Rasûlullah’ın Ataları
Daha önce zemzem suyu sayesinde Cürhüm kabilesinden bazı
kimselerin Hz. Hâcer ile İsmail’in yanına gelip yerleştiklerine ve Mekke’nin
yavaş yavaş hatırı sayılır bir şehir durumuna gelmeye başladığına işaret
etmiştik. Hz. Hâcer’in aslında iyi ve uysal bir insan olduğunu ve bu sebeple
gerek kendisinin gerekse de Hz. İsmail’in yeni yerleşenler tarafından çok
sevildiklerini de beyan etmiştik. Hz. İsmail Cürhümlüler arasında büyüyüp genç
bir delikanlı olunca, Cürhümlüler O’nun yakışıklılığı ve güzel ahlâkı yüzünden
kendi kabilelerinden bir kızla evlenmesini içtenlikle arzu ediyorlardı. Sahih-i
Buhârî’de Hz. Abdullah bin Abbas’ın bir rivâyeti nakledilmiştir. Buna göre, Hz.
İsmail önce Cürhümlü bir kızla evlendi, ancak Hz. İbrahim bu gelinini beğenmedi.
Bunun üzerine Hz. İsmail başka bir kızla evlendi. Bu kızı Hz. İbrahim çok sevdi.
Bu kızdan 12 erkek çocuk doğdu. Aynı rivâyete göre, Hz. Hâcer, oğlunun ilk
evliliğinden sonra vefat etti.

Kâbe’nin Yerleşim Plânı
Bundan sonra, Hz. İbrahim (a.s.) otuz yıl önce ailesinden bir
kısmını getirip ıssız ve tenha çöle yerleştirmesinin altında yatan asıl amacı
gerçekleştirmeye koyuldu. Yukarıda bahsettiğimiz Sahih-i Buhârî’de geçen İbn
Abbas’ın rivâyetinin geriye kalan bölümü şöyledir: “Bir gün Hz. İsmail zemzem
kenarında bir ağacın dibinde oturup oklar yaparken, birden bire Hz. İbrahim
yanına geldi. Hz. İsmail O’nu görünce ayağa kalktı ve baba ile oğul, her baba ve
oğlun buluşup kucaklaşmaları gibi kucaklaştılar. Daha sonra, Hz. İbrahim
Allah’ın kendisine bir iş yapma emri verdiğini söyledi. Hz. İsmail de Allah’ın
kendisine emrettiği işi yapmanın doğru olacağını söyledi. Hz. İbrahim, “bu işte
bana yardım eder misin?” diye sordu. Hz. İsmail, “tabii” diye cevap verdi. Bunun
üzerine, Hz. İbrahim, vadinin çevresindeki topraklardan biraz yüksek olan bir
kısmına işaret ederek, “işte orada Cenab-ı Allah benim bir ev yapmamı
istemiştir” dedi. Dolayısıyla, baba ile oğul Beytullah (Allah’ın evi)’ın
temellerini atlılar. Hz. İsmail taş ve kaya parçalarını getirir, Hz. İbrahim de
onları yerlerine göre yerleştirirdi. Beytullah’ın duvarları yükselince, Hz.
İbrahim (a.s.) bugün “Makam-ı İbrahim” (İbrahim’in yeri) olarak bilinen taşı
getirdi ve onun üzerine çıkarak yeniden tuğla ve taşları yerleştirmeye başladı.
Bu iş, duvarlar iyice yükselinceye kadar sürdü.
21.1.6.1.
Arabistan’da ve Dünya’da Kâ’be’nin Durumu
Ka’be, diğer mescit veya camiler gibi sadece bir ibadet yeri
değildir. Aksine ilk günden beri İslâm dininin merkezi olarak kullanılmaya
başlandı. İslâm dininin evrensel mesajı buradan bütün dünyaya yayılmaya
başlandı. Tek Allah’ı tanıyan ve O’na iman edenler dünyanın dört bir bucağından
akın akın buraya gelip beraber ibadet eder, Allah’ın önünde eğilirlerdi ve daha
sonra İslâmiyet’in mesajını Tevhid ve Risâlet’i ait oldukları ülke ve bölgelere
dönerek yeni bir şevk ve heyecanla yaymaya çalışırlardı. İman sahiplerinin
Ka’be’de toplanma hareketine “hac” ismi verildi.
Beytullah veya başka bir deyimle, Kâbe’nin inşasının nasıl
başladığı, Hz. İbrahim (a.s.) ve Hz. İsmail’in hangi dua, temenni, dilek, istek
ve heyecanla bunun temelini attıkları, duvarlarını yaptıkları, hac ananesinin
nasıl başladığı, bunun anlamının ne olduğu Kur’ân-ı Kerim’de ayrıntılı bir
biçimde anlatılmıştır. Gelin onlara bir gözatalım:
“İnsanlar için tesis olunan ilk ev, Mekke’deki mübarek ve
âlemlere hidâyet sebebi olan (mabet)dir. Orada Allah’ın apaçık âyetleri ve
İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emin olur.” (Al-i İmrân; 196-197)
“Çevrelerinde insanların zorla (yakalanıp) kapılmakta olmasına
rağmen (Mekke’yi) korkusuz (ve emin bir belde) yaptığımızı onlar görmediler
mi?” (Ankebut; 67)
Yani, Arabistan’da yaklaşık 2000 yıl her tarafta huzursuzluk,
cinayet, katliam, kavga ve savaş devam ederken, tek huzur ve sükûn yeri Beyt’ul
Haram (Harem) idi. Her tarafta kan dökülürken ancak burası emin bir yerdi ve
burada kan akıtmak haramdı. Kâ’be’nin bu hürmeti o kadar yaygın ve etkileyici
idi ki, kan davasının bir gelenek ve iftihar kaynağı haline ‘ geldiği Arap
toplumunda, bir vahşi bedevi bile Beytullah’ın içinde babasının katilinin kılma
dokunmaya cesaret edemezdi.
