Medine’ye Hicret
Bütün müslümanlar, Mekke’yi bir bir terk edince Kureyşli
kâfirler, Rasûlullah (a.s.)’ın da her an Medine’ye hicret edeceğine inandılar.
Onlar, bunun neticelerini de çok iyi biliyorlardı. Onlar, Rasûlullah (a.s.)’ın
büyük şahsiyeti, nüfuzu, fevkalâde kabiliyetleri ve Kur’an-ı Kerim’in inanılmaz
büyüleyici tesirinden habersiz değillerdi. Onlar, Rasûlullah (a.s.)’ın artık bir
sığınak olduğunu, iki yiğit ve namlı kabilenin kendisini himaye etmeye razı
olduğunu ve bizzat Kureyş’in en kabiliyetli, cesur ve savaşçı gençlerinin 13
yıl çileli bir hayat yaşadıktan sonra ve azim ve kararlılıklarından zerre kadar
bir şey kaybetmeden Medine’ye hicret ettiklerini biliyorlardı. Onlar bir avuç
müslümanın defalarca İslâm ve Allah uğruna evlerini, ailelerini, mallarını ve
mülklerini, kısacası, her şeylerini terk edip hicret ettiklerini ve hiç
yılmadıklarını da biliyorlardı. Hz. Peygamber (a.s.) gibi eşsiz bir önder ve
komutanın emrinde böylesine fedakâr ve fedai kişilerin teşkilatlanmaları ve
hatta bir şehrin idaresini ele almaları Kureyşliler, diğer kâfirler ve eski
düzenleri için ölümün habercisiydi. Özellikle, Medine’nin jeopolitik durumu
öylesine hayati ehemmiyet taşıyordu ki, burada müslümanların bu şekilde birleşip
toplanmaları ve güç birliği yapmaları Kureyşliler açısından çok tehlikeliydi.
Nitekim, müslümanların Medine’ye hakim olmasıyla Kızıldeniz kıyısı boyunca
Yemen’den Suriye’ye uzanan ve Kureyş ile diğer kabilelerin en büyük geçim
kaynağı olan ticaret yolu da onların denetimi altına girecekti. Müslümanlar
Arabistan ekonomisinin bu şahdamarına el koyarak Cahiliye nizamına en büyük
darbeyi vurmuş olacaklardı. Bu ticaret yolundan yılda en az 250 bin altın gelir
elde ediliyordu. Tâif ile diğer önemli merkezlerin ticareti bunun dışında idi.
Bu sebepten dolayıdır ki, Akabe bi’atıyla ilgili haberi alır almaz Kureyş büyük
bir telaşa kapıldı ve Medinelileri Hz. Peygamber (a.s.)’den uzaklaştırmak ve
koparmak için bütün güçlerini kullandılar. Fakat nafile, Kureyşliler Akabe
bi’atını önlemekte başarısız kalınca müslümanların Medine’ye hicretlerini
engellemeye çalıştılar, ama bunu da başaramadılar. Onlar ancak birkaç kişinin
yolunu kesebildiler, çoğunluk çoktan Medine’ye varmıştı. Kureyşliler için artık
tek bir yol kalıyordu, o da Hz. Peygamber (a.s.)’in vücudunu ortadan
kaldırmaktı.
33.1.6. Hz.
Peygamber (a.s.)’i Öldürme Plânı
İbni Hişâm, İbni Sa’d, İbni Cerir ve Belâzuri’nin ifadelerine
göre Kureyşliler son kararlarını almak üzere Dâr ün-Nedve’de gizli bir toplantı
yaptılar. Bu toplantıya Kureyş’in bütün ağır topları ve kodamanları katıldılar.
Herkes karşı karşıya bulunulan tehlikeyi ortadan kaldırma çaresini aramaya
başladı. Bir grup, Rasûlullah (a.s.)’ın hayatı boyunca zincire vurulması ve hiç
serbest bırakılmamasından yana idi. Bu teklif kabul edilmedi. Zira, itiraz
edenler dediler ki, Rasûlullah (a.s.) zindana atılsa da arkadaşları serbestçe
faaliyetlerini sürdüreceklerdir. Onlara göre Rasûlullah (a.s.)’ın fedaileri
kuvvetlenip kendisini er geç kurtaracaklardı. Başka bir grup Hz. Peygamber
(a.s.)’in sürgüne gönderilmesinden yanaydı. Bu grup, Hz. Peygamber (a.s.)’in
varlığını zararlı buluyordu ve Mekke’den çıkarılmasını istiyordu. Bu gruba
göre, Hz. Peygamber (a.s.) Mekke’den ihraç edildikten sonra ne yaparsa yapsın
onları ilgilendirmeyecekti. Fakat bu öneri de reddedildi. Zira muhalifler
dediler ki, Muhammed (a.s.) büyüleyici ve cezbedici bir şahsiyete sahipti,
insanları büyüleyebiliyordu (!) ve Mekke’nin dışına çıktıktan sonra bütün
Arabistan O’nun faaliyet alanı haline gelecek ve herkese fikrini aşılayacaktı.
