Müstesna Arapça Dersleri
Genel Cümle Örnekleri
1- شاَهَدَ حَسَنٌ الْمُباَرَاةَ –حَسَنٌ هُوَ الَّذِي يُشاَهِدُ الْمُباَراَةَ–ماَ شاَهَدَ الْمُباَراَةَ إِلاَّ حَسَنٌ .
2- كَتَبَتْ فاَطِمَةُ الرِّساَلَةَ– فاَطِمَةُ هِيَ الَّتِي كَتَبَتِ الرِّساَلَةَ–ماَ كَتَبَتِ الرِّساَلَةَ إِلاَّ فاَطِمَةُ.
3- قَادَ الساَّئِقُ السَّياَّرَةَ– اَلساَّئِقُ هوَ الَّذِي قَادَ السَّياَّرَةَ–ماَ قَادَ السَّياَّرَةَ إِلاَّ الساَّئِقُ.
4- شَرَحَ الْمُدَرِّسُ الدَّرْسَ- اَلْمُدَرِّسُ هُوَ الَّذِي شَرَحَ الدَّرْسَ– ماَ شَرَحَ الدَّرْسَ إِلاَّ الْمُدَرِّسُ.
5- هِيَ تَخاَفُ اللَّهَ – هِيَ لاَ تَخاَفُ إِلاَّ اللَّهَ – عَبْدُ الْعَزِيزِ يُحِبُّ الْبُرْتُقاَلَ – عَبْدُ الْعَزِيزِ لاَ يُحِبُّ إِلاَّ الْبُرْتُقاَلَ – فاَطِمَةُ تَزُورُ صَدِيقَتَهاَ –فاَطِمَةُ لاَ تَزُورُ إِلاَّ صَدِيقَتَهاَ .
6- زاَرَتِ الساَّئِحاَتُ الْمَكْتَباَتِ إِلاَّ ساَئِحَةً – زاَرَتِ الساَّئِحاَتُ الْمَكْتَباَتِ إِلاَّ مَكْتَبَةً .
7- ماَ زاَرَتِ الساَّئِحاَتُ إِلاَّ ساَئِحَةٌ – ماَ زاَرَتِ الساَّئِحاَتُ إِلاَّ مَكْتَبَةً .
8- لَمْ تدْخُلِ الْمَكْتَبَةَ إِلاَّ ساَئِحَةٌ – ماَ تِلْكَ إِلاَّ مَكْتَبَةٌ – لَيْسَ لَكُمْ إِلاَّ الصِّدْقُ وَ الصَّبْرُ .
9- هَذاَ الْإِنْساَنُ لاَ يُفَكِّرُ إِلاَّ مَصْلَحَتَهُ فَقَطْ[3]- لاَ يَنْفَعُ الْمَرْءَ فِي الْعاَلَمِينَ سِوَى عَمَلِهِ.
10- لَمْ يُشاَهِدِ الصَّدِيقاَنِ غَيْرَ جُزْءٍ صَغِيرٍ مِنَ الْمَعْرِضِ – حَضَرَ الْكَثِيرُونَ إِلاَّ أَباَ بَكْرٍ – حَضَرَ التَّلاَمِيذُ إِلاَّ تِلْمِيذَيْنِ – نَضِجَتِ الْفَواَكِهُ عَداَ سَفَرْجَلٍ- ذَبُلَتِ الْأَزْهاَرُ غَيْرَ زَهْرَةٍ حَمْراَءَ.
11- رَجَعَ كُلُّ الناَّسِ إِلاَّ الْمُهَنْدِسِينَ – وَصَلَ كُلُّ الْمُساَفِرِينَ إِلاَّ الْمُدَرِّسِينَ – تَعِبَ اللاَّعِبُونَ إِلاَّ لاَعِبَيْنِ – تَأَخَّرَ الرِّجاَلُ إِلاَّ أَباَكَ – فَتَحْتُ النَّواَفِذَ غَيْرَ ناَفِذَةٍ وُسْطَى.
Tercüme:
1- Hasan maçı seyretti. Maçı seyreden Hasan’dır. Maçı ancak Hasan seyretti.
