Medine’ye Hicret
33.1.16.1. Küba’ya
Varış Tarihi
Rasûlullah (a.s.)’ın Küba’ya varış tarihinde hayli ihtilâf
vardır. İbni Sa’d, O’nun Pazartesi günü 2 Rebiülevvel tarihinde Kubâ’ya
vardığına işaret etmiş ve 12 Rebiülevvel tarihinin doğru olmadığını ifade
etmiştir. Fakat, aynı yazar başka bir yerde Rasûlullah (a.s.) ve arkadaşlarının
Sevr mağarasından 4 Rebiülevvel’de çıkıp 12 Rebiülevvel’de kesinlikle Medine’ye
vardığını kaydetmiştir. Buhârî’de yer alan Hz. Urve bin Zübeyr’in rivâyetinde
tarih kaydedilmemiş ve muhterem misafirlerin Rebiülevvel ayında bir Pazartesi
günü Küba’ya vardığı açıklanmıştır. Musa bin Ukbe, İmam Zührî’ye atfen Küba’ya
varış tarihinin 1 Rebilüevvel olduğunu ileri sürmüştür. Halbuki ravilerin büyük
çoğunluğu 1 Rebiülevvel’in Mekke’den çıkış tarihi olduğuna işaret etmişlerdir.
İbn İshâk’ın Cerir bin Hâzım’a istinâden naklettiği rivayette ise, Küba’ya varış
tarihi yine 2 Rebiülevvel olarak kaydedilmiştir. Fakat Taberânî’nin Asım bin
Adiyy ve İbni Hişâm ile İbni Cerir ve İbrahim bin Sa’d’ın İbni İshâk’a istinaden
naklettikleri rivayette tarih 12 Rebiülevvel olarak belirlenmiştir. Belazuri ve
İbni Kuteybe de bu tarihin doğru olduğunu söylemişlerdir. İbn-ul Kayyım, “Zad-ul
Me’âd”da ve İbn Abd il-Berr, “ed-Dürr”de aynı tarihi kaydetmişlerdir. Bazı
rivayetlerde 8, 13 ve 15 Rebiülevvel tarihlerine de rastlanıyor. Fakat doğru ve
geçerli tesbitler şunlardır: Rasûlullah (a.s.) 1 Rebiülevvel H.S. 1 yılında gece
vakti Mekke’den ayrılıp Sevr mağarasına girdi üç gece üç gün orada kaldıktan
sonra 4 Rebiülevvel gece yarısından sonra Medine’ye hareket etti ve 12
Rebiülevvel öğlede Küba’ya vardı.[9]
Şemsi takvimine göre Hz. Peygamber (a.s.)’in Medine’ye varış tarihi böylece 24
Eylül 622 oluyor.
Küba’da Hz. Peygamber’in, Evs’in bir kolu olan Beni Amr bin
Avfın mahallesinde kaldığı konusunda bütün yazar ve tarihçiler ittifak
etmişlerdir. Bu mahallede Rasûlullah (a.s.)’ı ağırlama şerefinin Hz. Külsum bin
Hidm’e[10]
ait olduğu da tarihi kayıtlarla sabittir. Gerçi bazı rivayetlerde Rasûlullah
(a.s.)’ın Hz. Sa’d bin Hayseme’nin evinde kaldığı ifade edilmiştir. Fakat, İbni
Sa’d ile Belazuri, Vâkıdi’ye dayanarak ve İbni Cerir ile İbni Hişâm Muhammed bin
İshâk’a dayanarak Rasûlullah (a.s.)’ın aslında Hz. Külsûm’un yanında kaldığını,
ancak halk ile sohbeti, Hz. Sa’d’ın evinde yaptığını kaydetmişlerdir. Hz.
