Peygamberler Tarihi Sabuni

Peygamberlerin Ma’sumiyeti

 


Ehli
Kitabın, Peygamberler Hakkındaki İnançları:

 

Kur’ân-ı Kerîm’in,
Peygamberleri; insanlığa bir örnek, bir model, bir önder ve bir hidayet
olmaları şeklindeki tanımlama­sının ve vasıflanmasının yanı sıra Ehli Kitabın
yani Yahudilerin ve Hıristiyanların, Peygamberler hakkındaki inançlarını da
görmekteyiz…

Ehli Kitab,
Peygamberlerin yüceliği hakkında haddi aş­mışlardır. Zira onlar, Peygamberlere
masiyet işlemeyi nispet etmekle de yetinmeyip onların masum olduklarına dair
inancı kabul etmemektedirler. Daha bunlarla da yetinmeyip Peygamberlerden bir
kısmının suç işlemeye kalkıştıklarını, günah iş­lemede Allah’ın emrinden
çıktıklarını ve günahların en büyü­ğünü işlemede diğer kimselere önderlik
yaptıklarını söylüyorlar..

– Daha sonra yazılarak
tahrif edilmiş- Tevrat’ta, çok sayı­da peygambere yakışmayan iftiralar,
çirkinlikler ve rezillikler bulmaktayız. Hakkında iftiralar yapılan Peygamberlerden
biri­si de, Hz. Lût (a.s)’dır. Bu tahrif edilmiş Tevrat’a göre; “Lût
(a.s), içki içmiş, iki kızıyla birlikte uyumuş. (Sarhoş olduktan sonra
kızlarıyla zina etmiş). Bunun üzerine kızları, zina yoluy­la kendisinden hamile
kalmışlar…” Bunu söylemekten ve böy­le bir şeyi iddia etmekten Allah’a
sığınırım!! Yani içki içip sarhoş olduktan sonra bir peygamberin, iki kızıyla
zina suçunu işlemesi gibi bir iddiayı ortaya atmak, bir peygambere dair bu
çirkin suçlamaların en çirkin olanıdır.

Yahudilerin, Peygamberler
hakkındaki inançları ve Pey­gamberlerin aleyhinde ileri sürdükleri yalan
haberleri boşa çı­karabilmek için Yahudilerin yaptığı iftira ve karalamanın son
haddini okuyucuya daha iyi açıklayabilmek için Tevrat’ta ge­çen rivayetleri
aktaracağız. Bu riayetler ise Allah’ın Kitabı Tevrat’tan tahrif edilmiş
olanlardır. Bu tahrif edilmiş Tev­rat’ta, Hz. Lût (a.s)’m kızlarıyla ilgili
konu şöyle geçmektedir:

“Lût, beraberinde
iki kızı olduğu halde Tsoar’dan çıkıp bir dağda yaşamaya başladı. Çünkü
Tsoar’da ikamet etmekten korktu ve O, iki kızıyla birlikte bir mağaraya
sığındılar… Bü­yük kızı, küçüğüne şöyle dedi: “Babamız ihtiyarlamıştır
ve (dünyanın yoluna göre) yanımıza girmeye gücü yetecek bir erkek de yoktur.
Gel, babamıza içki içirelim, onunla birlikte yatıp babamızdan bir nesil meydana
getirelim.” O gece babala­rına içki içirdiler, büyük kız babasının yanma
girdi ve babasıy­la birlikte yattı. Lût, kızının kendisiyle yatmasının ve
kalkma­sının farkında değildi… Vaktaki, ertesi gün olunca; büyük kız, küçüğüne:
“İşte, dün gece babamla yattım; bu gece de ona yine dünkü gibi- içki
içirelim ve babamızdan bir nesil meyda­na getirebilmek için onun yanına gir ve
onunla birlikte yat.” dedi. Bunun üzerine o gece küçük kız, babasının
yanına girdi ve babasıyla birlikte yattı. Lût, küçük kızıyla yattığının -büyük
kızda da olduğu gibi- farkında değildi. Bunun üzerine Lût’un kızları,
babalarından hamile kaldılar. Büyük kız, bir oğlan ço­cuğu doğurdu ve onun
adını “Moab” koydu. Moab, günümüze kadar gelen Moablıların atasıdır.
Küçük kızda, bir oğlan çocu­ğu doğurdu ve onun adını da “Amman”
koydu. Amman, gü­nümüze kadar gelen Ammanlılann atasıdır.” Biz, Peygamber­ler
hakkındaki bu sapıklık, saçmalık, iftira, yalan ve bühtandan Allah’a sığınırız.

