Peygamberler Tarihi Sabuni

Kurân-I Kerîm’de Tasvir Ettiği Üzere Hz. Adem (A.S)

 


Şeytanlar
ile Cinler Arasındaki Fark:

 

Şeytanlar, cinlerden
bir topluluktur. Şeytanlar, azgın ve a-sidirler. Liderleri, Allah’ın kendisine
lanet ettiği iblistir. Bun­dan dolayı cinlerden azgınlaşanlardan her birine
“şeytan” deni­lir. Tıpkı insanlardan her asi olana “fasık”,
bile bile inkar eden herkese “kafir” denildiği gibi. Bu anlatılanlara
göre; her şeytan cindir. Fakat her cin şeytan değildir. Nitekim Yüce Allah bunu
şöyle anlatmaktadır:

“(İnsanlardan)   her 
azgın  şeytana  uyan 
insanlar var­dır. “(Hacc: 22/3)

Allah, başarıya ve doğruya
ulaştırandır.


[107]

 


Hz.
Adem (A.S)’ın Kıssasından Alınması Gereken İbretler

 

İnsanlığın atası olan
Hz. Adem (a.s)’m kıssasından bazı öğütler, ibretler, nasihatler vb. şeyler
bulmaktayız. En önemli­leri şunlardır;


1.
Cenab-ı
Allah, Hz. Adem (a.s)’ı yarattı, ruhundan ona üfledi, melekleri ona secde
ettirdiğinde ve yeryüzünde onu hali­fe kılmakla bu tür insanı kerem sahibi yani
üstün kılmıştır. Bu üstünlük, Hz. Adem (a.s) ve onun nesli içindir.


2.
Yüce
Allah her şeye gücü yeter. Zira Yüce Allah, toprak ve çamur gibi küçük bir
şeyden büyük ve önemli bir şeyi mey­dana getirmiştir. Bundan dolayı Hz. Adem
(a.s)’ı ilk önce top­raktan yaratmış, daha sonra da onu tam bir insan şekline
getir­miştir.

Bu Allah’ın Hz. Adem’i
yeryüzüne istihlaf etmeye ehil kılmasmdaki hikmetinin işsizliğinin ve
kudretinin sırlarının do­lup taştığını göstermektedir. Tüm eşyaların isimlerini
Allah, Hz. Adem (a.s)’a öğretmiştir.
[108]


3.
İnsanın,
şeytanın hilelerine karşı uyanık ve dikkatli ol­ması gerekmektedir. Çünkü
şeytan, atamız Hz. Adem (a.s)’ın cennetten çıkmasına sebep olmuş ve şeytanın
bize olan düş­manlığı, Hz. Adem (a.s) yaratılışından itibarendir. Yani şeyta­nın
bize olan düşmanlığı yeni olmayıp eskiden beri süregelen biı- olaydır. Yüce
Allah, şeytanın bu düşmanlığını şöyle haber vermektedir:

“Şüphesiz,
şeytan, sizin düşmanınızdır. Buna göre sizde onu düşman edinin..”
[109]

Buna göre lanetli
iblisin vesveselerine ve fısıltılarına karşı aîdanmamamız gerekmektedir. Çünkü
iblis, bize karşı kıyamet gününe kadar sürecek bir savaş ilan etmiştir.
[110]


4.
İnsan,
kendisine unutma hasıl olacak şekilde hata ve gü­nah üzere yaratılmıştır. Çünkü
insan, zayıf bir varlık olarak ya­ratılmıştır. İnsandaki bu zayıflık sebebiyle,
Hz. Adem (a.s)’dan Allah’ın emrine karşı muhalefet meydana gelmiştir. Bu
nedenle Hz. Adem (a.s), iblisin davetine icabet etmiş ve Allah’ın kendi­sine yaptığı
ilahi emri unutmuştu.
[111]


5.
İnsan,
bir hata işlendiğinde ve pişman olacağı bir şey kendisinde hasıl olduğunda veya
elem verici bir günahı işledi­ğinde, insana gereken Yüce Allah’ın rahmetinden
ümit kesme­mesi ve Allah’ın affedeceğine dair olan sözünden ümitsizliğe
düşmemesidir. Çünkü Yüce Allah, böyle bir şey yaptığımızda nasıl tövbe
edeceğimizi ve günajı ile masiyetlerden nasıl kurtu­lacağımıza dair-Hz. Adem
(a.s)’m nasıl tövbe etmesi gerekti­ğini ona öğrettiği gibi- bize de
öğretmiştir. Yüce Allah bunu, bize şöyle haber vermektedir:

