Peygamberler Tarihi Sabuni

Kurân-I Kerîm’de Tasvir Ettiği Üzere Hz. Adem (A.S)

 


Darwin Teorisinin Gerçek
Amacı:

 

Bu saçma sapan
teorinin aslının deriliklerinde belli bir amacin hedef tutulduğunu bilmemiz
gerekmektedir. O da, şanı yüce olan Allah’ın varlığını inkar etmektir.
[32]
Çünkü Darwin Allah’ın yarattığı bu varlığın ve bu alemin, Allah tarafından yaratıldığına,
bu alemi ve insanı tabiatın icat ettiğine inanan kötü ruhlu pis bir Yahudi’dir.

îşte Danvin, semavi
dinleri inkar eden ve yine semavi şeri­atların bu teoriyle çoğaldığını iddia
eden inkarcı bir materya­listtir. Danvin’in iftira, yalan vb. şeyleri getirip
bize iddiada bulunması garipsenecek bir durum değildir. Zira iftira ve yalan,
şimdiki ve geçmişteki Yahudilerin ayrılmaz bir tabiatıdır.
[33] Ne
zamanki inkarcılığa ve bozgunculuğa çağıran bir davet gördü­ğümüzde mutlaka o
davetin arkasında pis ve habis ruhlu bir Yahudi elini buluruz.
[34]

Örneğin; Aslı Yahudi
olan Kari Marks,
[35] komünizmi kurmuştur. Yine
kökü ve aslı Yahudi olan kafir, günahkar vb. vasıflarla vasıflanmış Freud
[36]‘da
aynı şekilde yardımlaşan pis ve habis ruhlu bu Yahudi’dir. Semavi dinleri ve
şeriatları yık­mak için hepsi, iblisin öğrencileri ve Deccâl’in
yardımcılarıdır. Bu gibi Yahudi ve Hıristiyanlar, Allah’ın haram kıldıklarını
mubahlaştirmada ve inkarcılıkta bütün güçlerini ve maddi im­kanlarını harcamak
suretiyle gece-gündüz çalışırlar.
[37] Yüce
Al­lah bu gibi kimselerin durumunu şöyİe anlatmaktadır:

“(Yahudiler ve
onların düşüncesinde olanlar) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya koşuşurlar.
Halbuki Allah, (bu) boz­guncuları (kesinlikle) sevmez..”
[38]

 


Bazı İlim Adamlarının Bu
Teoriyi Kabul Etmesi:

 

İlimden nasibi
olamamış ve zoraki yüzeysel olarak açlığını gideremeyecek meyvenin kabuğu
kadar- bilgi elde etmiş bazı ilim adanılan, bu saçma sapan teorinin doğruluğuna
ve güveni­lirliğine inanırlar. Bu bozuk felsefi teoriyi kabul ederek araştırı­lıp
ortaya çıkartılmasına veya tartışılmasına ihtiyaç duymaya­cak bir şekilde
sağlam ve güvenilir bir teori olduğuna itibar e-diyorlar. Çünkü onlara göre bu
teori, tartışılmasına veya araştı­rılıp incelenmesine gerek duyulmayan meşhur
ve çok önemli bir teoridir!!

Biz sözü onlara
yönelterek deriz ki: Bu teori sağlamlığı ve güvenilirliği yeterli ilmi
derecelere ulaşamamış “faraziler” ve “vehimler” den
oluşmuştur. Ayrıca bu teorinin meşhur oluşu, ilim ve akıl düşüncesi
çerçevesinde kabul edilmiş olmasını ge­rekli kılmaz. Eğer, bu teori meşhur
olduğundan ötürü kabul edi­lecekse lanetli şeytanın şöhreti bundan daha
büyüktür. Ama şeytanın şöhretinin büyük olması, onun doğruluğunu ispatlamaz.

Yine biz bu batı
hayranlarına deriz ki: Batılı birçok bilim adamı, bu teoriyi kabul etmemiş ve
kesin deliller ile kati kanıt­larla bu teoriyi ilmi çerçevede çürütmüştür.
Safsata ile oluşmuş bu teoriyi reddetmek için yazılan kitaplar arasında
Amerika’da İlmi Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Criss Morrison’un “el-İlmü
Yed’ü Ii’1-İman”
[39] adlı
kitabı ile dalında uzman olan pro­fesörler ve tabiat bilimcilerinden büyüklerin
söylemiş oldukları sözlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuş -Arapça’ya da
tercü­me edilmiş- olan “Allah yetecellâ fi Asri’I-İlm” adlı kitabını
sayabiliriz. Her iki kitap da, her şeye sevk etmek suretiyle ispat etmeyi,
hedeflemekte ve bu evrim teorisi ile bu kainatın ve ha­yatın tabiattan
varolduğunu iddia eden kimselerin sözlerini red­detmek için yazılmıştır.