Yİne tahrif edilmiş
Tevrat’ta şunu da bulmaktayız: “(YaTc’ûbJYehuza, oğlunun karısıyla zina
etti. Oğlunun karısı, Yehuza’dan zina yoluyla hamile kaldı. Kadın, ‘Fariz* ve
‘Zarih’ adında iki çocuk doğurdu. Davûd, Süleyman ve İsa; Fariz’in soyundan
gelmişlerdir”. Ayrıca bu, Matta incilinin birinci babında açıklanmıştır.

Yine tahrif edilmiş
Tevrat’a şunu da bulmaktayız: “Davûd, ordusunun komutam olan ‘Orya’nın
karısıyla zina etti. Kadın, bu zinadan dolayı hamile kaldı. Zira Davûd, hile
yoluyla kadı­nın kocasını imha etmişti ve o kadını, kendisine karısı olarak
alıkoydu.” Bu, Samuel bölümünün on birinci babında açık­lanmıştır.

Yahudilerin iddiasına
göre; Süleyman (a.s), “ömrünün so­nuna doğru dinden çıkmış, çıktıktan
sonra da putlara tapmış ve putlar için mabetler bina etmiş.” Bu, krallar
bölümünün baş tarafındaki birinci babda açıklanmıştır.

Keşke başım!
Peygamberlerin hürmetinden dolayı, onların hizmetinde kalsaydı. Zira
Yahudilerin, Peygamberler hakkın­daki bu iftiraları onların tarihlerinde
(Peygamberlerin sarhoş oldukları, kötü huylan ve çirkin günahları işledikleri,
haksız yere kanlar akıttıkları, putlara taptıkları gibi aslı astan bulunmayan
bu iftira ve yalanlar) bulunduğu halde onlara uyulması nasıl mümkün olur? Hem
bu iftiraları atıyorlar ve hem de onla­ra uyuyorlar.

Yahudilerin, Peygamberler
hakkındaki bu inançların hep­si; yalan, bühtan ve iftiradır. Biz, Tevrat’ta
geçen bu örnekle­rin hepsinin ve benzerlerinin, batıl ve Yahudilerin, Peygam­berler
hakkındaki bu iftiralarının hepsinin -Allah’ın Kitabı Tevrat’ta- tahrif
edildiğini ileri sürüyor ve onların bu inançla­rım böylece boşa çıkarmış
oluyoruz. Kısaca şunu belirtmek gerekir ki; Yahudilerin, Peygamberler
hakkındaki bu düzme­celeri ve iftiraları, Allah tarafından Hz. Mûsâ (a.s)’a
indirilen Tevrat’tan olmayıp sonradan Tevrat’ta tahrifat yaparak onun içerisine
sokuşturdukları rivayetlerdir.

Hıristiyanların,
Peygamberler hakkındaki inançlarına ge­lince ise onlar, -Yahudiler gibi-
Peygamberlerin masumiyetine inanmazlar. Zira onlar, efendileri olan Mesih İsa
(a.s)’ın ilah-lığmı, akidelerine yerleştirmişlerdir. Mesih İsâ, onlara göre;
masum olan tek bir kimsedir ve -içlerinde Peygamberlerinde bulunduğu- her
insan, hata edebilir ve günah işleyebilir. Kı­yamet gününde Mesih İsâ dışında
insanlan kurtarabilecek ve şefaat edebilecek hiç bir kimse yoktur. Çünkü
İncil’in ifadesi­ne göre; hata edebilen kimseler, hatalı kimseleri kurtaramaz.

