Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Rasûlullah’ın Ataları



Yirmi Birinci Bölüm: RASÛLULLAH’IN ATALARI



21.1. HZ. İBRAHİM (A.S.)



21.1.1. Hz. İbrahim’in Dini Yayma Çalışmaları



21.1.2. Hz. İsmail (a.s.)’in Doğuşu



21.1.3. Hz. İsmail’in Mekke’ye Yerleşmesi



21.1.4. Hz. İbrahim (a.s.)’in Oğlunu Kurban Etme Olayı



21.1.5. Kim Kurban Edilecekti? Hz. İsmail mi, Yoksa Hz. İshâk mı?



21.1.6. Kâ’be’nin İnşası



21.1.6.1. Arabistan’da ve Dünya’da Kâ’be’nin Durumu



21.1.6.2. Cahiliyye Döneminde Kâ’be’nin Bereketleri



21.1.7. Hz. İsmail’in Peygamberliği ve Arabistan’da Bunun Etkileri



21.1.8. Hz. İsmail’den Sonra Kâbe’nin İdaresi



21.1.9. Hz. İsmail’in Evlâtları



21.2. HZ. PEYGAMBER’İN ŞECERESİ VE ARAP KABİLELERİYLE OLAN AKRABALIKLARI



21.2.1. Kureyş



21.2.1.1. Kureyşlilerin Mekke’de Toplanarak Kâ’be’nin İdaresini Ele Almaları



21.2.1.2. Mekke’nin Yönetimi ve Hac İle İlgili Çalışmalar



21.2.1.3. Hâşim



21.2.1.4. Kureyşlilerin Ticaretle Uğraşması ve Refahları



21.2.1.5. Abdulmuttalib bin Hâşim



21.2.1.6. Abdulmuttalib ‘in Zemzem Çeşmesini Tekrar Açması



21.2.1.7. Abdullah bin Abdulmuttalib



21.2.1.8. Abdullah’ın Evliliği

 

Yirmi Birinci Bölüm: RASÛLULLAH’IN
ATALARI

21.1. Hz. İbrahim (A.S.)

Hazreti Peygamber efendimiz (a.s.)’in ailesinin, Hazreti İbrahim
(a.s.)’in, büyük oğlu İsmail (a.s.)’den başlayan ve Beni İsmail ya da İsmail
oğulları olarak bilinen soyundan geldiği tarihi kayıtlardan sabit olmuştur. Hz.
Peygamber (a.s.)’in şahsiyeti, karakteri ve hayat hikâyesinin atalarının
durumuyla yakından ilgisi bulunduğu için Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in
yaşantıları, başlarından geçen olaylar ve evlâtlarıyla bıraktıkları eserler
hakkında bilgi sahibi olmak zorundayız. Zira bu bilgilere sahip olmadığı­mız
takdirde, ait oldukları kabilenin Irak’tan Hicaz’ın iç kısımlarına nasıl
geldiğini, Kâbe’nin temelinin nasıl ve ne amaçla atıldığını, Arabistan’ın
çeşitli kabile ve aşiretleri ile Hz. Peygamber (a.s.)’in ne gibi akrabalık ve
yakınlığı olduğunu ve bu sebeple ülkenin bilinmeyen veya meçhul değil, tanınan
bir şahsiyeti olduğunu öğrenemeyiz.

Yukarda belirttiğimiz gibi, Hz. İbrahim, Irak’ta dünyaya gelmiş
ve orada yetişip büyümüştü. Memleketi olan Ur, Irak’ta hüküm süren Nemrud
Hanedanının başşehriydi. Tarihçi ve araştırmacılar, Hz. İbra­him’in dünyaya
geliş tarihini M.Ö. 2100 olarak tesbit etmişlerdir. Tarihin bu döneminde Ur
büyük bir ticaret ve kültür merkezi olarak ün yapmıştı. Bu şehir aynı zamanda
Iraklıların şirk, dinsizlik, sapıklık, fuhuş ve ahlâksızlığının merkezi haline
de gelmişti. Hz. İbrahim şirke karşı Tevhid mücadelesine başlayınca sadece
hükümet ve iktidar değil, aynı zamanda bütün millet, ailesi ve hatta babası dahi
O’nun düşmanları haline geldiler. Nemrud ve diğer müşrikler önce baskı ve tehdit
ile Hz. İbrahim’i Hak yo­lundan caydırmak istediler; ama bu yolda başarı
kazanamayınca kendisini ateşle dolu bir çukura atmaya sözbirliğiyle karar
verdiler. Ne var ki Hz. İbrahim’in atıldığı çukurun ateşi Allah’ın emriyle söndü
ve kendisi hiçbir zarar görmeden kurtuldu. Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. İbrahim’in
ateşe atılması ve kurtulması ile ilgili kıssalar etraflıca anlatılmıştır. (Bk.
Enbiya; 68-69, Ankebut; 24 ve Sâffât; 97-98)

