Peygamberler Tarihi Sabuni

Peygamberlerin Ma’sumiyeti

 


Hz.
Yûnus (a.s)’ın Masum Oluşu

 

Yüce Allah’ın, Hz.
Yûnus (a.s)’m kıssası ile ilgili olarak söylediği şu sözü, onun masumiyet
ligine işaret eden deliller­dendir. Yüce Allah, Hz. Yûnus (a.s) ile ilgili
olarak şöyle bu­yurmaktadır:

“Zünnun (yani
balık sahibi Yûnus) ‘u da hatırla. Hani 0, (kavmini) öfkelendirerek giderken
kendisine güç yetiremeye-ceğimizi zannetmişti. Ama sonunda (denizin ve balığın
karnı­nın) karanlıkları içerisinde (Rabbine) şöyle dua etmişti: ‘Sen­den başka
ilah yoktur, Sen (her şeyden) münezzehsin. Doğrusu ben, (bana izin vermeden
kavmimin arasından çıkıp gitmek suretiyle) zalimlerden oldum.’ Biz de onun
duasını kabul edip onu üzüntüden kurtarmıştık. İşte müminleri, (bize dua edip
yardım istediklerinde onları işte) böyle kurtarırız.”
[100]

Bu ayeti kerimenin dış
görünümü; sanki Hz. Yûnus (a.s)’ın, Şanı Yüce Allah’a öfkelendiğinden dolayı
(görevli bulunduğu yeri bırakıp) gitmeye ve bu gidişinden dolayı da Yüce
Allah’uı, kendisi hakkında intikam almasına dair kudre­tinden şüphe ettiğini
andırmaktadır. Böyle bir anlayış, yanlış­tır. Üstelik ayeti kerimelerin, kendi
anlamlarının dışında bu şekilde tefsir edilmesi de doğru değildir. Bazı cahil
kimseler­de, bu şüphe meydana geldiğinden dolayı, Hz. Yûnus (a.s)’m masiyet
işlediğini ve Allah’ın emrine muhalefet ederek Rabbma öfkelenerek gittiğini ve
bu günahı sebebiyle de balı­ğın, onu yuttuğunu zannetmişlerdir.

Bu konuda en doğru ve
en sağlam olan; tahkikçi tefsircile-rin, bu ayeti kerimelerin anlamı hususunda
aktardıklarıdır. Bu aktardıkları ise şunlardır:

“Hz. Yûnus (a.s),
kavmini uyardı ve onları, eğer iman et­medikleri taktirde Allah’ın azabıyla
korkuttu. Fakat onlar, bu uyarılara rağmen sapıklık ve küfür içerisinde kalmaya
devam ettiler. Onların iman etmediğini gören Hz. Yûnus (a.s), çabu­cak gelecek
olan bir azabı onlara vaat etti. Allah’ın azabı on­lardan ertelenince onların,
vaat ettiği azabın gelmemesinden ötürü kendisiyle alay etmelerinden,
kınamalarından ve suçla­malarından korkarak onların bu uyarılarından kurtulmak
için onların arasından beklenen azaptan kaçıyormuş gibi bir vazi­yette çıkıp
gitti. Zira Hz. Yûnus (a.s), onlara, azabın geleceğini haber vermişti. Fakat
kendilerine vaat ettiği azab gelmemişti. Bunun üzerine -sabredip tebliğine
devam etmesi ve Rabbi, kendisine hicret izni verinceye kadar beklemesi
gerekirken-kavmini öfkelendirerek onların arasından çıkıp gitti. Rabbini
öfkelendirerek -böyle bir şeyi iddia etmekten Allah’a sığınırız. Allah böyle
bir şeyden münezzehtir- veya onun emrine isyan ederek değil…”

Üstad Ebu’l-Berekat
Abdullah en-Nesefî,’ tefsirinde, bu ayeti kerimeyle ilgili olarak şö yle der.