Hıristiyanların
yanında Peygamberler hakkındaki rezillik şekilleri, Yahudilerin Peygamberler
hakkındaki çirkin inançla­rından az değildir. Yahudilerin ve Hıristiyanların
Peygamber­ler hakkındaki inançlarının hepsi, naklin ve aklın kabul ede­meyeceği
(Peygamberlere dair) günahlar kazandırma ve suçlar işlettirme suretiyle ileri
sürmüşlerdir.

Merhum Muhammed Reşid
Rıza, “Muhammedi Vahiy”

adlı kitabında bu
konuyla ilgili olarak -kısaltılarak alınmıştir-şöyle der:

“Eğer nebilerin
insanlara gönderilişi, insanlığın dünyevi durumlarını ıslah edecek şekilde
nefislerinin tezkiyesini ve başka bir dirilişle bu hayattan daha yüce bir hayat
için hazır­lanmalarını amaçlıyorsa, bu amaç ve espri ancak nebilerin,
davranışları ve yaşamlarında uyulmaya dair getirdikleri şeriat ve ahlakta da
bağlılığa ehil olmaları halinde gerçekleşebilir. Bundan dolayı alimlerimiz,
Peygamberlerin, günahlardan ve masiyetlerden masum olmasının vacipliğini
savunmuşlar ve hatta bazıları biraz daha ileri giderek; Peygamberlikten öncede
sonrada peygamberin büyük günahlardan masum olduğu gibi küçük günahlardan da
masum olması gerektiğini savunmuşlar­dır. Bazıları ise sadece nedeni, düşüklük
ve aşağılık olan kü­çük günahlardan (Peygamberlerin) masum olmasının gerekli­liğini
savunmuşlardır.

Ehli Kitap ise bu
anlamda masumiyeti kabul etmemekte­dirler. Ki, kutsal kitapları, büyük
nebilerine güzel örneklikle çelişen çirkin günahlar, hatta kötülük ve fesada
sevk edici sı­fatlar atfetmektedirler.

Hıristiyanların bir
bölümü ise nebilerinin günahlarım, aki­deleri için de delil olarak
gösteriyorlar. Zira akidelerine göre; sadece Mesih İsâ günahsızdır. Çünkü O,
Rab ve ilahtır. İnsan­ları, veraset yoluyla geçen günahtan kurtarmıştır. Ondan
başka ne bir şefaatçi ve ne de bir kurtarıcı vardır. Görüldüğü gibi bu inanç,
Peygamberlerin getirdiği dinlere, kitaplara ve de akla muhalif putçu bir inanç
olduğu gibi, Hind Çin vs.gibi putçu dinlerin inançlarıyla da uyuşmaktadır.

Kaldı ki, bizce,
tahrif edilmiş,
[25] onlara göre kutsal kabul
edilen Ahd-i Kadim (Tevrat) ve Ahd-i Cedid (İncîl), Peygam­berlerine ne büyük
ve ne de küçük günah isnat edilmesine şa­hitlik etmez. Örneğin, vaftizci
Yuhanna (Zekeriyyâ (a.s)’ın oğlu Yahya), kesinlikle insanlarca -ve Allah
katında- utanıla­cak bir hata yapmamıştır. Aksine İnciller, Yuhanna’nm, Mesih
İsa’dan daha fazla masum olduğunu göstermektedir. Nitekim Luka İncirinde,
Yuhanna ile- ilgili olarak şöyle bir ibare geç­mektedir:

“O (Yuhanna); Rab
önünde büyük (bir mevkiye sahip) di; içki de içmezdi. O, annesinin karnında
Ruhu’l-Kudüs ile dol­muştu.” (Luka İncili: 1/65).