“Adem, Rabbinden
“kelimeler”
[112]
belleyip aldı. (Adem’in bu kelimeleri söylemesiyle Yüce Allah) Onun tövbesini
kabul etti. Şüphesiz H tövbeleri çokça kabul eden ve çokça merhamet eden O’dur
O. “(Bakara: 2/37)


6.
Hayat,
imtihan ve ibtila üzerine kurulmuştur. Allah’a ita­at ve boyun eğmenin ortaya
çıkması için Hz. Adem (a.s), yasak edilen ağaçtan yemek suretiyle yasak bir şey
ile imtihan edilinişti. Bundan dolayı da alemlerin Rabbi olan Allah’a
ubudiyyetin yani ibadetin gerçekleşmesi için Hz. Adem (a.s)’m nesli de,
emirlerle ve yasaklarla imtihan edilir.


[113]

 


Hz.
Adem (a.s)’ın Vefatı

 

Bazı tarih ve tefsir
kitaplarında geçtiği üzere, Hz. Adem (a.s) bin yıl yaşamıştır.

Allâme Tabcrî, tarih
kitabında naklettiğine göre; Hz. A-dem (a.s), 936 yıl yaşamış ve bundan sonra
ölmüştür. Meşhur bir görüşe göre; Hindistan’da cennetten indirildiği Serendip
da­ğının eteğine demedilmiştir.

Bir rivayete göre ise;
Mekke-i Mükerreme’deki “Ebu Kubeys” dağına delnedilrniştir.

Hz. Adem (a.s) vefat
vakti yaklaştığında, melekler ona se­madan kefen ve cennetten “hunût”
[114] ile
geldiler. Daha sonra onu yıkadılar, kefenlediler, lahitli
[115] bir
şekilde çukur kazdılar, cenaze namazım kıldılar ve daha sonra da onu mezara indirdiler
ve onun üzerini kerpiçle kapattılar ve mezarın üzerine de toprak döktükten
sonra:

– Ey Adem oğulları!
İşte ölüleriniz hakkında tutacağınız yol bu şekildedir” dediler.
[116]

Allah, atamız Hz.
Adem’e rahmet eylesin ve onun toprağını geniş tutsun ve bizi ebedi kılınacak
yer olan cennette onunla birlikte bir araya getirsin. Amin.

Hamd, alemlerin Rabbi olan
Allah’a mahsustur.


[117]

 

 





[1]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 240.



[2]
Rum: 30/20.



[3]
B.k.z: Nahl: 16/4, Kehf: 18/37, Mü;minûn: 23/13-14,
Hacc: 24/5, Fâtır; 35/11, Yasin: 36/77, Ğafir (Mü’min): 40/67, Necm: 53/46,
Kıyame: 75/37, İnsan: 76/2, Abese: 80/19…..



[4]
B.k.z: Fâtır: 35/11, Ğafir (Mü’mîn): 40/67.



[5]
Bakara: 2/30.



[6]
Abese; 80/17-23.



[7]
Hacc: 22/46.



[8]
Târik: 86/5-8.



[9]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 241-243.



[10]
Bakara: 2/30.



[11]
Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’I-Kur’an, 1/274.



[12]
Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen
Yayınları: 244-246.



[13]
A’râf: 7/24.



[14]
Araf: 7/26.



[15]
A’râf:7/31.



[16]
Nisa: 4/1.



[17]
A’râf: 7/189, ayrıca B.k.z: Rûm: 30/21.



[18]
Ali imrân: 3/59’da da geçtiği üzere Hz. İsa’nın durumu
da Hz. Adem’in durumu gibidir. Zira Yüce Allah Hz. Adem’i anasız ve babasız
yaratmıştır. Hz. İsa’yı ise babasız yaratmıştır. Bu da Yüce Allah’ın varlığını
kuvvetlendirmekte ve her şeye gücünün yettiğini göstermektedir, (ç)



