Peygamberler Tarihi Sabuni

Kurân-I Kerîm’de Tasvir Ettiği Üzere Hz. Adem (A.S)

 


Melekler
ile Cinler Arasındaki Fark Nedir?

 

Tevhidi düşünceye
sahip alimler, melekleri şöyle tanıtıyor­lardı:


1. Melekler:

Nurani latif istedikleri herhangi bir şekle bü­rünmeye ve girmeye güçleri
yeter, erkeklik ile dişilikle vasıfla-namayan ve ibadet etmek ile itaat üzere
yaratılmış varlıklardır.

Yüce Allah meleklerin
vasıflarını şöyle anlatmaktadır:

“Melekler
Allah’ın kendilerine emrettiğine isyan etmezler ve kendilerine emredilenleri
yerine getirirler.”
[88]

Melekler, üreme
yoluyla çoğalamazlar, birbirleriyle evle-nemezler olağanüstü güçlere
sahiptirler ve onlara herhangi bir suret ile hükmedilmez.

Cinlere gelince ise
onlar; süflî (saf ateşin karışımından o-luşmuş) dumansız alevden yaratılmış istedikleri
herhangi bir şekle girmeye güçleri yeten, birbirleriyle üreyip, çoğalabilen
birbirleriyle evlenip çoğalmaları şeklinde nesilleri olan ve er­keklik ile
dişilikleri var olan varlıklardır. Onlar insanlar gibi Allah’a ibadet etmekle
ve itaat etmekle mükelleftir. Onların grisinde müminler ve kafirlerde vardır ve
belli bir suretleri rdır.

Melekler ile cinlerin
yaratılışı arasındaki açık fark ve görü-îi değişiklikler; yaratılışlarının
temelindeki yücelik sebebiyle duğu bu tariflerden anlaşılmaktadır.


2.
Buna göre
melekler nurdan yaratılmışlardır. Cinler ise imansız alevden yaratılmışlardır,
Hz. Peygamber(sav)’in şu zü de bunu göstermektedir:

“Melekler nurdan,
cinler dumansız alevden ve Adem ise si-vasfedilenden (yani topraktan)
yaratılmıştır.”
[89]

Yüce Allah ise
cinlerin neden yaratıldığını şöyle latmaktadır:

“Cinleri de daha
önce (yani insanın yaratılışından önce) mansız alevden yaratmışızdır.”
[90]


4.
 
Yüce Allah, melekleri bir başlangıcı olan
yeni bir varlık dinde yaratmıştır, üreyip çoğalmaları olmadığından dolayı
ceklik ve dişilikleri yoktur.

Ama cinlere gelince,
insanlar arasında olduğu gibi dişilik, teklik, ve birbirleriyle evlenme gibi
durumları vardır.


5,
Melekler,
eşya ve canlı cisimlerin şekline girmeye güçle-/eter. Bu konuda Kur’ân-ı
Kerîm’den ve sünnetten çok sayıda sslar sabit olmuştur. Mesela; Yüce Allah Hz.
Cebrail (a.s)’a ir şöyle buyurmaktadır:


a.

“Bunun üzerine ona (yani Meryem’e) ruhumuzu (yani brâil’i) gönderdik.
Fakat (Cebrail) tam bir insan şekline gire-: ona görünmüştü”
[91]


b.
 
Yine Yüce Allah, Hz. İbrahim (a.s)’ın
misafirlerinden şöyle haber vermektedir: 
“(Ey Muhammedi) İbrâhîm ‘e ikram edilmiş misafirlerinin haberi sana
gelmedi mi? Onlar, ibra-hîm’in yanına girip:  
“Selam olsun sana” demişlerdi, ibra­him ‘de: “Selam size
” demişti. İçinden de, onların “tanınmış bir topluluk” olduğunu
geçirmişti.”
[92]

