Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Rasûlullah’ın Ataları

21.2.1.1.
Kureyşlilerin Mekke’de Toplanarak Kâ’be’nin İdaresini Ele Almaları

Daha önce işaret ettiğimiz gibi, Cürhüm kabilesi Mekke’ye hâkim
ol­duktan sonra İsmail oğulları Arabistan’ın çeşitli bölgelerine dağılmışlardı.
Aynı durum, Benî Hüzâ’a’nm bir kolu olan Ğubşânlıların Kâbe’nin idare­sini
ellerinde bulundurdukları sırada da devam etti. İsmail oğullarının diğer kolları
gibi, Kureyşliler de Beni Kinâne’nin yerleşim bölgelerine dağılmış durumda
idiler ve çok az bölümü Mekke’de oturuyordu. Tahminen M.S. 400’de[15]
Kusayy bin Kilâb bu duruma son verdi ve bundan böyle Ku­reyşliler gerek Mekke’ye
gerekse Beytullah’a hâkim oldular.

Bu olay şöyle özetlenebilir. Kusayy’ın babası Kilâb bin Mürre
öldük­ten sonra annesi Fatma binti Sa’d ki, Ezd’i Şenev’e kabilesine bağlıydı.
Benî Kudâa’nın bir ferdi olan Rabia bin Harâm ile evlenip Suriye’ye gitti ve
orada ikinci kocasından Rizâh bin Rabîa isminde bir erkek çocuk do­ğurdu. Kusayy
genç bir delikanlı olunca Beni Kudâ’a’nın bir ferdiyle kav­ga ettiği sırada o
şahıs kendisine şöyle bir lâf attı: “Sen bizde yetişip bize kafa tutuyorsun. Sen
burada ne arıyorsun, git kendi adamlarına”. Bunun üzerine Kusayy, annesine “ben
kimim?” diye sordu. Annesi de kendisinin Kitab’ın oğlu ve Kureyş kabilesinin bir
ferdi olduğunu söyledi. Ayrıca, Kureyşlilerin Beyt-ul Haram’ın yanında ve Mekke
şehrinin çevresinde oturduklarını açıkladı. Kusayy bunun üzerine kendi
adamlarına gitmeye karar verdi. Nitekim, hac mevsiminde Benî Kudâ’a’nın
kâfilesiyle birlikte Mekke’ye vardı ve oraya önceden yerleşmiş olan ve Kitab’ın
vefatına ka­dar genç yaşta olan öz kardeşi Zühre’ye misafir oldu. Zühre, o
sırada Mekke hâkimi ve Kâ’be’nin idaresinin Kusayy’a geçişiyle ilgili
rivayetler­de bazı ihtilâflar vardır. Bir rivayete Huleyl, ölümünden sonra
yerine Kusayy’ın geçeceğini vasiyet etmişti. Başka bir rivayete göre, Hulcyl’in
mü­tevellisi olan Hüleyl bin Hubşiyye Hüzal’ın kızı Hübba’yı kardeşi Kusayy için
istedi. Huleyl, Kusayy’ın asaleti ve etkileyici şahsiyetini görüp bu tek­lifi
memnuniyetle kabul etti. Bundan sonra, Mekke’nin hakimiyeti ve Kâ’be’nin
ölümünden sonra Kusayy herkesten çok kendisinin Mekke’nin hakimiyetine ve
Kâ’be’nin idaresine lâyık olduğunu iddia etti ve Beni Hüzâ’a ile Beni bekr bu
iddiasını kabul etmeyince Kusayy yardımına üvey kardeşi Rizâh ve Benî Kinâne ile
Kudâ’a’yı çağırdı. Kusayy ayrıca Mek­ke’nin etrafındaki Kureyşlileri de bir
bayrak altında toplayarak düşmanla­rıyla mücadele etti ve savaşarak Beni Hüzâ’a
ile Beni Bekr’i Mekke’den kovdu. Daha sonra taraflar, aralarında çıkan ihtilâf
ile ilgili karar vermek üzere Ya’mur bin Avfı (ki kendisi Beni Abd-i Menat bin
Kinane’dendi) hakem seçtiler. Ya’mur, Kusayy’ın ve ailesinin kesinlikle İsmail
oğulların­dan oldukları için Kâ’be’nin idaresini Hûzâ’a’lılardan daha çok hak
ettiklerine karar verdi ve herkes bu kararı kabul etti.

