Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Habeşistan’a Hicret

29.1.4.6. Mekke’ye
Dönen Muhacirlerin Başlarından Geçenler

Mekkeli kâfir ve müşriklerin müslüman olduğunu zanneden
müslü­man muhacirler, Nübüvvetin 5. yılı Şevval’inde Habeşistan’dan yurtlarına
hareket ettiler. İbn Sa’d’ın ifadesine göre muhacirlerin hepsi yurda döndü. İbni
İshâk’a göre muhacirlerin bazısı döndü, bazısı da Habeşistan’da kaldı. Belazuri
ise bütün muhacirlerin döndüğünü belirtmekte yetinmemiş, ayrıca onların kimlerin
himayesine girdiğini de belirtmiştir. Bu muhacirler Mekke yakınlarına gelince
Beni Kinâne’nin bir ferdiyle karşılaştılar ve ondan Kureyş’in durumunu öğrenmek
istediler. O adam dedi ki: “Muham­med, Kureyş’in mabudları hakkında hayırlı
sözler söyleyince herkes on­dan yana çıktı. Fakat o (Muhammed) mabudlarını
tekrar kötülemeye baş­layınca, onlar (Kureyş) kendisine eskisinden daha sert
davranmaya başla­dılar. Ve onu şimdi kendi haline bırakmış bulunuyoruz.” Bunun
üzerine muhacirler arasında bir istişare yapıldı. Acaba Habeşistan’a tekrar
dönül­meli miydi, yoksa gelmişken Mekke’ye girilmeli miydi? Herkes Mekke’ye
dönme lehine karar verdi. Bunlardan her biri bir kabile reisinin himayesi­ne
Tâlib oldu. Sadece Hz. İbni Mes’ud kimsenin himayesine giremedi ve bir müddet
bekledikten sonra Habeşistan’a döndü. İbn Mes’ûd ile ilgili bu bilgiler İbni
Sa’d, Belazuri ve bazı diğer yazarlar tarafından verilmiştir. Ama İbn’ul-Kayyım,
“Zad-ul Me’âd” adlı eserinde İbni Mes’ûd’un Mek­ke’de kaldığını ifade etmiştir.
Daha önce belirtiğimiz gibi İbni İshâk, ilk hicrete Hz. İbni Mes’ûd’un
katılmadığını beyan etmiştir.

Belâzuri’nin ifadesine göre Mekke’ye dönen müslüman muhacirler
aşağıda belirlenen şekilde çeşitli eşraf ve kabile reisinin himayesine
girdi­ler:

1. Hz. Osman bin Affân’ı, Ebû Uhayha Sa’id bin el-As bin el-As
hi­mayesi altına aldı.

2. Hz. Ebû Huzeyfe bin Utbe bin Rebia’yı, Ümeyye bin Halef
hima­yesi altına aldı.

3. Hz. Zübeyr bin el-Avvâm’ı, Zeme’a bin el-Esved himayesi
altına aldı.

4. Hz. Mus’ab bin Umeyr’i, Nadr bin el-Hâris bin Kelede himayesi
al­tına aldı.

5. Hz. Abdurrahman bin Avfı, Esved bin Abd-i Yeğûs himayesi
altı­na aldı.

6. Hz. Amir bin Rebi’a’yı, As bin Vâil Sehmi himayesi altına
aldı.

7. Hz. Ebû Sabre bin Ebi Ruhm’u, Ahnes bin Şerik himayesi altına
al­dı.

8. Hz. Hâtıb bin Amr’ı, Huveytib bin Abdul-Uzza himayesi altına
al­dı.

9. Hz. Süheyl bin Beydâ’yı, kabilesinden bir kişi himayesi
altına aldı. Ama bazı rivayetlere göre kendisi bir süre Mekke’de saklandı daha
sonra Habeşistan’a döndü.