Melekler, Hz. İbrâhîm
(a.s)’ın yanma erkek insanlar şek­linde girmişlerdi. Hz. İbrâhîm (a.s) onların
önüne yemek getirip koyduğunda onlar, takdim edilen yemekten kaçındılar.
Onların bu davranışlarından dolayı Hz. İbrâhîm (a.s)’ın kalbine bir çeşit korku
düşmüştü. Melekler, Hz. İbrâhîm (a.s)’m bu durumunun farkına varınca Hz.
İbrâhîm (a.s)’a kendilerinin insan olmadık­larını ve Hz. Lût(a.s)’m kavminde
bulunan yalancıları helak etmek için Allah’ın onlara gönderdiği melekler
olduğunu haber verdiler.


c.
Melekler,
Hz. Lût (a.s)’a tüyü bitmemiş güzel ve yakışık­lı bir genç şeklinde
geldiklerinde, Hz. Lût(a.s)”n kavmi içeri­sinde bulunan akılsız kimseler
onların geldiklerini haber aldık­larında meleklere kötü fiillerini yapmayı
arzuladılar. Böylece Hz. Lût(a.s)’ın kavmi içerisinde bulunan kimseler Hz.  Lût (a.s)’a koşarak geldiler.

Yüce Allah Kur’ân-ı
Kerîm’de bu olayı şöyle anlatmakta­dır:

“Elçilerimiz
(İbrâhîm ‘in yanından çıkıp) Lût’a gelince; on­ların gelmelerinden dolayı
(kavminin onlara kötü fiillerde bu­lunmaya kalkışacaklarından dolayı) üzüldü ve
(onları yeterince koruyamayacağından korktuğundan dolayı) endişelenip sıkıldı
ve işte (bugün) çok çetin bir gün (olacak) dedi. Kavmi (Lût’a misafirlerin
geldiğini haber aldıklarında) ona koşa koşa geldi-te   Zira onlar, Önceden beri kötü fiiller
işlerlerdi- (Kavmi’tan misafirlerini istediğinde onlara): “Ey kavmim! İşte
kızlanın, bunlar sizin (onlardan) daha temizdir. Allah’tan korkun!
Misafirlerime karşı beni rezil etmeyin. İçinizden doğru düşünen hiçbir kimse
yok mu? Dedi. Bunun üzerine onlar: “Sende bilir­sin ki, senin kızlarınla
bir ilgimiz yoktur. Ne istediğimizi sen daha iyi bilirsin” dediler.
(Lût’ta) “Keşke size karşı koyabile­ceğim bir kuvvetim olsaydı veya sağlam
bir yere (yani güçlü birisine) sığınsaydım” dedi. (Bunları gören melekler
Lût’a): “Ey Lûtl Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar asla sana
ilişemeye-ceklerdir. Bir ara geceleyin ailenle birlikte yola çık! Karının
dışında (ailenden) hiçbir kimse geriye dönüp bakmasın. Doğru­su onların başına
gelen, onun da başına gelecektir. Onlara ta­yin edilen (helak olma) zamanı
sabahleyindir. Sabah yakın de­ğil mi? ” dediler.”
[93]

Burada görüldüğü üzere
melekler, istedikleri herhangi bir şekle bürünmeye ve girmeye güçleri yeter.
Buhârî ve Müs­lim’in Sahîh’lerinde de geçtiği üzere Hz. Ömer (r.a)’dan şöyle
rivayet edilmiştir:

“Bir ara
Resulullah (s.a.v)’in yanında oturmaktaydık. O sı­rada yanımıza elbisesinin
beyazlığı ve saçının siyahlığı çokça olan üzerinde yolculuk eseri görülmeyen ve
bizden hiçbir kim­senin tanımadığı birisi yanımıza çıka geldi ve Resulullah
(s.a.v)’e, imandan, İslam’dan, ihsandan ve kıyametin kopacağı vakitten sordu.
Resulullah (sav)’de ona geniş bir şekilde cevap verdi. (Yolcu çekip gittikten
sonra) Resulullah (s.a.v) sahabele­rine:

– “Soru soranın
kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sor­du. Sahabeler:

– “Allah   ve 
Resulü   (bizden)   daha 
iyi  bilir”   dediler. Resulullah (s.a.v):

– “Soru soran o
kimse Cebrail idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti, buyurdu.”
[94]

Cinlerde istedikleri
herhangi bir şekle bürünmeye ve gir­meye güçleri yeter. Onlar, insanlardan bir
topluluk şeklinde Resulullah (s.a.v)’e gelmişler, ondan Kur’an dinlemişler ve
da­ha sonra da iman edip kavimlerine uyarıcılar ve tebliğciler ola­rak
dönmüşlerdir.

