Medine’ye Hicret
33.1.4. Kureyş’in
Müslümanları Hicretten Alıkoymak İçin Aldığı Tedbirler
Hz. Suheyb Medine’ye hicret için evden çıkınca, Kureyşliler
kendisine şöyle diyerek mani olmak istediler: “Sen buraya parasız, pulsuz
gelmiştin. Burada zenginleştin. Şimdi de canınla beraber mallarını da alıp
götürmek istiyorsun. Vallahi, buna müsaade etmeyeceğiz.” Hz. Suheyb (r.a.) dedi
ki: “Peki, ben bütün mal ve mülkümü size bırakırsam bana gitme izni verir
misiniz?” Onlar “evet” dediler. Hz. Suheyb bunun üzerine bütün mal-mülk ve
sermayesini Kureyşlilere bıraktı ve eli boş Mekke’den çıktı, Rasûlullah (a.s.)
bu “alışveriş”in haberini alınca dedi ki: “Suheyb iyi bir iş yapmıştır”. (Bk.
İshâk bin Râhveyh, İbni Merdûye, İbni Hişâm ve Belazuri; Ebû Osman en-Nehdî’nin
rivâyeti).
İbni Abd il-Berr, “ed-Dürer fi İhtishar el-Meğâzi ve’s-Siyer”
adlı eserinde diyor ki, Hz. Suheyb Mekke’den hareket edince Kureyşliler
kendisini takip ettiler. Amaçları, onu öldürüp mallarını gasp etmekti. Hz.
Suheyb, Kureyşlilerin kendisinin peşinde olduğunu görünce dedi ki:
“Biliyorsunuz ki, ben hepinizden daha iyi bir okçuyum. Vallahi billahi, sizden
hiçbiri bu konuda bana yetişemez. Bana yaklaşanı öldürürüm.” Takip edenler dedi
ki: “Mallarını bırak ve git.” Hz. Suheyb şöyle dedi: “Mal ve mülkümü zaten
Mekke’de bıraktım. Falanca yere gidin ve onları oradan çıkarın.” Dolayısıyla,
onlar Hz. Suheyb’i takip etmekten vazgeçtiler ve gidip mallarını aldılar. Buna
benzer bir rivayet Belazuri tarafından, Hz. Sa’id bin Müseyyeb’e dayanılarak
naklolunmuşur.
Beyhâki ve Taberânî yine Hz. Sa’id bin Müseyyeb’e dayanarak
bizzat Hz. Suheyb’in şu ifadesini nakletmişlerdir: “Ben hicret niyetiyle
Mekke’den çıkarken, Kureyş’in bazı gençleri yolumu kestiler. Gece onlar uyuya
kalınca kaçmayı başardım. Fakat yolda gene arkadaşları beni yakaladılar. Ben
onlara dedim ki, “ben Mekke’ye sizinle beraber gidip size birkaç okka altın
versem, beni bırakacak mısınız?” Onlar “evet” dediler. Ben tekrar Mekke’ye
gelip onlara dedim ki, falanca yeri kazın altınları alın ve falanca kadının
evine gidip iki elbiselik kumaş alın.” Böylece, ben onlardan kurtulup,
Rasûlullah (a.s.)’ın yanına Küba’ya varınca, kendisi bana şöyle dedi: “Bu değiş
tokuşta sen çok kârlı çıktın.” Ben dedim ki, “bu olayı kimse bilmiyordu. Bunun
haberini size herhalde Cebrail (a.s.) vermiştir.”
33.1.4.1. Ayyaş bin
Ebi Rebia’nın Başından Geçenler
Diğer muhacirler gizli saklı Mekke’den çıkarken, Hz. Ömer (r.a.)
20 süvari ile alenen kenti terk etti. Refakatinde kardeşi Zeyd bin el-Hattâb,
eniştesi Sa’id bin Zeyd bin Amr bin Nüfeyl, damadı Huneys bin Huzâfe (Hz.
Hafsa’nın eski kocası) ve diğer bazı mümtaz kişiler vardı. Bezzâr ve İbn İshâk
çok muteber senetlerle Hz. Ömer’in şu ifadesini nakletmiştir: “Ben, Ayyaş bin
Rebî’a ve Hişâm bin As bin Vâil ile sözleşmiştim. Onlar benimle, Mekke’ye 10 km.
uzaklıktaki Tenâdıb mevkiinde buluşacaklardı. Aramızda varılan anlaşmaya göre,
kararlaştırılan saatte gelmeyen olursa onun düşmanların eline düştüğü kabul
edilerek diğer arkadaşlar kendisini beklemeden yola koyulacaklardı. Hişâm,
Mekke’de yakayı ele verdi. Ayyaş ise bizimle beraber Medine’ye vardı.
