Peygamberlerin Ma’sumiyeti
Hz.
Yûsuf (a.s)’a Karşı Yapılan İftira ve Yalan:
Bazı tefsircilerin
ayakları haktan kaydı ve uzaklaştı.[70]
Çünkü onlar, Hz. Yûsuf (a.s) hakkında uygun olmayan ve sağlara bir bilgiye de
dayanmayan bazı zayıf ve uydurma rivayetleri naklederek onun, azizin hanımıyla
zina etmeye niyetlendiği şeklindeki iddiaları sebebiyle ayakları kayıp haktan
uzaklaştı….
(Ayette geçen ‘Burhan’
ve ‘hemme’ = ‘meyletme’ veya ‘kastetme’ kelimelerim açıklama sırasında) bazı
tefsir kitapları, rivayet etmesi ve nakletmesi doğru olmayan bazı uydurulmuş
batıl İsrail! rivayetleri aktarmakla gafil davranmışlardır. Güvenilir alimler
ile sağlam hafızlar, bu rivayetleri tahlil ve tenkit ederek okuyuculara çok
faydalı bilgileri haber vermişlerdir. Çünkü bu rivayet ler, Kur’ân-ı Kerîm
ayetleriyle ters düşmekte ve Peygamberlerin masumiyetiyle çelişmektedir.
Hz. Yûsuf es-Sıddik (a.s)
hakkında uydurulmuş bazı batıl rivayetler şunlardır: “Azizin hanımı, Hz.
Yûsuf ile yatıp cinsel ilişkide bulunmak istediğinde ve ondan, kendisiyle zina
etmesini istediğinde, -böyle bir şeyi iddia etmekten Allah’a sığınırız- Hz.
Yûsuf, kadının isteğini kabul etmiş, ona uymuş ve kadınla, son derece çirkin
olan zina işini işlemeye yeltenmiştir. Bunun için de donunun uçkurunu çözmüş
-erkeğin, hanımının dört yeri arasına oturduğu gibi- azizin hanımının dört yeri
yani iki bacağı ve iki kolu araşma oturmuş ve kadın, gerisi üzerine sırt üstü
uzanmış olduğu halde onunla zina etmeye yeltenmiş. Tam bu sırada kendisine
seslenen bir sesi işitmiş. Ardından parmağını ısırmış bir vaziyette babası Hz.
Ya’k’ûb (a.s)’ı görmüş. Babasından utandığı için Mısır azizinin hanımına
yeltendiği çirkin işten vazgeçtiği şeklinde iddiada bulunmuşlardır. Ve daha
ipe sapa gelmez bir çok uydurma ve batıl rivayetleri nakletmişlerdir. Bu çirkin
rivayetleri nakleden tefsirciler; Hz. Yûsuf es-Sıddik (a.s)’m şerefli ve
değerli bir Peygamber olduğunu; Yüce Allah’ın, onu, masiyetlerden ve son
derece çirkin günahlardan, yani daha büyük kötülüklerden ve zina işlemekten
koruduğunu; ayrıca efendisi azizin, kendisinin ikametini ve ikramını en güzel
şekilde yaptığını ve iyi davrandığını bildiği halde, efendisine hainlik ettiği
şeklinde bir iftira ve yalan ileri sürüp de az önce Hz. Yûsuf (a.s) ile ilgili
belirtilen hususları nasıl oldu da unuttular ve farkına varamadılar. Halbuki
Yüce Allah, bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Yûsuf’u satın
alan Mısırlı (Aziz), karısına dedi ki: ‘Ona kadr-ü kıymet ver. Umulur ki bize
faydası dokunur veya onu evlat ediniriz. “[71]
Hz. Yûsuf es-Sıddik
(a.s), efendisinin kendisine yaptığı bu güzel davranışı unutmayıp aksine
efendisinin, kendisine yaptığı ve bahşettiği bu iyilik ve ihsanı; efendisinin
hanımı, kendisiyle yatıp cinsel ilişkide bulunmak istediğinde, bu güzel davranışı
azizin hanımına aşağıda gelecek olan ayette- söylemiştir. Buna göre Hz. Yûsuf
(a.s), efendisinin hanımı, kendisinden murad almak istediğinde ona şöyle
demişti:
” (Böyle bir şey
yapmaktan) Allah ‘a sığınırım. Doğrusu 0 (senin kocan), benim efendimdir, 0
bana güzel bir mevki vermiştir. (Onun bu davranışının karşılığı, hanımına
yaklaşarak ona hainlik etmek olmaz). Hakikat şudur ki, zalimler (hainlik
edenler) asla felah bulmaz,! dedi.”[72]
Gerçekten de zina,
suçların ve günahların en çirkini ve en kötü olanıdır. Üstelik semavi dinlerin
hepsi, zinayı yasaklamışlardır. Buna göre bütün semavi dinlerde zina
yasaklanmış olduğu halde, Allah’ın Peygamberlerinden birisi olan Hz. Yûsuf
(a.s), bu çirkin zina işini nasıl işleyebilir?! Allah’ı tenzih ederiz ki, Hz.