2- Fâtıma mektup yazdı. Mektubu yazan Fâtıma’dır. Mektubu ancak Fâtıma yazdı.
3- Şoför arabayı sürdü. Arabayı süren şofördür. Arabayı ancak şoför sürdü.
4- Öğretmen dersi açıkladı. Öğretmen dersi açıklayandır. Dersi öğretmenden başkası açıklamadı.
5- O Allah’tan korkar. O Allah’tan başkasından korkmaz. Abdülaziz portakalı sever. Abdülaziz portakaldan başkasını sevmez. Fatıma arkadaşını ziyaret ediyor. Fatıma ancak arkadaşını ziyaret ediyor.
6- Bir turist hariç turistler kütüphaneleri ziyaret ettiler. Turistler bir kütüphane hariç kütüphaneleri ziyaret ettiler.
7- Bir turist hariç turistler ziyaret etmedi. (Bayan) turistler yalnızca bir kütüphane ziyaret etti.
8- Kütüphaneye yalnızca bir turist girdi. O yalnızca bir kütüphanedir. Sizin için doğruluk ve sabırdan başkası yoktur.
9- Bu insan sadece kendi faydasını düşünür (kendi faydasından başkasını düşünmez). Dünyada kişiye amelinden başkası fayda vermez.
10- İki arkadaş serginin küçük bir bölümünden başkasını seyretmedi. Ebûbekir hariç çoğu geldi. İki öğrenci hariç öğrenciler geldi. Ayva hariç meyveler olgunlaştı. Kırmızı çiçek hariç çiçekler soldu.
11- Mühendisler hariç bütün insanlar döndü. Öğretmenler hariç bütün yolcular geldi. İki oyuncu hariç oyuncular yoruldu. Baban hariç adamlar gecikti. Orta pencere hariç pencereleri açtım.
¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯¯
Müstesnâ ve Konular ile İlgili Ayetler
1- وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى ¯ إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْيٌ يُوحَى .
(53/NECM, 3-4). O, arzusuna göre konuşmaz. O (konuştuğu şeyler, bildirdikleri) vahyedilen bir vahiyden başkası değildir.
| vahyetmek |
أَوْحَى يُوحِي |
heva, heves, keyf |
الْهَوَى |
konuşmak |
نَطَقَ يَنْطِقُ نُطْقاً |
||
| vahyedilen bir vahiy (sıfat; meçhûl fiil cümlesi)
|
وَحْيٌ يُوحَى |
vahyediliyor |
يُوحَى |
||||
2- فَذَلِكُمُ اللّهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ إِلاَّ الضَّلاَلُ فَأَنَّى تُصْرَفُونَ .
(10/YÛNUS, 32). İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah’tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne vardır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz?
| nasıl |
أَنَّى |
çevirmek, uzaklaştırmak |
صَرَفَ يَصْرِفُ صَرْفاً |
3- وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ .
(67/MÜLK, 10). Ve: “Keşke kulak vermiş veya akletmiş (aklımızı kullanmış) olsaydık, (şimdi şu alevli) cehennemin ashabı arasında olmazdık!” derler.
| keşke …se, sa |
لَوْ |
işitmek, duymak |
سَمِعَ يَسْمَعُ سَمْعاً |
| arkadaş, sıkı dost |
صاَحِبٌ ج اَلْأَصْحَابُ |
akıl etmek, akıl erdirmek |
عَقَلَ يَعْقِلُ عَقْلاً |
| yakılan ve alevlendirilen manasında olup cehennemin adıdır. |
اَلسَّعِيرُ |
||
4- … وَلاَ تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللّهِ إِنَّهُ لاَ يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلاَّ الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ .
(12/YÛSUF, 87). (Yakub (A.S.) oğullarına): “… Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.
| rahmet |
رَوْحٌ |
ümidi kesmek |
يَئِسَ يَيْئَسُ يأْساً |
5- وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ .
