Peygamberlerin Ma’sumiyeti
Hz.
İbrahim (a.s) Hakkında İleri Sürülen Üç Yalanın Mahiyeti Nedir?:
Görünüşte Hz. İbrâhîm
(a.s)’in masum olmadığına işaret eden ve sünneti Nebevide geçen hadise gelince
İşte bu, Resulullah (s.a.v)’in şu sözünde geçmektedir:
“Hz. îbrâhîm
(a.s) sadece üç yalan söylemiştir. Bunlardan İkisi, Allah’ın zatıyla ilgili;
biri, ‘Ben hastayım’ (Saffât: 37/89) sözüdür, diğeri de, ‘Aksine o (putları
kırma) işini putların şu büyüğü yapmıştır’ (Enbiyâ: 21/63) sözüdür. Birisi de,
Temiz hanımı Sare hakkındadır. (Bu olay da şöyle olmuştur: ) ‘Hz. İbrâhîm
(a.s), zalim birinin diyarına (Mısır’a) beraberinde hanımı Sare de olduğu
halde gelmişti. Bunlar, zalim kralın memleketine girince, (şehrin giriş
kapısında görevli) adamlardan biri, Hz. İbrahim’i ve hanımı Sare’yi gördü.
Hemen krala gidip, ‘senin memleketine beraberinde insanların en güzeli bir
kadında ‘bulunan bir adam girdi. (İnsanlar, ondan daha güzel yüzlüsünü ve
güzelini şimdiye kadar görmemiştir. O, sizden başkasına layık değildir)’ dedi.
Kral derhal adamlarından
birisini, Hz. İbrahim’e gönderip onu huzuruna getirtti. Kral, Ona:
– (Beraberinde
bulunan) bu kadın kimdir?’ diye sordu. Hz. İbrâhîm, (Sare hakkında) ‘benim
hatumımdir!’ diyecek olursa onun yüzünden, kendisinin öldürüleceğinden çekindiğinden
dolayı):
– Kız kardeşimdir’
dedi ve bunun üzerine Hz. İbrâhîm, tıemen hanımı Sare’nin yanma gelip ona:
– Bu zorba, senin,
‘benim hanımım’ olduğunu öğrenirse, senin için bana galebe çalar. Eğer sana
(benim, neyin olduğunu) soracak olursa, ‘kız kardeşim olduğunu söyle! Çünkü
sen, zaten İslami yönden (din) kardeşimsin.’ Bu yeryüzünde senden ve benden
başka bir mümin bilmiyorum’ dedi.
Kral, (adam
göndererek) Sare’yi yanma getirtti. Sare’de geldi. (Sare’nin gidişinin
akabinde) Hz. İbrâhîm hemen namaza durdu. Sare, kralın yanına girince, kral,
(onu, ayakta karşıladı. Fakat) elini ona uzatamadı. Eli, şiddetli bir şekilde
tutulu kaldı. Artık ayaklarıyla tepinmeye başlamıştı. Sare’ye:
– ‘Elimi salması için Allah’a dua et! Sana bir
zarar vermeyeceğim!’ dedi. Sare’de, Allah’a dua etti. Bunun üzerine kralın
eli, -eskisi gibi- serbest bırakıldı. Ama kral, ikinci defa tekrar Sare’ye
sataşmak istedi. Fakat eli, önceki gibi veya ondan daha şiddetli bir şekilde
tutuldu. Sare’ye:
– ‘Elimi salması için Allah’a dua et! Sana bir
zarar vermeyeceğim!’ dedi. Sare’de, Allah’a dua etti. Bunun üzerine kralın eh,
-eskisi gibi- serbest bırakıldı. Kral, kadını getiren adamı (veya
muhafızlarından birini) çağırıp ona:
– ‘Sen bana insan değil, bir şeytan
getirmişsin. Bunu ülkemden hemen çıkar!’ diye emir verdi. Kral, (Sare’de
gördüğü bu haİlerden dolayı) ona, ‘Hacer’i’ hediye olarak verdi. Bunun üzerine
Sare, Hz. İbrahim’in yanma geldi. O sırada Hz. İbrâhîm, namaz kılıyor (ve
Allah’a dua ediyordu). Sare’nin geldiğini hissedince, namazını bitirip ona
eliyle işaret ederek:
– ‘Nasılsın? Ne haber’ dedi. Sare’de:
– ‘(Hayırdan başka bir şey yoktur!) Allah, tam
zamanında kafirlerin hilesini geri çevirdi. (Bana zarar vermek için uzattığı
eli, Allah tarafından tutula kaldı) ve (Kral) bana da, Hacer’i hediye olarak
verdi’ dedi”…
Ebu Hureyre (r.a): ‘Ey
gök suyu (ile faydalanan kimselerin) oğulları! Bu kadın (Sare), sizin
annenizdir’ dedi.”[66]
Bu hadisi, Buhârî ve
Müslim rivayet etmiştir.