Nihayet, en iyi yolun Hz. Peygamber (a.s.)’in öldürülmesi olduğunda karar
kılındı. Ebu Cehl dedi ki: “Bütün kabileler eli çabuk, attığını vuran, yiğit,
soylu ve güçlü birer genç seçsinler.” Bunlar bir anda Muhammed (a.s.)”e hücum
edip derhal öldüreceklerdi. Böylece, Muhammed (a.s.)’in kanı bütün kabilelere
dağılmış olacaktı. Bu durumda, Beni Abd-i Menaf, bütün bu kabileleri karşısına
almaya veya bunlardan intikam almaya cesaret edemeyecekti. Sonunda, Abd-i
Menâflılar diyete razı edileceklerdi. Ebu Cehl’in bu fikri herkesin hoşuna gitti
ve her kabile suikast için kendi adamını seçti. Suikast tarihi ve saati de
tesbit edildi. Bütün bu konuşmalar kimsenin kulağına ulaşmasın diye son derece
gizli tutuldu. Enfâl sûresinde bu hakikate işaret edilmiştir:
“Hani bir zaman kâfirler seni hapsetmek, öldürmek veyahut
Mekke’den çıkarmak için tuzak kurdular. Allah da onlara mukabele buyurdu. Allah
tuzak kuranlara mukabele edenlerin en hayırlısıdır.” (Ayet; 30)
33.1.7.
Rasûlullah (a.s.)’a Hicret İzni Verilmesi ve Hicret Hazırlığı
Tirmizî ve Hâkim’in naklettikleri İbni Abbas’ın bir rivâyeti
şöyledir: Kureyşliler işi bu safhaya getirince Cenab-ı Allah, Rasûlullah
(a.s.)’a Mekke’den Medine’ye hicret iznini verdi ve bu hususta şöyle dedi:
“De ki: ‘Rabbim Beni sıdk girdirişi ile girdir. Ve sıdk çıkarışı
ile çıkar. Ve bana tarafından aşikâr bir kudret ve hüccet ile yardım ihsan
buyur.” (İsrâ; 80)
[1]
Hicret’e izin verilen geceden bir sonraki gece Kureyş tarafından
Rasûlullah (a.s.)’ın öldürüleceği gece olarak seçilmişti.[2]
İbni Sa’d’ın Vâkıdi’ye ve İbni Cerir ile İbni Hişâm’in İbni İshâk’a dayanarak
naklettikleri rivayete göre aynı gün Cebrâil (a.s.) gelip, Rasûlullah (a.s.)’a
Kureyş’in sinsi plânını bildirdi ve o gece yatağına yatmamasını istedi. Bunun
üzerine Rasûlullah (a.s.) kendisini çarşafa sararak ve yüzünü gizleyerek Hz. Ebu
Bekr’in evine gitti. Buhârî’de İmam Zührî’ye dayanılarak Hz. Urve bin Zübeyr’in
bir rivâyeti naklolunmuştur. Bu rivayette Hz. Ayşe’nin şöyle dediği
kaydedilmiştir: “Biz öğlen evimizde iken biri gelip, Hz. Ebu Bekr’e,
Rasûlullah’ın yüzünü gizleyerek evimize beklenmedik bir şekilde geldiğini haber
verdi.” Taberânî’de yer alan Hz. Esma binti Ebi Bekr’in rivâyetine göre
“Rasûlullah (a.s.) her gün sabah ve akşam evimize gelirdi.” Aynı rivayet Buhârî,
Babü’l-Hicret’te Hz. Ayşe’den naklolunmuştur, İbni Hişâm’da yer alan Hz.
Ayşe’nin başka bir rivâyetine göre Rasûlullah (a.s.) her gün sabah ve akşam bize
gelirdi, fakat o gün adetinin dışında öğle namazı saatinde geldi.” Hz. Ebu Bekr
biraz endişeli bir tavırla kendi kendisine sordu: “Annem-babam ona feda olsun.
