Sülasi Mezid Fiiller
İF’ÂL BÂBI İLE İLGİLİ AYETLER
1- يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ .
(40/MÜ’MİN, 19). (Allah) gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.
| göğüs, kalp | اَلصَّدْرُ ج اَلصُّدُورُ | gizledi | أَخْفَى يُخْفِي إِخْفاَءً |
2- مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا .
(4/NİSÂ, 80). Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!
| yüz çevirdi | تَوَلَّى يَتَوَلَّى تَوَلِّياً | gözetici, koruyucu | حَفِيظًا | itaat etti | أَطاَعَ يُطِيعُ إِطاَعَةً |
3- … فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ .
(24/NÛR, 63). …Bu sebeple, onun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir belâ gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.
| sakındı, korundu | حَذِرَ يَحْذَرُ حَذَراً | isabet etti | أَصاَبَ يُصِيبُ إِصاَبَةً |
| muhalefet etti, aykırı davrandı | خاَلَفَ يُخَالِفُ مُخاَلَفَةً | ||
4- يَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلْ مَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالأَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللّهَ بِهِ عَلِيمٌ .
(2/BAKARA, 215). Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ebeveyn, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.
| en yakın, akraba | أَقْرَبُ ج أَقْرَبُونَ | infak etti, harcadı | أَنْفَقَ يُنْفِقُ إِنْفاَقاً | |
| fakir | اَلْمِسْكِينُ ج اَلْمَسَاكِينُ | yolcu | اِبْنُ السَّبِيلِ | |
5- قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ {52/26} فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ {52/27} إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ .
(52/TÛR, 26, 27, 28). Derler ki: “Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilâhî azaptan) korkardık. Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan korudu. Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O’dur.”
| lutfetti | مَنَّ يَمُنُّ مَناًّ | korktu, sakındı | أَشْفَقَ يُشْفِقُ إِشْفاَقاً |
| sıcak, kavurucu rüzgar | سَمُومٌ | iyilik eden | اَلْبَرُّ |
6- قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ .
(39/ZÜMER, 53). De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok merhametli olandır.
| ümit kesmek | قَنِطَ يَقْنَطُ قَنَطاً | israf etti, haddi aştı | أَسْرَفَ يُسْرِفُ إِسْراَفاً |
7- أَلْهَاكُمُ التَّكَاثُرُ ¯ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ ¯ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ ¯ ثُمَّ كَلاَّ سَوْفَ تَعْلَمُونَ ¯ كَلاَّ لَوْ تَعْلَمُونَ عِلْمَ الْيَقِينِ .
(102/TEKASÜR, 1, 2, 3, 4, 5). Çokluk kuruntusu sizi o derece oyaladı ki, Nihayet kabirleri ziyaret ettiniz. Hayır! Yakında bileceksiniz! Elbette yakında bileceksiniz! Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız!
| kabir | اَلْقَبْرُ ج اَلْمَقَابِرُ | ziyaret etti | زاَرَ يَزُورُ زِياَرَةً | oyaladı, meşgul etti | أَلْهَى يُلْهِي إِلْهاَءً | ||
| (çok mal, vs. hususunda) çokluğuyla övünmek | اَلتَّكَاثُرُ | ||||||
8- وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ ¯ مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ .
(51/ZÂRİYÂT, 56, 57). (Allah buyurdu ki:) Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.
| doyurdu. (لِيَعْبُدُونِ) (يُطْعِمُونِ) fiillerindeki nûnlar nûnu vikaye sondaki esreler de düşen mütekellim yâ’sının işaretidir. | أَطْعَمَ يُطْعِمُ إِطْعاَماً |
9- اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ .
(3/ÂL-İ İMRÂN, 134). O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.
| darlık | اَلضَّرَّاءُ | (öfkelerini) yenen, gamlı | اَلْكَاظِمُ | sevinç veren hayır ve nimet | اَلسَّرَّاءُ | ||||
| öfke | اَلْغَيْظُ | affetti | عَفَا يَعْفُو عَفْواً | ||||||
10- إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ .
(16/NAHL, 90). Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
| iyilik | اَلْإِحْسَانُ | vermek | آتَى يُؤْتِي إِيتاَءً | adalet | اَلْعَدْلُ | |
| azgınlık | اَلْبَغْيُ | yasaklamak | نَهَى يَنْهَى نَهْياً | yakınlık | اَلْقُرْبَى | |
| öğüt vermek, va’z etmek | وَعَظَ يَعِظُ وَعْظاً | çirkin işler | اَلْفَحْشَاءُ | |||
11- يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَأُولِي الأَمْرِ مِنْكُمْ …
(4/NİSÂ, 59). Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan ülülemre (emir sahiplerine; idarecilere) de itaat edin. ….