Yûsuf (a.s)’a dair ileri sürülen bu iftira, gerçektende büyük bir iftiradır!!.
Bu tefsirciler, Hz.
Yûsuf (a.s)’ın kıssasını anlatma esnasında gelen Kur’ân-ı Kerîm nasslarım,
İsrailiyattan nakledilmiş bu uydurma ve yalan rivayetleri[73]
kabul etme mahiyetinde sağda ve solda kalmış bilgileri, iyi göremediklerinden
önüne rasgeleni almak suretiyle açıklamaya kalkıştılar. Fakat bu tefsirciler,
bu İsraili rivayetleri, Peygamberlerin masumiyetinde ittifak edilip
edilmediğine ve Kur’an nasslarınm bu tür rivayetlerle birbirine uygun olup
olmadığına dikkat etmeden hatalı bir anlayış şekliyle almışlardır. Bazı
tefsircilerin dikkat etmeden aldıkları İsraili rivayetler, Yüce Allah’ın şu
ayetiyle ilgilidir:
“Eğer Rabbinin
burhanını (= kadının isteğini kabul etmekten kendisini alıkoyacak Allah’ın
ayetlerinden birisini) görmemiş olsaydı, neredeyse Yûsuf’ta kadını isteyecekti.
Zaten kadın da, Yûsuf’u istemişti.”[74]
Hz. Yûsuf (a.s)’m bu
günahı işlediğini ileri süren bazı tef-sirciler, ayette geçen “Hemme”
= “isteme, meyletme, kastetme” kelimesini; “Hz. Yûsuf (a.s)’m,
azizin hanımının isteğine uyması ve kadına yaklaşmayı azmetmesi” şeklinde
tefsir etmişlerdir. “Burhan” kelimesini de; “Hz. Yûsuf
(a.s)’in, babası Hz. Ya’k’ûb (a.s)”ı, parmağını ısırmış bir vaziyette
gördüğünü ve babasından utandığı için bu çirkin işi bıraktı” şeklinde
tefsir etmişlerdir.
Bu ayeti kerimede
geçen bu iki kelimenin bu şekildeki yorumu, batıldır ve caiz değildir.
Allah’ın izniyle birazdan bu kelimelerin ifade ettiği doğru olan manaları
çeşitli şekülerde açıklayacağız…
Tahkikçi
tefsircilerden çoğu; bu İsrailî rivayetleri, bazı Müslümanların bu rivayetleri
okuyarak onların güvenilir ve sağlam rivayetler olduğunu zannederek almaları
suretiyle yanlış düşüncelere dalmaları için bu rivayetlerin yanlışlığını açıklayarak
bu rivayetleri okuyan Müslümanlara haber vermişlerdir.
Allame Üstad Abdullah
b. Ahmed en-Nesefî, tefsirinde, bu konuyla ilgili olarak şöyle der:
“0 kadın, onu
istemişti. ” (Yûsuf: 12/24) Buradaki ayetin metninde geçen ‘hemme’ (=
isteme) kelimesi, ‘kastetme ve azmetme’ anlamında kullanılmıştır. Buna göre
ayetinin anlamı: ‘Kadın, Yûsuf la birleşmeye kesin olarak kastetti’ şeklinde
olur. “0 da, onu isteyecekti” (Yûsuf: 12/24).