“Bizim, Beyti sevab kazanılacak yer ve emniyet mahalli
eylediğimizi yâd et. İbrahim’in makamını namazgah yaptınız. İbrahim ve İsmail’e,
Beytimi tavaf edenler, itikâf eyleyenler ve namaz kılanlar için temizleyin diye
emrettik. İbrahim, ‘Ya Rabbi! Burayı emniyetli bir belde kıl. Ve halkından,
Allah’a ve Ahiret’e iman edenleri dünyanın mahsulünden rızıklandır’ dediğinde
Allah, onlardan inkâr edenleri az bir şey faydalandıracağım. Sonra cehennem
azabına icbar ederim. Orası ne fena gidilecek yerdir’ buyurdu. İbrahim ile
İsmail, Beyt’in duvarlarını yükselttiklerinde, ‘ya Rabbi, bizden kabul buyur.
Sen işitir ve bilirsin’. ‘Ya Rabbi, biz sana teslimiyetle sabit kıl.
Zürriyetimizden sana boyun eğen müslüman bir ümmet yarat. Bize menasikimizi
(ibadet edecek yerlerimizi) göster, bizi mağfiret el. Sen kullarına acır ve af
edersin. Ya Rabbi, O müslüman ümmete kendilerinden bir peygamber gönder ki,
onlara âyetlerini okusun. Kitabı ve hikmeti öğretsin, onları günahlardan
temizlesin. Sen aziz ve hakimsin’ diye dua ettiler”. (Bakara; 125-129)
“Ey Rabbimiz! Ben senin mukaddes olan evinin yanında ekinsiz bir
vadide evlâtlarımdan bir kısmını yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Bu, Beyt-i Haram’da
dosdoğru namaz kılmaları içindir. İnsanlardan bir kısmını kalplerini onlara
meylettir. Şükretmeleri için, o belde halkını bazı meyvelerle rızıklandır”
(İbrahim; 37)
“Şunu hatırla ki, İbrahim, ‘ya Rabbi, bu beldeyi emin kıl. Beni
ve evlâtlarımı putlara tapmaktan uzak tut.” ‘Ey Rabbim, o putlar insanlardan
bir çoğunu yoldan çıkardılar. Artık bundan sonra kim bana tabi olursa o
bendendir. Ve bana âsî olan senin kudretin altındadır. Sen Gafursun, Rahimsin”.
(İbrahim; 35-36)
“İbrahim’e Beyt’in yerini gösterdiğimizde, ‘Bana hiçbir eş
tutma. Beytimi, tavaf edenler, orada namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için
iyice temizle. İnsanlara haccı ilân et. Sana yürüyerek, zayıf develere binerek
ve uzak olan her yoldan gelsinler. Ta ki, kedilerine ait menfaatlere şâhid
olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlar üzerine malûm
olan günlerde Allah’ın ismini zikretsinler. O kurbanlardan yeyin ve muhtaç olan
fakirleri doyurun”. (Hacc; 26-28)
21.1.6.2. Cahiliyye
Döneminde Kâ’be’nin Bereketleri
Daha önce işaret ettiğimiz gibi, Ka’be alelâde bir ibadet yeri
değildi. Hicaz veya Arabistan’da bunun önemli bir dini ve içtimai hüviyeti
vardı. Ka’be, merkezi yeri ve kutsallığı açısından bütün ülkenin siyasi,
içtimai, iktisadi ve kültürel hayatında önemli bir mevkiye sahipti. Hac ve umre
için bütün ülkenin insanları buraya gelip toplanırlardı. Bu toplantı, kavga ve
savaşlar yüzünden tam bir anarşik manzara arzeden Arabistan’da geçici olarak da
olsa birlik ve beraberlik havası estirirdi. Ülkenin her köşesinden gelen
İnsanlar birbirini görür, tanışır, kaynaşırlardı. Çeşitli bölge ve kabilelere
ait İnsanlar arasında toplumsal ve sosyal ilişkiler kurulurdu. Hac mevsiminde
yapılan şiir müsabakası, Arap dil ve edebiyatının gelişmesine ve arınmasına
yardımcı olurdu. İnsanların bir araya gelmesi ve ticari alışveriş için de
faydalı olurdu ve böylece bütün memleket bunun ekonomik yararlarını görürdü.
Haram aylar[10]
sayesinde Arabistan’da senenin üçte birinde huzur ve barış sağlanmış olurdu.
İşte bu aylarda Arap kafileleri, ticaret ve diğer gayeler için ülkenin bir
ucundan öbür ucuna gidip gelebilirlerdi. Kurbanlık hayvanlar, boyunlarında
taşıdıkları işaretler ile kafilelerin dolaşımını hayli kolaylaştırırlardı. Zira,
bu işaretleri görenler saygılarını belirtir ve kâfirlere dokunmaya cesaret
edemezlerdi.