12- … وَأَوْفُوا بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولاً .
(17/İSRÂ, 34). … Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.
| eksiksiz yapmak | أَوْفَى يُوفِي إِيفاَءً | ahdi eksiksiz yapın | أَوْفُوا بِالْعَهْدِ |
13- وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ …
(16/NAHL, 91). Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin …
| (karşılıklı) anlaşma yapmak, ahitleşmek | عَاهَدَ يُعاَهِدُ مُعاَهَدَةً |
14- إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلاَئِكَةُ أَلاَّ تَخَافُوا وَلاَ تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّتِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ .
(41/FUSSİLET, 30). Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine “Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin!” diye melekler iner.
| dosdoğru olmak | اِسْتَقَامَ يَسْتَقِيمُ اِسْتِقاَمَةً | üzülmek, hüzünlenmek | حَزِنَ يَحْزَنُ حَزَناً |
| verilen müjdeye sevinmek | أَبْشَرَ يُبْشِرُ إِبْشاَراً | indi | تَنَزَّلَ يَتَنَزَّلُ تَنَزُّلاً |
15- اُدْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ .
(7/A’RÂF, 55). Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.
| gizlice | خُفْيَةً | haddi aşan | اَلْمُعْتَدِي | yalvarıp yakarmak | تَضَرَّعَ يَتَضَرَّعُ تَضَرُّعاً |
16- وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ .
(23/MÜ’MİNÛN, 3). Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
| yüz çevirmek | أَعْرَضَ يُعْرِضُ إِعْراَضاً عَنْ | boş şey (faydasız söz ve iş) | اَللَّغْوُ |
17- وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلاَ تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ .
(6/EN’ÂM, 68). Ayetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğünde, onlar başka bir söze geçinceye kadar onlardan uzak dur. Eğer şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zâlimler topluluğu ile oturma.
| oturmak | قَعَدَ يَقْعُدُ قُعُوداً | …se, sa | إِمَّا | görmek | رَأَى يَرَى رُؤْيَةً | |||
| söz, kelâm | اَلْحَدِيثُ ج اَلْأَحاَدِيثُ | dalmak, girmek, girişmek | خاَضَ يَخُوضُ خَوْضاً | |||||
| hatırlama, hatırlamak | اَلذِّكْرَى | unutturdu (sondaki tekit nûnudur) | أَنْسَى يُنْسِي | |||||
18- وَأَقِيمُوا الصَّلاَةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ .
(2/BAKARA, 43). Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.
| verdi | آتَى يُؤْتِي | rukua varmak | رَكَعَ يَرْكَعُ رُكُوعاً | yerine getirdi, ikame etti | أَقاَمَ يُقِيمُ إِقاَمَةً |
19- يَوْمَئِذٍ يَصْدُرُ النَّاسُ أَشْتَاتًا لِيُرَوْا أَعْمَالَهُمْ .
(99/ZİLZÂL, 6). O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler.
| dağınık, ayrı ayrı | شَتٌّ ج أَشْتَاتٌ | geri dönmek | صَدَرَ يَصْدُرُ صَدْراً |
20- وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلاَ تَخَافِي وَلاَ تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ .
(28/KASAS, 7). Musa’nın anasına: Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden endişelendiğinde onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu sana geri vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız, diye vahyettik (bildirdik).
| korkmak | خاَفَ يَخاَفُ خَوْفاً | emzirmek | أَرْضَعَ يُرْضِعُ إِرْضاَعاً | |
| deniz | اَلْيَمُّ | atmak, bırakmak | أَلْقَى يُلْقِي إِلْقاَءً | |
| geri çevirici, dönderici | رَادٌّ (رَدَّ يَرُدُّ) | |||
21- وَمَا أُمِرُوا إِلاَّ لِيَعْبُدُوا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلاَةَ وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ وَذَلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ .
(98/BEYYİNE, 5). Halbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak (ihlâslılar olarak) ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.
|
أَمَرَ يَأْمُرُ أَمْراً |
emretmek |
أَقاَمَ يُقيِمُ إِقاَمَةً |
yerine getirmek |
عَبَدَ يَعْبُدُ عُبُودِيَّةً |
kulluk etmek | |||
|
حَنِيفٌ ج حُنَفاَءُ |
Hanif: Allah’ın emrine teslim olup, Allah’ın emrinden cayma yapmayan ihlâslı kişi | |||||||
| اَلْقَيِّمَةُ | kıymetli, istikamet ve adalet yolunu takip eden | |||||||
- Sülâsî mezîd fiil nedir?Asıl kök harfleri üç olan sülâsî mücerred fiillere harf eklenerek yapılan fiillere sülâsî mezîd denir.
