Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Rasûlullah’ın Ataları

21.1.5. Kim
Kurban Edilecekti? Hz. İsmail mi, Yoksa Hz. İshâk mı?

Daha önce işaret ettiğimiz gibi, İsrail oğulları tarih boyunca
iftihar edilecek ve kendilerini yüceltecek ne kadar olay ve masal varsa hep
ken­dilerine mal etmeye çalışmışlardır. Diğer millet ve ümmetleri ise
kötüle­meye ve iftiralarla boğmaya çabalamışlardır. Bunları yaparken tarihi ve
dinî kitapları alabildiğince tahrif etmişler ve bazen başka milletlerin ifti­har
kaynağı olan bir olayı da kendi hesaplarına katmışlardır. Âdetleri üze­re,
Kurban vak’asını Hz. İsmail’e değil Hz. İshâk’a mal etmişlerdir. İncil bu
hususta şunları yazmaktadır.

“Allah, Abraham (İbrahim)’ı imtihan etti ve dedi ki, ‘ey
İbrahim, tek ve yegâne sevdiğin oğlun İshâk (İshâk) ‘ı yanına alarak Moriah
ülkesine git ve orada benim göstereceğim dağlardan birine onu kurban et.”
(Do­ğuş, Bölüm: 22,1-2).

Bu satırlarda dikkate değer iki nokta vardır. Birincisi, kurban
edile­cek evlâd’ın İshâk olduğu belirtilmiştir. İkincisi, bu çocuğun, Hz.
İbra­him’in tek evladı olduğu söylenmiştir. Halbuki, bizzat İncil’in bazı diğer
kayıtlarından bu sözlerin tamamıyla yanlış olduğu anlaşılıyor. Meselâ İncil’in
şu paragraflarına bakın:

“Ve İbrahim’in zevcesi Sarah (Sâre)’ın hiçbir çocuğu yoktu. Onun
Mısırlı bir hizmetçisi vardı, adı Hâcer idi. Sarah Abraham (İbrahim)’e dedi ki,
‘Bak Hüdavend beni evlâttan mahrum bırakmıştır. Onun için sen benim hizmetçimin
yanına git. Belki de böylece evimiz neş’e ile dolar.’ ‘Ve İbrahim, Sarah’ın
dediğini yaptı. Ve İbrahim, Ken’an ülkesinde 10 sene­den beri kalıyordu ve işte
bu sıralarda karısı Sare kendi hizmetçisini O’na verdi, ki O’nun karısı olsun.
Ve O, Hâcer’in yanına gitti ve O hamile kaldı.” (Doğuş, Bölüm: 16, 1-3).
“Allah’ın meleği O’na dedi ki, sen ha­milesin ve sen bir erkek çocuk dünyaya
getireceksin. Adını İsmail koy.” (Doğuş, 16-11)

“İbrahim ve Hâcer’den İsmail doğduğu zaman İbrahim 86 yaşında
idi.” (Doğuş, 16:16).

“Ve Hüdavend, İbrahim’e dedi ki, senin karın olan Sarah’dan da
sa­na bir erkek çocuk bahşedeceğim. Adını İshâk koyarsın… O, gelecek yıl aynı
tarihte Sarah’dan doğacaktır… O zaman İbrahim, oğlu İsmail’i ve evin diğer
erkeklerini yanına aldı ve aynı gün Allah’ın emriyle onları sünnet etti. İbrahim
99 yaşında iken sünnet oldu. İsmail ise sünnet olduğu zaman 13 yaşında idi.”
(Doğuş, 17:15-25).

“Ve oğlu İshâk doğduğu zaman İbrahim 100 yaşında idi.” (Doğuş,
21:5).

