Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Medine’ye Hicret

33.1.8.1. Hz. Ali’nin
Yakalanması ve Serbest Bırakılması

Düşmanlar gece, Hz. Peygamber (a.s.)’in evinin etrafını sarmış
du­rumda iken Rasûlullah çok rahat bir şekilde evinden çıktı ve onların
baş­larına toprak atıp yavaşça aralarından sıyrılıp dışarıya çıktı. Rasûlullah
(a.s.) o sırada Yâsîn sûresinin ilk âyetlerini okuyordu.

Sabah olunca Kureyşliler kendilerine geldiler. Biraz sonra Hz.
Ali’nin, Hz. Peygamber (a.s.)’in yatağından kalktığını gördüler. İşte o ân,
Kureyşliler iş işten geçtiğini ve Rasûlullah (a.s.)’ın çoktan Medine’ye doğ­ru
yol almakta olduğunu anladılar. (Bak. İbni Sa’d, İbni Hişâm, Belazuri, İbni
Cerir ve Zadul-Mead). İbni Cerir ve İbni Esir’in anlattıklarına göre onlar Hz.
Ali’ye sordular: “Efendin nerede?” Hz. Ali dedi ki: “Ben ne bile­yim nereye
gitti? Ben O’nun bekçisi miyim? Siz onu kovdunuz, o da git­ti.” Bunun üzerine o
alçak adamlar hayli öfkelendiler. O’na ağır sözler söylediler, bağırıp
çağırdılar, hatta sövüp dövdüler ve Mescid-i Haram’a götürüp hapsettiler. Fakat,
bütün bağırıp çağırmalarına rağmen Hz. Ali’nin ağzından herhangi bir lâf
alamayınca onu serbest bıraktılar. Belki de Hz. Ali’yi bırakmalarının sebebi,
bütün emanetlerin iadesi için onu kefil ola­rak geride bırakmasıydı. Mekkeliler
kendi mallarını geri almak sevdasıy­la, Hz. Ali’yi bırakmış olabilirler. Ayrıca,
Rasûlullah (a.s.)’ın üstün mezi­yet ve ahlâkının bir örneğini gördükten sonra
utanmış olabilirler de. Zira onlar onu öldürmeyi planlamışken o gider ayak
onların emanetlerinin iade edilmesi için gereken tedbiri almış durumdaydı.

33.1.8.2. Hz. Ebu
Bekr (r.a.)’in Evine Baskın

Bu alçak ve gaddar adamlar, Hz. Ali’yi bıraktıktan sonra Hz. Ebu
Bekr’in evine yöneldiler. İbni İshâk’ın Hz. Esma binti Ebi Bekr’e dayana­rak
naklettiğine göre ertesi gün, aralarında Ebu Cehl’in de bulunduğu bir grup
Kureyşli, Hz. Ebu Bekr’in evine geldi ve kapıda duran Hz. Esma’ya , seslenerek:
“Baban nerede?” diye sordular. Hz. Esma, babasının nerede olduğunu hiç
bilmediğini söyledi. Bunun üzerine Ebu Cehl, kendisine öy­le sert bir tokat attı
ki, bir kulağındaki küpesi uzağa düştü. Bundan sonra bu serseriler geldikleri
yere döndüler. (İbni Hişâm ve İbni Cerir).

33.1.9.
Rasûlullah (a.s.)’ın Mekke’den Ayrıldıktan Sonra Sevr Mağarasında Konaklamaları

Rasûlullah (a.s.) gece vakti evinden çıkıp doğru Hz. Ebu Bekr’in
evi­ne gitti ve iki arkadaş derhal yola koyuldular. Nihayet, Mekke’ye üç mil
uzaklıktaki Sevr adlı tepeye gelip mağaraya girdiler ve saklandılar. Müs­ned-i
Ahmed ve Tirmizî’nin rivâyetine göre Rasûlullah (a.s.) Mekke çıta­sında ilk önce
Hazvere mevkiinde durup Beytullah’a hasretle baktı ve şun­ları söyledi:

“Ey Mekke, Allah’a yemin ederim, sen Allah’ın dünyasında benim
en sevdiğim yersin. Yüce Allah da kendi dünyasında en çok seni seviyor. Eğer
senin ahalin beni kovmasaydı ben buradan çıkmayacaktım.”

Rasûlullah (a.s.) daha sonra Sevr mağarasına gidip konakladı.