(29/ANKEBÛT, 64). Bu dünya hayatı bir eğlence ve bir oyundan başkası değildir (Oyun ve eğlenceden ibarettir). Ahiret yurdu (oradaki hayat ise), işte o (asıl) yaşamdır. Keşke biliyor olsalardı!
| oyun, eğlence |
لَهْوٌ |
canlı, hayatdar |
اَلْحَيَوَانُ |
oyun |
لَعِبٌ |
6- وَمَا مِنْ دَآبَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلاَّ عَلَى اللّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ .
(11/HÛD, 6). Yeryüzünde (yürüyen) hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’ın üzerinde olmasın. (Allah o canlının) durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz’da) dır.
| canlı |
دَآبَّةٌ |
yerleşmek |
اِسْتَقَرَّ يَسْتَقِرُّ اِسْتِقْراَراً |
|
| yerleşme mekanı |
مُسْتَقَرٌّ |
korunması için emanet bırakılan mekan |
مُسْتَوْدَعٌ |
|
7- وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ اللّهُ …
(3/ÂL-İ İMRÂN, 135). O kimseler ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlarlar ve hemen günahlarından dolayı tevbe-istiğfar ederler. (Zaten) günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir! …
| çirkinlik, kötülük |
فَاحِشَةٌ |
günah |
اَلذَّنْبُ ج اَلذُّنُوبُ |
tefekkürle zikretmek |
ذَكَرَ يَذْكُرُ ذِكْراً |
8- وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلاَّ مَا سَعَى .
(53/NECM, 39). (Bilsin ki) insan için çalıştığı şey(in karşılığından) başkası yoktur.
| çalışmak, çaba sarfetmek |
سَعَى يَسْعَى سَعْياً |
9- لاَ يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلاَ شَرَابًا {78/24} إِلاَّ حَمِيمًا وَغَسَّاقًا .
(78/NEBE, 24-25). (Azgınlar) Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar. Ancak kaynar su ve irin (tadarlar).
| serinlik |
بَرْدٌ |
içecek |
شَرَابٌ |
tatmak |
ذاَقَ يَذُوقُ |
| kaynar su |
حَمِيمٌ |
irin |
غَسَّاقٌ |
||
10- يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلاَئِكَةُ صَفًّا لاَ يَتَكَلَّمُونَ إِلاَّ مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا .
(78/NEBE, 38). Ruh (Cebrail) ve meleklerin saf saf olup durduğu gün, Rahmân’ın izin verdiği kimselerden başkası konuşmaz; (konuşan da) doğruyu söyler.
| ruh, Cebrâil |
اَلرُّوحُ |
izin verdi |
أَذِنَ يأْذَنُ إِذْناً |
doğru |
صَوَابٌ |
konuştu |
تَكَلَّمَ يَتَكَلَّمُ تَكَلُّمٌ |
11- وَمَا تَشَاؤُونَ إِلاَّ أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ .
(81/TEKVÎR, 29). Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz (Alemlerin Rabbi Allah’ın dilemesinden başkasını dilemezsiniz)
12- وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ يُقْسِمُ الْمُجْرِمُونَ مَا لَبِثُوا غَيْرَ سَاعَةٍ كَذَلِكَ كَانُوا يُؤْفَكُونَ .
(30/RÛM, 55). Kıyamet koptuğu gün, günahkarlar(dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar (dünyada da haktan ) böyle döndürülüyorlardı.
| Kıyamet koptuğu gün |
يَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ |
yemin etmek |
أَقْسَمَ يُقْسِمُ |
|
| çevirmek, vazgeçirmek |
أَفَكَ يأْفِكُ أَفْكاً |
ikamet etmek, kalmak |
لَبِثَ يَلْبَثُ |
|
13- يَا أَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لاَ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ .
(35/FÂTIR, 3).Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın; Allah’tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? Ondan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz?
14- فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ ¯ فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ¯ وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ .
(51/ZÂRİYÂT, 35, 36, 37). Bunun üzerine orada bulunan mü’minleri çıkardık. Zaten orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimse bulmadık. Acı azabtan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.
