Rasûlullah’ın Ataları
21.1.2. Hz.
İsmail (a.s.)’in Doğuşu
İbrahim oğullarının ikinci kolunda, yani İsrail oğullarında
ortaya çıkan çeşitli ayıp ve kötülüklerden biri tarihi ve dînî kitapları tahrif
etmeleriydi. İsrail oğulları geçmişe ait bütün başarı ve faziletleri
kendilerine mal etmeye çalıştılar. Buna karşılık, tarih boyunca hangi
milletlerle rekabete girmiş veya ihtilâfa düşmüşlerse onları kötülemek ve
karalamak için olanca güçleriyle çalıştılar. İncillerde bunun çeşitli misalleri
vardır. Meselâ, İncillere göre Hz. Lût bir peygamber değildi ve kendisi Hz.
İbrahim (a.s.) tarafından vaaz ve telkin için Sodom’a gönderilmemişti. İncillere
göre amca ve yeğen arasında kavga çıkmış ve amca, yeğeninden başka bir ülkeye
gidip yerleşmesini istemişti. (Doğuş, Bölüm: 13,5-12). Bundan daha kötü örneği
de vardır. Meselâ, İncillerdeki kayıtlara göre, Lût kavmine Allah’ın azabı
inince Hz. Lût iki kızını oradan alıp Sodom’u terk etti ve Sodom yakınlarında
Hebron şehrinde bulunan amcası Hz. İbrahim’e gitmeyip bir mağaraya yerleşti. O
mağarada hâşâ iki kızı Hz. Lût’a içki içirerek kendisiyle cinsel ilişkide
bulundular ve hamile kaldılar. Kızlardan biri Muâb’lıların atası olan Muâb’ı
doğururken diğeri Ammun oğullarının atası olan Bin Ammî’yi doğurdu. (Doğuş,
Bölüm 19, 30-38). İsrail oğulları işte bu şekilde Muâb’lılar ile Ammun
oğullarına karşı duydukları kin ve nefreti kustular, çünkü tarihte İsrail
oğulları ile bu kabileler arasında büyük dinî, siyasî ve askerî çekişmeler
olmuştur.
İsrail oğulları aynı muameleyi İsmail oğulları için de revâ
gördüler. İncil’deki kayıtlara göre Hz. İsmail’in annesi Hz. Hâcer, Hz. Sare
(r.a.)’nin hizmetçisiydi. Yine İncil’e göre, Hz. Hâcer’in evlatsız olduğunu
görünce kocası Hz. İbrahim’den hizmetçisine gidip kendisiyle cinsi münasebet
kurmak suretiyle çoluk, çocuk sahibi olmasını temin etmeye çalıştı. Hz. İbrahim
(a.s.) hâşâ dediğini yaptı ve böylece Hz. Hâcer’in batınından Hz. İsmail (a.s.)
doğdu. (Doğuş, Bölüm: 16, 1-4 ve 15-16). Halbuki, İncil’in Doğuş kitabının 12.
bölümünün 16. ayetinde, o dönemin Firavun’unun, Hz. İbrahim’e verdiği bol
miktarda mal mülk, servet, hayvan, uşak ve hizmetçiler arasında Hz. Hâcer’in[3]
de yer aldığı belirtilmiştir. Bu itibarla, Hz. Hâcer’in Hz. Sare (r.a.)’nin
hizmetçisi olduğu beyanatı bizzat İncil’e göre yanlıştır. Hz. Hâcer, Hz.
İbrahim’in cariyesi veya hizmetçisi olduğu için onunla temettü etmek (cinsi
münasebette bulunmak) hususunda Hz. Sare’nin iznine muhtaç değildi.
Yine İncil’in kayıtlarına göre Hz. İsmail, babası Hz. İbrahim
ile Filistin’de kaldı ve kendisi 14 yaşında iken Hz. Sare’nin batnından Hz.