Sa’d’ın evi bu gibi sohbet ve toplantılar için müsaiddi. Zira, Hz. Sa’d evli
değildi ve evi genişti. Bu sebepten dolayı bazı yazarlar, Hz. Peygamber
(a.s.)’in Hz. Sa’d’ın evinde kalmış olabileceğine işaret etmişlerdir. Belazuri
de “Fütüh-ul Buldan “da bu konuya açıklık getirmiştir.
Rasûlullah (a.s.) Küba’da kaldığı müddet içinde Kubâ Camii’nin
inşasını bizzat yönetti. Bu hususta İmam Buhârî’nin, Hz. Urve bin Zübeyr ve
İbni Hişâm ile İbni Cerir’in Muhammed bin İshâk’a dayanarak naklettikleri
rivayetlerde etraflıca bilgiler vardır. İbni Cerir bu hususla İbni İshâk’ın
bütün senetlerini sıralamıştır. Buna göre rivâyetin aslında Hz. Ali’ye ait
olduğu ortaya çıkıyor. Hâfız İbni Hacer diyor ki, Kubâ camii, İslâm’ın ilk
camiiydi ve aynı camiide Rasûlullah (a.s.) kendi sahabeleriyle ilk defa
serbestçe cemaat şeklinde namaz kıldı.[11]
Bu sıralarda Hz. Ali (r.a.) de Mekke’den gelerek Rasûlullah
(a.s.)’a katıldı ve Rasûlullah (a.s.) ile birlikte Hz. Külsum bin Hidm’in evinde
ikamet etti. İbni Hişâm ile İbni Cerir’in Muhammed bin İshâk’a atfen
naklettikleri rivayete göre, hicretten sonra Hz. Ali Mekke’de üç gün kalarak,
Rasûlullah (a.s.)’a emanet olarak bırakılan kıymetli eşya ve diğer malları,
Mekkelilere iade etti ve daha sonra Medine’ye hareket etti.
Rasûlullah (a.s.)’ın Küba’da kalış süresi hakkında da bazı
çelişkili ifadeler vardır. Buhârî ve Müslim ile İbni Sa’d’da yer alan Hz. Enes
bin Mâlik’in rivâyetine göre Rasûlullah (a.s.) Kubada 14 gün kaldı. Vakıdi de
kalış süresini 14 gün olarak vermiştir. Hz. Ayşe ile Hz. Urve bin Zübeyr’in
rivayetlerine göre bu müddet 10 günden fazlaydı. Beni Amr bin Avfın bazı
fertlerinin ifadesine göre Mücemmi’ bin Yezid bin Haris’e istinaden Rasûlullah
(a.s.)’ın Küba’da 22 gün kaldığını bildirmiştir. Zübeyr bin Bekkâr’ın Beni Amr
bin Avflılara dayanarak naklettiği rivayet de aynıdır. Belazuri bir rivayette 23
gün yazmıştır. Fakat İbni Sa’d, İbni İshâk, İbni Hişâm, İbni Cerir, Belazuri ve
İbni Hibbân’ın ifadesi ise çok kesindir. İfadelerine göre Rasûlullah (a.s.)
Küba’da pazartesi, salı, çarşamba ve perşembe günleri kaldı ve cuma günü oradan
Medine’nin merkezine hareket etti. Siyer ve tarih âlimlerinin çoğu bu ifadeyi
kabul etmektedir. Ama bu hususta bazı istisnalar da vardır. Meselâ, İbni Hibbân,
Küba’da kalış süresi olarak üç gün belirtmiştir ve Musa bin Ukbe de bunu teyid
etmiştir. Fakat öyle anlaşılıyor ki, bu alimler Rasûlullah (a.s.)’ın Küba’ya
varış ve oradan ayrılış günlerini hesaba katmamışlardır. Bu bakımdan bu
âlimlerin ifadesi de ekseriyetin ifadesine uygundur.