Kur’ân-ı Kerîm’in anlattığına göre, Hz. İbrahim bu olaydan sonra
memleketini terk ederek o sıralarda, Ken’an ülkesi olarak bilinen Suriye ve
Filistin’e hicret etti. Hicret sırasında ümmetinden kendisine iman eden tek kişi
olan yeğeni Hz. Lût eşlik etti. Hz. Lût hicretten sonra peygamberlik makamına
getirildi. Hz. İbrahim’in ikinci yol arkadaşı, karısı Sare idi, ki son nefesine
kadar yanında kaldı ve yardımını esirgemedi. Kur’ân-ı Kerîm bu hususta şunları
ifade ediyor:

“(Kavmi): O’nun için bir bina yapın ve O’nu ateşe atın” dediler.
O’na bir tuzak kurmak istediler. Biz onları zelil ve alçak kıldık. “(İbra­him):
‘Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gidiyorum. O bana yol gös­terir’ dedi.” (Sâffât;
97-99)

“O’nu ve Lût’u kurtardık. Onları, içinde âlemlere bereketler
verdiği­miz yere[1]
ulaştırdık.” (Enbiya; 71)

 “Lût’a da hüküm ve ilim verdik.” (Enbiya; 74)

 “Lût da gönderilmiş peygamberlerdendir.” (Sâffât; 133)

Hazreti İbrahim’in Irak’tan Suriye’ye ve Filistin’e hicretinden
sonra ümmetinin ne gibi bir akıbete uğradığı bilinmiyor. Sadece Tevbe
sûresin­de, 70. ayette İbrahim’in kavminin de Allah’ın azabına uğramış olan
mil­letlerden biri olduğu belirtilmiştir.

Hz. İbrahim’in hicreti sırasında kendisine Hz. Lût’un yanı sıra
Hz. Sare’nin de refakat ettiğine dair kayıt Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça yer
alma­mıştır. Ancak Kur’ân-ı Kerîm’in bazı ifadelerinden, hicret sırasında Hz.
İbrahim’in evli olduğu ve zevcesinin kendisine eşlik ettiği anlaşılıyor. Meselâ
Sâffât sûresinde Hz. İbrahim’in Allah’a şöyle dua ettiği kaydedil­miştir. “Ey
Rabbim, bana salihlerden bir evlâd ihsan buyur.” (âyet; 100). Böyle bir duayı
ancak evli bir kişi yapabilir. Ayrıca, Hz. İbrahim’in, bu duayı, hicrete
başlamak üzere olduğu sırada yaptığını da unutmamalıyız, İncil’de yer alan
tarihi kayıtlara göre de Hz. Sare, hicret sırasında Hz. İbrahim’in yanında idi.
Ne var ki bu konuda İncil’in bazı diğer kayıtlan çok tutarsızdır. Meselâ İncil’e
göre, Hz. Sare, Hz. Lût’un öz kardeşi ve Hz. İbrahim’in öz yeğeni olup, Hz.
İbrahim’in nikâhlı karısıydı. İncil ayrıca, hic­ret yolculuğunda Hz. İbrahim’in
babasının da kendilerinin yanında oldu­ğunu belirtiyor (Bk: Doğuş, Bölüm: 11,
27-32). Halbuki, sadece Kur’ân-ı Kerîm değil, Talmud da, Hz. İbrahim’e baskı ve
zulüm uygulayanlar ara­sında babasının yer aldığını açıklıyor. (Bk: Talmud’dan
Seçmeler, H. Po­lano, Londra, s. 30-42) Ayrıca, Allah’ın şeriatına göre, bir
peygamber şöy­le dursun, alelâde bir insan bile öz yeğeni ile evlenemez.