Ayrıca bu konuda
“el-İslam ve Nazariyyatü Danvin” adı

altında yeni bir kitap
daha yazılmıştır.
[40]
Kitabın yazarı, faziletli üstad Muhammed Ahraed Bâşmil’dir. Bu kitap bu konuyu
anlatma bakımından ilim otoritelerince güzel bulunmuştur. Doğrusu bu kitap
-diğerlerine nazaran- konuyu derli toplu ele almış ve -insanların faydalanmasına
sunabilmek için- konuyu geniş bir şekilde anlatmıştır. Yazar, safsata ile dolu
bu teoriyi tenkit etme konusunda batılı bilim adamlarının büyüklerinden çoğunun
görüşlerini de bu konuda delil olarak getirmiştir.

Başka
bir şekilde bu konu ile ilgili olarak onlara şöyle de­riz: Doğrusu biz,
Kur’ân-ı Kerîm’e ters düşen ve muhalif olan her görüşü, doğruluğuna ve
güvenilirliğine bakmaksızın onun yanlış ve batıl olduğuna inanan Müslümanlarız.
Çünkü sözü söyleyen kimsenin konumu ister ilerleme ve ister ilmî yönden ne
kadar ileri durumda olursa olsun Kur’an’a ters düşen şeyi bir Müslüman’ın kabul
etmesi mümkün değildir. O halde Müslü­man bir kimse sağlam bir kanıta ve bir
delile dayanmayan saç­ma sapan böyle bir teoriye nasıl inanabilir? Veya kabul
edebi­lir??!”


[41]

 


Üstad Neccâr’ın Bu
Konuyla İlgili Önemli Bir Görüşü:

 

Bu konuyla ilgili
olarak üstad Abdulvehhâb en-Neccâr’m “Kasasü’l-Enbiyâ” adlı
kitabından önemli bir görüş naklet­memiz uygun olacaktır. Çünkü üstad Neccâr,
bu kitabında Danvin’in görüşünü çürütmek ve kusurları ile zaaf noktalarını ise
açıklamak için bazı Alman bilim adamlarının görüşlerini getirerek nakletmiştir.
Bunun kısaca özeti şu şekildedir:

“Maymun medeni
olmaktan geri kalmış insandır. İnsan, hiçbir zaman yavaş yavaş ilerletilerek
bir maymun durumuna gelmemiştir.. Bununla birlikte bu teori, araştırılmaya ve
ince­lenmeye terkedilmiş teori olmaya devam ettiği müddetçe kesin­likle hiçbir
kimse için delil olmaz.

Tabiat yeryüzüne
kızarak onu acımasız bir şekilde şiddetle sallayıp sarstığını ve yeryüzündeki
yüksek binaları ve gökde­lenleri yerle bir ettiğini, köşkleri kulübelere
kattığını, dünyanın yollarını, evlerini, fabrikalarını, saraylarını (ve bunları
yapanla­rı) yok ettiğini ve yeryüzünü insan nesli yerleşmeden önceki

 

hale
döndürdüğünü bir düşünün. Bu durumda goril, şempanze ve diğer maymun türlerinin
dünyayı insanlar gibi imar edebüe-, çekleri ve yine dünyada (insanlar gibi)
ıslahatçılar, alimler, mu­citler, kaşifler, Sokrates ve Eflatun gibi yer kürede
eser bırak­mış, geometri ve mühendislik aletlerini, radyo ve televizyonu,
uçakları. Hücumbotlarını icat eden bilginlerinde bulunduğu bir dünyayı tekrar
baştan meydana getirmeleri düşünülebilir mi? Doğrusu ben, (şahsım olarak)
bunları ne zaman düşünsem, bun-Iann meydana gelmesinin mümkün olmadığını anlar
maymu­nun daima maymun olarak kalacağını ve maymundan başka bir şey
doğurmayacağı gerçeğini kesinlikle anlarım”
[42]  

 


Hz.
Adem (a.s)’ın Yaratılması Sırasında Geçtiği Merhaleler

 


1.
Toprak Merhalesi:

 

Hz. Adem (a.s) ın
yaratılışının esası ve gelişiminin ana maddesi topraktır. Şanı Yüce Allah, Hz.
Adem (a.s)’ı yaratmak istediğinde meleklerden, çeşitli renklerdeki toprakları
yeryüzü­nün üzerinden toplamalarını emretti. Bunun üzerine melekler Allah’ın
emri üzerine istenilen toprakları yeryüzünden topladı­lar. Meleklerin
yeryüzünden topladıkları bu topraklar, Hz. A-dem (a.s)’m yaratılışında esas
tutulmuştur.

