mübarek olduğunu söyleyenlere bereket vereceğim ve seni lânetleyenleri ben
lanetleyeceğim ve yeryüzünün bütün kabileleri (milletleri) senden bereket
alacaklardır.” (Doğum: Bölüm, XII., 1-3 ayetleri) İncil’deki bu kayıtlar biraz
havada kalıyor ve Allah’ın birden bire Hz. İbrahim’e bu kadar ilgi göstermesinin
sebebi, O’nun hikâyesini başka kaynaklardan öğrenmeyenler tarafından
anlaşılmıyor.
Fakat Yahudilerin dini kitabı Talmud’da, Hz. İbrahim’in Irak
veya Babil’de kaldığı süre içinde başından geçen önemli olaylar, şahsiyeti,
karakteri ve alışkanlıklarıyla zevkleri hakkında, Kur’ân-ı Kerîm’de bulunmayan
bazı ayrıntılara rastlanıyor. Fakat her iki mukaddes kitabın kayıtları
birbiriyle karşılaştırılınca pek çok farklılıklar göze çarpıyor. Talmud’da bu
hususta pek çok ayrıntıların yer almasına rağmen bunların kopuk, tutarsız ve
mantıksız olduğu anlaşılıyor. Buna karşılık Kur’ân-ı Kerîm, Hz. İbrahim’in
kişiliği, karakteri, yaşantısı ve başından geçen olayları net ve açık bir
şekilde bize sunmaktadır. Bunlar da ne herhangi bir fazlalık ve ne de saçma
sapan şeyler. Kastettiğimiz şeyi anlatmak için sanırız, Talmud’da yer alan
ayrıntıları buraya özet halinde vermek daha uygun olacaktır. Böylece, Kur’ân-ı
Kerîm’in, İncil ve Yahudi mukaddes kitaplarına dayanarak hazırlanan bir kitap
olduğunu iddia edenlerin iddialarının asılsızlığı bir kez daha ortaya
çıkacaktır.
Talmud’un kayıtlarına göre, Hz. İbrahim’in doğduğu gün kâhinler
fala bakmış, ayrıca gökte bir alâmet görmüşler ve bunlara dayanarak, Târeh’in
evinde doğan bebeğin (Hz. İbrahim’in) öldürülmesi için Nemrud’a tavsiyede
bulunmuşlardır. Buna göre, Nemrud yeni doğan bebeğin canına kıymaya and içti.
Fakat Târeh, kölelerinin bir çocuğunu Nemrud’un adamlarına vermek suretiyle Hz.
İbrahim’in hayatını kurtardı. Sonra Târeh karısı ve çocuklarıyla birlikte gidip
bir mağaraya saklandı. Orada 10 sene kaldı. On birinci yılda Târeh, Hz.
İbrahim’i, Hz. Nuh’a yolladı. Hz. İbrahim 39 sene, Hz. Nuh ve oğlu Sam’ın
hizmetinde terbiye gördü. Bu sırada, Hz. İbrahim öz yeğeni Hz. Sare ile evlendi.
Sare Hz. İbrahim’den 42 yaş küçüktü. (İncil, Hz. Sare’nin, Hz. İbrahim’in
yeğeni olduğu hususunu açıklamıyor. Ayrıca, ikisi arasında yaş farkının sadece
10 olduğunu belirtiyor, Bk: Doğum: XI, 29. ayet ve XVII: 17. ayet).
Bundan sonra Talmud’un kayıtları şöyledir: Hz. İbrahim 50
yaşında iken Hz. Nuh’un evinden babasının evine geldi. Eve geldikten sonra gördü
ki, babası putperesttir ve evde senenin 12 ayına göre 12 put vardır. Hz.
