Peygamberlerin Ma’sumiyeti
Hz.
Nûh (a.s)’ın, Masum Oluşu İle İlgili Mesele
Yüce Allah’ın Hz. Nûh
(a.s)’m kıssasına dair şu sözü, onun masumiyetliğine işaret eden
delillerdendir. Yüce Allah, Hz. Nûh (a.s) ile ilgili olarak şöyle
buyurmaktadır:
“Nûh Rabbine dua
edip dedi ki: Ey Rabbim! Oğlum benim dilemdendir. Senin, (ailemden olanları
kurtaracağına dair bana verdiğin) vaadin de elbette haktır ve Sen, hakimlerin
en hakimisin.’ (Bunun üzerine Allah da: ) ‘Ey Nûh! O (oğlun), katiyen senin
ailenden değildir. (Kendilerini kurtarmayı vaat ettiğim aile halkının arasında
onun yeri yoktur. Çünkü Ben, senin ailenden iman eden kimseleri kurtaracağımı
vaat etmiştim). Çünkü O, (nun iman etmemekle yaptığı iş) Sahih olmayan bir
iştir. O halde (bilgin olmayan bir şeyi,) Benden isteme! Cahillerden olmaman
(ve böylece dilemen caiz olmayan bir şeyi istememen) için sana Öğüt veriyorum’
dedi.[47]
Ayettede görüldüğü
üzere Hz. Nûh (a.s) yalnızca Rabbinden, oğlunu boğulmaktan kurtarmasını
istemiştir. Çünkü Yüce Allah, Hz. Nûh (a.s)’a, ev halkını boğulmaktan kurtaracağını
ve zalimleri helak edeceğine dair vaatte bulunmuştu. Oğlu ise ev halkmdandı.
Zira Hz. Nuh’un oğlu, babasına iman edeceğine dair söz vermişti. Bundan dolayı
Hz. Nûh, oğlunun, kendi dini üzere olduğuna inandığından dolayı Allah’tan, onu
boğulmaktan kurtarmasını istedi. Hz. Nûh, oğlunun, küfür üzerinde bulunduğu
gerçeğini bilmiyordu. Ancak Yüce Allah, Hz. Nûh (a.s)’a, onun iman etmediğini
ve bundan dolayı da kendi ailesinden saymayacağım açıkladıktan sonra, Hz. Nûh,
oğlu hakkındaki gerçeği öğrenmiş oldu. Yüce Allah, Hz. Nûh (a.s)’m oğluna dair
şöyle buyurmaktadır:
“0, (oğlun) senin
ailenden değildir.” (Hûd: 11/46) Yani “Oğlunu, kendilerini
boğulmaktan kurtarmayı sana vaat ettiğim aile halkınm arasında yeri yoktur.
Çünkü oğlun, iman etmiş kimselerden değildir. Ben ise, senin ailenden iman
eden kimseleri kurtaracağımı vaat etmiştim” demektir. Bunun üzerine Hz.
Nûh (a.s), gerçeği öğrendikten sonra oğlundan uzaklaşmıştır. …
Ayrıca Hz. Nûh (a.s),
Rabbinden, mümin olmayan oğlunu boğulmaktan kurtarmasını istemesine dair bu
konuda bir masiyet veya günah işlememiştir. Yalnızca Allah’a, oğlunu
boğulmaktan kurtarması için dua etmişti. Hz. Nûh (a.s)’rn bir insan ve
merhametli bir baba olmasından dolayı, Onu da (oğlunun boğulmasını görmesi
üzerine) baba şefkati ve acıma duygusu kaplamıştı. Bundan dolayı oğlunun
boğulmaktan kur-. ttılması için Allah’tan, oğlunun kalbine, “imanı”
ilham etmesini istedi. Hz. Nûh (a.s)’m, bu isteği üzerine Yüce Allah, ona;
oğlunun kafirlerden olduğunu ve onunda boğulmak suretiyle helak olanlardan
olduğu haberini verdi.
Üstad Ebu Mansur
(rh.a), bu ayetin teisirinde şöyle der:
-“Hz. Nûh
(a.s)’ın oğlu, münafık olduğundan dolayı Hz. Nûh (a.s)’m yanında onun
dinindeymiş gibi görünüyordu. İşte bundan dolayı Hz. Nûh (a.s), oğlunu da kendi
dini üzere gördüğünden dolayı onun, Allah’a; ‘oğlumda benim ailemdendir’ (Hûd:
11/145) demesinin ihtimali bundan dolayıdır. Ayrıca Hz. Nûh (a.s), oğlunun
-kafirler-gibi- boğulmaktan kurtulmasını Yüce Allah’tan istemektedir….Hz.