Bu ifadeler ile İncil’in, içine düştüğü çelişki kendiliğinden
ortaya çı­kıyor. Şöyle ki, 14 yaşına kadar Hz. İsmail, Hz. İbrahim’in tek evlâdı
sıfa­tını koruyordu. Eğer Allah, Hz. İbrahim’den tek evlâdının kurban
edilme­sini istemişse o İsmail olmalıdır. Yok eğer Allah, Hz. İshâk (a.s.)’ın
kur­ban edilmesini istemişse, o zaman O’nun Hz. İbrahim’in tek evlâdı oldu­ğunu
söylemek yanlış olur.

Bu hususla, İslâm kaynaklarında da derin ihtilâflar vardır.
Müfessir­lerin bir bölümünün sahabeler ve tâbîler’den naklettikleri hadislere
göre Kurban edilmesi emrolunan çocuk Hz. İshâk’tı. Bu grupta şu isimler yer
almaktadır.

Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abdullah bin Mes’ud, Hz. Abbas bin
Abdulmuttalib, Hz. Abdullah bin Abbas, Hz. Ebû Hureyre, Katâde, İkrime, Ha­san
Basrî, Sa’id bin Cübeyr, Mücâhid, Şa’bi, Mesrûk, Mekhûl, Zührî, Atâ, Mukâtil,
Süddî, Ka’b-i Ahbâr, Zeyd bin Eslem (r.a.) vs.

İkinci grupta yer alanlar ise kurban edilmesi emrolunan çocuğun
Hz. İsmail (a.s.) olduğunu savunuyorlar ki, bunlar şöyle sıralanabilirler: Hz.
Ebû Bekr, Hz. Ali, Hz. Abdullah bin Ömer, Hz. Abdullah bin Abbas, Hz. Ebu
Hureyre, Hz. Muaviye, İkrime, Mücâhid, Yusuf bin Mehran, Hasan Basrî, Muhammed
bin Kâ’b el-Kurâzî, Şa’bi, Said bin el-Müseyyeb, Dahhâk, Muhammed bin Ali bin
Hüseyin (İmam Muhammed el-Bâkır), Rebi’ bin Enes ve İmam Ahmed bin Hanbel vs.

Bu iki listeyi birbiriyle karşılaştırınca bazı isimlerin
müşterek oldu­ğunu görürüz. Yani, aynı zât’ın değişik hadisler naklettiği
belirtilmiştir. Meselâ, İkrime’nin, Hz. Abdullah bin Abbas’tan naklettiği hadise
göre kurban edilmesi emrolunan çocuk Hz. İshâk’tı. Fakat Atâ bin Ebi Rebâh’ın
yine Hz. Abdullah bin Abbas’tan naklettiği hadis şöyledir: “Yahudiler, kurban
edilmesi istenen çocuğun İshâk olduğunu iddia ediyorlar. Ama Yahudiler yalan
söylemektedir”. Aynı şekilde Hz. Hasan Basrî’nin, Hz. İshâk’ın “zebîh” (Allah
yolunda kurban edilen) olduğuna inandığına dair bir hadis vardır. Fakat, Amr bin
Ubeyd’in ifadesine göre, Hz. Hasan Basrî, Hz. İsmail’in zebîh olduğu konusunda
hiç tereddüt etmiyordu.

Hadisler ve tefsirlerde bu konuda ortaya çıkan anlaşmazlık,
gayet do­ğal olarak ulema ve fakihin de iki ayrı gruba bölünmesine yol açmıştır.
Nitekim, İbn Cerir ile Kadı İyâz vs. reylerini kesinlikle Hz. İshâk lehinde
vermişlerdir. İbn Kesir gibi alimler ise kesinlikle Hz. İsmail’in zebîh
oldu­ğuna karar vermişlerdir. Fakat, Celâleddin Suyutî gibi âlimler de ortada
kalmış ve kesin bir tavır takınmaktan kaçınmışlardır. Fakat elimizdeki bü­tün
kaynakları bilimsel ve objektif şekilde değerlendirecek olursak “zebîh”in, Hz.
İsmail olduğuna karar verebiliriz. Bu hususta şu delilleri ileri sürebiliriz.