Belazuri, Vakıdi’ye dayanarak ve İbni Hişâm, İbni İshâk’a
dayanarak Hz. Osman bin Ma’zûn’un Velid bin Muğire’nin himayesine girdiğini,
an­cak diğer müslümanların büyük zulüm ve işkenceye tabi olduklarını gö­rünce
kendisinden utandığını, bir müşrikin himayesinde olmaktan üzüntü duyduğunu,
sonra Velid bin Muğire’ye gidip şunları söylediğini yazmış­lardır: “Sizin
himayenize hacetim yoktur. Bunu kaldırmanızı istiyorum.” Velid dedi ki:
“Evlâdım, himayem sırasında iyilikten başka bir şey mi gördün? Kimse sana kötü
muamelede mi bulunmuştur?” Hz. Osman bu soruya karşılık gerçek sebebi söylemedi
ve bunları söylemekle yetindi: “Hayır, ben sadece Allah’ın himayesini istiyorum.
O’nun dışında başka bi­rinin himayesine hacetim yoktur.” Velid bin Muğire dedi
ki: “O halde Harem’e gidip, benim seni himayem allına aldığımı ilân ettiğim gibi
sen de benim himayemden beraatını istediğini açıklayacaksın” dedi. Hz. Osman
bunu memnuniyetle kabul etti. Sonra ikisi Harem’e gittiler. Orada Velid dedi ki:
“Şu Osman benim himayemi iade etmeye gelmiştir”. Hz. Osman bin Ma’zun dedi ki:
“Evet doğrudur. Velid’in himâyesi benim için dürüst ve vefalı bir insanın
himayesi gibiydi. Ama bundan böyle Allah’tan başka kimsenin himayesini
istemiyorum. Bu sebepten dolayı da onun (Velid’in) himayesini iade ediyorum.”

Tam o sıralarda Arabistan’ın önde gelen şairlerinden Lebîd bin
Rebi’a Mekke’ye geldi ve şiirlerini okurken şöyle bir mısra okudu:

“Dikkat edin Allah’tan başka her şey batıldır.” Hz. Osman “çok
doğru söyledin” dedi. Bunun üzerine ikinci mısrası­nı okudu:

“Ve her nimet er geç kaybolacaktır.”

Hz. Osman “işte bu yanlıştır. Cennet gibi bir nimet hiçbir zaman
yok olmaz” dedi. Lebid bu sözler üzerine sinirlendi ve Kureyşlilere dedi ki:
“Pes doğrusu, sizlerle sohbet etmek ve sizlerle konuşmak şimdiye kadar böylesine
rahatsız edici değildi.” Bunu duyan Beni Muğireli bir şahıs Hz. Osman’a bir
tokat attı. Tokadın darbesiyle Hz. Osman’ın bir yüzü morardı. Velid bin Muğire
alaylı bir edâ ile “Oğlum, bununla ne kazandın?” diye sordu. “Benim ikinci gözüm
de böyle bir darbe istiyor” diye cevap verdi Hz. Osman. Velid dedi ki: “Halbuki
sen iyi bir himaye altında idin.” Hz. Osman da cevap verdi: “Allah’a yemin
ederim, bundan sonra Allah’tan başka kimsenin himayesine girmeyeceğim.” Bu
konuşma devam ederken Hz. Abdullah bin Ebi Ümeyye bin Muğire, Hz. Osman’a elini
kaldırmış olan şahsın burnunu kırdı.