Nûh (a.s)’m, benzeri bir isteğinden yasaklanmasına dair haber, Yüce Allah’ın şu
sözünde geçmişti:
‘Zulmedenler (kavmin)
hakkında, (onların boğulmaktan
kurtulmalarına ve şefaate kalkışıp azabın onlardan kaldırılnasına dair) Bana
bir şey söyleme! Çünkü onlar, suda boğu-acaklardır. ” (Hûd: 11737)[48]
Hz. Nûh (a.s),
oğlunun, kendi yanında iman ettiğini görlüğünden[49]
dolayı onun bu zahiri imanına dayanarak Allah’tan mu boğulmaktan kurtarmasını
istemektedir. Nitekim münafik-ır, efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v)’e bazı
konularda muva-akat ettiklerini söylüyorlar ve bazen de Onun sözünün aksine
areket ediyorlardı. Resulullah (s.a.v) ise onların münafık oluklarım
bilmiyordu. Nihayet Allah, Ona, kimlerin münafık Iduğunu bildirmesinden sonra
münafıkları bildi.
İşte
Yüce Allah’ın, “O, Senin ailenden değildir. ” (Hûd: î/46) Yani
“oğlunun, kendilerini boğulmaktan kurtarmayı ana vaat ettiğim aile
halkının arasında yeri yoktur. Çünkü, endilerini boğulmaktan kurtarmayı vaat
ettiğim aile halkın, izli ve açık durumda da hakikaten mümin kimselerdir’ sözü
e böyledir.[50]
Hz.
İbrahim Halilurrahman (a.s)’ın Masum Oluşu İle İlgili Mesele
Hz. İbrâhîm Halil
(a.s)’e nispet edilene gelince bunlar, Kur’an ve sünnetten bazı naslarda
geçmektedir. Hz. İbrâhîm (a.s)’a nispet edilenin zahirine göre, masumiyetin
olmadığını gösterir. Bu dış görünüşü itibariyle bu rivayetler, kastedilenin
dışındadır. Çünkü bu rivayetler, diğer naslarla dış görünüşü itibariyle
çelişkilidir. Buna göre bu rivayetler; Peygamberlerin masumiyetiyle ilgili
Müslümanların akidesinde ittifak edilen şekil üzere anlaşılmasında bu naslar
arasında bir uyuşma sağlanması gerekmektedir.
1. Birinci Nass: En’am Sûresinde, Yüce Allah’ın şu ayetlerinde geçmektedir:
“(İbrâhîm,)
karanlık çökünce bir yıldız gönnüş, ‘Bu mu benim Rabbim?’ demiş, o sönüp
gidince, ‘Ben böyle sönüp batanları sevmem’ demişti. Daha sonrada ayı doğarken
görünce, ‘Bu mu benim Rabbim? Bu (diğerine göre) daha büyük’ demişti. Fakat O
da batıp gidince, ‘And olsun ki eğer Rabbim bana hidayet etmemiş olsaydı,
muhakkak sapıklığa düşen topluluklardan olurdum.’ demişti. Daha sonra da
güneşi doğarken görünce, ‘Bu mu imiş benim Rabbim! Bu, hepsinden de daha büyük’
demiş. (Bu da diğerleri gibi) batınca, ‘Ey kavmim! Ben, sizin Allah’a ortak
koştuklarınızdan katiyen uzağım, şüphesiz ki ben yüzümü, Tevhide yönelmiş bir
kişi olarak, gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yönelttim. Ben, (Allah’a,
yaratıklarından herhangi birisini ortak koşan) müşriklerden değilim’ demişti.[51]
Bu ayeti kerimeler;
“Hz. İbrahim (a.s)’m, Allah’ın varlığı hakkında şüpheye düştüğü,
büyüklüğünde ve yüceliğinde cahil olduğu ve asıl ibadete müstahak olan
ilahın,kim olduğunu bilmediği” şeklindeki bu zahiri nass, insanı,
görünüşte zan ve töhmet altına sokmaktadır!