1. Sâffât suresinde, Hz. İbrahim’in, anayurdundan ayrılırken
Allah’tan kendisine sâlih bir evlât ihsan etmesini istediği belirtilmiştir. Buna
cevap olarak, Allah(c.c) kendisine halim (uysal ve mütevazi) bir evlât
bahşedi­leceğini müjdelemiştir. Olayların gelişmesi, Hz. İbrahim’in o ân içinde
bu­lunduğu şartlar ve konuşma tarzı, Hz. İbrahim’in, duasını evlatsız olduğu bir
sırada yaptığını gösteriyor. Müjdelenen çocuğun da onun ilk erkek ço­cuğu olduğu
anlaşılıyor. Ayrıca sure’nin dili, üslûbu ve hâdisenin mahiye­ti aynı çocuğun
delikanlılık çağma geldiği zaman Hz. İbrahim’in O’nu Al­lah’ın arzusuna göre
kurban etmeye karar verdiğini de gösteriyor. Böyle­ce, Hz. İbrahim’in ilk
evlâdının Hz.İsmail olduğu kesinlikle ortaya çıkı­yor. Buna ilâveten, Kur’ân-ı
Kerim’de Hz. İbrahim’in iki oğlundan bahse­dilirken isimleri de sıra ile
anılmıştır.

“Bana ihtiyarlığımda İsmail ve İshâk’ı bahşeden Allah’a
hamdede­rim”. (İbrahim; 39)

2. Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İshâk’ın doğacağına dair verilen
müjdede kendisi için “ilim sahibi” (Zâriyat; 28) kelimesi kullanılmıştır. Hicr
sure­sinde de şöyle denilmiştir: “Biz seni âlim bir evlât ile müjdeliyoruz”

(Ayet; 53). Fakat Sâffât sûresinde müjdelenen çocuğun “halîm”
(uysal, mütevazı) olduğu beyan edilmiştir. Demek ki, her iki çocuk da ayrı ayrı
huy ve karaktere sahiptiler. Hz. İsmail’in karakterinin belirgin özelliğinin
“halim” olduğu anlaşıldıktan sonra, kurban edilmesi emrolunan çocuğun İsmail’den
başka birisinin olmadığı da sanırız anlaşılmış olacaktır. Zira. Hz. İbrahim
tarafından kurban edilmesi istenen çocuğun âlim değil, halîm olduğu Kur’ân-ı
Kerim’de belirtilmiştir. Ayrıca halîm olan ilk çocuk ancak delikanlılık çağma
yaklaştığı zaman âlim olan ikinci çocuk doğmuştu, ikinci çocuğun doğacağına dair
müjde de ancak kurban vak’asından sonra verildiğine göre ilk kurbanlık muhakkak
Hz. İsmail’di.

3. Kur’ân-ı Kerim’de, Hz. İshâk’ın doğacağına ilişkin müjde
verilirken İshâk’ın da Yakûb adında bir çocuğa sahip olacağı belirtilmiştir:

“Ayakta duran İbrahim’in zevcesi güldü. Biz de O’na İshâk’ı,
O’nun ardından da Yakûb’u müjdeledik”. (Hûd; 71)