33.1.16.3. Kuba’dan
Ayrılış ve İlk Cum’a Namazı
İbni Hişâm ile İbni Cerir, İbni İshâk’ın rivâyetini
nakletmişlerdir. İbni Sa’d da Belâzuri’ye dayanarak benzeri bir rivayet
nakletmiştir. Buna göre Rasûlullah (a.s.) Cuma günü sabah Küba’dan hareket etti
ve Beni Sâlim bin Avfın mahallesine gelinceye kadar cuma namazı saati geldi.
Rasûlullah (a.s.) orada devesinden indi ve mahallenin camiine giderek Cum’a
namazını kıldı. Cemaatte 100 kişi vardı ve Rasûlullah (a.s.)’ın imametinde
kılınan bu ilk Cum’a namazıydı. Beni Salim’in bu camii Rânûna’da idi.[12]
Buna daha önce Ğubeyb camii denilirdi. Rasûlullah (a.s.)’ın bu cami’de namaz
kıldırmasından sonra da bunun adı “Cum’a camii” oldu ve bugün dahi aynı adla
tanınıyor. Bu cami Medine’den Küba’ya giderken yolun sol tarafına düşüyor.
Cum’a namazında Rasûlullah (a.s.)’ın okuduğu hutbe, Sa’id bin
Abdurrahman el-Cumahi vasıtasıyla İbni Cerir Taberî’nin tarihinde kelimesi
kelimesiyle naklolunmuştur. Fakat hutbede bazı öyle ayetler vardır ki, bunlar
hicretten sonra nazil olmuşlardı. Bu bakımdan Rasûlullah (a.s.)’a ait olduğu
söylenen bu hutbenin doğru olup olmadığı şüphelidir.
Cum’a namazından sonra Rasûlullah (a.s.) Medine’ye gitmeye
hazırlanırken, Beni Salimliler Hz. İtbân bin Mâlik ve Hz. Abbas bin Ubâde bin
Nadle’nin başkanlığında kendisine gelip dişi devesinin yularını tutarak şöyle
dediler: “Ya Rasûlullah (a.s.) sizden bizde kalmanızı rica edeceğiz. Biz sayıca
çokuz. Askeri malzeme ve araç gerecimiz çok olduğu gibi savunma gücümüz de
çoktur.” Rasûlullah (a.s.) dedi ki, “dişi devemin yolunu kesmeyin, zira bu
vazifelidir”. Yani Rasûlullah (a.s.) demek istiyordu ki, dişi devesi Allah’ın
emriyle yol alıyordu ve ancak Allah’ın istediği yere gidip durabilecekti.
Rasûlullah (a.s.) biraz daha ilerleyince Beni Sa’ide, Beni el-Hâris ve Beni
Adiyy bin Neccâr’ın mahallelerinden geçti. Her yerde mahallenin ileri gelenleri,
Rasûlullah (a.s.)’ın huzuruna gelip kendilerinde kalması için ricada
bulundular, ama her yerde Rasûlullah (a.s.) daha önce verdiği cevabı tekrarladı.
Rasûlullah (a.s.) dişi devesinin yularını gevşetmişti ve kendisine sağa veya
sola gitmesi için en ufak bir işaret bile yapmıyordu. Nihayet, dişi deve Beni
Mâlik bin Neccar[13]
mahallesine varınca bugün Mescid-i Nebevi’nin bulunduğu ve bazı rivayetlere
göre Minber-i Rasûl’ün bulunduğu yere gidip çömeldi. Fakat Rasûlullah (a.s.)
hâlâ devenin sırtında bulunuyordu. Dişi deve oradan tekrar kalktı ve biraz
yürüdükten sonra tekrar oraya gelip durdu. Bundan sonra Rasûlullah (a.s.)
deveden indi.
[14]İbni İshâk’ın rivâyeti budur. İbni Hişâm bunu
geniş şekilde ve İbni Cerir bunu özetleyerek nakletmişlerdir. İbni Sa’d ile
Belazuri de bu rivâyeti özetlemişlerdir.