Medine’ye Hicret
33.1.20.
Kureyş’in Öfke İle Kudurması
Rasûlullah (a.s.)’ın salimen ve afiyet içinde Medine’ye varması
bile Kureyş’i çileden çıkaracak cinsten bir hadise idi. Sanki bu yetmiyormuş
gibi, Rasûlullah (a.s.) ve arkadaşları Medine’de eşi görülmemiş bir şekilde
karşılanmış ve elden ele dolaştırılmışlardı. Bu da onları tam manasıyla deli
etli. Kureyş öfke, üzüntü ve şaşkınlık içinde çırpınıp duruyorlardı. Nihayet,
Medine’nin en önde gelen kabile reisi ve zengini Abdullah bin Übeyy’i kral
yapmaya karar vermişlerdi, ama Evs ile Hazrec’in büyük bir çoğunluğunun müslüman
olması ve Rasûlullah (a.s.)’ın Medine’ye gelmesiyle onun kral olma hevesleri
kursaklarında kalmıştı. Kureyşliler Abdullah bin Übeyy’e gönderdikleri mektupta
şöyle diyorlardı:
“Duyduğumuza göre siz adamımıza sığınma hakkı vermişsinizdir.
Tanrıya yemin ederek söylüyoruz ki, onunla ya kendin savaş veya onu Medine’den
ihraç et; yoksa, biz hepimiz birleşip size saldıracağız. Sizin erkeklerinizi
öldüreceğiz ve kadınlarınızı da cariye yapacağız.”
Abdullah bin Übeyy bu mektubu alınca şeytanlık damarı kabardı ve
fitne çıkarmaya çalıştı. Fakat, Rasûlullah (a.s.) hikmetli söz ve
hareketleriyle bu fitneyi derhal önledi.
Bundan sonra Hz. Sa’d bin Mu’az, ki Medine reislerinden biriydi,
umre için Mekke’ye gidince Kureyşlilerin sözlü saldırısına hedef oldu. Tam
Harem’in kapısında Ebû Cehl kendisine şunları söyledi: “Siz ne sanıyorsunuz
yahu. Siz dinimizden dönenleri barındıracaksınız. Onları himaye edecek,
destekleyeceksiniz ve biz de size Mekke’de rahat rahat tavaf etme izni
vereceğiz? Öyle mi? Yemin ederim, eğer sen Ebu Safvân (Ümeyye bin Halef) ile
beraber olmasaydın, buradan Medine’ye sağ dönemezdin”. Hz. Sa’d ise buna cevap
olarak şunları söyledi: “Vallahi, eğer sen bizi böyle bir şeyden alıkoyarsan biz
de sizi bundan daha büyük şeyden alıkoyarız, yani Medine’ye geçişinizi
yasaklarız”.[16]
Bu münakaşa demekti ki, Mekkeliler Medineli müslümanlara Kâ’be’nin kapısını
kapatıyorlardı, Medineliler de buna tepki olarak Mekkeliler için Suriye ticaret
yolunun tehlikelerle dolu olduğunu ilân ediyorlardı. Bu küçük münakaşa aslında
gelecekte tarihi gelişmelerin çizgisini çiziyordu.
33.1.21. Mescid-i
Nebevi’nin İnşası
Rasûlullah (a.s.)’ın Hz. Ebû Eyyûb Ensarî’nin evine indikten
sonra düşündüğü ilk konu bir caminin inşasıydı. Rasûlullah (a.s.) bu camiyi dişi
devesinin ilk kez çöktüğü yerde yapmak istiyordu. İbni Sa’d’ın rivâyetine göre
müslümanlar oraya daha önceden namaz için toplanırlardı. O yerde Hz. Es’ad bin
Zürâre, cemaate namaz kıldırırdı. Burada cum’a namazı da kılınırdı. Aslında
burası iki yetim Sehl ve Süheyl’in toprağıydı. Bu yetim kardeşler Hz. Es’ad bin
Zürâre’nin velayetinde idiler. Buhârî’de Urve bin Zübeyr ve “Siret-i İbni
Hişâm”da Muhammed bin İshâk’ın rivâyeti budur. Belazuri de “Fütûh ul-Buldân”da
bunu meşhur bir rivâyet olarak nakletmiştir. (İbni İshâk’ın rivâyetinde iki
kardeşin velisinin Hz. Mu’az bin Afra’ olduğu kaydedilmiştir. Bazı diğer
rivayetlerde hem Hz. Es’âd hem Hz. Mu az bu iki yetimin velisi olduğu
kaydedilmiştir.) Buhârî’de yer alan Hz. Ayşe ve Urve bin Zübeyr’in rivâyeti ve
“Siret-i İbni Hişâm”da yer alan İbn İshâk’ın rivâyeti de aynıdır. Buna göre bu
toprakta hurmalar kurutuluyordu. Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud ve İbni Cerir’in
rivâyetine göre burada bazı hurma ağaçlan da vardı. Bu toprağın bir bölümü
işleniyor ve bir bölümü de kullanılmaz durumda idi. Ayrıca burada bazı
müşriklerin kabirleri de vardı. Hz. Ayşe ve Urve bin Zübeyr’in rivâyetine göre
Rasûlullah (a.s.) bu çocuklarla toprağın fiyatı konusunda görüştü. Onlar da
dedi ki: “Biz bunu hibe ediyoruz”. Ama Rasûlullah (a.s.) kabul etmedi ve rayiç
fiyatını verdi. Musa bin Ukbe’nin İmam Zührî’ye dayanarak naklettiği rivayete
göre Rasûlullah (a.s.) bu araziyi 10 dinara satın aldı. İbni Sa’d’ın Vakıdi’ye
dayanarak naklettiği rivayette de aynı fiyat yer almıştır. Bu rivayette ayrıca
fiyatı Hz. Ebu Bekr (r.a.)’in ödediği kaydedilmiştir. Belâzurî de “Fütûh-ul
Buldân”da aynı ifadeyi kullanmıştır.
