Peygamberler Tarihi Sabuni

Peygamberlerin Ma’sumiyeti

 


Bu
Konuda İkaz Şeklinde Gelen Ayetler

 


Birinci Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimeleridir:

“Hiç bir
peygambere, yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanmadıkça esirler alması
yaraşmaz. Siz geçici dünya malı­nı arzu ediyorsunuz. Halbuki Allah, ahireti
(tercih etmenizi) ister. Allah azizdir, hakimdir. Eğer daha önceden Allah’ın geçmiş
bir hühnü olmasaydı, aldıklarınızdan dolayı size büyük bir azab
dokunurdu.”
[109]


İkinci Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimesidir:

“Hay Allah
affedesice, doğru olanlar sana besbelli olup yalancıları bilmeden önce neden
onlara izin verdin?”
[110]


Üçüncü Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimeleridir:

“Yanına kör bir
kimse geldi diye Peygamber (ondan) yü­zünü asıp çevirdi. (Ey Muhammedi) Ne
bilirsin, belki de 0 arınacak yahut öğüt alacaktı da bu öğüt kendisine fayda
verecek­ti.”
[111]


Dördüncü Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimeleridir:

“Az kalsın daha
vahyettiğimiz (emir ve yasaklarımızdan vb. şeyler)den, (sana söylemediğimiz
sözleri) bize karşı uy­durman için seni fitneye düşüreceklerdi. 0 zaman
(onların istediklerini yerine getirecek olursan) seni dost edineceklerdi. (O vakit
sen, onların dostu olur, benim dostluğumdan dışarı çı­kardın). Eğer seni
korumamış olsaydık, az da olsa onlarfm tuzak ve hüelerin)e meyledecektin. Ve O
zaman (onlara az mik­tarda meyledecek olsaydın), Biz de sana (dünya ve ahiret)
ha­yatının kat kat azabını ve Ölümün de kat kat azabını tattırırdik.
[112]


Beşinci Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimeleridir:

“Ey Peygamber!
Allah’tan sakın (ve takva üzere sebat et) ve kafirler ile münafıklara da itaat
etme! Doğrusu Allah, Ha­kim’dir ve Alim’dir. Rabbinden sana vahyolunana uy!
Doğrusu (sana vahyeden) Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır “
[113]


Altıncı Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimeleridir:

“Sana
indirdiklerimiz (Kur’an ayetlerin)den şüphe ediyor­san, senden önce kitabı
(Tevratı, İncili ve Zeburu) okuyanlara, (sana indirdiklerimizin doğru olup
olmadıklarını) sor! Andolsun ki, Rabbinden (indirilen) hak (vahiy), sana
gelmiştir. Doğrusu Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. “
[114]


Yedinci Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimesidir:

“Eğer onların
(küfürde direnip İslamı kabul etmeyişleri) sana ağır geliyorsa, kendi kendine
yerin dibine doğru bir tünel veya göklere çıkacak bir merdiven dayayıp da
onlara bambaş­ka bir mucize getirebilirsen, (hiç durma…) Eğer Allah
dilesey-di elbette onların hepsini, hidayeti (seçecek bir durum) üzerinde
toplardı. 0 halde sakın (bu gerçeği bilmeyen ve bunun far-jana varamayan)
bilgisizlerden olma.”
[115]


Sekizinci Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimesidir:

“Sabah ve akşam
Rablerine; sırf O ‘nun rızasını dileyerek (ihlash bir şekilde) dua edenleri
(yanından) kovma! Onların hesaplarından (günahlarından) sana hiçbir şey yoktur.
Senin hesabından da onlara bir şey yoktur. Ki onları kovarsın da, zalimlerden
mi olasın!”
[116]


Dokuzuncu Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimesidir:

