Peygamberlerin Ma’sumiyeti
Resulullah
(s.a.v)’in, Münafıklara, Savaşa Çıkmamaları Hususunda İzin Vermesi İle İlgili
Gelen ikaz:
Resulullah (s.a.v)’e
yapılan ikaz ile ilgili ikinci ayeti kerimeye gelince oda, Yüce Allah’ın şu
sözüdür:
“Hay Allah
affedesice, doğru olanlar sana besbelli olup yalancıları bilmeden Önce neden
onlara izin verdin?”[125]
Bu ayeti kerime;
Resulullah (s.a.v)’in kendisinden, günahın meydana geldiğini göstermeyen ve
Şanı Yüce Allah’ın, Resuluîlah (s.a.v)’i, cihada çıkmaktan vazgeçen bazı
münafıklara -cihada çıkmaya güç yet iremeyeceklerin e dair mazeretlerini
bildirince- bu konuda onlara izin vermesinden dolayı Ona ikaz mahiyetinde gelen
son noktayı göstermektedir. Bunun üzerine Şanı Yüce Allah’ın katından,
Resulullah (s.a.v)’e bu ikaz inmiştir.
Süfyan b. Uyeyne, bu
ayet ile ilgili olarak şöyle der: “(Allah’ın) şu güzel davranışına bir
bakın! Peygamberini kınamadan önce (söze) direkt olarak af ile giriş
yapıyor!”
Amr b. Meymun ise bu
ayetle ilgili olarak şöyle der: “Resulullah (s.a.v) emrolunmadığı iki şey
yapmıştır: Biri: (Tebük savaşma çıkarken münafıkların, Resulullah’a gelerek bazı
gerekçeler ve nedenler göstererek cihada katılamayacaklarını söylediklerinde)
münafıklara izin vermesi, diğeri ise; (Bedir savaşında ele geçirilen)
esirlerden fidye alması. İşte bunların üzerine Allah, -işte sizinde duyup
dinlediğiniz gibi-peygamberini ikaz etmiştir.”
Bazı tefsircilerin
rivayet ettiğine göre; bu ayeti kerime, Resulullah (s.a.v)’in Allah’tan izinsiz
olarak yanlış bir davranışta bulunmasından dolayı bir üstünlük olarak Onu ikaz
ettiğine işaret etmektedir. Aynı zamanda bu ayet; Şanı Yüce Allah’ın, Hz.
Peygamber (s.a.v)’e, değer verdiğini ve Onun, kendisine dua ile başlaması
dolayısıyla mevkisinin yüceliğini sağlamlaştırdığını belirtmektedir. Bu tıpkı,
bir adamın kendisinin yanında çok kıymetli olan birisine, “Hay Allah
affedesice, benim şu işimi nasıl yaptın? Allah senden razı olsun; .benim bu
cevabnna karşılık senin cevabın nedir? Allah sana afiyet versin, sen benim
değerimi bilemedin!” demesi gibidir.
Bu görüş; İmam
Fahreddin er-Razî, Bagavî ve daha bir çoğunun ileri sürdüğü görüştür.
Zemahşerî,
“Keşşaf* adlı tefsirinde, Yüce Allah’ın, “Hay Allah
affedesice!..neden onlara izin verdin?” (Tevbe: 9/43) ayetini açıklarken,
Hz. Peygamber’e karşı edebe uygun olmayan bir davranış sergilemiştir ki[126] oda
şudur:
“Hay Allah
affedesice” (Tevbe: 9/43) Bu söz, günah işlemeden kinayedir.[127]
Çünkü af ‘ kelimesi, günah işlemenin karşılığında kullanılan bir kelimedir.
Buna göre ayetin anlamı: ‘Sen (cihada çıkmama hususunda münafıklara izin
verdiğinden dolayı) günah işledin ve ne kötü bir davranış yaptın’ şeklinde
olmaktadır. ‘Neden onlara izin verdin?’ (Tevbe: 9/43)
Bu söz de, Hz.