“Yüce Allah’ın
‘Zünnun’u da hatırla’ (Enbiyâ: 21/87) a-yetinin anlamı; ‘Balık sahibini de
hatırla1 demektir. Ayette ge­çen ‘Nun’ ve ‘Hut’ kelimeleri, (balığın karnında
bir müddet kaldığından dolayı) Hz. Yûnus’a atfedilmiştir. ‘Hani 0, öfke­lendirerek
giderken…’ (Enbiyâ: 21/87) Yani ‘kavmini kızdıra­rak giderken’ demektir.
Kavmini Ö Ütelendirmesinin anlamı şudur:

Hz. Yûnus (a.s),
kavmine, uzun bir süre öğüt verdiği halde onlar öğüt almayıp küfürleri üzere
devam etmişlerdi. Hz. Yû­nus’ta onların bu tavırları yüzünden onları bırakıp
gitmişti. Hz. Yûnus (a.s) bunu ancak Allah için bir kızgınlık sebebiyle, küf­re
ve kafirlere kızgınlığı sebebiyle yaptığından dolayı, ayrılıp gidebileceğini
zannetmişti. Halbuki Hz. Yûnus’un, sabretmeye çalışması ve onlardan ayrılıp
hicret etmek üzere Yüce Allah’ın iznini beklemesi gerekirdi. Bundan dolayı
balığın karnında kalmakla imtihan edildi.”
[101]

Buna göre Hz. Yûnus
(a.s)’m öfkelenmesine gelince ise bu, kavmi için olup Rabbi için değildi. Yüce
Allah’ın, Hz. Yû­nus (a.s)’ı azarlamasına gelince ise bu, Hz. Yûnus (a.s) sab­retmemesinden
ve Yüce Allah’ın izni olmadan kavminin ara­sından çıkıp gitmesinden dolayı idi.
Yüce Allah’ın, Hz. Yûnus (a.s)’m bu kıssasını, Resulullah (s.a.v)’e
indirmesinin sebebi ise; Yüce Allah, Hz. Peygamber (s.a.v)’e; müşriklerin yalan­lamalarına
karşı sabretmesini, bunlara karşı göğsünü sıkma­masını ve Hz. Yûnus (a.s)’ın
kavmine karşı yaptığı sabırsızlı­ğı, kendi kavmine karşı yapmamasının
gerektiğidir.
[102]

Yüce Allah’ı şu ayeti
de, bunu destekleyici mahiyettedir. Yüce Allah, Hz. Peygamber (s.a.v)’e, Hz.
Yûnus (a.s)’m bu durumunu bir örnek olarak şöyle anlatmakt adır:

“(Ey Muhammedi)
Sen, Rabbinin (hakkında yazmış oldu­ğu) hükmü (sana gelinceye kadar) sabret; ve
balık sahibi (Yû­nus) gibi olma. O, (yaptığından dolayı) pek üzgün olarak
Rabbine (bağışlanması için) dua etmişti. Eğer Rabbinin katı­dan ona bir nimet
ulaşmasaydı, kınanmış olarak sahile atıla­caktı. Buna rağmen Rabbi, onu seçip
Salih kimselerden kılmıştır.
[103]

Yüce Allah’ın
“kınanmış olarak sahile atılacaktı” (Kalem: 68/49) ayeti, bu ayetin
başında geçen “Levlâ” edatının cevap cümlesidir. “Levlâ”
edatı, Arap dilinde; bir şeyin meydana gelmesine engel olan bir harf olarak
bilinir. Yani bu edat, şart cümlesinin meydana gelebilmesi için cevap
cümlesinin mey­dana gelemeyeceğini ifade eder… Buna göre ayeti kerimenin
anlamı şu şekilde olur: “Eğer Allah, Yûnus’un duasını ve ma­zeretini kabul
etmek suretiyle onu nimetlendirmeseydi, ayrılışı sebebiyle kınanmış olarak
balığın karnından sahilde bulunan boş bir alana atılacaktı.” Fakat Yûnus,
kınanmış olmayarak deniz kenarında bulunan bir toprağa atıldı.”

Bu konu ile ilgili
olarak daha önce Yüce Allah’ın “Kendi­sine güçyetiremeyeceğimizi
zannetmişti” (Enbiyâ: 21/87) aye­ti geçmişti.