“(Ey Peygamber!)
Biz sana apaçık bir fetih (zafer) ihsan ettik Böylece Allah, (bu fethi sana
kolaylaştırmak suretiyle) senin geçmiş ve gelecek olan günahlarım bağışlayıp ve
(dinini yüceltmek ve senin vasıtanla ülkeleri fethemek suretiyle dünya ve
ahirette ) sana olan nimetini tamamlayarak seni dosdoğru yola eriştirir.
[117]


Onuncu Ayet:

Yüce Allah’ın şu ayeti kerimesidir:

“Hani sen,
Allah’ın kendisine (en büyük nimeti olan İslam ile) nimet verdiği ve
(kölelikten azad ederek evlatlık edinip da­ha sonra da onun efendisi olduğunu
belirtip veli edinmekle) seninde nimetlendirdiğin kimseye (olan Zeyd b.
Harise)ye, eşin (Zeyneb bint. Cahş)’ı tut ve Allah’tan kork (onu boşama)
diyordun. Allah’ın, (Zeyd onu boşayacak olursa, onu nikahla­yacağın şeklinde)
açığa vuracağı şeyi de içinde saklıyor ve insanlar (m,  evlatlığının eski hanımını nikahladı
diyeceklerinjden korkuyordun. Halbuki en çok Allah’tan korkman gere­kirdi.
Nihayet Zeyd’in onunla bir (evlilik) bağı kalmayınca, onu seninle evlendirdik.
Böylece evlatlıkların, eşleriyle bir (ev­lilik) bağı kalmayınca, onlarla
evlenmek konusunda müminle­re bir vebal olmadığı bilinsin. Buna binaen Allah’ın
emri yeri­ne getirilmiştir.”
[118]

 


Resulullah(s.a.v)’e,
Bedir Esirleri Hakkında Yapılan İkaz:

 

Resulullah (s.a.v)’in
Allah’ın emrine muhalefet ettiği ve Allah’ın razı olmadığı bir fiili yaptığı
zannedilen Resulullah (s.a.v)’i ikaz eden birinci ayet Yüce Allah’ın;

“Hiçbir
peygambere, yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanmadıkça esirler alması
yaraşmaz. Siz (bu esirleri almak­la) geçici dünya malını arzu ediyorsunuz.
Halbuki Allah, ahireti (tercih etmenizi) ister. Allah, azizdir ve hakim’dir.
Eğer daha önceden Allah ‘in geçmiş bir hükmü olmasaydı, aldıkları­nızdan dolayı
size büyük bir azab dokunurdu
[119]
” sözüdür.

Bazı kimseler, bu
ayetten; Resulullah (s.a.v) ‘in bir günah işlediğini, bir suç işlediğini veya
alemlerin Rabbi Allah’a bir konuda isyan ettiğini zannetmektedirler. Nihayet
onların zan­nettikleri gibi olmayan bu Bedir Esirleri meselesinde şiddetli ikaz
indi. Resulullah (s.a.v)’in bu konudaki amacı, sadece Be­dir Esirleri hakkında
bazı sahabileriyle istişare etmekti. Bunun sonucunda ise, ictihad edip
sahabilerin çoğunluğunun görüşü­nün tercihiyle hükme bağladı. Bunun üzerine
Mekkeli müşrik­lerden olan esirlerin fidyelerini kabul etti. Resulullah
(s.a.v)’in bu içtihadı; üstün olanın, iyi olanın ve tercih edilenin aksineydi.
Çünkü davanın ve İslam Dinin maslahatı gereği, Resulullah (s.a.v)’in onlardan
fidyeleri kabul etmemesi gerekmekteydi. Aslında fidyeleri almanın aksine;
küfrün gücünü zayıflatmak, müşriklerin büyüklüğünü -diğer Arap topluluklarına
karşı- ö-nemsiz göstermek ve üstünlük ile zaferin özellikle de Allah’ın kulları
için olduğunu onlara göstermek için esirlerin kanlarının dökülmesi ve
akıtılması gerekmekteydi. Zira bu savaş, müminler ile müşrikler arasında
meydana gelen ilk savaştı. Bundan dolayı da müminler için çok önemli bir
savaştı.

