Kurân-I Kerîm’de Tasvir Ettiği Üzere Hz. Adem (A.S)
Hz.
Havva’nın Yaratılışı:
Yüce Allah Hz. Adem
(a.s)’ı yarattıktan sonra onu cennete yerleştirmişti, Hz. Adem (a.s)
beraberinde bir eş ve insan olmaksızın tek başına cennette gezip
dolaşmaktaydı. Hz. Adem (a.s) böyle bir durumda bulunduğu sırada günlerden bir
gün uykuya dalmıştı. Bir müddet sonra uyandığında baş ucunda “Havva”
diye adlandırılan -Allah’ın kendisi için cennette yalnızlığını giderecek ve
onunla birlikte cennette gezip dolaşacak bir kadım buldu. Hz. Havva’ya bu ismin
verilmesinin sebebi; canlı (yani Hayy)[58] bir
şeyden yaratıldığı için bu isimle adlandırılmıştır.
İbn Abbas (ra)’dan
rivayet edildiğine göre, Yüce Allah Hz. Havva’yı Hz. Adem’in uyuduğu bir sırada
ona bir acı hissettirmeden sol eğe kemiklerinden birisini alıp[59]
onunla yaratmıştır. Buna Yüce Allah’ın “Sizi bir tek “nefis”
(yani ki-şijden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı “eşini”de ondan
var eden Allah’tır. ” (A’raf: 7/189) ayeti delil olmaktadır.
Bilesin ki Yüce Allah,
Hz. Havva’yı bağımsız olarak tek başına mı? Yoksa Hz. Adem (a.s)m sol eğe
kemiği vasıtasıyla mı yaratmıştır?[60]
Ayeti kerimelerin dış
görünüşünün gösterdiğine göre; Hz. Adem ile Hz. Havva’nın (saîât ve selâm
ikisinin üzerine olsun) yaşadıkları cennet, semâda bulunan “Huld
ceiıneti”dir.[61] Bu
görüş, ehl-i sünnet alimlerinin cumhurun görüşüdür. Mutezile ve Kaderiyye ise,
“bu cennetin semada bulunan “Huld cenneti” değil de yeryüzünde
bulunan ve “Aden ülkesi” denilen yerin cennet olduğu” görüşünü
ileri sürmüşlerdir.[62]
Onlann bu konudaki şüpheleri şu şekildedir: “Eğer ayeti kerimelerde geçen
cennet, semada bulunan “Huld cenneti” olsaydı, iblis bu cennete
giremezdi. Çünkü Hz. Adem (a.s)’m Allah’ın emrine karşı işlenmiş olduğu
masiyet, ayette bahsedilen cennette meydana gelmemiştir. Çünkü ayette geçen
cennet “Kudüs cenneti”dir.
[63]
Ayetlerde
Geçen Cennetin “Huld Cenneti” Olduğuna Dair Cumhurun Delilleri:
Alimlerin cumhuru,
ayetlerde geçen cennetin Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yaşadığı “Huld
Cenneti” olduğuna dair deliller getirmişlerdir. Bu delillerin en
önemlileri şunlardır:
1. Delil:
Cenab-ı Allah’ın bu cenneti bildirmiş olması. Yüce Allah bununla ilgili olarak
şöyle buyurmaktadır:
“Ey Adem! Sen ve
eşin “cennet”te iskan edin…”[64]
Ayette geçen
“el-cennet” kelimesinin başında bulunan harfi tarif yani elif-lam,
zihinde daha önceden bilmen şey için kullanılır. Zihinde bilinen bu şey ise
‘Huld Cenneti’dir.
2. Delil:
Yüce Allah (Bakara: 2/36)da Hz. Adem’e işlemiş olduğu masiyetten dolayı bir
ceza olarak yeryüzüne inmesini emretmiş olması.
Bu da, cennetin semada
bulunduğunu gösterir. Çünkü iniş, yüceliği ve yüksekliği gösteril-. Buna göre
Hz. Adem (a.s), semada bulunan “Huld Cenneti”nden yeryüzüne
indirilmiştir.
Zira Yüce Allah şu
ayeti kerimede bunu anlatmaktadır.
“Onlara,
“Birbirinize düşman olarak “inin” ve yeryüzünde bir müddet için
yerleşip geçineceksiniz” demiştik.”[65]
3. Delil:
Yüce
Allah’ın “cenneti” en
güzel vasıflarla vasfetmiş
olması. Bu da, onun “Huld Cenneti” olduğunu gösterir. Yüce Allah
bunu şöyle anlat maktadır:
“(Ey Adem!)