İshâk (a.s.) doğdu. (Doğuş, Bölüm: 18, ayet: 24-26, Bölüm: 21, ayet: 1-5). Daha
sonra İncil’de şu metne rastlıyoruz:
“Ve o çocuk (Hz. İshâk) büyüdü ve sütten kesildi. Izhak (İshâk)’ın
sütten kesildiği gün Abraham (Hz. İbrahim) büyük bir ziyafet verdi. Ve Saran
baktı ki, Mısırlı Hâcer’in İbrahim’den doğmuş olan oğlu kahkahalarla gülüyor.
Bunun üzerine İbrahim’den o hizmetçi (Hâcer) ve oğlunu oradan uzaklaştırmasını
istedi. Böylece hizmetçinin oğlu, onun oğlu İshâk ile mirasında ortak
olmayacaktı. İbrahim oğluyla ilgili bu sözlerden hoşlanmadı. Ve Tanrı İbrahim’e
dedi ki, sen bu hizmetçi ve oğlu için canını sıkma ve Sarah’ın sana dediklerini
yap… Ondan sonra, İbrahim sabah kalkarak ekmek ve bir su tulumu alıp Hâcer’e
verdi, daha doğrusu omzuna yerleştirdi ve çocuğuyla beraber oraya vedâ etti.
Böylece, o oradan ayrıldı ve Hâcer bir-i Sebe’ çölünde dolaşmaya başladı.
Tulumdaki su bitince çocuğu bir çalının yanına bıraktı ve ondan bir ok
fırlatılışının mesafesinde gidip oturdu ve ‘hiç olmazsa oğlumun öldüğünü kendi
gözümle görmeyelim’ diye dövünmeye başladı. Fakat Allah o çocuğun yalvarışını
dinledi ve Allah’ın meleği gökten Hâcer’e seslendi ‘ey Hâcer sana ne oldu? Sen
korkma; Allah çocuğun bulunduğu yerden onun sesini işitmiştir. Kalk ve çocuğunu
kaldır, zira Allah onu büyük bir ümmet yapacaktır.’ Daha sonra Allah onun
gözlerini açtı. O sırada O (Hâcer) orada bir kuyu gördü ve tulumunu oradan
suyla doldurdu ve oğluna bu suyu içirdi. Ve Allah O çocukla beraberdi. O
(çocuk) büyüdü ve çölde yaşamaya başladı ve iyi bir okçu oldu. O Faran vâdesinde
yaşıyordu ve annesi O’na Mısır’dan bir gelin buldu.” (Doğuş, Bölüm: 21, ayet:
8-21).
Görülüyor ki, bütün bu saçma sapan masalı İsrail oğulları, Hz.
İbrahim (a.s.) ile Hz. İsmail (a.s.)’in Arabistan, Mekke, Ka’be ve zemzem ile
bütün ilişkilerini koparmak amacıyla uydurmuşlardır. Çünkü, Hz. İbrahim’in
Arabistan’a yaptığı yolculuğu yok saymak, Hz. İsmail’in 14 yaşına kadar
Filistin’de kaldığını göstermek ve daha sonra Faran vadisinde O’nun yaşamış
olduğunu, su kuyusunun orada belirmiş bulunduğunu ve Mısırlı bir kadınla
evlenmiş olduğunu göstermek suretiyle Din-i İbrahimî’nin merkezinin Arabistan ve
Mekke olduğuna ilişkin İslâm tarihi’nin önemli bir bölümüne sünger çekmeye
çalışmışlardır. İncil’de Faran ile ilgili geçen kayıtlara göre bu vâdi
Filistin’in güneyinde, Araba vadisinin batısında, Sina çölünün kuzeyinde ve
Mısır ile Akdeniz’in doğusunda idi. Anlaşılacağı gibi, bunun Mekke’yi çevreleyen
Faran dağlarıyla bir ilgisi yoktur. Ayrıca bu hikâyede Hz. Sare ve Hz. İbrahim
(a.s.)’in karakterinin kötü ve adi olarak gösterilmiş olması ve bu işe Cenab-ı
Allah’ın adının bile karıştırılmış bulunması, İsrail oğullarının ahlâkî değer ve
kavramlarının ne kadar düşük olduğunu göstermeye yeter. Bu hikâyede bir