Burada, bu ayeti
kerimelerin inişi ile ilgili Ashabı-ı Kira­mın bazı rivayetlerini, “Me’sur
Metodu”
[120] şeklinde aktara­cağız:


1.
Tirmizî,
Hakim en-Nisâburî ve Beyhakî, Abdullah ibn Mes’ud (rh.a)’dan şöyle rivayet
etmiştir:

“Bedir savaşı
gününün sonunda, esirler elde edilip Resulullah (s.a.v)’in huzuruna
getirilince, Resulullah (s.a.v), Ashabını toplayıp

onlara:

–  ‘Bu esirler hakkında ne dersiniz?’ diye
sordu. Bunun ü-zerine Hz. Ebu Bekr (r.a):

–  ‘Ey Allah’ın Resulü! Bunlar senin kavminden
ve seninle akrabalıkları bulunan kimselerdir. Onları serbest bırak ve (iş­ledikleri
suçtan dolayı) tevbe etmelerini 
iste!  Belki Allah, tevbe
ettikleri taktirde onların tevbelerini kabul eder’ dedi. (Hz. Ebu Bekr (r.a)’ın
bu sözü üzerine) Hz. Ömer (r.a) ise:

–  ‘Ey Allah’ın Resulü! Bunlar seni
yalanladılar, seni asli yurdundan çıkardılar ve seninle savaştılar. Bu bakımdan
onları al ve boyunlarını vur’ dedi. (Bu ikisinin görüşünü dinleyen) Abdullah b,
Revana (r.a) ise:

–  ‘Ey Allah’ın Resulü! Odunu bol alan bir
vadiye git ve 0 vadiyi, onlar içindeyken ateşe ver’ dedi.

Abdullah b. Revaha’nm
bu sözünü işiten Hz. Abbas ise ona: ‘Sen, akrabalık bağını koparıp attın’ dedi.
Resulullah (s.a.v) bir süre sustu ve onlara hiçbir cevap vermedi. Sonra da
kalkıp evine gitti. Bunun üzerine bazı kimseler: Resulullah (s.a.v),  Ebu 
Bekr (r.a)’ingörüşünü uygulayacak, 
bazısı  da;

Ömer (r.a)’in görüşünü
uygulayacak, diğer bir kısmı da; Ab­dullah b. Revaha’nm görüşünü uygulayacak’
dediler. Daha sonra Resulullah (s.a. v.) çıkıp:

–  ‘Allah, bazı kimselerin kalplerini öyle
yumuşatır ki, süt­ten daha yumuşak olur. Yine Allah, bazı kimselerin kalplerini
de öyle bir katılaştırmıştır ki, taştan da daha katı olurlar…’

Ey Ebu Bekr! Senin
misâlin, İbrahim (a.s)’ın misâline benzer ki 0: ‘Buna göre artık kim bana tabi
olursa 0, benden­dir. Kimde bana karşı gelirse onu, sana (Allah’a) bırakırım.
Çünkü Sen, bağışlayıcısın ve merhamet edicisin’ demişti. Ve yine Ey Ebu Bekr!
Senin misâlin, İsâ (a.s)’ın misâline benzer kiO:

‘(Ey Allah’ım! Eğer)
onlara azab edersen doğrusu onlar, senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan
da, güçlü ve hakim olan şüphesiz ancak sensin’ demişti. Sana gelince Ey Ömer!
Senin misâlin de, Mûsâ (a.s)’m misâline benzer ki 0:

‘Ey Rabbimiz! Onların
(yani Firavun ve onun çevresinde bulunanların) mallarını yok et! Onların
kalplerini (mühürleye-rek) sık. Çünkü onlar, can yakıcı azab görmedikçe iman et­mezler
Ve yine Ey Ömer! Senin misâlin, Nûh (a.s)’ın misâline benzer ki 0:

