Peygamberler Tarihi Sabuni

Peygamberlerin Ma’sumiyeti

 


Masum
Oluş, Peygamberlikten Önce Mi? Yoksa Sonra Mı Olur?

 

Alimler,
Peygamberlerin masumiyetinin Peygamberlikten Önce mi? Yoksa sonra mı? ve
masumiyetin yalnız büyük gü­nahlardan mı? Yoksa; hem büyük günah ve hem de
küçük gü­nahlardan mı? olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir.

Bu konuda bazı
alimlerin görüşü şöyledir: Peygamberler için masumiyet, hem Peygamberlikten
önce hem de Peygam­berlikten sonra sabit olabilmektedir. Çünkü kişisel
hareketler ve davranışlar -Peygamberlikten önce olsa bile- gelecekte olan
peygamberin davetine etki eder. Peygamberin, güzel bir gidi­şatı ve nefsinin
tertemiz olması gerektiği bunun dışındadır. Böyle bir durum, peygamberin
risâletine ve davetine zarar ve­rici bir etki söz konusu değildir.

Bu görüşü savunan
alimler, buna; Yüce Allah’ın, Pey­gamberleri, kısanların en tertemiz olanından
seçmesini ve on­ları küçüklüğünden itibaren bizzat kendisinin gözetmesini delil
getirmişlerdir. Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s) ile ilgili:

“(Ey Mûsâ!)
Gözümün önünde yetişip (terbiye edilesin) diye.”
[15]

Ve ayrıca Yüce
Allah’ın, Peygamberleri seçkin ve iyi kimselerden seçtiği ile ilgili,
“Doğrusu onlar (Peygamberler) katımızda seçkin ve iyi kimselerdendirler”
[16]
ayetlerini, kendi görüşlerine delil getirmişlerdir.

Buna göre
Peygamberlerin, Peygamberlikten Önce ve son­ra her türlü günahları;
masumiyetleri ve çirkin fiilleri, işlemekten masum olmaları ve bunlardan
korunmuş olmaları gerek­mektedir.

Diğer gruba gelince
ise; bunlarda “Peygamberlerin, ma­sum oluşunu sadece Peygamberlikten sonra
olacağım ve bu dönemde küçük ile büyük günahlardan masum olduklarım sa­vunmuşlardır.

Çünkü insanlar,
Peygamberlikten önce Peygamberlere tabi olmakla ve onlara uymakla
emrolunmarmşlardır. Tabi olma ve uyma, ancak Peygamberlere vahyin inmesinden ve
risalet ile emaneti yüklenmeleri suretiyle şerefli bir konuma geldikten sonra
olur. Peygamberlikten öncesine gelince ise; Peygamber­ler de ancak diğer
insanlar gibidir. Bununla birlikte (Peygam­berlik öncesi) onların gidişatında
masiyetler, günahlar veya kötü ve çirkin bir yola saptıklarında meydana gelecek
bir du­rumda ikaz edilirler. Çünkü onlar, Peygamberlikten önce ma­sum
değildirler. Fakat onlar, Allah’ın inayetiyle ve yaratılışla-rmdaki temiz
halleri üzere korunmuşlardır.

“el-Akidetü’1-İslamiyye
ve Ususüha” adlı kitap ta aynen şöyle denilmektedir:

“Peygamberler,
peygamberliğe seçilmeden önce iki çeşit üzeredirler:


1.

Peygamberin daha sonra gelecek mutlak bir şeriat ile teklif olunmaması: Buna
göre masumiyet, peygamberin kendi­si hakkında konmuş bir özelliktir. Çünkü
masiyetler ve Allah­’ın emrine muhalefetlikler, ancak şeriat geldikten sonra
olur. Mükellef olması da, kendisine gelen şeriat iledir. Kabul edilen durum
ise; Peygamberin henüz getireceği şeriat ile mükellef olmamasıdır. Bundan
dolayı henüz masumiyetin varlığından; veya yokluğundan bahsetmeye gerek yoktur.
Çünkü ortada peygamberin bir şeriat ile mükellef tutulması söz konusu değildir.
Çünkü Peygamberlik henüz gelmemiştir.Fakat peygam-! berin yaratılışının yüce
olması, nefsinin temiz olması, ruhunun yüksek olması, aklının sağlam olması;
kavmi arasındaki ahla­kının, muamelatının, güvenirliliğinin, aklı seliminin,
dosdoğru tabiatına ve nefret edilecek çirkinlikleri ve masiyetleri işle­mekten
uzak oluşu, O’nun örnek ve yüce olmasını gerektirir.