Bu noktada, Rasûlullah (a.s.) ve yoldaşı Hz. Ebû Bekr’in Sevr
mağa­rasına sığınmalarının anlam ve öneminin ne olduğuna dikkat etmemiz,
zannederiz daha doğru olacaktır. Sevr dağı Mekke’nin güneyinde Yemen yolu
üzerinde bulunuyor. Halbuki, Medine tam aksi istikamette, yani Mekke’nin
kuzeyinde Suriye yolunda bulunuyor. Mekkeli kâfirler dâha önceden Rasûlullah
(a.s.)’ın Medine’ye hicret edeceğini biliyorlardı. Nitekim, kendisini evinde
bulamayınca yürüttükleri ilk tahmin bu yönde idi. Bu bakımdan Rasûlullah
(a.s.)’ı aramak için ilk önce yöneldikleri yön Medine yolu olacaktı. Mekke’nin
dışında kuzey yolunda dağlık bir bölge var­dı. Bu güçlüklere rağmen arama
taramaları bu istikamette olacaktı ve an­cak büyük uğraşı sonunda Rasûlullah
(a.s.)’ı bu istikamette bulamayınca diğer istikametlere, yani batıya, doğuya ve
güneye bakabilirlerdi. Böylece Sevr mağarasına sığman Hz. Peygamber (a.s.) ile
Hz. Ebu Bekr (r.a.) epeyce zaman kazanmış olacaklardı.

Hz. Ebu Bekr Sevr mağarasına sığınmalarından çok önce gereken
ha­zırlıkları yapmış ve bu hususta fevkalâde tedbirler almıştır.[4]
Buhârî’de yer alan Hz. Ayşe’nin rivâyetine göre kendileri büyük çapta yol
hazırlığı yaptılar. Bütün erzak bir torbaya kondu. Bu arada Hz. Ebu Bekr, oğlu
Ab­dullah’ı Kureyşlilerin nabızlarını yoklamakla görevlendirdi. Abdullah bin Ebu
Bekr, çok akıllı ve zeki bir gençti. O, bütün gününü Mekkeliler ara­sında
geçirdi ve plânlarını öğrenmeye çalıştı. Gece de topladığı bilgileri babasına
aktardı. Hz. Ebu Bekr, serbest bıraktığı Amir bin Fuheyre’nin de hiç çaktırmadan
çobanlık işine devam etmesini istedi. Onun da Mekkelile­rin yaptıklarını not
edip kendisine bildirmesini istedi. Amir bin Füheyre, gece keçilerin sütünü
getirirken düşmanlardan haber de veriyordu. Bu ri­vayetlere göre, Hz. Abdullah
ile Amir, Rasûlullah (a.s.) ve Ebu Bekr’in Sevr mağarasına sığınmalarından sonra
da gündüzleri Mekke’deki işlerini muntazaman yapar, gece ise Sevr’e gelip olup
bitenleri Hz. Peygamber (a.s.)’e ve Hz. Ebu Bekr’e anlatırlardı. İbni İshâk’ın
ifadesine göre Hz. Es­ma da her gece evden taze pişmiş yemekleri Sevr mağarasına
getirirdi.[5]
(İbni Hişâm).

33.1.10. Sevr
Mağarasında Olup Bitenler

Beyhakî’nin Hz. Muhammed bin Sirin’e dayanarak naklettiği
rivayete göre bir mecliste bazı kimseler, Hz. Ebu Bekr ile Hz. Ömer (r.a.)
arasında mukayese yaptılar ve bazıları Hz. Ömer’in Hz. Ebu Bekr’den üstün
oldu­ğunu ima etmeye çalıştılar. Bunun üzerine Hz. Ömer dedi ki: “Vallahi Hz.
Ebu Bekr’in bir gecesi ve günü Ömer oğullarının bütün gece ve gündüzle­rinden
daha üstündür.” Hz. Ömer daha sonra dedi ki, Hz. Peygamber (a.s.), hicret gecesi
Sevr mağarasına giderken Hz. Ebu Bekr’in vaziyeti görülmeye değerdi. İki arkadaş
deve sırtında yol alırken Hz. Ebu Bekr bazen Hz. Peygamber(a.s.)’in önüne
çıkıyor, bazen da arkasına geliyordu.

Rasûlullah (a.s.) bunun sebebini sordu. Hz. Ebu Bekr dedi ki:
“Ya Rasûlullah (a.s .) sizi takip edenlerin arkanızdan geleceklerini düşündüğüm
za­man koşarak arkaya gidiyorum, ama önünüzde bir tehlike çıkacağını dü­şündüğüm
zaman dayanamayarak önünüze geliyorum.” Rasûlullah (a.s.) dedi ki, “sen demek
istiyorsun ki, tehlike veya afet geliyorsa sana gelsin.” Hz. Ebu Bekr Rasûlullah
(a.s.)ın biraz beklemesini istedi. Sonra içeriye gidip mağarayı iyice kontrol
etti ve temizledi. Dışarı çıkarken mağarada bir deliğin açık kaldığını
hatırladı. Tekrar içeriye daldı ve o deliği de ka­pattı. Bütün bu tertibatları
aldıktan sonra Rasûlullah (a.s.)’ın mağaraya gi­rebileceğini söyledi. Bazı
rivayetlerde bunun diğer ayrıntıları da vardır. Bunlara göre Hz. Ebu Bekr
karanlıkta mağaradaki bütün delikleri eliyle yokluyor ve çarşafını yırtarak
bunların ağızlarını kapatıyordu. Buna ben­zer bir rivayet Hâfız Ebul-Kasım
Beğavi tarafından İbn Ebi Müleyke’ye dayanılarak naklolunmuştur. Bunun sonunda
Nâfi’ bin Ömer el-Cumahi’nin şu ifadesi yer alıyor: Mağarada sadece bir delik
kalmıştı. Hz. Ebu Bekr (r.a.), yılan gibi bir hayvan çıkıp da Hz. Peygamber
(a.s.)’i sokmasın diye bir ayak topuğunu bu deliğe dayadı. Aynı ifadeyi Bezzâr
ve Taberânî Hz. Cabir bin Abdullah ve Hz. Esma’ya dayanılarak naklolunan
rivayette kullanmışlardır.