[19]
Sâd: 38/75’de Yüce Allah şöyle “îkı elimle
yarattığım” buyurmaktadır: Bu ayette geçen “el” tabiri hakkında
selef ve halef alimleri ihtilaf etmişlerdir. Selef alimleri buradaki
“el” tabirinin yorumlanamayacağını söylerken halef alimleri ise
Kur’an’da ve sünnette geçen bu gibi tabirlerin açıklanması gerektiğini
söylemiştedir. Bundan dolayı da “el” tabirini, “kudret” ile
yorumlamışlardır. Halef alinlerine göre; bu gibi tabirler yorumlanmadığı zaman
Allah hakkında kulların teşbih ve tescime düşecekb-rini
söylemişlerdir.”Fakat Allah’ın sıfatlan konusunda sağlıklı ve tutarlı bir
inanca sahip olmak için şu Üç temel hususun göz önünde bulundurulması gerekir:


a.
Allah’ın
sıfatlan kendi şanına layık olup yaratıkların sıfatlarına benzemekten mü­nezzehtir.


b.
Kur’an’da Allah
hakkında ispat edilen sıfatlara te’vilsiz iman edlmesi gerekir.

c.
Allah’ın sıfatlarının keyfiyeti,İnsan aklının idrakinin ulaşamayacağı bir
husustur’ fProf. Dr. M. Sait Şimşek- Kur-‘an Kıssalarına Giriş, sh.184) (ç).



[20]
Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle
buyurmaktadır: “Ve ruhumdan ona üfür-düm” (Hicr: 15/29; Sa’d: 38/72)
Ruh gibi hakkında az bilgiye sahip olduğumuz bir şey hakkında
söyleyeceklerimizin dini bir anlam taşıyabilmesi İçin mutlaka sarih nasslara
dayanması gerekir. Ruh hakkında Hz. Peygamber (s.a.v)’e yöneltilen bir somya
vahiy kanalıyla şöyle cevap varnesİ söylenmiştir: “Deki: Rub, Rabbimin
‘şlerindendir. Size ancak az bir bigi verilmiştir.”(İsrâ: 17/85) Gerçi
ayette az bir bilgi verildiği belirtilmekte. Zalen alimlerin çoğu bu ayette
geçen “ruh” ifadesinde; bedeni canlı tutan “nüY’un
kastedildiğini açıklamalardır. Buna göre ruh kavramı, Kur’an ve sünnet
doğrultusunda bugünkü bilimin verileri ile açıklandığı takdirde Sanırım bu
anlam tam olarak ortaya çıkaçaktır.(ç)



[21]
Sâd: 38/71-72.



[22]
Sâd: 38/75.



[23]
Secde: 32/7-8.



[24]
Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmil-Kur’ân, 12/109 (ç).



[25]
Şefaat hadisinin îbn Hacer el-Askalarâ’nin, Buharî’nin
Sahîh’i üzerine yazdığı Fethü’I-Bari 6/371’de bulabilirsiniz. (Ayrıca Buharı,
Enbiyâ 3/8, Tefsir Beni İsrail 5, Tevhid 36, 19, 37, Tefsir, Bakara 1, Rîkâk
51; Müslim, îman 322 (193), 327 (194); Tirmizî, Kıyamet 11, (2436) (ç).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 247-251.



[26]
Bu teoriyi ortaya koyan Darwin’in kendisi olması
itibariyle ona nisbetle “Danvin Teorisi” denmiştir. Darwin 1859
yılında yazmış olduğu “Türlerin Menşei” adlı kitapta
“Evrim” düşüncesini ortaya koymuştur. Bu kİtabuı piyasaya çıkmasn-dan
sonra büyük çalkantılar olmuş ve Darwin’e karşı büyük tepkler meydana gel­mişti.

İlk sırada Darvvİn’c karşı çıkan kilise olmuşken, daha sonra
Neo-Darwinizm yani Danvin teorisine karşıt bir grup olmuştur. Bu grup,
danvinistlerin görüşlerini çürütmek için görüşler ileri sürmüşlerdir. Fakat bu
teorinin insaniar üzerinle yapmış olduğu etkiyi ve her şeyin yaratıcısının
Allah değil de tabiat olduğu görüşünün in­sanlar arasında yayılmasıyla vomiş
olduğu zararları gören Müslüman yazarlarda, konu üzerinde araştırmalar,
bilgiler vermek suretiyle insanlara bu teorinin zararlarını, nasıl ortaya
çıktığını, nasıl cevaplar verildiğini vs. şeyleri anlatmak veya yazmak
suretiyle yardımcı olmaya çalışmışlardır. Zaten yazar, bu konuda yazı
yazanlardan alıntılar yaparak veya yazılan eserlerden ve yazarlardan
bahsetmekle okuyucuya ve müslümanlara faydalı olmaya çalışmaktadır. (ç).

İlgili Makaleler