Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Hz. Muhammed (A.S)’İn Peygamberliğinin Zarureti ve Bununla İlgili Deliller



Üçüncü Bölüm: HZ. MUHAMMED (A.S)’İN PEYGAMBERLİĞİNİN ZARURETİ VE BUNUNLA İLGİLİ
DELİLLER



3.1. GEÇMİŞTEKİ PEYGAMBERLERDEN SONRA HZ. MUHAMMED (A.S.)’E PEYGAMBERLİK
VERİLMESİNİN SEBEPLERİ



3.1.1. Araplar Öteden Beri Bir Peygambere İhtiyaç Duyuyorlardı



3.1.2. “Açık Bir Delil”in Gereği



3.1.3. Hz. Muhammed (a.s.)’in Arabistan’da Doğmasının Hikmeti



3.2. HZ. MUHAMMED (A.S.)’İN PEYGAMBERLİĞİNİ AKIL PLÂNINDA TARTIŞMAK



3.2.1. Bin Dört Yüz Yıl Önceki Dünya



3.2.2. Arabistan’da Durum



3.2.3. Kişiliği ve Karakteri



3.2.4. Zihnî ve Ruhi Dünyasında Değişiklik



3.2.5. Kurtuluş Çağrısı



3.2.6. Halkın Tepkisi



3.2.7. Baskı ve Zulme Karşı Direniş



3.2.8. Tutum ve Davranışındaki İkinci Büyük Değişiklik



3.2.9. Güzel Ahlâk



3.2.10. Yeni Bir Çağ Açan



3.2.11. Çok Yönlü Şahsiyet



3.2.12. Çevresini Aşan Bir Şahsiyet



3.2.13. Tarihi Oluşturan Şahsiyet



3.3. HZ. MUHAMMED’İN PEYGAMBERLİĞİ LEHİNDE KUR’AN’IN İLERİ SÜRDÜĞÜ DELİLLER



3.3.1. Ümmiliğin Nübüvvet İle İlgisi



3.3.2. Nübüvvet’ten Önceki Yaşantısı da Bir Delildir



3.3.3. Kur’ân-ı Kerim Mu’cizevî Bir Kelâm ve Peygamberliğin Delilidir



3.4. HZ. PEYGAMBER’İN DOĞUŞUYLA İLGİLİ TEVRAT VE İNCİL’İN NAKLETTİĞİ HABERLER



3.4.1. Hz. Îsa’nın Meşhur Bir Sözü



3.4.2. Tevrat’ın Nakilleri



3.4.3. İncil’de Hz. Muhammed’in Peygamberliğine İlişkin Haberler



3.4.3.1 “Muhammed” ile “Ahmed”



3.4.3.2. Hz. Mesih, Hz. İlyas ve “O Nebi”



3.4.3.3. Yuhanna İncil’inde Geçen İbareler



3.4.3.4. Yukarıda Geçen İbarelerin Anlamı



3.4.3.5. Dünyanın Lideri Olacak



3.4.3.6. “Munhamanna”



3.4.3.7. Necaşi’nin Şehadeti



3.4.3.8. Barnabas İncili



3.4.3.9. Barnabas İncili Hakkında Bazı Temel Bilgiler



3.4.3.10. Hıristiyanlar Neden Barnabas İncili’ne Karşı Çıkıyor?



3.4.3.11. Barnabas İncili’nde Yer Alan Açık işaret ve Haberler



3.4.4. Üç Şüphe’nin Giderilmesi

 

Üçüncü Bölüm: HZ. MUHAMMED (A.S)’İN
PEYGAMBERLİĞİNİN ZARURETİ VE BUNUNLA İLGİLİ DELİLLER

3.1. GEÇMİŞTEKİ PEYGAMBERLERDEN SONRA
HZ. MUHAMMED (A.S.)’E PEYGAMBERLİK VERİLMESİNİN SEBEPLERİ

“Ve gerçek şudur ki, geçmiştekilerden sonra Kitabın vârisi
olanlar ıstıraplı bir şüphe içinde bulunuyorlar” (Şûra; 15)