Burada geçen ‘hemine’=
‘isteyecekti’ kelimesinin anlamı ise, ‘mümkün olmamakla birlikte isteme’
anlamında kullanılmıştır. Buna göre ayetin anlamı: ‘Yûsuf, azim ve kasıt olmaksızın
kadına yaklaşmayı aklından geçirdi’ şeklinde olur. Eğer Hz. Yûsuf (a.s)’m
kadına yaklaşmayı istemesi, kadının Hz. Yûsuf (a.s)’a yaklaşmayı istemesi gibi
olsaydı Yüce Allah Hz. Yûsuf (a.s)’ı, ihiaslı kullarından (Yûsuf: 12/24) olduğu
şeklinde övmezdi. Üstelik Hz. Yûsuf (a.s)’m kadına yaklaşmayı istemesi ile
kadının, Hz. Yûsuf (a.s)’a yaklaşmayı istemesi arasında büyük farklar
vardır…
Denildiğine göre; Hz.
Yûsuf (a.s), kadın gerisi üzerine sırt üstü uzanmış olduğu halde kadının iki
bacağı ve iki kolu arasına oturmuş…
Bazı tefsirciler de;
ayette geçen ‘Burhan’ kelimesini, Hz. Yûsuf (a.s)’m kendisine iki defa gelen:
‘Ey Yûsuf ve Ey kadın!’ şeklinde bir sesi işitmiş, ardından da üçüncü defa
ise: ‘Kadından yüz çevir!’ şeklinde bir ses işitmiş. Fakat bu ses de, Hz, Yûsuf
(a.s)’a bir fayda sağlamamış. Nihayetinde ise babası Hz. Ya’k’ûb (a.s.)’ı,
parmağını ısırmış bir vaziyette görmüş de bu işten vazgeçmiş…
İşte bu gibi aktarılan
rivayetler, batıldır ve aslı astan yoktur.[75] Bu
gibi rivayetlerin batıl olduğunun delili, Yüce Allah’ın, “O kadın, ondan
murad almak istemişti” (Yûsuf: 12/26) buyruğudur. Eğer Hz. Yûsuf (a.s)
da, kadınla yatıp cinsel ilişkide bulunmak isteseydi, kendisinin böyle bir
şeyden uzak olduğunu söylemezdi; ayrıca daha sonra gelecek olan (Yûsuf dedi
ki:) “Bu (benim hapisten çıkmayı kabul etmeyişim), gıyabımda (a-zizin)
kendisine gerçekten hainlik etmediğimi ve Allah’ın, hainlerin hilesini
kesinlikle başarıya erdirmeyeceğini onun da bilmesi (ni sağlamak) için (böyle
yaptım). ” (Yûsuf: 12/52) buyruğu
da, bunun delilidir. Çünkü onların dedikleri gibi olsaydı, Hz. Yûsuf (a.s),
gıyabında efendisine ihanet etmiş olurdu. Ayrıca “İşte Biz, ondan böylece
kötülüğü ve fuhşu bertaraf ettik.” (Yûsuf: 12/24) buyruğu da, bunun
delilidir. Eğer Hz. Yûsuf (a.s)’ın, kadına karşı bir böyle isteği olsaydı,
kesinlikle ondan kötülük ve çirkinlik bertaraf edilmiş olmazdı…”
Derim ki: Bu ayeti
kerimede;[76] Hz. Yûsuf (a.s)’m, kadına
karşı aldanmaması gerektiği yönünde geniş bir bilgi, ince bir görüş ve önemli
bir anlayış vardır. İşte bu da, “Hemme” = “İstek”
kelimesinin; azizin hanımından meydana gelmiş kötü bir istek olduğunu gösterir.