Yüce Allah’ın şu ayeti
buna delâlet etmektedir:

“Sizi topraktan
yaratması O’nun varlığının delillerinden-dir. (Sizi topraktan yaratmasının
hemen akabinde) birer insan olarak yeryüzüne dağıldımz. ” (Rûm: 30/20)

Sahîh bir hadisi
şerifte ise Rasulullah (s..a.v) şöyle buyur­maktadır:

“Allah, Adem’i
yeryüzünün her tarafından topladığı bir tu­tara topraktan yaratmıştır. Bu
sebeple ademoğulları toplanan o topraklar ölçüsünde bir kısmı beyaz, bir kısmı
kırmızı ve siyah, bir kısmı kötü, bir kısmı temiz ve hoş olarak dünyaya gelmiştir”
[43]

 


2.
Çamur Merhalesi:

 

Allah, meleklerin
yeryüzünden getirdiği bu çeşitli renkteki topraklan bir araya getirip onları
suyla karıştırmıştı. İşte Hz. Adem (a.s)’da böylece birbirine tutuşturulmuş
yapışık çamur­dan oluşmuştur. Yüce Allah’ın şu ayeti buna işaret etmektedir:

“Biz onları
(birbirine tutuşturulmuş özlü ve) yapışkan bir çamurdan yaratmışızdır.”
[44]

Hz. Adem (a.s) uzun
bir müddet -yaklaşık olarak kırk sene-çamur şeklinde kalmıştır. Hz. Adem (a.s)
bu şekilde dururken ona el vb. bir şey ile vurulduğunda ateşte pişene benzeyen
bir ses onda oluşmuştu. İşte ateşte pişenden maksat, salsâl yani kuru çamur
lafzıdır.

Yüce Allah bu konuyla
ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Allah, insanı
ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarat­mıştır. Cinleri de, yalın bir
alevden yaratmıştır.”
[45]

 


3.
Yaratılış Merhalesi:

 

Yüce olan Allah isteği
doğrultusunda bu çamur, işitebilen, görebilen, eksiksiz, tam ve normal bir
insan halini almıştır. Bundan dolayı Allah, ona kendi ruhundan üflemiş
olduğundan ötürü bu insan, en güzel bir şekilde ve en mükemmel bir biçim­de
büyük bir ahlak ile cömert bir insan konumuna gelmiştir.

Bu merhale, Hz. Adem
(a.s)’ın yaratılışındaki merhalelerin sonuncusudur. Yine bu merhale, Hz. Adem
(a.s)’m son şeklini almasından ötürü “Yaratılış merhalesi” diye de
adlandırılmıştır. Hz. Adem (a.s)’in yaratılış merhalesinde yani ruh
üfîirülmesin-den uzun bir müddet önce -yaklaşık olarak kırk sene- bu mer­halede
kaldığı bazı rivayetlerde geçmektedir. Berki de “Dehr” yani insan
süresindeki ayeti kerime, Hz. Adem (a. s)’in bu mer­halede kaldığı müddete
işaret etmektedir ki Yüce Allah’ın bu ayeti şu şekildedir:

“İnsan, yaratılıp
bahse değer bir şey olana (yani ruh üfü-rülene) kadar, şüphesiz uzun bir müddet
(yaklaşık fark sene) geçmiş mıdır?
[46]

Ayeti kerimede geçen
“insan” kelimesinden maksat, Hz. Adem (a.s)’dır.
[47]

 


Hz.
Adem (a.s)’ın Nesli:

 

Hz. Adem (a.s)’ın
nesline ve onun dışındaki insanlardan geriye kalanlara gelince, Allah onları
türeme ve evlenme yoluy­la yaratmıştır. İnsanoğullarınm yaratılmasında Hz. Adem
(a.s)’m geçirdiği merhalelerden farklı merhaleler geçirmişler­dir.
İnsanoğullarının yaratılmasında geçen merhaleler şunlardır:


1.
Nutfe
(damla) merhalesi


2.
Alaka
(kan pıhtısı) merhalesi


3.
Mudga (et
parçası) merhalesi


4.
Ruh
üfürülmesi merhalesi

Yüce Allah
insanoğlunun geçirdiği bu merhaleleri şöyle an­latmaktadır:

“Ey insanlar!
Öldükten sonra tekrar (Allah tarafından) di~ riltilmekten şüphede iseniz bilin
ki, neden yaratıldığınızı size açıklamak için, biz sizi (ilk önce) topraktan
(yani Hz. Adem’in yaratılışı) sonra nutfeden (yani insanoğlunda küçük bir damla­dan)
sonra kan pıhtısından (yani kanın katılaşmasından) sonra da yapısı belli
belirsiz bin çiğnem et parçasından yaratmışızdır.”
[48]

İlgili Makaleler