Nitekim Yüce Allah bu
olayı şöyle anlatmaktadır:

“Hani Kur’an ‘ı
dinlesinler diye sana cinlerden bir toplulu­ğu yöneltmiştik. Onlar yanına
gelince (birbirlerine) “Susun (ve Kur’an’ı) dinleyin” demişlerdi.
(Resulullah’in Kur’an okuması) tamamlanınca her biri birer uyarıcı olarak
kavimlerine dön­müşlerdi. (Kavimlerine geldiklerinde onlara): “Ey
kavmimiz! Doğrusu biz, Mûsâ ‘dan sonra indirilen ve kendinden öncekileri (yani
ondan önce peygamberlere indirilmiş kitapları) doğrula­yan, hakka ve dosdoğru
yola ileten bir kitap dinledik Ey kav­mimiz! Allah’ın davetçisine (yani
Muhammed’e) uyun ve ona iman edin ki, Allah sizin günahlarınızı bağışlasın ve
sizi elem verici bir azaptan kurtarsın. Allah ‘in davetçisine uymayan kim­se
bilsin ki, Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamaz ve onların on­dan başka dostları
da yoktur. İşte onlar (yani Allah’ı aciz bı­rakmaya çalışanlar ve Allah ‘dan
başka dostlar edinenler) apa­çık bir sapıklık içerisindedirler”
[95]

Buna göre cinler, bu
yönden yani istedikleri şekle girmeye ve bürünmeye güçlerinin yetmesinde
meleklere benzerler. Fa­kat cinler, meleklerden şu konuda farklıdırlar: Cinler
bir şekle girme ile hükmedilir, melekler ise bir şekil ile hükmedilmez. Bunun
manası şudur: “Eğer cinler insan ve kuş şekline dönüşseler veya girseler,
insan, cine doğru bir ok doğrultup atsa insa­nın kılıçla veya mızrakla
öldürüldüğü gibi ölür. Fakat melek hangi şekle veya surete girerse girsin o
suret üzerine hükmedilmez. Bundan dolayı eğer insan, meleğe doğru bir ok
doğrultup attığında veya ona karşı bir cinayet işlemeye kalkış­tığında melek
öldürülmez. Zira melek, insan veya başka bir şekle girmiş olsa bile ezadan bir
şey ona nail olmaz.


6.
Ayrıca
melekler, cinlerden şu konularda da farklıdırlar: Melekler yemezler,  içmezler, 
onların arasında insanlar gibi çekişme ve masiyeti işleme yoktur.
Bunlarla birlikte istikâmet,” ibadet etmek ve itaat etmek üzere
yaratılmışlardır. Nitekim Yü­ce Allah, meleklerin bu vasıflarım şöyle
anlatmaktadır:

“Melekler,
gece-gündüz bıkmadan (ve usanmadan Allah’ı) teşbih ederler.”
[96]

Yine Yüce Allah,
onlarla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Melekler,
Allah’ın kendilerine emrettiğine isvan etmezler ve kendilerine emredilenleri
yerine getirirler.”
[97]

Cinlere gelince ise,
onların arasında müminler, kafirler, iyi­ler, günahkarlar vardır. Bunlardan
dolayı cinler, bu çerçevede insanlar gibidirler. Nitekim Yüce Allah, iblisinde
cinlerden ol­ması itibariyle ondan şöyle haber vermektedir:

“iblis, cinlerden
idi. (yaptığı kötü fiilden dolayı) Rabhinin emrinin dışına çıktı, (yani fasık
oldu) ” (Kehf: 18/50)

Yine Yüce Allah,
“Cin Sûresinde” cinlerden şöyle haber vermektedir:

“(Cinler)
“İçimizde, Müslüman olanlarda yazık edenlerde vardır. Buna göre Müslüman
olan kimseler işte onlar, doğru yolu arayanlardır. Kendilerine yazık edenlere
gelince ise onlar, cehennemin odunları oldular.”
[98]