21.1.1. Hz.
İbrahim’in Dini Yayma Çalışmaları

Hz. İbrahim, Hz. Nuh’tan sonra Allah tarafından İslam dinini
bütün dünyaya yayma görevi verilen ikinci büyük peygamberdi. Hz. İbrahim ilk
önce Irak’tan Mısır’a ve Suriye’den Filistin’e kadar uzanan bölgede vaaz ve
telkin işini şahsen yürüttü. Binlerce kilometrelik yol kat etti. Dağ, bayır ve
çöl demeden her tarafa Allah’ın dinini yaymaya çalıştı ve bu çalışmala­rı
yıllarca sürdü. Daha sonra Hak dinini yaymak üzere birçok bölgelere ve ülkelere
halife ve temsilcilerini gönderdi. Nitekim, Ürdün’e yeğeni Lût’u, Suriye ve
Filistin’e küçük oğlu İshâk’ı, Arabistan’ın iç kısımlarına büyük oğlu İsmail’i
yolladı. Daha sonra, Mekke’de Ka’be denilen Allah’ın evini inşa etti, ki burası
yine Allah’ın emriyle dini yayma çalışmalarının merke­zi seçildi.

Hz. İbrahim’in soyunun iki ana kolu vardı. Biri, Hz. İsmail’in
evlâtla­rı, ki Arabistan’da kaldı. Kureyş ve Arabistan’ın diğer belli başlı
kabilele­ri, Hz. İsmail’in evlâtlarıydılar. Arabistan’ın diğer kabileleri de
aynı soy­dan gelmemesine rağmen, Hz. İsmail’in yaydığı dinden az çok
etkilendik­leri için O’nun evlâtlarından olduğunu söylemekte sakınca
görmüyorlardı.[2]
Diğerleri, Hz. İshâk’ın evlâtları, ki bunlar arasında Hz. Yakûb, Yu­suf, Musa,
Davûd, Süleyman ve Îsa (a.s.) gibi tanınmış peygamberler var­dı. Hz. Yakûb’un
künyesi İsrail olduğu için evlâtları İsrailoğulları olarak meşhur oldu. Hz.
Yakûb ve diğer peygamberlerin vaat ve tebliğleri saye­sinde onların dinini kabul
eden diğer milletler de zamanla hüviyetlerini hemen hemen kaybettiler. Bu
milletlerden bazıları ırkî özelliklerini koruyabildilerse de dinen İsrail
oğullarına tâbi oldular. İsrail oğulları madden ve manen çökünce Yahudilik ve
daha sonra Hıristiyanlık ortaya çıktı.

Hz. İbrahim (a.s.)’in asıl vazifesi dünyayı Allah’a itaat etmeye
çağır­maktı. Hz. İbrahim, insanların Allah’tan gelen hidâyet ve talimata göre
bi­reysel ve toplumsal yaşantılarını düzeltme görevini yerine getirmek üzere
dünyaya gelmişti. Hz. İbrahim Allah’a tâbi ve irfanı yaymakla mükellef olmuştu.
Hz. İbrahim işte bu sıfatla ve bu vazife ile dünyanın lideri, ima­mı ve önderi
yapılmıştı. Bundan sonra liderlik ve imamlık, Hz. İshâk ve Hz. Yakûb’dan
başlayan İbrahim soyunun İsrail oğulları olarak bilinen ko­luna verildi.
Peygamberler ve dinî önderler işte bu koldan doğdular ve doğru yolda olmaları
işte bu koldan beklendi. Bu nesle Allah tarafından verilen hidâyet nimeti sık
sık hatırlatıldı Aynı soydan olanlar Hz Süley­man (a.s.) devrinde Kudüs’ü merkez
olarak seçtiler. Bu sebeple, imamlık ve liderlik mevkiinde bulunduğu sürece
Kudüs, Allah tarafından gelen dâvet ve Allah’a inananların kıblesi durumunda
bulundu.

İlgili Makaleler