Herhalde çok önemli bir şeydir. Yoksa, bu saatte gelmezdi.” Bundan sonra
Rasûlullah (a.s.) içeriye gelme izni istedi. İzin aldıktan sonra içeriye geldi
ve herkesin uzaklaşmasını istedi. Hz. Ebu Bekr (r.a.) dedi ki, bunlar zaten
sizin ailenizden kişilerdir. (Musa bin Ukbe, Hz. Ayşe’nin şu ifadesini
nakletmiştir: “O sırada Hz. Ebu Bekr’in yanında benim ve kardeşim Esmâ’nın
dışında kimsecik yoktu.” İbni Hişâm’da yer alan İbn İshâk’ın rivâyeti de aynı
doğrultudadır. Fakat İbni Ukbe’nin rivâyetinde şu ek cümlelere rastlanıyor: Hz.
Ebu Bekr dedi ki, “burada sadece kızlarım vardır, herhangi bir casus filan
yoktur.”) Bunun üzerine Rasûlullah (a.s.) dedi ki, “bana çıkış izni
verilmiştir.” Hz. Ebu Bekr arz etti: “Annem-babam size feda olsun. Acaba ben
size refakat etme şerefine nail olacak mıyım?” Rasûlullah (a.s.) “evet” dedi.
Hz. Ebu Bekr dedi ki, “benim iki dişi devemden bir tanesini siz alın.”
Rasûlullah (a.s.) dedi ki, “evet, ama fiyatını ödeyeceğim.” İbni İshâk’ın
rivâyetine göre Rasûlullah (a.s.) kendisine dedi ki: “Ben bunu senin ödediğin
fiyatla alacağım.” Hz. Ebu Bekr dişi devenin fiyatını söyledi ve Rasûlullah
(a.s.) “bunu ben sana ödeyeceğim” dedi. Bundan sonra Rasûlullah (a.s.) ile Hz.
Ebu Bekr (r.a.), Beni ed-Dil’in, yolları çok iyi bilen ve kılavuzlukta usta olan
Abdullah bin Üreykıt[3]
adlı bir adamım kılavuzluk için ücretle tuttular. İkisi, iki dişi deveyi de
kendisine teslim ettiler ve dediler ki: “Bunları istediğimiz yere, istediğimiz
saatte getireceksin.”
33.1.8. Suikast
Gecesi Ne Oldu?
Bundan sonra Rasûlullah (a.s.) evine gitti ve düşmanlar kendi
plânlarından O’nun haberdar olduğu konusunda en küçük bir şüpheye düşmesinler
diye karanlık basıncaya kadar orada kaldı. Gece karanlığıyla birlikte
Rasûlullah (a.s.)’ı öldürmek amacıyla seçilen suikastçılar kararlaştırılan
yerde toplandılar. İbni Sa’d’ın rivâyetine göre suikastçıların sayısı 12 idi.
Bunların adlan şöyledir: Ebu Cehl, Hakem bin Ebi el-As, Ukbe bin Ebi Muayt, Nadr
bin el-Haris, Ümeyye bin Halef, Haris bin Kays İbn el-Gaytala, Zemea bin
el-Esved, Tu’ayme bin Adiyy, Ebu Leheb, Übeyy bin Halef, Nübeyh bin Haccac ve
Münebbih bin Haccac. Ancak, bu suikastçılar gelmeden önce Rasûlullah (a.s.)
kendi yatağına yeşil renkli Hadramut çarşafını örtüp Hz. Ali’yi yatırmıştı. Bu
sebeple, dışardan gözlemcilik yapan ve Rasûlullah (a.s.)’ı yakından izlemeye
çalışan Kureyşliler, Rasûlullah (a.s.)’ın kendi yatağında rahat uyumakta
olduğunu sandılar. Süheyl bazı Siyer ulemâsına dayanarak Kureyşlilerin, duvarı
atlayarak evin avlusuna girmeye çalıştıklarını, fakat tam bu sırada bir kadının
bağırışını duyduktan sonra oldukları yerde sinmek zorunda kaldıklarını ifade
etmiştir. Onlar aralarında şöyle dediler: “Vallahi, bizim duvarı atlayarak kendi
akrabamızın evine girdiğimiz ve kadınların namusunu hiçe saydığımız duyulursa
bütün Arabistan’da rezil olacağız.” Bu sebeple, bu katiller sabaha kadar Hz.
Peygamber (a.s.)’in evinin önünde bekleyip durdular. Artık onlar programlarında
biraz değişiklik yapmışlardı ve sabaha doğru Hz. Peygamber (a.s.) evinden
çıktığı an kendisine çullanmak niyetinde idiler.