Her peygamber ve onu takip eden diğer peygamberlerin devri
geçtik­ten sonra, Kitabullah son nesillere gelinceye kadar bir hayli tahrife
uğra­mış ve bu nedenle İnsanlar, kitaba inanmakta tereddüt etmişlerdi. Allah’ın
kitapları hakkında insanların bu tutumu şöyle açıklanabilir. Tevrât ile İn­cil
eski hüviyetlerini tamamıyla kaybetmişlerdi. Bu kitapların ne muhteva ne de
dilleri korunabilmişti. Allah’ın kelâmı, tefsir, te’vil, tarihi ve semavi
rivayetler, efsaneler ve din adamlarının farklı yorumlarıyla tanınmaz hale
gelmişti. Tercümeleri o kadar kabul gördü ve yayıldı ki asılları ortadan
kayboldu. Bu kitaplarla ilgili tarihi vesika ve deliller de ya iyice muhafaza
edilmedi ya da kasten ortadan kaldırıldı. Sonuçta, ellerdeki nüshaların Hazreti
Musa veya Hazreti Îsa’nın Allah’ın kelâmı olarak insanlara takdim ettikleri
nüshaların aynısı olup olmadığını tesbit etmek de zorlaştı. Bunun yanı sıra,
azizler, rahipler, din ve bilim adamları bu kitaplarla ilgili olarak din,
ilâhiyat, felsefe, hukuk, fizik, psikoloji ve sosyal bilimleri ilgilendiren
öylesine karmaşık tartışmalar açtı ve ideoloji ile doktrinler ortaya attılar ki,
İnsanlar için doğru yolu bulmak büsbütün güçleşti. Allah’ın kitabı asıl şekli ve
güvenilir haliyle ortada bulunmadığı için insanların, Hak ile Batıl’ı ayırt
edecek bir belge veya kaynağa başvurmaları tamamıyla imkan­sızlaştı.

Arabistan’a Hak dininin ışıkları ilk defa, tarihten önce yaşamış
olan Hz. Hûd (a.s.) ve Hz. Salih (a.s.) sayesinde girmişti. Daha sonra Hz.İbrahim
(a.s.) ve Hz. İsmail (a.s.)in devri başladı. Bu iki peygamber, Hz. Mu­hammed
(a.s.)’den yaklaşık 2500 yıl önce yaşamışlardı. Hz. Muhammed (a.s.)dan önce
Hicaz topraklarına gönderilen en son peygamber ise Hz. Şuayb (a.s.) idi.

3.1.1. Araplar
Öteden Beri Bir Peygambere İhtiyaç Duyuyorlardı

“Bunlar yemin ederek diyorlardı ki, kendilerine bir uyarıcı,
korkutu­cu gelirse, dünyanın her milletinden daha dindar ve dürüst
olacaklardır.” (Fâtır; 42)

Arabistan halkı ve özellikle Kureyşliler, Hz. Peygamber’in
nübüvve­tinden önce Yahudiler ile Hıristiyanların bozuk ahlâkını görerek işte
böyle yakınıyorlardı. Aynı konuya En’âm suresinde de değinilmiştir:

“Bu kitabın gelmesinden sonra artık siz diyemezsiniz ki, bu
kitap biz­den önceki iki topluluğa verilmişti ve bizim onların ne okuduğundan
ha­berimiz yoktu. Artık siz diyemezsiniz ki, Kitap bize nâzil olsaydı, biz
on­lardan daha dindar ve yüksek ahlâklı olacaktık.” (En’âm; 156-157)

Saffât sûresinde de aynı konuya şöyle değinilmektedir.

“Bunlar daha önce diyorlardı ki, keşke bizde geçmiş kavimlerin
zikri (kitabı) olsaydı biz Allah’ın güzide kulları olacaktık.” (Sâffât; 167-169)

3.1.2. “Açık Bir
Delil”in Gereği

“Ehli kitap ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine Allah’tan
açık bir delil, (yani) kutsal kitapları okuyan bir peygamber gelmedikçe kendi
(küfürlerinden) vazgeçmeyeceklerdi”. (Beyyine; 1-2)