Peşlerinden Ebû Cehl bin Hişâm ve Hâris bin Hişâm (Ayyâş’ın hem amca oğlu hem
üvey kardeşi) de Medine’ye vardı. Onlar Ayyâş’ın peşine düştüler ve dil dökerek
Mekke’ye dönmesi için çaba harcadılar. Kendisine dediler ki: “Annen senin
ayrılmana çok üzülmüş ve sen eve dönünceye kadar saçlarını taramayacağına ve
güneşten gölgeye gitmeyeceğine and içmiştir.” Ben ona durumu izah etmek istedim.
Dedim ki, bunlar sana yalan söylüyorlar, maksatları seni geri götürmektir. Onun
için de, türlü türlü bahaneler uyduruyorlar. Ben dedim ki, annen bitlenince
ister istemez saçlarını tarayacak ve güneşte kavrulduktan sonra mutlaka gölgeye
geçecektir. Fakat Ayyâş’a anne sevgisi galip geldi. Ayyaş dedi ki, ben anneme
verdiğim sözü tutacağım ve mallarımı alıp geri geleceğim. Ben ona dedim ki:
“Sana mallarımın yarısını vereyim, sen bu adamlarla Mekke’ye dönme”. Fakat o
çocuk beni dinlemedi. En son dedim ki: “Peki, gitmek istiyorsan git, ama benim
dişi devemi al. Bu çok iyi bir hayvandır. Bundan hiç ayrılma. Baktın ki, bu
adamların niyeti kötü, o zaman bu dişi deve ile hemen bu tarafa koş.” Ayyaş bu
nasihatimi dinledi ve deveyi aldı. Yolda Ebu Cehl, Ayyâş’a şöyle dedi: “Kardeş,
benim devem aksıyor. Sen beni kendi dişi devene alır mısın?” Ayyaş, “neden
olmasın?” dedi ve onu devesine aldı. İkisi deveden indi, ki Ebu Cehl, Ayyâş’ın
devesine binebilsin. Hâris de devesini durdurdu ve aşağıya indi. İkisi Ayyâş’ın
ellerini ve ayaklarını bağladılar. İbni İshâk’ın ifadesine göre Ebu Cehl ve
Hâris, Ayyâş’ı elleri ve ayakları bağlı olarak Mekke’ye getirdiler. İkisi de
halka sesleniyorlardı: “Ey Mekkeliler, yaramaz ve haşarı çocuklarınızı bizim
gibi terbiye edin.”
İbni Hişâm güvenilir kişilere dayanarak şu rivâyeti aktarmıştır:
Rasûlullah (a.s.) Hişâm bin as ile Ayyaş bin Rebi’a için endişeliydi. Rasûlullah
(a.s.) “bu ikisini bana kim getirecek?” dedi. Velid bin Muğire (Hâlid bin
Velid’in kardeşi) arz etti: “Ya Rasûlullah, ben bu işi yapmaya hazırım.” Bunu
dedi ve Mekke’ye hareket etti. Şehre girdikten sonra bu iki mahkûm ile ilgili
gizlice bilgi toplamaya başladı. İkisinin, çatısı olmayan bir binanın içinde
olduğunu öğrendikten sonra gece duvarları atlayarak içeriye girdi, ikisinin
zincirlerini kopardı ve devesine bindirip Medine’ye getirdi.
33.1.4.2.Hz. Abdullah
bin Süheyl’in Hikâyesi
Hicretten alıkonan müslümanlar arasında Hz. Abdullah bin Süheyl
bin Amr da vardı. Belazuri diyor ki, Hz. Abdullah bin Süheyl bin Amr, Medine’ye
hicretin başladığı haberini aldıktan sonra Habeşistan’dan Mekke’ye gelmişti.
Amacı, Rasûlullah (a.s.) ile beraber yeni “Dar-ul Hicret”e gitmekti. Fakat Hz.
Abdullah’ı babası Süheyl bin Amr durdurdu ve hapsetti. Abdullah, babasına hile
yaparak hapisten kurtulmak istedi ve bu gaye ile atalarının dinine döndüğünü
söyledi. Babası söylediklerine inandı ve onu yanına alarak Bedir savaşma
katıldı. Fakat iki tarafın kuvvetleri karşı karşıya gelince, Hz. Abdullah bin
Süheyl bin Amr müslümanlara katıldı. Bundan birkaç sene sonra Mekke fethi
sırasında Süheyl bin Amr da müslüman olunca şöyle dedi: “Allahu Teâlâ, oğlum
Abdullah’ın imanını oldukça sağlam kılmıştı.”