Bazı insanlar
zannediyor ki, “Hz. İbrahim (a.s), kavminin durumundan etkilendi,
çocukluğunun başlangıcında kavmiyle birlikte yıldızlara tapan bir kimseydi ve
onlar gibi güneşe ve ay’a tapıyor” Hz. İbrahim (a.s) hakkında düşünülen bu
zan, apaçık bir cehaletin ve hatanın göstergesidir. Böyle şeyler, yüce
Peygamberlerin vasıflarını bilmeyen ve Kur’ân-ı Kerîm’in anlamlarım anlamayan
kimselerden sadır olur…
Şam Yüce Allah,
(aşağıda gelecek olan ve daha önce geçen ayette), onu, göklerin ve yer
yaratılışındaki inceliklere muttali kıldığını, Hz. İbrahim (a.s)’m bizzat
kendisinin Tevhide yönelmiş müminlerden biri olduğunu ve iman ile kesin bilgi
hususunda kamil kimselerden olduğunu nebisi ve dostu olan Hz. İbrâhîm (a.s)’a
haber vermiştir. Zira Yüce Allah, Hz. İbra-hîm (a.s)’ı küçüklüğünden itibaren
olgunluk çağına kadar her türlü şirk, küfür vb. şeylerden korumuş ve ona, her
inatçının ve kibirlinin sırtını yere vuracak kesin hücceti vermiştir. Bu, hiçbir
kimsenin galip olamayacağı bir Allah’ın varlığı hususundaki kanıtların ve
delillerin yerine getirilmesi makammdadır. Şimdi de Şanı Yüce Allah’ın, Hz.
İbrâhîm (a.s)’m kesin bilgiyle kavmine karşı delillerini nasıl getirdiğini
-konuyla ilgili En’am Süresindeki- ayeti kerimelerin baş tarafını dinle. Buna
göre Şanı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Hani İbrâhîm,
babası Azer’e, ‘Sen, (ilah olmaya layık olmayan) bir tahin pulları ilah mı
ediniyorsun? Doğrusu Ben, seni ve (bağlı bulunduğun) kavmini apaçık bir
sapıklık içinde görüyorum!’ demişti, işte böylece (ona, şirkin çirkinliğini gösterdiğimiz
gibi) Biz ibrahim’e, göklerin ve yerin yaratı hşlarındaki incelikleri
gösteriyorduk ki, kesin bilgi sahibi olanlardan olsun diye ‘(İbrâhîm) karanlık
çökünce bir yıldız görmüş…[52]
Böylece Şanı Yüce
Allah, Hz. İbrâhîm (a.s)’a, yaratıcının varlığını delillendirebüecek kesin
kanıtlar ve razı olacağı hüccetler vermiştir. Kendisine verilenlerden sonra
Hz. İbrâhîm (a.s), babasıyla şöyle mücadele ediyordu.
“Sen, (İlah
olmaya layık olmayan) birtakım putlara mı tapıyorsun.[53]
Bunun ardından ise
işitmeyen, görmeyen ve sahibine hiçbir fayda sağlamayan putlara tapma
hususunda babasını ve kavmini sapıklıkla şöyle suçlamaktadır:
“Doğrusu ben,
seni ve (bağlı bulunduğun) kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum”[54]
Daha sonra Hz. îbrâhîm
(a.s), yakinen bildiği -mükemmel bir tavırla- delilini, Yüce Allah’ın da şahitlik
etmesiyle şöyle getirmektedir:
“İşte böylece
(ona, şirkin çirkinliklerini gösterdiğimiz gibi) Biz İbrâhîm’e göklerin ve
yerin yaratılışlarından incelikleri gösteriyorduk ki, kesin bilgi sahibi
olanlardan olsun diye.”[55]
Bu ayetlerden sonra
gelen ayetler konunun girişinde geçmişti, Hz. İbrâhîm (a.s)’m sadece
delillerini kavminin idraki ve anlayışı seviyesine indirgemek, onların
inançlarına göre tedrici olarak yöneltmek, suretiyle Allah’ın varlığını delil
gösterme makamında ve kavmine kanıtını kabul ettirme konusundadır. Bundan
dolayı Hz. îbrâhîm (a.s), aklı selim bir düşünceyle hüccet ve delille ortaya
çıkarılmış bu ilahlara tapma konusundaki kavminin inancını batıllaştırmak için
ilk önce yıldıza dair;
“Bu, benim
Rabbimdir”; ardından ay’a ve daha sonra da güneşe aynı şeyi
söylemektedir… İşte bundan dolayı Allah, bu kıs-;» sayı, şu sözleriyle
bitirmiştir:
“İşte bu
(zikredilenler), kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerdir. Dilediğimizi
(ilim ve hikmetle) derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin, tam hikmet
sahibidir ve (bunlara kimlerin layık olduğunu da) hakkıyla bilendir.”[56]
Allame Zemahşerî
(rh.a.), bu ayeti kerimenin bitiminde çok güzel bir açıklama yapmıştır ki, biz
de bu açıklamanın bir kısmını aşağıya şöyle aldık: