Habeşistan’a Hicret
29.1.8.
Muhâcirlerin Örnek Davranışı
Böylelikle, Habeşistan’a hicret eden müslümanlar, sadece iman
ettikleri dinin ve kendi dini inançlarının kuvvetli ve sağlam olduğunu
ispatlamadılar; ayrıca imanları için evlerini, ailelerini, akrabalarını ve
işlerini, mallarını, şehirlerini ve vatanlarını terk edip her türlü eziyeti
çekmeye hazır olduklarını ispatladılar. Sadece bu değil, sürgün ve muhacerette
hiçbir destek ve dayanakları yokken bile Hak konusundan en ufak bir taviz
vermeye hazır olmadıklarını gösterdiler. Muhacirlerin, özellikle, Kral
Necâşî’nin bütün nedim ve görevlilerinin, düşmanlarından rüşvet alıp onları
teslim etme hazırlığında iken, herkesin önünde Hz. Îsa ile ilgili İslâm’ın
gerçek akide ve inancını açıklamaktan çekinmediler. Böyle bir nâzik anda
Hıristiyanlığın temel inançlarını oluşturan felsefe ve kurallarla ilgili
İslâm’ın gerçek talimatının açıklanması, Kral Necâşî’nin sinirlenip mazlum
müslümanları Kureyşli elçilere teslim etmesi ihtimâlini kuvvetlendirebilirdi.
Fakat buna rağmen müslümanlar Hak sözünü söylemekten geri kalmadılar ve hiçbir
şeyden korkmadılar. Bu davranış da, İslâmî daveti ne kadar sağlam ve temiz
karakterli insanların kabul ettiğini ortaya koydu.
29.1.9.
Habeşistan’dan Bir Hıristiyan Heyetinin Mekke’ye Gelmesi
Habeşistan’a giden ve orada bir müddet kalan müslüman
muhacirlerin güzel ahlâk ve temiz karakterlerinin Habeşlileri nasıl etkilediği,
Habeşistan’dan 20 Hıristiyan’dan oluşan bir heyetin Mekke’ye gelip Hazreti
Peygamber efendimiz (a.s.) ile görüşmesiyle anlaşılmış oluyor.
İbni Hişâm ile Beyhâki ve diğer yazarlar bu vak’ayı Hazreti
Muhammed bin İshâk’a dayanarak nakletmişlerdir ki şöyledir: Müslümanların
Habeşistan’a hicret etmelerinden sonra, Hz. Muhammed (a.s.)’in nübüvveti ve
İslâmî daveti ile ilgili haberler Habeşistan’ın dört yanına yayıldı. Bunun
üzerine 20 Hıristiyan’dan müteşekkil bir heyet durumu bizzat yerinde incelemek
üzere Mekke’ye geldi ve Hz. Muhammed (a.s.) ile Mescid-i Haram’da görüştü. (Bir
rivayete göre, heyet Hz. Peygamber (a.s.) ile Toplantıda görüştü). Heyetin
gelmesi üzerine Kureyşliler de orada toplandılar. Heyetin üyeleri Hazreti
Peygamber (a.s.)’e bazı sorular sordular ve Rasûlullah (a.s.) da bunlara gereken
cevabı verdi. Hazreti Peygamber (a.s.) daha sonra heyettekileri İslam’a davet
etti ve onlara Kur’an-ı Kerim’den bazı ayetler okudu. Kur’an-ı Kerim’in
etkileyici sözlerini dinleyince, heyettekilerin gözleri yaşardı ve onlar bunun
Allah’ın kelâmı olduğunu tasdik ettiler ve Rasûlullah (a.s.)’a iman ettiler.
