Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Rasûlullah’ın Ataları

21.1.6. Kâ’be’nin
İnşası

Daha önce zemzem suyu sayesinde Cürhüm kabilesinden bazı
kimse­lerin Hz. Hâcer ile İsmail’in yanına gelip yerleştiklerine ve Mekke’nin
ya­vaş yavaş hatırı sayılır bir şehir durumuna gelmeye başladığına işaret
et­miştik. Hz. Hâcer’in aslında iyi ve uysal bir insan olduğunu ve bu sebeple
gerek kendisinin gerekse de Hz. İsmail’in yeni yerleşenler tarafından çok
sevildiklerini de beyan etmiştik. Hz. İsmail Cürhümlüler arasında büyü­yüp genç
bir delikanlı olunca, Cürhümlüler O’nun yakışıklılığı ve güzel ahlâkı yüzünden
kendi kabilelerinden bir kızla evlenmesini içtenlikle arzu ediyorlardı. Sahih-i
Buhârî’de Hz. Abdullah bin Abbas’ın bir rivâyeti nak­ledilmiştir. Buna göre, Hz.
İsmail önce Cürhümlü bir kızla evlendi, ancak Hz. İbrahim bu gelinini beğenmedi.
Bunun üzerine Hz. İsmail başka bir kızla evlendi. Bu kızı Hz. İbrahim çok sevdi.
Bu kızdan 12 erkek çocuk doğdu. Aynı rivâyete göre, Hz. Hâcer, oğlunun ilk
evliliğinden sonra ve­fat etti.

 

021

Kâbe’nin Yerleşim Plânı

Bundan sonra, Hz. İbrahim (a.s.) otuz yıl önce ailesinden bir
kısmını getirip ıssız ve tenha çöle yerleştirmesinin altında yatan asıl amacı
gerçek­leştirmeye koyuldu. Yukarıda bahsettiğimiz Sahih-i Buhârî’de geçen İbn
Abbas’ın rivâyetinin geriye kalan bölümü şöyledir: “Bir gün Hz. İsmail zemzem
kenarında bir ağacın dibinde oturup oklar yaparken, birden bire Hz. İbrahim
yanına geldi. Hz. İsmail O’nu görünce ayağa kalktı ve baba ile oğul, her baba ve
oğlun buluşup kucaklaşmaları gibi kucaklaştılar. Da­ha sonra, Hz. İbrahim
Allah’ın kendisine bir iş yapma emri verdiğini söy­ledi. Hz. İsmail de Allah’ın
kendisine emrettiği işi yapmanın doğru olaca­ğını söyledi. Hz. İbrahim, “bu işte
bana yardım eder misin?” diye sordu. Hz. İsmail, “tabii” diye cevap verdi. Bunun
üzerine, Hz. İbrahim, vadinin çevresindeki topraklardan biraz yüksek olan bir
kısmına işaret ederek, “iş­te orada Cenab-ı Allah benim bir ev yapmamı
istemiştir” dedi. Dolayısıy­la, baba ile oğul Beytullah (Allah’ın evi)’ın
temellerini atlılar. Hz. İsmail taş ve kaya parçalarını getirir, Hz. İbrahim de
onları yerlerine göre yerleş­tirirdi. Beytullah’ın duvarları yükselince, Hz.
İbrahim (a.s.) bugün “Ma­kam-ı İbrahim” (İbrahim’in yeri) olarak bilinen taşı
getirdi ve onun üzeri­ne çıkarak yeniden tuğla ve taşları yerleştirmeye başladı.
Bu iş, duvarlar iyice yükselinceye kadar sürdü.

21.1.6.1.
Arabistan’da ve Dünya’da Kâ’be’nin Durumu

Ka’be, diğer mescit veya camiler gibi sadece bir ibadet yeri
değil­dir. Aksine ilk günden beri İslâm dininin merkezi olarak kullanılmaya
başlandı. İslâm dininin evrensel mesajı buradan bütün dünyaya yayılma­ya
başlandı. Tek Allah’ı tanıyan ve O’na iman edenler dünyanın dört bir bucağından
akın akın buraya gelip beraber ibadet eder, Allah’ın önünde eğilirlerdi ve daha
sonra İslâmiyet’in mesajını Tevhid ve Risâlet’i ait ol­dukları ülke ve bölgelere
dönerek yeni bir şevk ve heyecanla yaymaya ça­lışırlardı. İman sahiplerinin
Ka’be’de toplanma hareketine “hac” ismi ve­rildi.

Beytullah veya başka bir deyimle, Kâbe’nin inşasının nasıl
başladığı, Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. İsmail’in hangi dua, temenni, dilek, istek
ve he­yecanla bunun temelini attıkları, duvarlarını yaptıkları, hac ananesinin
na­sıl başladığı, bunun anlamının ne olduğu Kur’ân-ı Kerim’de ayrıntılı bir
biçimde anlatılmıştır. Gelin onlara bir gözatalım:

“İnsanlar için tesis olunan ilk ev, Mekke’deki mübarek ve
âlemlere hidâyet sebebi olan (mabet)dir. Orada Allah’ın apaçık âyetleri ve
İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emin olur.” (Al-i İmrân; 196-197)

“Çevrelerinde insanların zorla (yakalanıp) kapılmakta olmasına
rağmen (Mekke’yi) korkusuz (ve emin bir belde) yaptığımızı onlar görme­diler
mi?” (Ankebut; 67)

Yani, Arabistan’da yaklaşık 2000 yıl her tarafta huzursuzluk,
cinayet, katliam, kavga ve savaş devam ederken, tek huzur ve sükûn yeri Beyt’ul
Haram (Harem) idi. Her tarafta kan dökülürken ancak burası emin bir yer­di ve
burada kan akıtmak haramdı. Kâ’be’nin bu hürmeti o kadar yaygın ve etkileyici
idi ki, kan davasının bir gelenek ve iftihar kaynağı haline ‘ geldiği Arap
toplumunda, bir vahşi bedevi bile Beytullah’ın içinde babası­nın katilinin kılma
dokunmaya cesaret edemezdi.