33.1.11. Sevr
Mağarasında Nâzik Bir An

Kureyşliler Hz. Peygamber (a.s.)’i bulamayınca, deliye
dönmüşler­di. Onlar kendisini ve Ebu Bekr (r.a.)’i bulmak için aramadık yer
bırakmadılar. Her tarafı aradılar, taradılar, her tarafa adamlarını yolladılar
ki, Rasûlullah (a.s.)’ın izini bulabilsinler. Ama heyhat. Belâzuri’nin
rivâyeti­ne göre, en son iki iz sürücüyü çağırdılar ve ayak izlerini takip
ederek Rasûlullah (a.s.) ve Hz. Ebu Bekr’i bulmalarını istediler. Bu iz
sürücüle­ri, Hz. Peygamber (a.s.) ile Hz. Ebu Bekr (r.a.)’i ararken Sevr
mağarası­na kadar vardılar. Fakat mağaranın ağzında bir örümcek ağının
bulun­duğunu gördüler. İz sürücülerinden biri olan Kurz bin Alkame Huzâ’i,
bundan sonra Hz. Peygamber (a.s.) ve Hz. Ebu Bekr’in izine rastlanma­dığını
söyledi. İz sürücülerinin yanında bulunan Kureyşlilerden biri, “ge­lin mağaranın
içine bakalım” dedi. Fakat Ümeyye bin Halef, “burada ne bulacaksın? Boş ver.
Buradaki örümcek ağı, Muhammed’in doğu­mundan önce bile vardı.” Bunun üzerine
hepsi geri döndüler. İşte bu sı­rada Hz. Ebu Bekr (r.a.), müşrikleri mağaranın
ağzında gördü ve Hz. Pey­gamber (a.s.)’e dedi ki: “Ya Rasûlullah (a.s.),
onlardan herhangi biri aşa­ğıya bakarsa bizi görecektir.” Rasûlullah (a.s.) da
cevap verdi: “Ey Ebu Bekr, üçüncüsü Allah olan iki kişi hakkında ne diyorsun?”
(Buhârî, Kitab ul-Fezâil, Eshab ün-Nebi ve Kitâb üt-Tefsir ve Bâb ul-Hicret,
Müslim; Fil Fezâil, Tirmizî; Fit-Tefsir, Müsned-i Ahmed, Rivayet eden: Hz. Ebu
Bekr) Hafız Ebû Bekr Ahmed bin el-Umevi,”Müsned-i Ebu Bekr Sıddîk” de bazı
rivayetler nakletmiştir. Bunlardan birinde anlatılan rivayete göre Kureyşliler
mağaranın ağzında bulunurken Hz. Peygamber (a.s.) namaz kılıyordu ve Hz. Ebu
Bekr düşmanların hareketlerini takip ediyordu. Hz. Peygamber (a.s.) namazı
bitirdikten sonra, Ebu Bekr ken­disine dedi ki; “annem-babam sana feda olsun.
Halkınız sizi ararken buraya kadar gelmiştir. Allah’a yemin ederim, ben kendim
için ağlamıyo­rum, ben sizin için ağlıyorum. Gözümün önünde size bir zarar
gelmesin diye endişeleniyorum.” Rasûlullah (a.s.) “üzülme, Allah bizimle
beraber­dir” dedi. Aynı şey, Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah tarafından
söylen­miştir:

“Eğer Rasûl’e yardım etmezseniz; onu kâfirler memleketten
(Mekke) çıkardıkları zaman ona Allah yardım etmişti. Mağarada oldukları zaman
ikinin biri arkadaşına mahzun olma. Allah bizimle beraberdir” dedi za­man, Allah
sekînesini (kuvve-i maneviyesini) onun üzerine indirdi. Ve onu göremediğiniz
askerlerle teyid etti.” (Tevbe; 40)

İlgili Makaleler