İbrahim ilk önce babasını hidayete getirmeye ve putperestlik ile şirkin
zararlarını kendisine anlatmağa çalıştı. Fakat babası inatçı bir insandı ve
atalarının dinini bırakmak istemiyordu. Bir türlü yola gelmedi. Nihayet bir gün
Hz. İbrahim evdeki bütün putları kırdı. Târeh eve gelince putlarının perişan
halini gördü ve küplere bindi. Öfkeli bir şekilde evden çıktı ve doğru Nemrud’a
giderek gerçeği anlattı. Târeh öldürülmek istenen çocuğun babası olduğunu, bu
çocuğun bugün 50 yaşında bulunduğunu ve evdeki bütün putları kırdığını Nemrud’a
anlattı. Nemrud da Hz. İbrahim’i çağırarak kendisini sorguya çekti. Sorgu
sırasında Hz. İbrahim ters cevaplar verince Nemrud kızdı ve O’nu zindana
attırdı. Daha sonra Kraliyet Konseyi’ni toplayarak durumu görüştü. Konsey, Hz.
İbrahim’in ateşe atılmasına karar verdi. Bunun üzerine belirlenen gün ve saatte
odun ve ağaçlar toplanarak ateş yakıldı ve Hz. İbrahim buna atıldı. Ateşe Hz.
İbrahim’in yanı sıra kardeşi ve kayınpederi Haran da atıldı. Bunun sebebi şuydu.
Hz. İbrahim ateşe atılmadan önce Nemrud, Târeh’i azarladı ve oğlunu doğduğu gün
öldürtmek istediğini ancak onun yerine bir kölenin oğlunun öldürüldüğünü
hatırlatarak bu sahtekârlığı neden ve nasıl yaptığını sordu. Târeh de dedi ki,
“Ben işi Haran’ın tavsiye ve. teşviki üzerine yaptım.” Böylece kabak Haran’ın
başında patladı ve o Hz. İbrahim ile birlikte ateşe atıldı. Haran ateşe atılır
atılmaz yanıp kül oldu. Ama seyirciler, Hz. İbrahim’in ateşin tam ortasında
rahat dolaşmakta olduğunu ve kendisine hiçbir zarar gelmediğini gördüler.
Nemrud’a bu garip vak’a hakkında bilgi verdiler ve o durumu kendi gözüyle
görmek üzere ateş yerine geldi. Nemrud oraya varınca Hz. İbrahim’e şöyle
seslendi: “Ey gökteki Allah’ın kulu, ateşten çık ve yanıma gel.” Hz. İbrahim
onun dediğini yaptı ve ateşten dışarıya çıktı. Nemrud, Hz. İbrahim’in bu harika
Mu’cizesinden etkilenerek kendisine saygı ve bağlılığını bildirdi, ayrıca
kıymetli hediye ve eşyalar da verdi.
Yine Talmud’un kayıtlarına göre, Hz. İbrahim bu vak’adan sonra
Babil veya Irak’ta iki sene kaldı. Bu arada Nemrud bir kâbus gördü ve bunun
tâbirim falcılara sordu. Falcılar, Hz. İbrahim’in, Nemrud hanedanının
hakimiyetine son verebileceğini, bu sebepten kendisinin öldürülmesi gerektiğini
belirttiler. Bunun üzerine Nemrud, Hz. İbrahim’i öldürtmek için birkaç adamını
görevlendirdi. Fakat Nemrud’un, Hz. İbrahim’in hizmetine verdiği bir kölesi
olan el-Ya’zer bu suikasttan efendisini haberdar etti. Hz. İbrahim derhal Hz.
Nuh’a kaçıp sığındı. Târeh oraya gelerek Hz. İbrahim ile gizlice buluşurdu.
Nihayet baba ile oğul ülkeyi terk etmeye karar verdiler. Hz. Nûh ile Sam da bu
kararı beğendiler. Sonunda, Târeh, oğlu İbrahim, torunu Lût ve torunu ile gelini
olan Hz. Sare’yi alıp Ur’dan Harran’a göç etti. (Bk: Selections from Talmud, by
H. Polano, Londra, s. 30-42).
Talmud’un bu hikâyesini okuduktan sonra aklı başında olan bir
kişi, Kur’ân-ı Kerîm’in bundan esinlenerek yazıldığını söyleyebilir mi?