Şimdi, Hz. İbrahim, rüyasında ilerde olacak bir çocuğunu
boğazlar­ken görmüş olsaydı, Allah’ın onun gerçekten kurban edilmesini
istediğine ihtimal vermezdi. Zira, bu çocuk kurban edildiği takdirde onun Yakûb
adında bir evlâdın babası olması söz konusu olamazdı. Allame İbn Cerir bu delili
çürütmek maksadıyla diyor ki, belki de Hz. İbrahim rüyasını, Hz. İshâk, Yakûb
adında bir erkek çocuğuna sahip olduktan sonra görmüştür. Fakat bu çok uzak ve
gülünç bir tahmindir. Zira, Kur’ân-ı Kerim, kurban edilmesi istenen çocuğun
“babasıyla beraber koşacak yaşa geldiği” zaman kurban edilmeye götürüldüğünü
açık bir dille ifade ediyor. Herhangi bir ön yargı olmayan bir kişi bu cümleyi
okuyunca kurbanlık çocuğun ancak 8-10 veya en fazla 12-13 yaşlarında olduğunu
düşünecektir. Çoluk-çocuk sahibi bir gençten söz edilirken böyle bir ifadenin
kullanılabileceği düşü­nülemez.

4. Kur’ân-ı Kerim’de kurban vaka’sının tümü anlatıldıktan
sonraki ayetlerde Hz. İbrahim’e “peygamber olacak İshâk adında salihlerden bir
evlâdın müjdelendiği” belirtilmiştir. Bu ayetlerden de kurbanlık çocuğun Hz.
İshâk olmadığı belli oluyor. Aksine, önce İsmail adında bir başka ço­cuğun
müjdelendiği ve babasıyla beraber koşacak yaşma geldiği zaman O’nun kurban
edilmesi istendiği ifade edilmiştir. Hz. İbrahim bu imtihan­dan başarıyla
geçtikten sonra O’na İshâk adında başka bir çocuk müjde­lenmiş oldu. Olayların
bu zinciri ve sıralaması, kurbanlık çocuğun Hz. İshâk olmadığını, aksine bu
çocuğun İshâk’tan birkaç sene önce doğmuş olduğunu açık seçik bir şekilde ortaya
çıkarıyor. Allâme İbn Cerir bu açık delili şu tezle reddediyor. İlk önce
İshâk’ın doğacağı müjdelenmişti ve Allah’ın dileği üzerine ölmeye hazır olunca
O’na mükâfat olarak peygamber­lik verileceği bildirilmişti. Ne var ki, İbn
Cerir’in bu delili eskisinden daha da zayıftır. Çünkü gerçekten böyle bir şey
olsaydı, o zaman Cenab-ı Al­lah, “O’na salihlerden bir peygamber olmak üzere
İshâk’ı müjdeledik” ye­rine, “aynı çocuğun salihlerden bir peygamber olacağını
O’na müjdeledik” ifadesini kullanırdı.

5. Güvenilir rivâyet ve hadislere göre Hz. İsmail’in fidyesi
olarak kur­ban edilen mandanın boynuzu Ka’be’de Hz. Abdullah bin Zübeyr (r.a.)
dö­nemine kadar muhafaza edilmişti. Daha sonra, Haccâc bin Yusuf Ha­rem’de Hz.
Zübeyr’i kuşatıp Kâbe’yi yerle bir edince bu boynuz da ortadan kayboldu. İbn
Abbas ve Amir Şâ’bi bu boynuzu Kâbe’de gördüklerini be­lirtiyorlar. (Bk. İbn
Kesir). Bu gösteriyor ki, Kurban vak’ası Suriye’de değil, Mekke-yi Muazzama’da
vuku bulmuştu ve kurbanlık Hz. İsmail (a.s.)’di. Çünkü böyle olmasaydı, Hz.
İbrahim ve Hz. İsmail tarafından in­şa edilen Kâbe’ye kurban vak’asının bir
hatırası olarak boynuz saklanmaz­dı.