33.1.4.3. Hz.
Peygamber (a.s.)’in Son Ana Kadar Mekke’de Kalması
İbni İshâk’ın rivâyetine göre genel olarak Medine’ye hicret
etmek üzere Habeşistan’dan Mekke’ye dönenlerden yedisi hapsedilmiş ve bunlar
hicrete katılamamıştı. Buna ilâveten, hicret sırasında yakalanan ya da hicret
etme imkânına sahip olmayan pek çok kişi vardı. Bunların kalbi iman doluydu, ama
kendi zaaf veya imkânsızlıkları sebebiyle hicrete katılamamışlardı. Bunların
dışında elleri, ayakları hareket eden ve maddi imkânlara sahip olan herkes
Medine’ye hicret etmişti. Mekke’de hatırı sayılır kişiler arasında sadece Hz.
Peygamber (a.s.), Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ali kalmışlardı.
Buhârî’de yer alan Hz. Ayşe’nin rivâyetine göre Hz. Ebu Bekr
(r.a.) Medine’ye hicret etme niyetini belirtince, Rasûlullah (a.s.) şöyle dedi:
“Biraz sabret. Çünkü, öyle tahmin ediyorum ki, bana da hicret izni
verilecektir. Hz. Ebu Bekr (r.a.) arz etti: “Annem ve babam size fedâ olsun;
siz böyle bir şey bekliyor musunuz?” Rasûlullah (a.s.) buyurdu: “Evet”.
Dolayısıyla, Hz. Ebu Bekr (r.a.) Rasûlullah (a.s.) ile beraber Medine’ye hicret
etmek maksadıyla beklemeyi tercih etti. Bu arada iki dişi deve de satın alıp
bunları beslemeye başladı. İbni Hişâm ile İbni Cerir’in naklettikleri İbni
İshâk’ın rivâyetine göre, Hz. Ebu Bekr, hicret için her izin isteyişinde
Rasûlullah (a.s.) kendisine şöyle derdi: “Acele etme. Bakarsın,
Allah sana bir yoldaş veriverir.” Bu sözler üzerine, Hz. Ebu Bekr, bu “yoldaş”ın
bizzat Rasûlullah (a.s.) olacağı konusunda ümitlendi. Hakim’in, Hz. Ali
(r.a.)’ye dayanarak naklettiği rivayete göre, Rasûlullah (a.s.) Cebrail’e
sordu: “Hicret’te bana kim refakat edecektir?” Hz. Cebrail, “Ebu Bekr” dedi.
İbni Cerir ise, Urve bin Zübeyr’e dayanarak diyor ki, Hz. Ebu Bekr (r.a.) hicret
eden diğer sahabeler ile beraber Medine’ye gitmek umuduyla iki dişi deve satın
almıştı. Hz. Ebu Bekr (r.a.) kendisine Rasûlullah (a.s.)’ın refakat edeceği
konusunda emin olunca bu dişi develeri iyice besleyip güçlü ve kuvvetli yaptı.
İbni Hişâm ile İbni Cerir, İbni İshâk’a dayanarak diyorlar ki:
Rasûlullah (a.s.) halkın kendisine bıraktığı emanetlerin dağıtılması işini
yürütmek için Mekke’de kalmıştı. İbni İshâk diyor ki, Mekke’de tek bir kişi
yoktu ki, çalınacak korkusuyla kıymetli eşyasını Rasûlullah (a.s.)’a emanet
olarak bırakmış olmasın. Zira, Rasûlullah (a.s.)’ın doğruluğuna, dürüstlüğüne ve
emanetleri canı gibi koruduğuna dost, düşman herkes inanıyordu.
Böylece Rasûlullah (a.s.) Bi’set’in 13. yılının 12
Zilhicce’sinde yapılan son Akabe Biatından başlayarak, Bi’set’in 14. yılının 14
Safer’ine kadar, yani yaklaşık 2.5 ay Mekke’de beklemeyi tercih etti. Halbuki,
bu arada Medine’ye akın akın hicret ediliyordu. Son günlerde ise uzaktan
yakından bütün arkadaşları Mekke’yi terketmişti. Rasûlullah (a.s.) gemisini en
son terk eden bir kaptan edasıyla Allah’ın izni gelmeden sadece iki arkadaşı ve
can yoldaşıyla birlikte Mekke’de kâfirler ve düşmanlar arasında beklemeyi uygun
gördü. Bu olaya biraz dikkatle baktığımızda Rasûlullah (a.s.)’ın ne kadar
vazifesine sadık, fedakâr ve cesur olduğunu anlarız.