2.
Peygamberin,
önceki bir peygamberin şeriatı ile mükel­lef tutulması: Nitekim Hz. Lût (a.s)
peygamberliğinden önce-amcası Hz. İbrâhîm (a.s)’in şeriatına tabi idi. Yine Hz.
Mû-sâ(a.s)’dan sonraki İsrail oğullan Peygamberleri, kendilerine peygamberlik
vahyolunmadan önce Hz. Mûsâ (a.s)’ın şeriatına bağlıydılar. İşte bu durum;
peygamberin, Peygamberlikten ön­ce, ne küçük bir günah ve ne de büyük bir günah
işlemediğine kesin bir delildir. Fakat Peygamberlerin, Peygamberlikten ön­ceki
hayatlarını nakleden tarihçiler, onların; insanların işlediği küçük ve büyük
günahlar ve masiyetler gibi masiyetlerden ve günahlardan uzak olduğuna şahitlik
etmişlerdir.

Eğer Peygamberlerden
-yukarıda anlatılanlardan- bir şey meydana gelse, bu, onlarda pek nadir görülen
yanılma ve sürçmelerdir. Onların yaratılışlarının yüce olmasından, nefisle­rinin
temiz olmasından, ruhlarının yüksek olmasından ve son­radan teklif olunacakları
şeyin önemli olmasından dolayı, böy­le bir şey onlara zarar vermez. Ancak
onlardan kaynaklanan bu yanılmalar ve sürçmeler, onların; insanlar tararından
insanlık seviyesinin üstüne yükseltilmemeleri ve vasıflanmaları müm­kün olmayan
ilahi sıfatları yükletilmemeleri için insanların Önünde normal bir insan gibi
olmalarını ispat etmek için (bun­lar) meydana gelmiştir. Bundan dolayı onların,
Peygamberlik­ten önceki ve sonraki halleri arasındaki fark ortaya çıkmakta­dır.
Onlar, Yüce Allah’ın seçkin kullan ve yaratıklarıdır.”
[17]

Alimlerin
görüşlerinden çıkarılan sonucun Sahîh olanını kısaca şöyle özetleyebiliriz:
“Peygamberler -Allah’ın salât ve selâmı onların üzerine olsun- Peygamberliklerinden
sonra her türlü küçük-büyük günahlardan ve masiyetlerden ittifakla
korunmuşİardır. Peygamberlikten öncesine gelince ise; onların kişiliklerine
zarar vermeyecek ve risâletine etki etmeyecek ba­zı basit aksiliklerin meydana
gelmesinin ise ihtimali vardır.

Allame Kurtubî (rh.a),
“el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân” adlı tefsirinde konuyla ilgili olarak
şöyle der:

“Alimler,
Peygamberlerden -Allah’ın salât ve selâmı onla­rın üzerine olsun- büyük
günahlardan ve her türlü toplu olarak eksiklik ve çirkinliklerden korunmuş
olduklarına dair ittifak ettikten sonra, küçük günahın onlardan meydana gelip
gelme­yeceği konusunda ise ihtilaf etmişlerdir.

Fıkıhçıların çoğu;
Peygamberler, büyük günahlardan ko­runmuş oldukları gibi -bunda icma vardır-,
küçük günahların hepsinde de masumdurlar. Çünkü biz, Peygamberlere, mutlak bir
emir olarak davranışlarında, naklettiklerinde ve gidişatla­rında bir delile
dayanmaksızın tabi olmakla emrolunduk. Buna göre eğer biz onların küçük günah
işlemelerini caiz görürsek, o zaman onlara uymak caiz olmaz. Çünkü
Peygamberlerin dav­ranışlarının her birisinden maksat; yakınlık mıdır? Mubahlık
mıdır? Yoksa isyan tehlikesi olan bir davranış mı? Masiyet mi olduğu açıkça
bilinmez. Dolayısıyla kişinin, masiyet olabile­ceği şüphesi bulunan bir emre
uymakla emrolunması doğru olmaz.

Ehli Sünnet
alimlerinden olan Ebu İshâk el-İsferani bu ko­nuda şöyle der: ‘Peygamberlerden,
günahlar meydana gelmez. Çünkü onlar, küçük ve büyük günahlardan masumdurlar.
İşte onların mucize sahibi olmaları, bir delil olarak onların masum olmalarını
gerektirir.’

Ehli Sünnet
alimlerinden bazıları da konuyla ilgili olarak şöyle derler: ‘Peygamberlerden,
küçük günahlar meydana ge­lir’. Bu görüşün aslı yoktur. Zira Ehli-i sünnet
alimlerinden çoğuna göre; Peygamberlerden küçük günahların sadır olması caiz
değildir.