“Rabbin eli, o
(Yuhanna ile) birlikte idi.” (1/66) Mesih İsâ ise, O (Yuhanna) hakkında
şöyle demektedir:

“Size gerçeği
söylüyorum; kadınlardan, vaftizci Yuhanna’dan daha büyük birisi
doğmamıştır.” (11/11)

Hatta İnciller
göstermektedir ki; Mesih İsâ, annesi ve kardeşlenni
[26]
ihmal etmiş, kendisiyle konuşmak istedikleri halde, onları, babası (Allah’ın)
iradesine muhalif oldukları için red­detmiştir. (Tüm bunları, Matta İncili 12.
bölüm ile Markos İn­cili, 3. bölümün sonlarında görebilirsiniz).

İşte Luka İncilinin
ifadesi: “İsa’ya, annesi ve kardeşleri­nin, kendisini görmek istedikleri
söylenince; ‘benim annem ve kardeşlerim, sadece Allah”rn kelimesine kulak
verip, bunu ye­rine getirenlerdir’ dedi.” (Luka İncili, 8/11).

Evet,
kardeşleri,-başka bir yerde de belirtildiği gibi- Me­sih’e inanmıyorlardı.
Fakat annesi Meryem de böyle midir? Ve İsa’nın, annesine böyle davranması doğru
muydu? Oysa Yüce Allah değil müsîüman anne ve babaya, müşrik anne ve babaya
bile iyilikle davranmayı emretmekte, ayrıca Meryem’i de bü­tün kadınlardan
üstün tutmaktadır. Anneyi ihmal, tüm şeriat ve ahlak kurallarına göre, ayıp ve
günah olup; içki içmekte, içkiyi kesin olarak yasaklamayan şeriatlar da bile
kötü bir davranış olarak kabul edilmiştir. Oysa biz Müslümanlar, Mesih İsâ
(a.s)’ı tüm bu iftiralardan tenzih ederiz.”
[27]

Bu anlatılanları
kısaca şöyle özetleyebiliriz: “Müslümanla­rın Peygamberler hakkındaki
inançları; Kur’ân-ı Kerîm’de ge­tirilen ve onların şerefli hayatlarında meydana
gelenlerinde delil getirildiği saf ve gerçek bir inançtır. Bu getirilen
deliller; onların yüce makamına ve yüksek derecelerine uygundur. Peygamberlerin
masumiyetine dair sözler ile onların temiz ol­duklarına ve her türlü
çirkinliklerden ve günahlardan uzak ol­duğuna dair inançlar; Kur’ân-ı Kerîm
ayetlerinde onların dini ve dünyevi önderler kılınmaları, alemler için davet ve
hidayet sancağını yüklenmeleri şeklinde ittifak edilmiştir. Yüce Allah bu konuda
şöyle buyurmaktadır:

“O
(Peygamberleri) emrimiz altında insanları doğru yola (hidayete) götüren
önderler yaptık; onlara, iyi işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi
vahyettik. Onlar, Bize ibadet eden kimselerdendirler.”
[28]

Buna
göre Peygamberlerin, insanlara örnek olma hu­susunda mükemmel olması ve
Peygamberlik konusunda masum (günahsız) olması gerekmektedir… İşte bu ise.
aklın gerekli kıldığı ve şeriatın vacip kıldığı şeydir. İnşallah, bu konunun
sonunda, Peygamberlerin masumiyetine dair olan bazı şüpheleri onlardan
uzaklaştırmaya çalışmak suretiyle gerçeği ortaya çıkarmak ve onların ışıklarını
insanlara bereketli kılmak için genişçe açıklamalarda bulunacağız. Yegane
dostumuz, Allah’tır. O, ne güzel bir vekildir.



[29]

İlgili Makaleler