15– أَمْ لَهُمْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ .
(52/TÛR, 43). Yoksa onların Allah’tan başka bir tanrısı mı var. Allah onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.
|
أَشْرَكَ يُشْرِكُ إِشْراَكاً |
şirk koştu, ortak koştu |
سُبْحاَنَ اللَّهِ |
Allah her türlü eksiklikten uzaktır |
16- فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ …
(41/FUSSİLET, 15). Âd kavmine gelince yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar..
|
اِسْتَكْبَرَ يَسْتَكْبِرُ اِسْتِكْباَراً |
büyüklenmek, inat gösterip hakka boyun eğmemek |
17- إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ .
(41/FUSSİLET, 8). Şüphesiz iman edip iyi iş yapanlar için tükenmeyen bir mükafat vardır.
| nimetlendirmek, lutufta bulunmak/kesmek/başa kakmak |
مَنَّ يَمُنُّ مَنّاً |
| (ism-i mef’ûl) kesilen yahut, minnet edilen |
Ek anlatım: Arapça Müstesna
MÜSTESNA المستثنى
İstisna edatlarından sonra gelen ismin, önceki bölümün hükmünden ayrı
tutulmasına istisna diyoruz. İstisna edatları şunlardır: ، إلاّ ، غَيْرَ ، سِوَى
خلا ، عَدا ، حاشا
جَاءَ الطُلاّبُ إلاّ حامِداً : Hamit hariç tüm öğrenciler geldi.
müstesna- ist. harfi- müstesna minh
إلاّ ’ nın Müstesnası:
1- Cümle olumlu, müstesna minh de zikredilmişse, müstesna mensub olur.
جاءَ الطُلابُ إلاّ طالِباً : Bir öğrenci dışında tüm öğrenciler geldi.
2- Cümle olumsuz, müstesna minh de zikredilmiş ise, müstesna mensub
veya bedel olabilir.
ما ذهَبَ أحَدٌ إلاّ حامِداٌ ( حامدٌ) : Hamid dışında kimse gitmedi.
bedel – mensub
Burada ( إلاّ ) ya amel ettirsek حامد lafzı müstesna olarak mensub, aksi
taktirde bedel olarak merfu olur.
3- Müstesna min zikredilmemiş ise, إلاّ dan sonrası, إلاّ yokmuş gibi
irablanır.
لا يَفوزُ إلاّ المُجْتُهدُ : Ancak çalışan kazanır. ( Müferrağ istisna)
Fail
Not: Müsrena ve müstesna minh aynı cinseten ise buna muttasıl istisna,
ayrı cinsten olursa münkati istisna, cümlede müstesna minh
zikredilmemişse buna da müferrağ istisna denir.
سِوَى ve غَيرُ ’nın Müstesnaları:
سِوَى ve غَيرُ bu her iki edat da isim olarak kendilerinden sonra gelen
müstesnalara muzaf olurlar.
لا أخافُ غَيرُ أللهِ : Allah’tan başkasından korkmam!
muz. i.- muzaf
قَرَأتُ الكُتُبُ سِوى آِتابٍ : Bir kitap hariç tüm kitapları okudum.
muz. i.- muzaf
خلا عدا حاشا ’ nın Müstesnaları:
Bu edatlar fiil ve harfi cer olurlar. Fiil olarak kabul edilirlerse kendilerinden
sonra gelen müstesna mefulu bih olarak mensub olur. Harfi cer kabul
edilirlerse, kendilerinden sonra gelen müstesna mecrur olur.
نَزَلَ الرآابُ من الحافلةِ خلا راآِباً : Bir yolcu dışında tüm yolcular
otobüsten indi.
وصَلَ العمّالُ إلى المَصْنعِ عدا عاملاً : Bir işçi dışında tüm işçiler fabrikaya
ulaştı.
فحصَ الطبيبُ الجَرحى حاشا جَريحاً : Doktor bir yaralı dışında tüm
yaralıları muayene etti.
خلا) ) ve ( عدا ) nin önüne ما gelebilir.