Doğrusu cennette ne acıkırsın ve ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın ve ne
de güneşin sıcağında kalırsın.[66]
4. Delil;
“Şefaat Hadisi”nde de geçtiği üzere mahşer günü insanlar Hz.Adem’e
gelip; “Ey atamız! Cennetin kapısını bizim için açılmasını (Allah’tan)
iste” derler. Hz. Adem’de; “Zaten atanız (Adem)in (yasak ağacın
meyvesini yeme) hatası sebebinden başka, sizi cennetten çıkaran bir şey mi var
sanki!”[67]
Kurtubî, tefsirinde
“Ehl-i sünnet alimlerinin, Hz. Adem (a.s)m indirdiği cennetin “Huld
Cenneti” olduğunda icma ettiklerini’* muhtasar bir şekilde nakletmiştir.[68]
İblisin Hz. Adem (a.s)’i Aldatması:
Hz. Adem ve Hz. Havva
cennette iskan ettikten sonra şanı yiice olan Allah cennette bulunan bütün
ağaçları ve meyveleri ikisine mubah kıldı. Fakat ikisini imtihan etmek için
sadece cennet ağaçlarından bir ağaçtan yemelerini yasakladı. Kur’ân-ı Kerîm,
Hz. Adem ve Hz. Havva’ya yasak edilen ağacın hangisi olduğunu zikretmemiştir
veya onun ismini de zikretmemiştir. Yüce Allah’ın haber vermediği bu konuda
delilsiz ve kanıtsız olarak sözlere dalmaya gerek yoktur.[69]
Hafız İbn Kesîr
bununla ilgili olarak şöyle der:
“Yüce Allah
ayette sözü edilen ağacın adını ve vasıflarını zikretmeyip belirsiz
bırakmıştır. Eğer bu ağacın adını ve vasıflarını belirtmekte fayda olsaydı,
-Kur’an’da belirsiz bırakılan diğer yerlerde olduğu gibi- Allah bunu bize
belirtir ve gerekli açıklamayı yapardı.”[70]
Yüce Allah, Hz. Adem
ve Havva’ya lanetli iblisin hilesine karşı sakınıp uyanık olması için uyarıda
bulunmuştu. Fakat onlar, Allah’ın -kendilerine yapmış olduğu- bu tavsiyeyi
unutmuşlar ve iblisin “eğer size yasak edilen bu ağaçtan yerseniz,
cennette ebedi olarak kalırsınız” şeklindeki sözüyle ikisi de iblisin bu
hilesiyle aldatılmış oldular. Özellikle de iblis, ikisine açık ve bariz yeminle
yemin ettikten sonra ikisi de, kendilerine yasak edilen bu ağaçtan yediler.
Buna göre ikisi de cennette ebediyen kalacaklardı. Yüce Allah bunu şöyle
anlatmaktadır:
“Şeytan, ayıp
yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldayıp, “Rabbinizin sizi
bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada ebedi kalmanızı önlemek
içindir. Doğrusu ben, size öğüt verenlerdenim” diye ikisine de yemin etti.[71]
Hz. Adem ve Hz. Havva
kendilerine -Allah tarafından- yasak edilen ağaçtan yiyince, elbiseleri yani
avret yerleri açıldı ve daha sonra Allah’ın emrine muhalefet ettiklerinden
dolayı da cennetten çıkarılıp yeryüzüne indirildiler.
Bazı tefsircüer bu
konuda şöyle derler: “Hz. Adem, Allah’ın, kendisine yasakladığı ağaçtan
yemeyi te’vil ederek ve şeytanın yeminine inanarak yemişti. Çünkü Yüce Allah
ona, adını ve vasıflarını belirsiz bıraktığı ağacın bizzat kendisinden yemeyi
yasaklamıştı. O halde Hz. Adem (a.s) kendisine yasaklanan ağacın dışında bu
ağacın cinsine benzeyen başka bir a-ğaçtan yemiştir, (yani yasaklanan ağaçtan
değil) Sahüı olan ise Hz. Adem (a.s)’m ilahi azabı unutarak yasaklanan ağaçtan
ye-mesidir. Çünkü Yüce Allah’ın, “Andolsun ki Biz, daha önce Adem ‘e ahid
(yani ona yasaklanan ağaçtan yememesi için emir) vermiştik Fakat o (kendisine
yapılan yasaklamayı) unuttu ve Biz onda (Allah’ın emrine aykırı hareket etme
konusunda da) bir kasıt (ve yönelme) bulmadık” ayeti de buna delâlet etmektedir.
” (Tâhâ: 20/115)[72]
Hz.