Kusayy, Hüzâ’a ile olan kavgasını hallettikten sonra Beni
El-Ğavs bin Mürr’ün işini bitirmeye çalıştı. Sûfe olarak bilinen Benî El-Ğavs,
Cürhüm ve Huzâ’alıların zamanından beri hac mevsiminde Arafat ve Mina’da sa­hip
oldukları bazı imtiyazlar yüzünden keyfi hareket ederlerdi. Hac fariza­sı edâ
edilirken her konuda öncelik bunlara tanınırdı ve bunların izin ver­mediği
yerlere diğer hacı adayları gidemiyorlardı. Kusayy, Beni El-Ğays bin Mürr’ün bu
keyfi hareket ve imtiyazlarını ortadan kaldırmak amacıyla hac sırasında
kendileriyle silahlı çarpışmaya girişti ve onları yenerek sa­hip oldukları
mevkiye son verdi. (Tafsilât için Bk: İbn Hişâm).

Böylece, Kusayy hem Mekke’nin hem de Kâ’be’nin yönetimini ele
geçirdikten sonra Kureyş olarak bilinen Fihr’in bütün evlâtlarını Arabis­tan’ın
muhtelif bölgelerinden getirterek Mekke’ye yerleştirdi. Kusayy bü­tün Mekke
şehrini Kureyşliler arasında taksim etti ve her mahallesine bi­rer aileyi iskân
etti[16].
Bu sebepten dolayıdır ki, Kureyşliler kendisine “Mücemmi”‘ (Toplayan kişi)
lakabını verdiler. Nitekim Huzâfe bin Gânim Adevî adlı bir şair’in bir beyti
şöyledir:

“Senin baban Toplayan (Mücemmi’) Kusayy idi Allah O’nun
vasıtasıyla Fihr’in kabilelerini topladı.”

21.2.1.2. Mekke’nin
Yönetimi ve Hac İle İlgili Çalışmalar

Kusayy’ın bu değerli hizmet ve çalışmaları sebebiyle bütün
Kureyş kabileleri kendisini reis ve lider olarak kabul ettiler. Kusayy her
konuda Kureyşliler ile Arap’ların lideri, imamı ve akıl hocası oldu. Genç bir
kıza etek giydirme merasimi yapıldığı zaman Kusayy’ın evi seçilirdi. Bir nikâh
kıyıldığı zaman Kusayy’ın evinden daha iyi bir yer yoktu. Önemli bir me­seleyi
konuşmak için yine Kusayy’ın evi bir karargâh olarak seçilirdi. Bir kabile ile
savaşa gidilmeden önce de bütün kabile ve aile reisleri yine Ku­sayy’ın evinde
toplanırlardı. Bu sebeple, Kusayy’ın evine “Dâr ün Nedve” denir ve bir kapısı
Kâ’be’ye açılırdı. Savaş sırasında Kusayy’ın evlâtlarından biri bayraktar
olurdu. Bayraktarın adı Arapçada “el-Livâ” idi. hac ile ilgili bütün vazifeler
ve çalışmaları yine Kusayy yapardı. Bu hizmetlerden biri, hacılara su içirmek,
diğeri de yemek yedirmekti. Ye­mek, içmek ile ilgili masrafların karşılanması
için bütün Kureyş aileleri para toplayıp Kusayy veya O’nun temsilcisine
verirlerdi. Hac devam ettiği sürece kendi yeme ve içme meselelerini halledemeyen
hacıların masrafla­rı bu paradan karşılanırdı. Kusayy ve evlâtları Kâ’be’nin
anahtarını da kendilerinde bulundururlardı. Kâ’be’nin kapısını açıp kapama
görevini on­lardan başkası yapamazdı.