Ek anlatım: MÜSTESNA Arapça Gramer
المستثنى MÜSTESNA
حضر الأصدقاء إلا عليا Ali’den başka bütün arkadaşlar geldi.
. طار الحمام إلا واحدة Biri hâriç güvercinlerin hepsi uçtu.
. فتحت التوافد إلا نافذة. Bir pencere hâriç diğerlerini açtım.
عاد المسافرون إلا أخاك . Kardeşinden başka bütün yolcular döndü.
Yukarıdaki cümlelerde de görüldüğü gibi إلا ve benzerlerinden sonra gelen isim, önceki kısmın hükmünün dışında kalmıştır. İlk cümlede arkadaşlar gelmiş olmalarına rağmen, Ali gelmemiş ve cümlenin ifâde ettiği hükmün dışında kalmıştır.
A 1- İstisna Edatları: Belli başlıları:
إلا غير سوى خلا عدا حاشا
2-İstisnâ edetından sonra gelen isme müstesna المستثنى denir.
3-İstisna edatından önce gelen isme ise müstesna minh المستثنى منه denir.
| خَالِدًا | إلا | جاء الطلاب |
| Müstesna | İstisni edatı | Müstesna minh |
Halid’ den başka bütün öğrenciler geldi.
Yukarıda da görüldüğü gibi istisnânın oluşumu için üç unsûr gerek- mektedir:
1. Müstesna minh
2. İstisna edatı
3. Müstesna
Not: Müstesnâ minh; ya cemî, ya umumî mânâlı, ya da kısımları bulunan bir isim olmalıdır.
B إلا ‘nın Müstesnâsı:
1-Müstesnâ minh zikredilmiş (söylenmiş), cümle de müsbet (olumlu) ise müstesnâ mansub olur (Bu duruma tam müsbet denir):
Ahmed’den başka bütün adamlar geldi.
Bir işçinin dışında bütün işçiler yoruldu.
جَاءَ الرِّجَالُ إِلَّا أَحْمَدَ .
تَعِبَ الْعُمَالُ إِلا عاملاً.
2-Müstesnâ minh zikredilmiş, cümle menfi (olumsuz) ise müstesnâ ya mansûb olur, ya da müstesnâ minhden bedel olur (aynı î’rabı alır) (Bu duruma tam menfî denir):
مَا ذَهَبَ أَحَدٌ إِلَّا نَجِيبًا . ( = مَا ذَهَبَ أَحَدٌ إِلَّا نَجِيبٌ ) . Necib’den başka kimse gitmedi.
مَا رَأَيْتُ الْأَنْهَارَ إِلَّا الْوَرْدَ فِي الْحَدِيقَةِ . ( = مَا رَأَيْتُ الأَزْهَارَ إِلَّا الْوَرْدَ فِي الْحَدِيقَةِ ) .
Bahçede gülden başka çiçek(ler) görmedim.
مَا سَلَّمْتُ عَلَى الْقَادِمِينَ إِلَّا خَالِدًا . ( = مَا سَلَّمْتُ عَلَى الْقَادِمِينَ إِلَّا خَالِدٍ ) .
Gelenlerden sadece Hâlid’ e selâm verdim.
3-Müstesnâ minh mahzûfsa zikredilmemişse إلا yokmuş gibi cümledeki yerine göre (doğrudan cümlenin unsuru olarak) hareke alır (Bu duruma ise nâkıs denir):
لا يَفُوزُ إِلَّا الْمُجْتَهِدُ Ancak çalışan kazanır
. مَا نَصَرْتُ إِلَّا أَخَاكَ Kardeşinden başkasına yardım etmedim.
. لا تَعْتَمِدُ إِلَّا عَلَى الله Allah’tan başkasına güvenme!
Yukarıdaki birinci cümledeki müstesna olan ) الْمُجْتَهِدُ ( kelimesi fail yerinde olduğu için merfû, ikinci cümledeki müstesna olan أَخَاكَ kelimesi harf-i cersiz mef’ûlün bih olduğu için mansûb, üçüncü cümledeki عَلَى الله ( ise harf-i cerli mef’ûlün bih olduğu için mecrûrdur.