- دَحْرَجَ (yuvarladı) fiili hangi gruptandır?دَحْرَجَ'nin dört kök harfi vardır ve ek harf yoktur; rübâî mücerreddir.
- If'âl babının mâzî – muzâri – masdar kalıbı hangisidir?If'âl babı: أَفْعَلَ – يُفْعِلُ – إِفْعَالًا (ör. أَعْلَمَ – يُعْلِمُ – إِعْلَامًا).
- عَلَّمَ (öğretti) fiili hangi babdandır?Orta kök harfi şeddelenerek yapılan فَعَّلَ – يُفَعِّلُ – تَفْعِيلًا kalıbı tef'îl babıdır.
- كَاتَبَ (yazıştı) fiili hangi babdandır ve ne ifade eder?Birinci ve ikinci kök harfi arasına elif eklenen فَاعَلَ kalıbı mufâ'ale babıdır; en belirgin anlamı müşarekettir.
- جَلَسَ خَالِدٌ (Hâlit oturdu) if'âl babına alınınca "Hâlit Âdil'i oturttu" nasıl olur?If'âl babı lâzım fiili müteaddî yapar: أَجْلَسَ; عَادِلًا mef'ûl olarak mansûbdur. أُجْلِسَ meçhuldür.
- أَخْرَجَ fiilinin muzâri meçhûlü hangisidir?Muzâri meçhulde muzaraat harfi ötre, sondan bir önceki harf üstün olur: يُخْرَجُ. يُخْرِجُ malûm, أُخْرِجَ mâzî meçhuldür.
- أَرْسَلَ fiilinin ism-i mef'ûlü hangisidir?İsm-i fâil (مُرْسِلٌ) sondan bir önceki harfi üstün yapılarak ism-i mef'ûl olur: مُرْسَلٌ. إِرْسَالٌ masdardır.
- "Çıkar!" anlamındaki if'âl babı emr-i hâzırı hangisidir?Mezîd fiiller içinde yalnız if'âl babının emrindeki hemze üstündür: أَخْرِجْ. اُخْرُجْ ise "çık!" demektir.
- كَسَرَ (kırdı) → اِنْكَسَرَ (kırıldı) örneğindeki bab ve anlam hangisidir?Başına hemze-i vasıl ve sakin nun eklenen اِنْفَعَلَ kalıbı infi'âl babıdır; mutâvaat bildirir ve lâzımdır.
- وَأَكْرَمَ ve فَأَخْرِجْ gibi yerlerde if'âl babının hemzesi geçişte neden düşmez?If'âl babının mâzî, emir ve masdarındaki hemze hemze-i kat'tır; diğer mezîd babların vasıl hemzesi gibi geçişte düşmez.
- أَيْقَنَ – يُوقِنُ (kesin bildi) fiilinin ism-i fâili hangisidir?İsm-i fâil muzârinin يُ harfi مُ yapılarak elde edilir: يُوقِنُ → مُوقِنٌ. مُوقَنٌ ism-i mef'ûldür.
- آمَنَ (iman etti) fiilinin masdarı ve ism-i fâili sırasıyla hangisidir?Mehmûz if'âl: آمَنَ – يُؤْمِنُ – إِيمَانٌ; ism-i fâil مُؤْمِنٌ. آمِنٌ, sülâsî أَمِنَ'nin ism-i fâilidir.
- تَمَارَضَ ve تَنَاوَمَ fiilleri hangi babdandır ve bu örneklerde babın hangi anlamı vardır?Cevabı önce aklından söyle, sonra kontrol et.Cevap: Tefâ'ul babı — yapmacıklık (öyleymiş gibi görünme)تَفَاعَلَ kalıbı müşareket yanında, kendinde olmayan bir şeyi varmış gibi göstermeyi de bildirir: hastaymış gibi yaptı, uyur gibi yaptı.Bildin mi?
- أَمَاتَ (öldürdü) fiilinin masdarı hangisidir?Ecvef if'âl babında masdarın orta harfi düşer, yerine sonda tâ-i merbûta gelir: أَمَاتَ → إِمَاتَةٌ (أَقَامَ → إِقَامَةٌ gibi). مَوْتٌ sülâsî masdardır.