Peygamber’in bizzat kendisinin günah işlediğini üstü kapalı olarak
açıklamaktadır. Buna göre ayetin anlamı: ‘Onlar senden (cihada çıkmama
hususunda) izin istediklerinde ve bir takım gerekçelere sarılıp cihaddan
kendilerini alıkoyduklarında sen onlara izin verdin ve izin hususunda da onlara
karşı yumuşak davrandın’ şeklinde olmaktadır. ‘Sana besbelli oluncaya kadar’
(Tevbe: 9/43) Bu konuda mazeretini doğru söyleyen müminleri, yalan söyleyen
münafıklardan ayırt etmeden neden onlara izin verdin’ şeklinde
olmaktadır.”[128]
“Menâr”
tefsirinin yazarı olan Reşid Rıza, bu konuyla ilgili olarak iyi iş yapmanın
doruğunda güzel bir söz söylemiştir ki, biz bunun bir kısmını şöyle aktardık:
“Bazı tefsirciler
-özellikle de Zemahşerî-, Yüce Allah’ın bu ayetinde geçen, Resulullah (s.a.v)’i
affettiğine dair açıklamada, edebe uymayan ifadeler kullandılar. Halbuki bu
tefsircilerin, Hz. Peygamber (s.a.v) konusundaki en büyük edebi yine -Yüce
Allah’ın yaptığı tarzda- ayetten öğrenmeleri gerekmekteydi. Hani Rabbi ve
-terbiyecisi, bu hitaptan önce Hz. Peygamber (s.a.v)’in yapmış olduğu
davranışı affettiğine dair bu konuda nasıl davranması gerektiğini haber
vermiştir. İşte (Yüce Allah’ın, Hz. Peygambere olan) bu davranışı, büyüklüğün
ve iyi davranmanın doruk noktasını göstermektedir. Diğer tef-sirciîer ise
-özellikle de Fahreddin er-Râzî gibi- ayetin son kısmını açıklama sırasında
aşırıya kaçmışlardır.. Bu tefsirciler ise ayette geçen “af ”
kelimesinin, günah işlemeye delalet etmediğini ve Allah’ın kınadığı izin verme
işinin de, esasta daha evla ve daha mükemmel olan bir hareketin aksine bir
davranış olduğunu ispatlamaya çalışmışlardır.
Fahreddin er- Razi, bu
konudaki sözünü şöyle belirtmiştir: ‘Zenb’ =’ günah’ kelimesi, Arap dilinde;
‘masiyet’ kelimesinin karşılığını ifade etmemektedir. Günah, ancak ‘zarara
yahut maslahat ve menfaatin kaybolmasına yol açan her türlü davramş’ anlamına
gelmekledir. Affedilen günah ise, ayette açıklanan; doğru olanları ortaya
çıkarma ve mazeretlerinde yalancı olanları bilme maslahatının kaybolmasına yol
açan bir günahtır.
Hz. Peygamber
(s.a.v)’in azarlandığı izin verme olayı, içtihadından dolayı olup kendisine
gelen vahiyden dolayı değildir. Bunun ise Peygamberlerden -Allah’ın salât ve
selâmı onların hepsinin üzerine olsun- meydana gelmesi caizdir. Çünkü
Peygamberler, ictihad konusunda işlenecek olan hatadan korunmuş değildirler.
Ancak ittifak edilen masumiyete gelince ise; vahyin açıklanması ve onunla amel
edilmesi doğrultusundaki tebliğe mahsus bir durumdur. Buna göre peygamberin,
vahyi, Rabbinden alıp tebliğ etmediğinde ve davranışıyla vahye muhalefet
ettiğinde bile, onun yalan söylemesi ve günah işlemesi mümkün değildir. Usûl
alimleri, ictihad konusunda peygamberlerden meydana gelecek günahın caiz olma
durumunu şöyle açıklamışlardır: ‘Allah, Peygamberlerden, ictihadları konusunda
meydana gelecek hataları kabul etmez. Bilakis onlara bu konuda doğru olanı
açıklar. Bu konu, sağlam bir işin gerektirdiği şekilde hareket etmekten
ibarettir. Yüce Allah’ın, peygamberin; ilk önce affedildiğini haber vermesi,
sonrada Ona doğru olanı açıklaması O’nun, peygamberine olan lütfundandtr.”[129]
Resulullah
(s.a.v)’in, Mümin Bir Kimseden Yüz Çevirip Suratını Asması Üzerine Gelen İkaz:
Bu da, Yüce Allah’ın
şu sözünde geçmektedir:
“Yanına kör bir
kimse geldi diye (Peygamber, ondan) yüzünü asıp (müşriklere doğru) çevirdi.