4- إلا , harftir.
- حَضَرَ الطُّلَّابُ إِلَّا خَالِدًا cümlesinde müstesnâ minh hangisidir?Müstesnâ minh, kendisinden istisna yapılan isimdir (الطُّلَّابُ); خَالِدًا müstesnâ, إِلَّا istisna edatıdır.
- En çok kullanılan istisna edatı hangisidir?Derste إِلَّا en çok kullanılan istisna edatı olarak verilir.
- Müstesnâ minh zikredilmiş ve cümle olumlu ise إِلَّا'dan sonraki isim nasıl olur?جُرِحَ اللُّصُوصُ إِلَّا الرَّئِيسَ: olumlu ve tam cümlede müstesnâ mansûbdur.
- غَيْرُ ve سِوَى'dan sonra gelen isim nasıl olur?غَيْر ve سِوَى müstesnâya muzâf olur; sonraki isim her zaman mecrûrdur.
- Müstesnâ minhun cümlede bulunmadığı istisnaya ne ad verilir?مَا جَاءَ إِلَّا أَخُوكَ gibi cümlelerde müstesnâ minh yoktur; buna istisnâ müferrağ denir.
- 'Durumu Halit'ten başkası bilmedi.' → مَا عَلِمَ الْأَمْرَ إِلَّا ___İstisnâ müferrağda إِلَّا yokmuş gibi i'rab yapılır; burada fâil olduğu için merfûdur.
- 'Halit'ten başkasına yardım etmedim.' → مَا سَاعَدْتُ إِلَّا ___Müferrağ istisnada müstesnâ cümledeki görevine göre i'rab alır; burada mef'ûldür.
- 'Kış hariç senenin bütün mevsimlerini severim.' → أُحِبُّ فُصُولَ السَّنَةِ ___ الشِّتَاءِغَيْر, إِلَّا'dan sonraki müstesnâ gibi i'rab alır: olumlu ve tam cümlede mansûb.
- Hangi cümlede istisnâ munkatı' vardır?Köpek ev halkının bir ferdi değildir; müstesnâ, müstesnâ minhden ayrı cinsten olunca istisnâ munkatı' olur.
- 'Allah'tan başkasına güvenmem.' → لَا أَعْتَمِدُ عَلَى ___ اللَّهِDoğrudan harf-i cerden sonra gelen غَيْر mecrûr olur.
- قُتِلَ اللُّصُوصُ مَا عَدَا ___ (Başkan hariç hırsızlar öldürüldü) — boşluğa ne gelir?عَدَا ve خَلَا'nın başına مَا gelince fiil olurlar ve müstesnâ yalnızca mansûb olur.
- Başında مَا bulunmayan خَلَا veya عَدَا'dan sonraki müstesnâ nasıl olur?شَاهَدْنَا مَسَاجِدَ الْمَدِينَةِ خَلَا وَاحِدًا / خَلَا وَاحِدٍ: iki şekil de doğrudur.
- حَضَرَ الْمُعَلِّمُونَ سِوَى مُعَلِّمٍ cümlesinde سِوَى'nın i'rabı nedir?سِوَى إِلَّا'dan sonraki müstesnâ gibi i'rab alır; olumlu tam cümlede müstesnâ mansûbdur.
- لَمْ تُزْهِرِ الْأَشْجَارُ إِلَّا ___ (Bir ağaç hariç ağaçlar çiçek açmadı) — hangisi doğrudur?Olumsuz, müstesnâ minhi zikredilmiş muttasıl istisnada müstesnâ mansûb olabilir veya müstesnâ minhe bedel olarak onun i'rabını alır.
- إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ (Mâide 110) ifadesinde إِنْ hangi anlamdadır? Cümleyi çevirin.Cevabı önce aklından söyle, sonra kontrol et.Cevap: إِنْ nefy harfidir (مَا anlamında): 'Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir.'İçinde إِلَّا bulunan cümlenin başındaki إِنْ olumsuzluk bildirir; Kur'an'da yaygındır.Bildin mi?