Adem (as)’ın Oğulları Habıl İle Kabil’in Kıssası
Tarihçilerin ve ilim
ehli kimselerin naklettiklerine göre, Hz. Adem (a.s), Hz. Havva’dan her batın
doğumda biri erkek, diğeri kız olmak üzere yirmi batın (yani kırk) çocuk elde
etmişti, Hz. Adem (a.s) her batında doğan erkeği ve kızı birbiriyle
evlendirmiyordu. Bundan dolayı Hâbîl’in, Kabil’in kız kardeşiyle evlenmesi gerekiyordu.
Fakat Kabil’in kız kardeşi Hâbil’in kız kardeşinden daha güzel ve daha çekici
olduğundan dolayı Kabil, kız kardeşini kardeşi Hâbil’e vermeyi uygun bulmadı.
Hz. Adem (a.s) ise Kabil’e, Hâbil’in kız kardeşiyle evlenmesini emretmişti.
Kabil ise Hâbil’in kız kardeşiyle evlenmekten kaçındı ve kendi kız kardeşiyle
evlenmeyi istedi. Buna karşılık kız kardeşini Hâbil’e vermeyip ona:
“-Onunla
evlenmeye, ben, senden daha layığım ve müsta-hakım” dedi.
Durum bu şekilde
uzayıp gidince, Hz. Adem (a.s) ikisine, “Allah’a birer kurban takdim
etmelerini emretti. Kimin kurbanı kabul edilirse, kabul edilmeyen diğerinin kız
kardeşini alacaktı ve onlara:
– “Hanginiz
onunla evlenmeye layıksa, Allah gökten bir ateş indirecek ve onun kurbanını yok
edecek” dedi.
Hâbil, semiz genç bir
koyunu kurbanlık için ayırdı. Zira Hâbil, koyun sahibi bir kimseydi. Bundan
dolayı Hâbil, kurbanlık için yanında bulunan koyunların en güzelini seçmişti.
Kabil ise çiftçi
birisiydi. Aynca ekin sahibi bir kimseydi de. Kurban için yanında bulunan
koyunların en kötüsünü seçmişti.
Hâbil ve Kabil
kurbanlarını emredilen yere koydular. Bunun üzerine gökten bir ateş inip
Hâbil’in kurbanını yaktı. Buna göre Hâbiî’in kurbanı kabul olunmuştu. Kabil’in
kurbanı ise kabul olunmamıştı.
Kabil, kurbanının
Allah tarafından kabul edilmeyişine kızdı. Bunun üzerine kalbindeki
kıskançlığı ve azgınlığı daha da kabardı ve Hâbil’in yanma varıp:
– “Ben seni
mutlaka öldüreceğim, ta ki kız kardeşimle evleninceye kadar” dedi. Bunun
üzerine Hâbil ise:
-“Doğrusu Allah,
takva sahibi kimselerin kurbanını kabul eder.” şeklinde karşılık verdi.
Kıssanın sonunda ise
Kabil, kardeşi Hâbil’i öldürmeyi istedi ve onu öldürdü. Hâbil’i öldürmesi
itibariyle hüsrana uğrayan kimselerden oldu. Yüce Allah bu kıssayı Kur’ân-ı
Kerîm’de şöyle anlatmaktadır:
“Onlara (yani
kitap ehline) Adem ‘in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat (ki hasedin ve
çekemezliğin neler getirdiğini öğrensinler) Hani ikisi (Allah’a) birer kurban
takdim etmişlerdi de; birinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.
(Kurbanı kabul olunmayan) O (yani Kabil); “Andolsun (senin kurbanın kabul
olunduğundan dolayı) seni öldüreceğim” demişti. (Kardeşi Hâbil’de ona):
“Allah, ancak takva sahibi kimselerin (kurbanını) kabul eder. Eğer beni
öldürmek için elini bana uzatacak olursan, ben, seni öldürmek için elimi sana
u-zatmayacağım. Şüphesiz ki ben, alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.
Dilerim ki sen, benim günahımı da kendi günahını da yüklenip cehennemliklerden olasın.
Zalimlerin cezası da işte budur” demişti. Bunun üzerine (Kabil) kardeşini
öldürmekte nefsine uydu ve onu öldürdü de, hüsrana uğrayanlardan oldu. Sonra
Allah kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek için ona, yeri kazan bir
karga gönderdi, (bunu görünce) “yazık olsun banal Bu karga gibi olmaktan
aciz kaldım ve kardeşimin ölüsünü Örtmedim” demişti. Artık pişmanlık
duyanlardan oldu.[73]
Hadisi şerifte de
geçtiği üzere, Rasulullah (sav) bu konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:
“Bir kimse zulüm
yoluyla öldürüldüğünde öldürülenin kanının günahından, Adem’in oğlu (Kabil’de
kardeşi Habil’i öldürdüğünden dolayı) gerekli payını alır. Çünkü o, öldürme
sünnetini (yani olayını) başlatan kimselerin ilkidir.”[74]