(Ey Muhammedi) Ne bilirsin, belki de 0 arınacak yahut öğüt alacaktı da bu öğüt
kendisine fayda verecekti. ” (Abese: 80/1-4).
Peygamberlerden masiyetin
meydana gelebileceğini ve onlar için masumiyetin vacip olmadığını iddia eden
kimseler, bu ayetin zahirine sarılmaktadırlar. Böyle bir iddia, ayetin doğru
anlamım idrak edememekten ve anlayamamaktan kaynaklanan bir hatadır. Ayetin
iniş sebebi; Resulullah (s.a.v)’in masiyet işlemediğini, yalnızca evla olana ve
en mükemmel olana muhalefet ettiğini göstermektedir. Resulullah (s.a.v)’de,
evla olanı ve en mükemmel olanı terkettiğinden dolayı Yüce Allah Ona, en
mükemmel olanı ve en üstün olanı yani müşrikleri bırakıp bir Müslümana tebliğ
etmesi gerektiğini haber vermektedir.
İbn Cerîr et-Taberî,
Abdullah ibn Abbas (r.anhüma)’ın şöyle söylediğini rivayet etmiştir:
“Bir ara
Resulullah (s.a.v), müşriklerin ileri gelenlerinden olan Utbe b. Rebia, Ebu
Cehil b. Hişam ve Abbas b. Muttalib’i İslama davet ettiği bir sırada -zira
onların İslama girmeleri hususunda fazlaca ilgi gösteriyor ve inanmalarını çok
arzuluyordu ki- yürüyerek Resulullah (s.a.v)’e Abdullah ibn Ümmü Mektum denilen
kör bir adam geldi. Resulullah (s.a.v) ise müşriklerin ileri gelenlerini İslama
davet etmekle meşguldü. Abdullah ibn Ümmü Mektum, Resulullah (s.a.v)’e,
kendisi için Kur’an’dan bir ayet okumasını isteyerek:
– ‘Ey Allah’ın Resulü!
Allah’ın sana öğrettiğinden bana da öğret’ der ve isteğinde ısrarlı davranır.
Resulullah (s.a.v), müşriklerin ileri gelenlerine anlattığı konunun
kesilmesini istemez ve ondan surat asıp yüz çevirir ve onun bu şekilde
konuşmasını hoş karşılamaz. Ve diğerlerine yönelerek kaldığı yerden konuşmasına
devam eder. Bunun üzerine Yüce, Allah ‘Yanma kör bir kimse geldi diye yüzünü
asıp çevirdi’ (Abese: 80/1-2) ayetlerini indirir. Onun hakkında bu vahyin
inmesinden sonra Hz. Peygamber (s.a.v) Abdullah ibn Ümmü Mektum’a fazlaca ilgi
göstermiş ve onunla konuşmaya yönelerek, ‘Bir ihtiyacın var mı? Bir şey istiyor
musun?’ dedi.
İbn Cerîr derki:
“Yüce Allah, kör kimsenin adını, fazla gereksinim duymadığından dolayı,
üstü kapalı olarak anmıştır. Sanki burada Hz. Peygamber (s.a.v)’in, onun kör
olmasından dolayı yüz çevirdiği söylememektedir. Bu davranışın aksine Hz.