Bu hadisi şerif de,
Hz. İbrâhîm (a.s)’ın masum olmadığını gösteren herhangi bir delil yoktur.
Aksine bu hadisi şeriften, Hz. İbrâhîm (a.s)’rn masum olduğu anlaşılmaktadır.
Çükü Hz. Peygamber (s.a.v), bu üç yalanla; hakiki anlamda olan yalanı
kastetmemiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu sözüyle, ancak sanki Hz. İbrâhîm (a.s)’in
yalan gibi görünen ama aslında yalan olmayan haberlerim açıklamayı istemişti.
Bunun ise hakiki ve asıl şekli yalan değildir…
Hz. İbrâhîm (a.s)’ın
kavmine olan, “Ben hastayım” (Saffât: 37/89) ve “Aksine o
(putları kırma) işini, putların şu büyüğü yapmıştır” (Enbiyâ: 21/63)
sözlerine gelince ise bunlar; kavmi ve onların taptıkları ilahlarla, alay etme
ve hakaret etme cinsinden olan sözlerdir. Buna göre Hz. İbrâhîm (a.s),
“Ben, hastayım” (Saffât: 37/89 ) sözüyle; Mecazi olarak, “Ben;
sizin işitmeyen, fayda sağlamayan ve sahibine bir şey kazandırmayan bu putlara
uymanızdan dolayı hastayım” demek istemiştir: Nitekim bir kimse manen
hasta olduğunda, bedenen de hasta olur…
Hz. İbrâhîm (a.s.),
hususi olarak; kavmini, cehalet ve sapıklık içerisinde gördüğünden dolayı
onları, hidayete ve dosdoğru yola böyle söylemekle davet etmiştir. Fakat
onlar, sapıklık ve cehalet içerisinde gözleri görmeyen kör kimseler gibi
kaldılar! Kendilerine yapılan hakikati vergerçeği göremediler!
Hz. İbrâhîm (a.s)’m,
“Aksine o (putları kırma) işini, putların şu büyüğü yapmıştır”
(Enbiyâ: 21/63) sözüne gelince ise bu söz; hakiki anlamda söylenilmiş bir yalan
değildir. Ancak bu, sözün kesin bir hüccet ve parlak bir delil cinsinden olan
söz gibidir. Zira Hz. İbrâhîm (a,s.), kavmine, bu konu ile ilgili delilleri
getirmek istediği sırada ona; “Bu putları kıran kimdir?” diye
sordular. Hz. İbrâhîm (a.s)’da; kavmini ve putları alay ederek ve hakaret eder
bir vaziyette, büyük puta işaret etmiştir. Daha sonra da Hz. İbrâhîm (a.s),
söylemiş olduğu bu sözden dolayı kavmini şaşırmış olarak gördüğünde, onlara, şu
susturucu cevabı vermiştir:
“Eğer
konuşabiliyorlarsa, (bu kırma işini,) kırılan putlara Sorun!”(Enbiyâ:
21/63).
Hz. İbrâhîm (a.s)’ın,
hanımı Sare ile ilgili “Sen kız karde-şimsin” sözüne gelince ise, bu
sözle ancak; “İnanç ve iman kardeşliği kastedilmiştir. Nitekim Yüce Allah,
din kardeşliğiy-le ilgili olarak şöyle buyurmaktadır; “Müminler ancak
kardeştirler” (Hucurat: 49/10).