Demek oluyor ki, kâfirlerin küfürlerini terk etmelerinin tek
çaresi, bir peygamberin kesin delillerle gelip, neyin doğru neyin yanlış
olduğunu açıkça kendilerine anlatmasıydı. Bu demek değil ki, bu parlak ve açık
delillerin gelmesiyle kâfirlerin hepsi bir anda küfrü terk edeceklerdi. Bu
ko­nuyu şöyle izah etmek lâzımdır: Açık bir delilin yokluğunda müşrik ve
kâfirlerin acıklı durumlarından kurtulmaları büsbütün imkânsızdı. Fakat delilin
gelmesiyle onlardan bazısı için kurtuluş yolu açılmış olacaktı. Kü­fürlerinden
vazgeçmeyen ve hatalarında ısrar edenlerin sorumluluğu ise kendilerine ait
olacaktı. Hiç olmazsa, bundan böyle Allah’ın kendilerine hidayet yolu
göstermediğini öne süremezlerdi. Kur’an-ı Kerim’de bu hu­sus muhtelif
vesilelerle muhtelif şekillerde dile getirilmiştir. Meselâ, Nahl sûresinde,
“doğru yolu gösterme sorumluluğu Allah’a aittir” denilmiştir. (Ayet; 9). Leyl
sûresinde şöyle buyurulmuştur: “Yol göstermekten Ben sorumluyum” (âyet; 12).
Nisâ sûresinde şu satırlara rastlanır: “(Ey nebi), Nuh ve daha sonraki
peygamberler gibi senin tarafına vahiy gönderdik. Bu peygamberler müjde vermek
ve haber vermekle mükellef kılınmışlar­dı. Böylece bu peygamberlerin gelişinden
sonra insanların Allah’a şikayet edebilecekleri herhangi bir sebep kalmasın”
(âyet; 165). Şu âyetlere de dikkat edelim:

“Ey Ehli Kitab, Benim Peygamber’im, Resul’lerin silsilesi uzun
müd­det durduktan sonra, size hakikati izah etmek için gelmiş bulunuyor. Bun­dan
böyle, bize müjde ve haber veren herhangi biri gelmediğini iddia edemezsiniz.
Onun için bakın, size müjde ve haber veren gelmiştir”. (Maide; 19)

“Önceleri kitapla şereflendirilmiş olanlar arasında uyuşmazlık
ol­madı, ama daha sonra onlara (doğru yolun) açıklaması geldi”. (Beyyine; 4)

Demek, bundan evvel Ehl-i Kitab’ın doğru yoldan saparak çeşitli
grup ve topluluklara ayrılmalarının sebebi, Allah’ın kendilerine açık bir delil
ve işaret göndermemesi veya doğru yolu göstermemesi değildi. Bu­nun aksine,
kitap sahipleri Allahu Teâlâ’dan doğru bilgi ve hidayetin gel­mesinden sonra
kötü yola saptılar. Bu itibarla, sapıklıklarının sorumluluğu tamamıyla
kendilerine aitti. Aynı şekilde bunların kutsal kitapları tahrif edildiği için
gerçek değer ve anlamlarını yitirmiş, yol gösterici özellikle­rinden yoksun
kalmışlardı. Bunun üzerine, Cenab-ı Hak kendi Peygam­ber’ini açık ve parlak bir
delil olarak onlara gönderdi ve bu Peygamber’in vazifeleri arasında semavi
kitapları düzeltmek, asıl şekillerine sokmak da vardı. Böylece Allah’ın hücceti,
yani son delili de verilmiş oldu. Kur’an-ı Kerim’de bu husus Bakara; 213-253,
Al-i İmran; 19, Maide; 44, Yunus; 93, Şura; 13-15, Casiye; 16-18 sûrelerinde
etraflıca ele alınmıştır.

Peygamberlerin bir millete gönderilmesinin maksadı ve gayesi,
bir resûl veya peygamber olmaksızın, doğru yolu bulmalarına hiçbir imkân
olmadığı için, onların doğru yolu bulmalarına yardımcı olmaktır. Bir
pey­gamberin varlığı onun nübüvvetinin bir delilidir. Peygamber’in başlıca
va­zifesi, geçmişteki kutsal kitapların akıbetine uğramamış ve yanlış itikat ve
ananelerin ilâve edilmesi ile değerini kaybetmemiş olan Allah’ın doğru ve gerçek
kitabını ümmetine iletmektir.

İlgili Makaleler

Ücretsiz Arapça öğrenme araçlarıDerslerin yanında: seviyeni bul, kelime ezberle, okuyarak pekiştir.