Kusayy yaşadığı sürece Mekke’nin bütün yönetimini kendi elinde
bu­lundururdu. Ölüme yaklaştığı zaman, oğlu Abd-i Menâfin ününün bütün
Arabistan’a yayıldığını ve herkesin onun kişiliği ve kabiliyetinden sözet­meye
başladığını görünce Mekke’nin yönetimini ve Hac ile ilgili bütün hizmet ve
vazifeleri ikinci oğlu Abd-üd-Dâr’a devreni. Kusayy’ın vefatın­dan sonra bir
müddet Mekke ve Kâ’be’nin idaresiyle ilgili kararma saygı gösterildi, fakai daha
sonra evlâtları idareye ortak olmak için birbirine gir­diler. Kureyşlilerin çoğu
iki kampa bölündü. Bir kısmı Benî Abd-üd Dâr’ın diğer bir kısmı da Beni Abd-i
Menâfin yanında yer aldı.[17]Bir
ça­tışmanın çıkması an meselesi idi. Fakat son anda anlaşmaya varıldı ve
Kureyşliler bir iç savaştan kurtuldular. Varılan anlaşmaya göre Beni Abd-üd
Dâr’a üç görev verildi. Kâbe’nin anahtarını bulundurmak, savaşa bay­raktarlık
yapmak ve Abd-üd Dâr’ın evini toplantı ve müzakere yeri olarak kullanmak. Beni
Abd-i Menâfa ise hac mevsiminde hacıların yemek içmek gibi ihtiyaçlarını
karşılamak vazifesi verildi. Beni Abd-i Menaf ara­larında müzakere ve istişare
yaptıktan sonra kendilerine verilen her iki va­zifeyi Hâşim’e devrettiler.[18]

21.2.1.3. Hâşim

Hâşim’in asıl ismi Amr idi. Hâşim ise lakâbı idi. Bu lakabın
verilme­sinin sebebi şu idi: Mekke’de bir defasında şiddetli bir kuraklık ve
kıtlık başgösterdi. Hâşim, ailesi ve yakınlarının açlığını gidermek üzere
Suri­ye’den hububat getirtip ekmekler yaptırdı ve birçok deveyi kesip etli
ye­mek pişirtti. Bu yemeğe ekmek parça ve kırıntılarını karıştırarak adamlara
dağıttı. “Heşm” Arapçada kırmak ve ezmek anlamına gelir. Amr ekmekleri
parçalayıp kırıntılarını yemeğe karıştırdığı için kendisine “Hâşim” lakâbı
verildi. Hacılara yedirme, içirme görevi kendisine verildikten sonra Hâşim, Hac
mevsimi yaklaştığı zaman Kureyşlileri toplayarak şunları söylemeyi âdet
edinmişti. “Bu İnsanlar Allah’ın evini ziyarete gelmişler­dir. Bunlar Allah’ın
misafiridirler. En çok dikkat edilmesi ve ağırlanması gereken kişiler tabii ki
Allah’ın misafirleridir. Cenâb-ı Allah size bazı im­tiyazlar tanımış ve size
şerefli bir görev vermiştir. Allah sizi öyle koru­muştur ki, bir komşu bunu
yapamaz. Bu sebeple, çok uzak yerlerden, za­yıflamış ve halsiz olmuş dişi
develerin sırtında yorgun, perişan ve tozlarla dolu bir şekilde gelen O’nun
misafir ve ziyaretçilerini ağırlamak konusun­da hiçbir şey esirgemeyin. Bu
zavallı insanların elbiseleri kirlenmiş, saç­ları kirlenmiş ve erzakları
bitmiştir. Onun için onlara yemek verin, su içi­rin.” Bu çağrı üzerine Kureyş’in
bütün kabile ve ailelerinden para ve yiye­cek gönderilir ve bunlara en büyük
payı Hâşim katardı. Daha sonra, zem­zem kuyusu Cürhümlüler tarafından
kapatıldığı için Mekke’nin diğer ku­yularından su toplanır ve hacılara
dağıtılırdı. Yemekler pişirilir ve ekmek parçaları ete katılırdı. Ekmek süte de
karıştırılır ve lapa haline getirilirdi. Hacılara hurma ve bazı diğer yiyecekler
de verilirdi. Hacılar Mina’dan dö­nünceye kadar bu şekilde ağırlanırlardı. Bu
sebeplerden dolayı, Hâşim bü­tün Arap kabilelerinin sevgilisi haline geldi.

İlgili Makaleler