İbni İshâk’ın rivâyetine göre Hz. Mu’az bin Afra Rasûlullah
(a.s.)’a şöyle dedi: “Efendimiz, siz buraya cami yaptırın, ben çocukları razı
ederim.” (Bu ifadeden, fiyatı kimin ödediği belli olmuyor. Yani, fiyatı Hz.
Mu’az bin Afra’ mı ödedi, yoksa Rasûlullah (a.s.) mı?)
Buhârî ve Ebû Dâvud’da yer alan Hz. Enes bin Mâlik’in rivâyetine
göre, Rasûlullah (a.s.) Beni Neccar’a “benden bu bağın fiyatını alın”[17]diye
haber gönderdi. Beni Neccar dedi ki: “Biz bunun fiyatını Allah’tan başka
kimseden istemiyoruz.” Bu rivayet de toprağın satın mı alındığı yoksa hibe mi
edildiğine açıklık getirmiyor. Fakat diğer bütün rivayetler, bu arazinin bedava
alınmadığını göstermektedir.
Arsa alındıktan sonra her tarafı iyice temizlendi. Harabelerin
bulunduğu kısım düzeltildi, kabirlerin yeri dolduruldu ve ayıklandı, hurma
ağaçları kesilip inşa edilecek caminin sütunları olarak kullanıldı. Hurma
ağaçlarının yapraklarıyla çatı çatıldı, tuğla ve balçıkla duvarlar yapıldı ve
namazgah olarak boş zemin kullanıldı. Fakat yağmurlar sebebiyle her tarafı
çamur olmaya başlayınca küçük taş ve mucurla bir tabaka oluşturuldu. Hurma
ağaçlarının yaprakları namaz kılanları güneş ve yağmurdan korumaya yetmeyince
üstüne sıva ile bir kaplama yapıldı. Buhârî’de Hz. Ayşe ve Urve bin Zübeyr, Ebu
Davud’da Hz. Enes bin Mâlik ve Siret-i İbni Hişâm’da Muhammed bin İshâk’ın
rivayetlerine göre Mescid-i Nebevi’nin inşasında Rasûlullah (a.s.) da diğer
mü’minlerle beraber çalıştı ve tuğlalarla sıva taşıdı.
33.1.22. Mescid-i
Nebevi’de Hz. Peygamber (a.s)’in Hücresi (Odası)’nin İnşası
Mescid-i Nebevi’ye bitişik Rasûlullah (a.s.) için iki hücre
(oda)den oluşan bir ev yapıldı. Bunlardan biri Hz. Ayşe’ye diğeri de Hz.
Sevde’ye aitti. İbn Sa’d’ın ifadesine göre bu evin odaları da pişmemiş tuğla,
hurma samanları ve sıvadan yapılmıştı. İki hücre birbirinden ayrıydı. Çatı hurma
ağacı yapraklarıyla örtülmüştü. Kapılara örtü asılmıştı. Hz. Hasan Basri’nin
ifadesine göre “ben çocukluğumda henüz büluğ çağına erişmemişken Rasûlullah’ın
evlerine girdim ve etrafı gördüm. Bu evlerin tavanları o kadar alçaktı ki,
bunlara ellerimi kaldırarak dokunabilirdim.” İmam Buhârî kendi “tarih”inde ve
Hafız Ebû Ya’lâ kendi “müsned”inde şu ifadede bulunmuşlardır: “Rasûlullah’ın
evlerinin kapılarında tokmak veya kapı koluna benzer bir şey bulunmadığı için
ziyaretçiler kapıyı hafifçe tıklatırdı.”