6. Arap rivâyetlerine göre, Arap’lar yüzyıllar boyu Kurban
vak’asının Mina’da meydana geldiğine inana gelmişlerdi. Ve o zamandan başlayarak
Hz. Peygamber (a.s.) zamanına kadar, hacılar Mina’ya gidip Hz. İbrahim’in
geleneğine göre kurban kesmişlerdi. Daha sonra Hz. Muhammed peygamberlik
payesine yükselince bu geleneği İslâmiyet’in hac farizasının bir parçası haline
getirdi. Bugün dahi müslüman hacılar 10 Zilhicce tari­hinde kurbanlıklarını
Mina’da kesiyorlar. Geçen 4500 yıldan beri kesinti­siz sürdürülen bu gelenek,
Hz. İbrahim’in kurban etmek istediği oğlunun İshâk değil, İsmail olduğunu inkâr
edilmez bir kanıtıdır. Hz. İshâk’ın so­yundan oldukları bilinen Yahudiler ile
Hıristiyanlar arasında müslüman üm­meti gibi, bütün milletin belirli bir günde
kurban kesmesi veya bundan Hz. İbrahim’in kurban kesmesinin bir anısı olarak
sürdürülen bir gelenek yoktur.

Bunlar öylesine sağlam ve inkâr edilmez delillerdir ki, bunların
orta­da bulunmasına rağmen bizzat müslümanların bazı ileri gelenlerinin Hz.
İshâk’ı “zebîh” (kurbanlık) olarak neden kabul ettiklerine hayret edilebilir.
Yahudilerin böyle iftihar edilmesi gereken bir olayı, Hz. İsmail yerine ata­ları
olan Hz. İshâk’a mal etmeleri anlaşılır bir şeydir. Ama, müslümanların bir
grubunun bu haksızlığı kabullenmelerine ne demeli? Allâme İbn Kesîr bu sorunun
gayet tatminkâr cevabını meşhur tefsirinde vermiştir:

“Hakikati ancak Allahu Teâlâ bilir. Fakat dikkat edildiğinde Hz.
İshâk’ın zebîh (kurbanlık) olmasıyla ilgili bütün hadis ve rivayetlerin, Kâb-ı
Ahbâr tarafından nakledildiği ortaya çıkar. Bu zat, Hz. Ömer döne­minde
müslümanlığı kabul etmişti ve müslümanlara Yahudi ve nasarânın kitaplarından
pasajlar okurdu. Kâ’b-ı Ahbâr’ın okuduğu parçaları ilk önce sadece Hz. Ömer
dinlerdi, daha sonra bazı diğer kimseler de bunları dinle­meye başladılar.
Böylece, Ka’b’ın bazı doğru, yanlış ve uydurma hikâye ve masallarını da
müslümanlar dinler hale geldiler. Halbuki, bu ümmet’in Ka’b’ın bilgi
hazinelerine ihtiyacı yoktu.”

Bu konuya Muhammed bin Kâ’b Kurazî’nin bir hadisi de ışık
tutuyor. Muhammed bin Kâ’b Kurazî diyor ki, “bir defasında benim yanımda Hz.
Ömer bin Abdülaziz ve bazı diğer arkadaşları arasında ‘zebîh’in İsmail mi yoksa
İshâk mı olduğu tartışması çıktı. Toplantıda, daha önce Yahudi ama sonradan
dindar bir müslüman olan bir zât da vardı. O dedi ki, ‘ya Emir’ul Mü’minin,
vallahi billahi, zebîh, Hz. İsmail’di. Yahudiler bu gerçeği çok iyi biliyorlar,
fakat Araplara karşı kin ve kıskançlıkları olduğu için Hz. İshâk’ın zebîh
olduğunu iddia ediyorlar” (İbn Cerir).

Bu iki olayı bir araya getirip inceleyecek olursak, Hz.
İsmail’in kur­ban oluşuyla ilgili ortaya çıkan ihtilâfın, Yahudilerin sinsi ve
plânlı bir propagandasının neticesi olduğunu anlayabiliriz. Müslümanlar başından
beri ilmi konularda ihtiyatlı ve toleranslı davrandıkları için Yahudiler
tara­fından naklonunan rivâyetleri birer tarihi gerek olarak kabul ediverdiler
ve bunları yeterince araştırıp, ölçüp, biçip reddetmediler.

İlgili Makaleler