‘Nûh dedi ki: ‘Ey
Rabbim! Yeryüzünde kafirlerden hiç bi­rini bırakma’ dedi. (Nûh: 71/26)

Daha sonra Resulullah
(s.a.v): ‘Sizler fakir kimselersiniz. Sakın onlardan hiç bir kimse fidyesiz
kurtulmasın, yahut ta boynu vurulsun’ buyurdu. Bunun üzerine Abdullah ibn
Mes’ud:

–  ‘Ey Allah’ın Resulü! Süheyl b. Beyza bundan
müstesna olsun. Çünkü 0, İslama dil uzatmıştır’ dedi. Bunun üzerine Resulullah
(s.a.v) sustu. (Abdullah ibn Mes’ud: ) ‘Başıma gökten taş yağacak korkusunu 0
gün hissettiğim kadar hiç bir gün hissetmiş değilim. Nihayet Resulullah
(s.a.v):

–  ‘Süheyl b. Beyza müstesna’ diye buyurdu…
Bunun üze­rine Şanı Yüce Allah,

‘Hiç bir peygambere,
yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanmadıkça esirler alması yaraşmaz…’
(Enfal: 8/87-88) a-yetini sonuna kadar indirdi.
[121]


2.
Ahmed b.
Hanbel ile Müslim, Abdullah ibn Abbas (r.anhuma)’dan şöyle rivayet etmiştir:

‘Bedir Savaşı gününde
alman esirler hakkında Resulullah (s.a.v), Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer’e danışmak
üzere onlara:

– Esirler hakkındaki
görüşünüz nedir?’ diye sordu. Hz. Ebu Bekr:

– Ey Allah’ın Resulü!
Onlar senin (le akrabalıkları bulu­nan) amcanın çocukları ve kavminden olan
kimselerdir. On­lardan fidye almanı uygun görüyorum. Zira bizim (onlardan
aldığımız fidyelerle) kafirlere karşı bir kuvvet sağlanır. Umu­lur ki Allah,
bir gün onlara da İslama girmeleri için bir hidayet verir, (ve bize yardım
olurlar)’ dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

–  ‘Ey Hattab’ın oğlu! Bu konudaki görüşün
nedir?’ diye sordu.Hz. Ömer:

–   ‘Allah’a yemin ederim ki, Ey Allah’ın
Resulü! Ebu Bekr’in söylediği görüşü uygun görmüyorum. Fakat ben, (eli­mize
bir) imkanın geçtiğini görüyorum. (Bu fırsattan istifade ederek)    onların   
boyunlarını    vuralım.    Akil’den   
dolayı Hz.Ali’ye imkan ver, onun boynunu vursun. Filan kimseden dolayı
-Hz. Ömer’in kendi yakını olan- bana imkan ver, onun boynunu vurayım. Filanın
yakınlığından dolayı filana imkan vei\ onun boynunu vursun. Çünkü bunlar,
küfrün liderleri ve ileri gelen kimseleridir’ dedi.(Hz. Ömer devamla:)

‘Fakat Resulullah
(s.a.v) benim söylediğim görüşü be­ğenmedi. Ebu Bekr’in söylediği görüşü
beğendi (ve esirlerden fidye aldı). Ertesi gün olunca, Resulullah (s.a.v)’in ve
Ebu Bekr’in yanma geldiğimde, onları, oturmuş ağlar bir vaziyette buldum. Bunun
üzerine: ‘Ey Allah’ın Resulü! Seni ve arkada­şını ağlatan şeyin ne olduğunu
bana anlatır mısın? Eğer ağla­yacak bir durum bulursam bende ağlayayım. Eğer
ağlayacak bir durum bulamazsam bile sizin ağlaşmanızdan dolayı bende sizinle
birlikte yine oturup ağlayayım’ dedim. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