Zira kadın son derece çirkin davranışından dolayı Hz. Yûsuf (a.s)’ı kendisine
çağırmış ve bundan dolayı da sarayın kapılarını sağlamca kapattıktan ve odaya
hapsettikten sonra onunla yatıp cinsel ilişkide bulunmak istemiştir. Nitekim
Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
“Evinde bulunduğu
kadın, ondan murad almayı istedi. (Bunun
için gereken yollara başvurarak ilk Önce) kapıları sımsıkı kapadı ve: ‘Sana
söylüyorum, haydi gelsene!’ dedi. 0 da: ‘(böyle bir şeye teşebbüs etmektense)
Allah ‘a sığınırım. Doğrusu 0 (senin kocan), benim efendimdir. 0, bana güzel
bir mevki vermiştir. (Onun bu
davranışının karşılığı, hanımına yaklaşarak ona hainlik etmek olmaz). Hakikat
şudur ki, zalim-ler (yani hainlik edenler) asla felah bulmaz’ dedi.”[77]
Hz. Yûsuf es-Sıddik
(a.s)’m, kadım istemesine gelince ise; onun istemesi, kötü bir istek ve hainlik
veya son derece çirkin bir arzu değildir. Bazı cahillerin, Hz. Yûsuf (a.s)’m
istemesini, zannettikleri gibi, kötü bir istek ve sön derece çirkin bir davranış
olmayıp sadece Hz. Yûsuf (a.s)’in ona .yaklaşmayıp aklından geçirmesi
şeklindedir… Yalnız Hz. Yûsuf (a,s)’m istemesi, kendisine yapılan haksızlığı
yani efendisi azizin hanımının planladığı bu çirkin hileyi kendisinden
uzaklaştırması ve kadım, böylesi çirkin bir davranıştan sakındırmaya
kastetmesi, anlamındadır. İşte bundan dolayı Hz. Yûsuf (a.s)’m doğruluğundaki
kuvvetliliğini, güçlülüğünü ve sert tavrını, onun şu sözünde görmekteyiz:
“(Böyle bir şeye teşebbüs etmekten) Allah ‘a sığınırım. Doğrusu 0 (senin
kocan), benim efendimdir. 0, bana güzel bir mevki de vermiştir. ” (Yûsuf:
12/23),
Buna göre Hz. Yûsuf
(a.s)’m kadını istemesi, azim ve kastı gerektirmeyen bir istekti. Zira kadının,
Hz. Yûsufu istemesi;[78] bir
arzu şeklindeydi. Hz. Yûsuf (a.s)’m, kadını istemesi ise; kadını kendisinden
uzaklaştırması şeklindeydi. Nitekim bazı tefsirciler, bu konuyla ilgili olarak
şöyle derler:
‘Kadının, Hz. Yûsuf
(a.s)’ı istemesi; fiili bir vakıaydı. Fakat Hz. Yûsuf (a.s)’m, kadını istemesi
ise; tabiatı gereği, yani Hz. Yûsuf (a.s), kötü davranıştan kurtulmak için
gerçekleşmesi mümkün olmayan insanın yaratılışı gereği tabi bir meyildi. Zira
insan, kalbinden ve aklından geçirdiği düşünceleri uygulamaya geçirmedikçe[79]
nefsinin iştah duyduğu veya tabiatı gereği nefsinin meylettiğinden dolayı
sorumlu tutulamaz. İşte bunu, Nesefî (rh.a.) tefsir edip şöyle demiştir:
“Hemnıet
bini” = “Kadın, Yûsuf u istedi” yani kadın, Yûsuf’a ‘kastetti’
veya ‘azmetti’ demektir. “Hemme biha” = “Yûsuf, kadını
istedi” yani Yûsuf, gerçekleşmesi mümkün olmamakla birlikte yaratılışı
gereği kadına ‘meyletti’ demektir.”
Bazı
tefsirciîerin naklettiğine göre; bu ayeti kerimede (ya_ ni Yûsuf: 12/24’de)
‘takdim’ = Öne alma ve ‘tehir’ = geri alma vardır. Buna göre “Eğer
Rabbinin burhanını görmeseydi” (Yûsuf: 12/24) ayetinin anlamı; Eğer
Allah’ın burhanı, yan| Yüce Allah, Hz. Yûsuf (a.s)’ı kötü ve çirkin şeylerden
gözetip korumasaydı, elbette Hz. Yûsuf (a.s) kadınla cinsi münasebette
bulunacaktı ve kadına karşı içinden geçenleri yapacaktı demektir. Fakat Yüce
Allah, yardımı ve desteğiyle Hz. Yûsuf (a.s)’in iffetini korumuştur.
Dolayısıyla Hz. Yûsuf (a.s) kesinlikle kadınla herhangi bir şey yapmamıştır.
Diğer bir çok tef-sirciler, bu konuyla ilgili olarak Ehli kitabın, Hz. Yûsuf
(a.s)’a nispet ettikleri suçlamaları ve iftiraları kabul etmeyip onun
suçsuzluğunu dile getiren sözler söylemişlerdir. Fakat buna rağmen bazı
Müslüman kimseler, fasıklardan birine dahi nispet edilmesi uygun olmayan
uydurma İsrailî rivayetlerikabul ederek bunları, Hz. Yûsuf (a.s)’a nispet
etmişlerdir.
[80]