Toplantı bitince Ebu Cehl ve adamları heyetin yolunu keserek onları azarladılar
ve şöyle dediler: “Yahu, siz ne biçim adamlarsınız? Sizin dindaşlarınız sizi, bu
adamın (Hz. Muhammed) nasıl olduğunu ve ne yaptığını araştırmak üzere buraya
gönderdiler. Fakat siz yanına oturur oturmaz kendi dininizi terk edip ona iman
ettiniz. Sizin gibi aptal ve enayileri hayatımızda görmedik.” Bunun üzerine
Habeşliler şu karşılığı verdiler: “Bize eyvallah arkadaşlar. Biz sizin gibi
cehalete dalamayız. Siz kendi yolunuzdan gidin ve bize kendi yolumuzdan gitmeye
izin verin. Biz bile bile kendimizi iyilik ve hayırdan mahrum edemeyiz.” Bu
vak’a Kasas sûresinde şöyle anlatılmıştır:
“Kur’ân’dan evvel kendilerine Kitab verilenler ona iman
ediyorlar. Onlara Kur’ân okunduğu zaman, ‘Diz buna iman ettik. O Rabbimiz
tarafından gelen hak bir sözdür. Doğrusu biz ondan evvel de İslam’ı kabul
etmiş kimselerdik’ derler.” (Ayet; 52-53)
“Onlar çirkin söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve,
‘Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz sizedir. Bizden emin olabilirsiniz,
size sövmeyiz. Biz cahillerle mücadeleyi istemeyiz’ derler.” (Ayet; 55)
29.1.10.
Habeşistan’dan Dönen Muhacirlerin İlk Kafilesi
Burada şunu belirtmekte fayda vardır ki, Habeşistan’a giden
müslümanların ikinci kafilesinden başta Hz. Ca’fer bin Ebi Tâlib olmak üzere
bazıları orada kaldılar ve Hayber savaşı sırasında ülkeye döndüler; ama İbni
İshâk’ın rivâyetine göre bazıları muhtelif zamanlarda, müslümanların Medine’ye
hicretinden önce Mekke’ye döndüler. Memlekete dönenlerin ilk kafilesinden şu
zevat yer alıyorlardı: Hz. Osman bin Affân (r.a.) ve zevcesi Hz. Rukayye binti
Rasûlullah (a.s.), Hz. Ebû Huzeyfe bin ‘Utbe bin Rebî’a ve zevcesi Sehle binti
Süheyl bin Amr, Hz. Abdullah bin Cahş, Hz. Utbe bin Gazvan, Hz. Zübeyr bin
el-Avvam, Hz. Mus’ab bin Umeyr, Hz. Süveybit bin Sa’d bin Harmele, Hz. Tuleyb
bin Umeyr, Hz. Abdullah bin Avf Hz. Mikdad bin Amr, Hz. Abdullah bin Mes’ûd, Hz.
Ebû Seleme ve zevcesi, Hz. Ümm-ü Seleme, Hz. Şemmas bin Osman, Hz. Seleme bin
Hişâm (Mekke’de hapsedildi), Hz. Ayyas bin Rebî’a (Medine’ye doğru hicret için
yola çıktı, ama üvey kardeşi Ebû Cehl ve Hâris bin Hişâm’ın aldatması üzerine
yakayı ele verdi ve Mekke’de hapsedildi), Hz. Mu’attib bin Avf, Hz. Osman bin
Ma’zun ve oğlu Hz. Saib ve iki kardeşi Kudâme ve Abdullah, Hz. Huneys bin
Huzâfe, Hz. Hişâm bin As bin Vâil (bu da Mekke’de hapsedildi), Hz. Amir bin
Rebî’a ve karısı Leylâ binti Ebi Hasme, Hz. Abdullah bin Mahzeme, Hz. Abdullah
bin Süheyl bin Amr (kendisi Mekke’de hapsedildi ve babası kendisine o kadar
zulüm etti ki, görünüşte küfre döndü, ama kalben müslüman kaldı. Nitekim, Bedir
savaşı sırasında Mekkeli kâfirlerle muharebe meydanına gitti ve tam orada
müslümanlara katıldı), Hz. Ebû Sebre bin Ebî Ruhm ve karısı Ümm-ü Külsum binti
Süheyl bin Amr, Hz. Sekrân bin Amr (İbni İshâk ve Vâkıdî’nin ifadesine göre
kendisi Mekke’de vefat etti. Fakat Mûsâ bin Ukbe ile Ebû Ma’şer’in ifadelerine
göre kendisi daha önce Habeşistan’da vefat etmişti), Hz. Sevde binti Zeme’a, Hz.
Sa’d bin Havle, Hz. Ebû Ubeyde bin el-Cerrâh, Hz. Amr bin el-Hâris, Hz. Süheyl
bin Beyda, Hz. Amr bin Ebi Serh.