Yüce Allah, bu
sözüyle, soy kardeşliğini değil, din kardeşliğini kastetmiştir. Çünkü Sare,
Hz. İbrâhîm (a.s)’m kız kardeşi değil, hanımıydı.
Bu sözlerin hepsi
sadece üstü kapalı söylenen sözlerden olup sahibini cezalandırmayan ve işleyene
de günah gerektirmeyen, yalandan sayılmayan sözlerdir.
Nitekim Araplar, üstü
kapalı söylenen sözlerden dolayı söyleyen kimsenin sorumlu tutulamayacağına ile
ilgili şöyle derler: “Kuşkusuz üstü kapalı konuşmayla, yalandan uzak kalınır.”[67] Yani
“Üstü kapalı konuşma; Müslüman bir kimsenin, haram olan yalana düşmesini
engeller’1 demektir.
Hz.
İbrâhîm (a.s)’m bu sözünde de, Peygamberlerin masum oluşuna zarar verici
kasten yalan söylemeyi gösteren bir unsur yoktur. Sadece bu söz, mubah olan
üstü kapalı sözler cinsindendir. Allah, hakkı söyleyen ve dosdoğru yola
iletendir.
[68]
Hz.
Yûsuf Es-Sıddik (a.s)’ın Masum Oluşu İle İlgili Mesele
Şanı Yüce Allah, Hz.
Yûsuf (a.s)’a; güzellik verdiğini ve yücelik ile değerlilik elbisesini ona
giydirdiğini; buna karşılık Mısır azizinin hanımının, onu fitneye düşürmek
istediğini, saptırmak ve tahrik etmek maksadıyla ona kötülük yapmayı istediğini,
fakat Hz. Yûsuf (a.s)’m (bu saptırma ve tahriklere karşı) demirden daha sert ye
dağdan daha güçlü olduğunu, azizin ha-nımıyla birlikte diğer sosyete
kadınlarının planladığı çok ince hileler ile şiddetli şehevi saldırıların, Hz.
Yûsuf (a.s)’a etki etmediğini ve bununla birlikte bu yüce peygamberin suçsuzluğunu
ve masum olduğunu ortaya koyan Kur’ân-ı Kerîm, onun bu kıssasını, parlak bir
biçimde bize anlatmıştır. Fakat Kur’an’ı Kerim, bize bu kıssanın bir kısmını
şöyle anlatmaktadır:
“Şehirdeki bir
takım kadınlar: ‘Azizin karısı, (yanında çalışan) delikanlısının nefsinden
murad almak istiyormuş. (Kölesine olan tutkusu,) yüreğinin zarını delip
(kalbinin derinliklerinin) içine kadar işlemiş. Görüyoruz ki O (azizin
hanımı), doğrusu apaçık bir sapıklık içerisindedir’ dediler. Vaktaki (kadın)
onların gizliden gizliye (arkasından) yaptıkları dedikoduları işitince, onlara
(evine misafir olarak gelmeleri için) haber yolladı, (misafirler evine
gelince,) onlar için (oturup) yaslanacak yerler (ve ayrıca bir de sofra)
hazırladı. (Böylece sıkıntı vermeyecek rahat bir ortam hazırlayıp, ellerine de
meyve soymak için bıçaklar vermek suretiyle onların huzuruna Yûsuf’u
çıkarmakla onu görür görmez dehşete düşmelerini, kendilerinden geçmelerini ve
farkında olmadan da .ellerini kesmelerini sağlamak için) onlardan her birine
birer bıçak verdi. (Yûsuf’a da) ‘çık karşılarına’ dedi. Hepsi onun güzelliğini
görünce, onu, çok büyük bir varlık kabul ettiler ve (hayranlıklarından dolayı
dehşete düşerek) ellerini kestiler, ve dediler ki:
‘Allah’ı tenzih
ederiz. Haşa, bu bir insan değildir. Bu, çok şerefli bir melekten başkası
olamaz. “[69]