Bazı son devir alimler
ise, konuyla ilgili olarak şöyle der­ler: ‘Bu konuda şöyle demek en uygun
olanıdır: ‘Yüce Allah, peygamberlerin bazılarından günahların meydana geldiğini
haber vermiş, onların günah işleyebileceğini belirtmiş, bu gü­nahlardan dolayı
onları ikaz etmiş; Peygamberler ise bu gü­nahları kendilerinin işlemiş
olduklarını söylemişler, işlemiş oldukları günahlardan dolayı sıkıntı
çekmişler, bu günahların­dan dolayı Allah’a tevbe etmişler. Bunların hepsi,
yorumu ge­rektirmeyecek bir şekilde Kur’an’in birçok yerinde nakledil­miştir.
Her ne kadar bazı ayetler, yorumu gerektirecek olsa da, Peygamberlere ait bu
hallerin hepsi, onların makamlarına ve derecelerine zarar getirmeyecektir.
Ancak Peygamberlerde meydana gelen bu haller, hata (zelle) ve unutma yönünde
gel­miştir. Buna göre bu haller, başkalarına nispetle Peygamberler için iyilik,
makamlarının ve kadr-ü kıymetlerinin yüceliğine nispetle kendileri hakkında
kötülüktür. Bu konuda en güzel sözü, Cüneyd el-Bağdadi söylemiştir ki, o da
şudur: “Ebrarlann (= iyi kulların) hasenatı (= iyilikleri), Mukarreblerin
(= Allah’a en yakın olan kulların) seyyiatı (= kötülükleri) gibidir.” Buna
benzer şöyle bir söz daha vardır: “Bir iş yapmakla kalacaksa ecir, ondan
sorumlu tutulur vezir.”

(Kurtubî bu konuya
devamla şöyle der:) ‘işte doğru olan şudur: Her ne kadar ayeti kerimeler,
Peygamberlerin bazıların­dan günahların meydana geldiğini gösteriyorsa da, bu
durum onların makamlarına zarar getirmez ve derecelerini de indirmez. Bilhassa
Allah, onlardan her türlü kötülükleri ve masiyetleri gidermiş, onları,
yarattıkları arasından seçmiş, on­ları hidayete erdirmiş, onların nefislerini
kötülüklerden temiz­lemiş, onları diğer yaratıklara karşı seçkin ve mümtaz
kılmış­tır. Allahın salât ve selâmı onların üzerine olsun.”
[18]

 


Masum
Olma, Peygamberlerin Dışındaki Kimseler İçin de Olur mu ?

 

İnsanoğlunun her bir
ferdinden; hata, sapma ve masiyetin meydana gelmesine maruz kaldığına göre,
Peygamberlerin -Allah’ın salât ve selâmı onların üzerine olsun- dışında hiçbir
kimse için masumiyet sabit olmamıştır. Ancak Şanı Yüce Al­lah, bazı veli
kullarını, büyük günahlardan, rezilliklerden, çir­kinliklerden ve masiyetlerden
bir çeşit koruma ve destekleme yoluyla korumuştur. İşte bu, Yüce Allah’ın,
resullerine ve ne­bilerine mahsus kıldığı masumiyet olmayıp veli kullarına mah­sus
kıldığı ilahi bir lütuftur. Yüce Allah bu konuda şöyle bu­yurmaktadır:

“Ey iman edenler!
Allah’tan sakının ve peygamberi (Muhammed’e) iman edin ki (Allah) size
rahmetini iki kat versin ve size, ışığında yürüyebileceğiniz bir ‘nur’
lütfetsin. Ve sizi ba­ğışlasın. Allah, Gafurdur ve Rahimdir.”
[19]

Ayeti kerimede geçen
“Nur” kelimesi, insanlardan; evliya­lar (= Allah’ın veli kulları),
takva sahipleri ve sıddikler için olan ilahi lütfü işaret etmekte olup bu da
resuller ve nebiler için olan masumiyet olmayıp bir çeşit koruma ve destekleme
yoluyla olup Yüce Allah, bu ilahi fazileti; sahabelerden, Hz. Ebu Bekr (r.a),
Hz. Ömer (r.a) vb. kimselere mahsus kılmıştır. Resulullah (s.a.v), Yüce
Allah’ın, Hz. Ömer’in diline ve kalbi­ne hakkı koyduğunu haber vermiş
[20] ve
devamla:

“Nefsimi elinde
bulunduran Allah’a yemin ederim ki, Ey; Ömer! Şeytan seni bir yolda yürürken
gördüğünde, senin git­mediğin bir yolu tutup (senden) kaçıp gider”
[21]
buyurmuştur.

Bu görüşe muhalif bazı
kimseler, bir takım şahısların ma­sumiyetini savunmuşlardır. Bu görüşün
doğruluğuna dair, Kur’an’dan ve Sünnetten bir delil yoktur. Yalnız bu görüş;
şek ve şüphelerin ciddiyetinden uzaktır. Buna göre masumiye hiçbir kimse için
olmayıp yalnızca Peygamberler için geçeridir. Çünkü Yüce Allah, Peygamberleri,
alemler için bir örne i yapmıştır.
[22]
Nitekim Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmak­tadır:

“O
(Peygamberleri) emrimiz altında insanları doğru yola götüren önderler yaptık;
onlara, iyi işler yapmayı, namaz kıl­mayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar,
Bize ibadet eden kimselerdendirler.”
[23]

Peygamberlerin
dışındaki -bütün insanların hata yapması

mümkündür. İşte bundan
dolayı İmam Malik (r.a) şöyle der:

“Şu
kabir sahibinin Resulullah (s.a.v)’in kabrine, işaret ederek dışında kalan,
bizden görüş sahibi olanların görüşleri kabul edilirde, reddedilirde.”

[24]

İlgili Makaleler