peygamber (Hz. İbrahim)’in karısı ve başka bir peygamber (Hz. İshâk)’in annesi
kıskanç bir kadın ve kuma olarak gösterilmiştir. Bu kadın, kumasının oğlunun
gülmesine ve neşelenmesine tahammül edemiyor ve kocasından O’nu ve annesini
kovmasını ve mirasından mahrum bırakmasını istiyor. Büyük ve tanınmış bir
peygamber olan kocası da acımasız bir baba gibi ortaya çıkıyor. Nitekim, 15-16
yaşlarındaki çocuğunu annesiyle birlikte sadece ekmek ve su tulumuyla çöle
sürdüğü ve ölümleri veya yaşamaları hakkında herhangi bir haber almadığı
gösteriliyor… Allah-u Teâlâ da İsrail oğullarının atası olan Hz. İshâk uğruna,
annesinin kendi kumasına karşı duyduğu nefret ve oğluna karşı beslediği kine
mağlup olarak ileri sürdüğü isteklerinin Hz. İbrahim (a.s.) tarafından yerine
getirilmesini isteyen bir varlık olarak ortaya konuyor. Yani, bir bakıma Allah
da Hz. İbrahim (a.s.) ile birlikte Hz. Sare’nin hâşâ zulmüne ve oyununa âlet
oluyor. Bu asılsız iftiralarla dolu olan saçma sapan masala tarih adını vermek
tarihe hakarettir. Zira tarih ve gerçekler, ancak Kur’ân-ı Kerim ve Hadis’te
vardır. Kur’ân ve Hadislerin anlattıkları; 4 bin yıldan beri Araplar arasında
nesilden nesile intikal eden rivayetler ve diğer tarihi malzemeler tarafından
teyit ediliyor.
Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesine göre, Hz. İbrahim (a.s.)
anayurdundan hicret ederken Allah’a şöyle bir istekte bulunmuştu: “Ey Rabbim,
Bana salihlerden bir evlât ihsan buyur dedi.” (Sâffât; 100). Hz. İbrahim’in bu
duası aradan uzun bir zaman geçtikten ve kendisi hayli yaşlandıktan sonra Allah
katında kabul olundu. Nitekim, Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususta, Hz. İbrahim’in şu
sözlerine yer verilmiştir: “Bana ihtiyarlığımda İsmail ve İshâk’ı bahşeden
Allah’a hamd ederim.” Hz. İsmail ile İshâk’ın doğumundan önce, Allah (cc.) Hz.
İbrahim’e gereken müjdeyi vermişti. Hz. İsmail’in doğumuyla ilgili müjde şöyle
idi: “Biz de O’nu halîm (uysal) bir evlât ile müjdeledik.” (Sâffât; 101). Aradan
birkaç yıl geçtikten sonra , hatta, Hz. İsmail delikanlılık çağına girdikten
sonra, Hz. İbrahim’e ikinci oğlu İshâk ile ilgili müjde verildi. “Onlar,
‘korkma’ dediler. Ve O’nu ilim sahibi bir evlât ile müjdelediler.” (Zâriyat;
28). Bu ikinci müjdeyi aldıktan sonra Hz. İbrahim şöyle dedi: “Bana ihtiyarlık
gelmişken, beni evlât ile mi müjdeliyorsunuz? Neye dayanarak müjdeliyorsunuz?”
(Hicr; 54). Müjdeyi aldıktan sonra Hz. Sare (r.a.)nin durumu da şöyle oldu:
“Bunun üzerine zevcesi, bir hayret içinde onlara dönüp elini yüzüne vurarak,
‘ben kısır bir kocakarıyım’ dedi.” (Zâriyat; 29). Bu ayetlere bakarak, Hz.
İbrahim 86 yaşında iken Hz. İsmail’in doğduğu ve 100 yaşında iken Hz. İshâk’ın
doğduğu yolunda İncil’in ifadesinin doğru olduğunu söyleyebiliriz. (Doğuş,
Bölüm: 16, ayet-16 ve Bölüm: 21, ayet: 5).