Cinler, diğer insanlar
gibi şer’î hükümlerle ve tekliflerle mükelleftirler. Yüce Allah bu durumu şöyle
anlatmaktadır:

“İnsanları ve
cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattim.
[99]

Cinlerin içerisinde de
Allah’ın emirlerini ve nehiylerini teb­liğ eden resuller ve nebiler vardır.
Nitekim Yüce Allah bunu şöyle haber vermektedir:

“Ey insanlar ve
cinler topluluğu! “içinizden ” (minkum) si­ze ayetlerimi anlatan ve
bu gününüzün (yani kıyamet gününün) gelip çatacağından sizi uyaran “sizden'[peygamberler
gelmedi mı?
[100]

Ayette geçen
“minkum” zamiri onların içerisinde hem in­sanlardan bir peygamberin
ve hem de cinlerden bir peygambe­rin olduğunu gösterir. Hz. Muharnmed
(s.a.v)’in risâletine ge­lince ise insanlardan ve cinlerden oluşmuş bütün
yaratıkları kapsamaktadır. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle anlatmaktadır:

“Alemleri uyarmak
üzere kulu Muhammed’e furkanı (yani hakkı batıldan ayırdeden Kur’an ‘t) indiren
Allah, yücelerin yü­cesidir.”
[101]

Cinler, insanlardan önce
yaratılmış yaratıklardır. Yüce Al­lah’ın şu sözü bunu göstermektedir:

“Doğrusu Biz
insanı kuru çamurdan, değişmiş ve şekillen­miş kara topraktan yarattık. Cinleri
de “daha önce” (yani in­sanın yaratılışından önce) dumansız bir
alevden yarattık. “
[102]

Ayette geçen
“Hamâe” kelimesi, değişikliğe uğrayabilen, siyah çamur, mesnûn
kelimesi, suret verilmiş; semûm kelimesi ise derideki deliklerin arasından
nüfuz eden kavurucu sıcak manasmdadır.

Cinler insanları,
insanların onları göremeyeceği yerlerden görürler. Allah’ın şu sözü bunu
göstermektedir:

“Sizin, onları
“göremediğiniz” yerlerden o (yani iblis) ve taraftarları sızı
görürler.
[103]


7.
Bunlardan
sonra melekler, cinlerden şu konularda da farklıdırlar: “Melekler,
olağanüstü büyük güçlere sahiptirler. Bundan dolayı da melekler, dağı yerinden
söküp koparmaya, denizlerin diplerine dalmaya ve yeryüzünü, sakinleriyle
birlikte altını üstüne çevirmeye güçleri yeter. Nitekim melekler, Hz.
Lût(a.s)’ın kavminin altını üstüne çevirmişlerdi. Nitekim Yüce Allah bunu şöyle
anlatmaktadır:

“(Lût kavminin)
memleketlerini altını üstüne çevirdik.” (Hicr: 15/74)

Nitekim Cebrail (a.s),
Tur dağını yerinden söküp koparmış ve onu, Allah’ın emrine karşı gelen İsrail
oğullarının üstüne kaldırmıştı. Yüce Allah bunu ise şöyle anlatmaktadır:

“Tur dağını
gölgelik gibi onların üzerine kaldırmıştık. On­lar, tepelerine düşeceğini
sanmışlardı. Onlara: “Size verdiği­miz kitaba (yani Tevrat’a) sıkıca
sarılın, içinde olanı düşünün ki takva sahibi kimselerden olasınız.”
[104]

Meleklerin kanatlan
vardır. Bazılarının iki, bazılarının üç, dört veya daha çok kanadı vardır. Yüce
Allah bununla ilgili o-larak şöyle buyurmaktadır:

“Hamd, gökleri ve
yeri yaratan “melekleri ikişer, üçer, h| dörder kanatlı” elçiler kılan
Allah’a mahsustur. Yaratmada dilediğini artırır.”
[105]
                                                            

Sahîh bir hadisi
şerifte, Resulullah (s.a.v), Cebrail’i ufuğu kapatmış bir vaziyette altı yüz
kanadı olduğu halde hakiki sure­tinde görmüştür.
[106]

İlgili Makaleler