Bu ayette geçen
“Nakdira” = “Güç yetirmek” kelimesi, “Kudret”
kelimesinden değil de, “Kader” kelimesinden türe­miştir Nitekim
Abdullah ibn Abbas (r.anhüma) bu kelimeyle ilgiliolarak şu olayı anlatmıştır:

“Rivayet
edildiğine; Abdullah ibn Abbas bir gün (sultanlı­ğı sırasında) Muaviye’nin
yanına girdi. Muaviye, ona:

-‘Dün Kur’an’m
dalgaları beni vurdu da dalgaların içinde boğulup kaldım. Ancak seninle bu
durumdan çıkabileceğimi anladım’ dedi. Abdullah ibn Abbas, ona:

-‘Ey Muaviye! Nedir
bunlar?’ diye sordu. Bunun üzerine Muaviye, bu ayeti kerimeyi okudu ve
ardından:

-‘Allah’ın bir
peygamberi, kendisine güç yetirilemeyeceği-ni hiç zanneder mi?” diye
Abdullah ibn Abbas’a sordu. Abdul­lah ibn Abbas ise bu soruya karşılık:

-Bu ‘Güç yetirmek’
anlamındaki ‘nakdira’ kelimesi; ‘kud­ret’ kelimesinden değil, ‘kader’
kelimesinden türemiştir’ diye cevap verdi.”
[104]

Buna göre anlam:
“İznimiz olmadan kavminin arasından çıkması sebebiyle, onu sıkıntı
içerisine sokamayacağımızı sanmıştı” şeklinde olur. Yüce Allah’ın,

“Rızkı, kendisine
güç yetirebilecek (= Kudira) kadar ve­rilmiş kimse”
[105]
ayeti; “rızkı, kendisini sıkıntı içerisine sokabi­lecek yani daraltacak
kadar” demek anlamındadır. Yine Yüce Allah’ın,

“Allah, insanı
imtihan etmek üzere rızkını, güç yetirebile-ceği kadar verdiği zaman:  ‘Rabbim, bana hor baktı’ der”
[106]
ayeti de; “rızkı, kendisini sıkıntı içerisine sokabilecek yani da­raltacak
kadar” demek anlamındadır.

Buna
göre bununla ilgili olan karışıklık ta giderilmiş ol­du. Yine de doğruyu en iyi
bilen Allah’tır.


[107]

 


Peygamberlerin
Sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v)’in Masum Oluşu İle İlgili Mesele

 

Resulullah (s.a.v),
diğer Peygamberler gibi her türlü gü­nahları ve kötülükleri işlemekten
masumdur. Şanı Yüce Al­lah’ın inayetiyle korunmuş ve Allah gözetimiyle her
taraftan onu kuşatmıştır. Buna göre Resulullah (s.a.v)’den, Allah’ın emrine
muhalefetin veya kendisine azabı gerektirecek bir gü­nahı işlemenin meydana
gelmesi mümkün değildir.

Fakat Resulullah
(s.a.v), bazen gayret edip üstün olanın ve iyi olanın aksini yapmış ve bunun
üzerine Rabbi ise onu uyar­mıştır. Lakin bu, günah ve masiyet cinsinden değildir.
Ancak bu ikaz cinsinden olanı ise, daha mükemmel ve üstün olanın aksine bir
yapma tarzıdır. Peygamberlerin makamının -diğer insanlara- üstün olmasına
nispetle bazılarının şu sözündeki; “Ebrar’m (iyi kulların) hasenatı
(iyilikleri), mukarreblerin (Al­lah’a en yakın olan kulların) seyyiat’ı
(kötülükleri, günah ve kusurları) gibidir” tanımlamasında da görüldüğü
üzere kendi­sine ikazı ve cezayı gerektirecek hata da olsa, üstün olanın ak­sinin
yapılmasına itibar edilir.

Resulullah
(s.a.v)’e ikaz şeklinde gelen bazı ayeti kerime­leri ortaya koyup doğru bir
şekilde ve ikazdan ne kastedildiği­ni açıklayacağız. Aynı şekilde yine dış
görünüşü itibariyle, Resulullah (s.a.v)’in, Allah’a karşı muhalefet ettiği ve
masiyet işlediğini ifade eden diğer nassları da ortaya koyup bunların
anlamlarının; Kur’an, Sünnet ve meşhur tefsir imamlarının gö­rüşleri
doğrultusunda açıklayacağız. Buna göre deriz ki: “Yar­dımı, yalnızca
Allah’tan dileriz.”


[108]

İlgili Makaleler