– ‘(Esirlerden) fidye
alınması ile ilgili görüşlerinden dolayı oturup arkadaşların (Ebu Bekr ile
Ali)’a arz olunan şeyden do­layı ağlıyorum. Onlara gelecek alan azabın,
-yanındaki bir a-ğaca işaret ederek- bu ağaçtan daha yakın olduğu bana bildi­rildi…
Ve bunun üzerine Yüce Allah,

“Hiç bir
peygambere, yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanmadıkça esirler alması
yaraşmaz…’ (Enfal: 8/87-88) a-yetini sonuna kadar indirdi.”
[122]

Bu hadisi şerifler;
Resulullah (s.a.v)’e, esirlerden fidye alması ile ilgili öğüt verenlere (veya
görüş bildirenlere) işaret etmektedir. Ancak bu rivayetlerin çoğunda; ilk önce,
Hz.Ebu Bekr (r.a)’m ismi geçmektedir. Çünkü 0, mevki yönünden sahabilerin en
büyüğü ve Resulullah (s.a.v)’e, sahabilerin en sevgili olmasından dolayı, bu
konuda görüşü alınanların ilkiy­di. Zira Resulullah (s.a.v), Ashabıyla herhangi
bir konuda isti­şare ettiğinde ilk önce onun görüşünü alırdı. Şanı Yüce Allah,
katından gelen bu şiddetli ikaz, (yanlış içtihadından dolayı) peygamberine ve
onun sahabilerinin önde gelenlerineydi.

ununla, Resulullah
(s.a.v)’e; öğretme ve ikaz kastıyla, esirlerden en mükemmel ve en güzel bir
şekilde fidye alması ve bu gibi Önemli meselelerde yumuşak davranması gerektiği
an­latılmak istenmektedir.

Bundan dolayı Şanı
Yüce Allah, İslanım üstünlüğünü ve konumunun yüceliğini istemektedir…
Abdullah ibn Abbas (r.anhuma), Yüce Allah’ın, “Hiç bir peygambere,
yeryüzünde çokça savaşıp zaferler kazanmadıkça esirler alması yaraşmaz…
” (Enfal: 8/67-68) ayeti hakkında şöyle demiştir:

“Bu hüküm ancak
Bedir savaşı günü olmuştu. Çünkü Müslümanlar, 0 gün sayı bakımından az idi. Bir
müddet sonra Müslümanların sayısı çoğalıp güç ve kuvvetlen artınca, Yüce Allah,
savaş sırasında ele geçirilen esirler hakkında şu ayeti kerimeyi indirmiştir:

‘(Savaş sona erince)
onları, ya karşılıksız ya da fidye ile salıverin.’ (Muhammedi 47/4) Bunun
üzerine Yüce Allah, peygamberini ve müminleri, ele geçirilen esirlerin durumu
hakkında serbest bırakmıştır. Müminler isterlerse esirleri öldü­rürler,
isterlerse onları köle edinirler, isterlerse de onlardan fidye alıp serbest
bırakırlar demektir…

Ayeti kerime; bu
esirlerin, fidye karşılığında serbest bıra­kılması gerektiğini, Resulullah
(s.a.v)’in ashabıyla olan müşa­veresinden ve içtihadından kaynaklandığına
işaret etmektedir. Üstelik Şanı Yüce Allah, “ictihad yoluyla”
müminlerden bir hata meydana geldiğinde (bu hatalı ictihaddan dolayı) onları
sorumlu tutmayacağına dair ezeli hikmeti işte böylece tahak­kuk etmişti. İşte
esirler hakkında konu, Yüce Allah’ın şu sö­züyle son bulmaktadır:

“Eğer
daha önceden Allah’ın geçmiş birhükmü
[123]
olma-saydı, aldıklarınızdan dolayı size büyük bir azab dokunurdu.
[124] 

İlgili Makaleler