“Bizim, Beyti sevab kazanılacak yer ve emniyet mahalli
eylediğimizi yâd et. İbrahim’in makamını namazgah yaptınız. İbrahim ve İsmail’e,
Bey­timi tavaf edenler, itikâf eyleyenler ve namaz kılanlar için temizleyin diye
emrettik. İbrahim, ‘Ya Rabbi! Burayı emniyetli bir belde kıl. Ve halkın­dan,
Allah’a ve Ahiret’e iman edenleri dünyanın mahsulünden rızıklandır’ dediğinde
Allah, onlardan inkâr edenleri az bir şey faydalandıracağım. Sonra cehennem
azabına icbar ederim. Orası ne fena gidilecek yerdir’ buyurdu. İbrahim ile
İsmail, Beyt’in duvarlarını yükselttiklerinde, ‘ya Rabbi, bizden kabul buyur.
Sen işitir ve bilirsin’. ‘Ya Rabbi, biz sana tes­limiyetle sabit kıl.
Zürriyetimizden sana boyun eğen müslüman bir ümmet yarat. Bize menasikimizi
(ibadet edecek yerlerimizi) göster, bizi mağfiret el. Sen kullarına acır ve af
edersin. Ya Rabbi, O müslüman ümmete ken­dilerinden bir peygamber gönder ki,
onlara âyetlerini okusun. Kitabı ve hikmeti öğretsin, onları günahlardan
temizlesin. Sen aziz ve hakimsin’ di­ye dua ettiler”. (Bakara; 125-129)

“Ey Rabbimiz! Ben senin mukaddes olan evinin yanında ekinsiz bir
vadide evlâtlarımdan bir kısmını yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Bu, Beyt-i Haram’da
dosdoğru namaz kılmaları içindir. İnsanlardan bir kısmını kalplerini onlara
meylettir. Şükretmeleri için, o belde halkını bazı meyve­lerle rızıklandır”
(İbrahim; 37)

“Şunu hatırla ki, İbrahim, ‘ya Rabbi, bu beldeyi emin kıl. Beni
ve evlâtlarımı putlara tapmaktan uzak tut.” ‘Ey Rabbim, o putlar insanlar­dan
bir çoğunu yoldan çıkardılar. Artık bundan sonra kim bana tabi olursa o
bendendir. Ve bana âsî olan senin kudretin altındadır. Sen Gafursun, Rahimsin”.
(İbrahim; 35-36)

“İbrahim’e Beyt’in yerini gösterdiğimizde, ‘Bana hiçbir eş
tutma. Beytimi, tavaf edenler, orada namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için
iyice temizle. İnsanlara haccı ilân et. Sana yürüyerek, zayıf develere bi­nerek
ve uzak olan her yoldan gelsinler. Ta ki, kedilerine ait menfaatlere şâhid
olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlar üze­rine malûm
olan günlerde Allah’ın ismini zikretsinler. O kurbanlardan yeyin ve muhtaç olan
fakirleri doyurun”. (Hacc; 26-28)

21.1.6.2. Cahiliyye
Döneminde Kâ’be’nin Bereketleri

Daha önce işaret ettiğimiz gibi, Ka’be alelâde bir ibadet yeri
değildi. Hicaz veya Arabistan’da bunun önemli bir dini ve içtimai hüviyeti
vardı. Ka’be, merkezi yeri ve kutsallığı açısından bütün ülkenin siyasi,
içtimai, iktisadi ve kültürel hayatında önemli bir mevkiye sahipti. Hac ve umre
için bütün ülkenin insanları buraya gelip toplanırlardı. Bu toplantı, kavga ve
savaşlar yüzünden tam bir anarşik manzara arzeden Arabistan’da geçici olarak da
olsa birlik ve beraberlik havası estirirdi. Ülkenin her köşesinden gelen
İnsanlar birbirini görür, tanışır, kaynaşırlardı. Çeşitli bölge ve kabi­lelere
ait İnsanlar arasında toplumsal ve sosyal ilişkiler kurulurdu. Hac mevsiminde
yapılan şiir müsabakası, Arap dil ve edebiyatının gelişmesine ve arınmasına
yardımcı olurdu. İnsanların bir araya gelmesi ve ticari alış­veriş için de
faydalı olurdu ve böylece bütün memleket bunun ekonomik yararlarını görürdü.
Haram aylar[10]
sayesinde Arabistan’da senenin üçte birinde huzur ve barış sağlanmış olurdu.
İşte bu aylarda Arap kafileleri, ti­caret ve diğer gayeler için ülkenin bir
ucundan öbür ucuna gidip gelebilir­lerdi. Kurbanlık hayvanlar, boyunlarında
taşıdıkları işaretler ile kafilelerin dolaşımını hayli kolaylaştırırlardı. Zira,
bu işaretleri görenler saygılarını belirtir ve kâfirlere dokunmaya cesaret
edemezlerdi.

İlgili Makaleler