Peygamber (s.a. v.)’in, kör olan Abdullah’a; sevgi ve şefkat göstermesi, ona
(sıcak bir şekilde) yaklaşması ve ona hoş geldin demesi gerekirdi.”[130]
Ayetin iniş sebebinden
anlaşıldığı gibi; Resulullah (s.a.v), Kureyş’in ileri gelenlerini İslam’a davet
etmekle meşguldü. Bunların peşlerinden gelenler de Müslüman olur ümidiyle, onların
Müslüman olmasını çok arzuluyordu. Bundan dolayı da Resulullah (s.a.v), yanında
bulunan Kureyş’in ileri gelenleriyle meşgul olduğu bir sırada, kör olan
Abdullah ibn Ümmü Mektum (r.a) yanma gelerek: ‘Ey Allah’ın Resulü! Allah’ın
sana öğrettiğinden bana da öğret’ dedi. Resulullah (s.av.) ise onun bu isteğine
o sırada cevap vermekten kaçındı. Çünkü Resulullah (s.a.v)’e göre; Kureyş’in
ileri gelenlerine İslam’ı tebliğ etmesi, bu şahsın isteğinden daha Önemli ve
daha büyüktü. Bunun üzerine Yüce Allah, Hz. Peygamber (s.a.v)’i kınadı ve
onun için; en üstün olanın ve en iyi olanın, kendisine gelen o kör adamın
isteğine cevap vermesi gerektiğini bildirdi.
Fahreddin er-Râzî ise
bu konu ile ilgili olarak şöyle der: “Peygamberlerden günahın meydana
geleceğini söyleyenler, bu ayeti delil tutarak; Yüce Allah’ın, bu yaptığından
dolayı Hz. Peygamber (s.a.v)’i kınaması, o fiilin masiyet olduğunu gösterir dediler.
Bu iddia, gerçekten ve hakikatten uzak ve kuru bir iddiadır. Biz, bunun;
(önceden) tayin edilmiş bir takdiri ilahi olduğunu daha önce açıklamıştık. Şu
kadar var ki; Hz. Peygamber (s.a.v)’in. tek tarafa ilgi göstermesi, zenginleri,
fakirlere tercih ettiği zanmnı uyandırıyor. Böyle bir davranış ise,
Hz- Peygamber
(s.a.v)’in kişiliğine ve yapısına uygun düşmez. Bu taktirde bu davranış,
ihtiyatı terk ve daha üstün olanı bırakma şeklindeki bir davranış olur ki, bu,
suç ve günah anlamını taşımaz.”[131]
İbn
Hazm ise, -bu ayete tutunarak Peygamberlerden günahın meydana geleceğini
söyleyenlere- şöyle cevap vermiştir: ‘Yüce Allah’ın, ‘Yanına kör bir kimse
geldi diye yüzünü asıp çevirdi.’ (Abese: 80/1-2) ayetlerine gelince ise;
‘Resulullah (s.a.v)’in yanma Kureyş’in
bazı ileri gelenleri
oturmuştu. Resulullah (s.a.v)’de, onlara, İslam’ı tebliğ ediyordu. Çünkü
Resulullah (s.a.v), onların
Müslüman olmasını çok arzuluyordu. Zira
bunlar Müslüman oldukları
taktirde Kureyş’ten bir çok kimsenin Müslüman olacağını ve böylece İslam
Dininin, daha iyi yayılacağını biliyordu. Bunu yanı sıra kendisinin yanında
beklemekte olan bu kör kimsenin; kendisinden, dini konularda bir şeyler
sorduğunda -ona cevap vermediği taktirde- onun çekip gitmeyeceğini bildiğinden
ve ondan daha önemli iyi bir işin gitmesinden korktuğundan dolayı onunla meşgul
olmadı. Zira onun
çekip gitmesinden korkmuyordu.
Çünkü o şahıs, mümin bir kimseydi. Biraz daha bekleyebilirdi… Görünüşteki bu
tavır, din konusunda yani onların Müslüman olmalarının İslam’a daha faydalı
olacağı kay-gısmdandı. Kur’an’ın muzaffer olmasındaki bu gayret, sadece işin
dış görünüşündeydi. Allah’a daha iyi yaklaşmak gayesiyle, eğer bugün bizden
birisi, Resulullah (s.a.v)’in yaptığını yapsa elbette sevap kazanır. Ama Yüce
Allah, Resulullah (s.av.)’i; kendi katında faziletli, iyi ve takvalı olan bu
kör kimsenin isteğini kabul etmesi, müşrikleri İslam’a davet etmesinden daha
üstün olmasından dolayı onu kınamıştır.
[132]