İbni Hişâm’ın İbni İshâk’a istinaden belirttiği gibi, Hz. Ebu
Seleme (r.a.) dayısı Ebu Tâlib’in himayesine girmişti. Hz. Ebu Seleme, Ebu
Tâlib’in kız kardeşi Berre binti Abdulmuttalib’in oğluydu. Bu konuyla ilgili
olarak Beni Mahzumlular Ebu Tâlib’e dediler ki: “Siz kendi yeğeninizi hi­maye
ediyorsunuz, buna bir şey demiyoruz. Ama bizim adamımızla ne il­giniz var? Onu
da himayeniz altına almışsınız.” Ebu Tâlib kendilerine şu cevabı verdi: “Evet
(Hz.) Muhammed benim yeğenimdir. Ama Ebu Sele­me de kız kardeşimin oğludur.
Yeğenimi koruyabiliyorsam kardeşimin oğlunu neden korumayayım?” Beni Mahzumlular
meseleyi uzatmak iste­diler ve epeyce tartıştılar. Bunun üzerine Ebu Leheb dedi
ki: “Ey Kureyş­liler, şeyh ile yeterince tartıştınız. Siz onun himayesine giren
adamları, hi­mayesinden çıkarmak için kendisine olanca baskıyı uyguluyorsunuz.
Val­lahi onu rahatsız etmeyi bırakın, yoksa onunla beraber ben de sizi
kovaca­ğım.” Beni Mahzumlular Ebu Leheb’in bu sözlerini dinleyince şaşırıp
kal­dılar ve “Ebu Utbe, biz seni kızdırmak istemiyoruz” diyerek oradan
ayrıl­dılar.

Taberî’nin ifadesine göre Habeşistan’dan dönenlerden Hz. Osman
bin Affân ile zevcesi Hz. Rukayye (r.a.), Hz. Ebu Huzeyfe ve zevcesi Sehle binti
Süheyl bin Amr Mekke’de kaldılar ve Medine’ye yapılan hicrete ka­dar başka bir
yere gitmediler. Ama, bu ifade pek güvenilir değildir. Zira İbn İshâk,
Habeşistan’a giden muhacirlerin ikinci kafilesinde de bu zevâtın bulunduğunu
yazmıştır. Ayrıca, Medine’ye hicretten önce Habe­şistan’dan Mekke’ye dönen 33
erkek ve 8 kadından müteşekkil grupta da yine bunların ismi geçiyor. Tarihi
kayıtlara göre bu muhacirlerden ikisi vefât etmiş, 7’si hapse atılmış ve 24’ü
Bedir savaşına katılmışlardı.

29.1.5.
Habeşistan’a Yapılan İkinci Hicret

Mekke’de müslümanlara yapılan baskı ve zulüm giderek artıyordu.
Diğer taraftan Habeşistan’ın müslümanlar için emin bir yer olduğu ortaya
çıkmıştı. Bu durumda Hz. Peygamber (a.s.) mazlum müslümanların Habe­şistan’a
hicret etmelerinin doğru olacağını tekrar belirtti. Bunun üzerine, Nübüvvet’ten
sonra 6. yılda ve 615 Miladi yılının başında Habeşistan’a ikinci hicret yapıldı.
Kureyşliler bu hicrete mani olmak için ellerinden ge­leni yaptılar, hicrete
çıkanları tehdit etmeye çalıştılar ve yolda çeşitli güç­lükler çıkarmaktan geri
kalmadılar; ama her şeye rağmen 80’den fazla er­kek ve 18-19 kadın Habeşistan
yolunu tuttular ve oraya salimen vardılar. İbni Sa’d erkeklerin sayısının 83
olduğunu, kadınlardan 11’inin Kureyşli diğer 7’sinin ise Kureyş’in dışından
olduğunu kaydetmiştir. Bu 83 erkek­ten birinin Ammar bin Yasir olduğu ifade
olunmuştur. Ancak İbni İshâk, Ammâr’ın kafilede olduğundan şüphe etmiştir.
Vakıdi ile İbni Ukbe ise onun kafilede kesinlikle yer almadığını yazmışlardır.
Bunun aksine İbn Abd-il-Berr ile Cezm, Hz. Ammar’ın Habeşistan’a gittiğini beyan
etmiş­lerdir. Aynı şekilde bu muhacirler arasında Hz. Ebu Musa el-Eş’ari’nin de
bulunduğu rivayet olunmuştur. Fakat kendisinin Mekke’yi terk etmediği sabittir.
Kendisi elbette ki Mekke’ye gelip müslüman olmuştu, ama daha sonra memleketi
olan Yemen’e dönmüştü ve orada İslâm’ı tebliğ ediyordu. Bundan sonra Hz. Ebu
Musa kendi kavminden 52-53 kişiyle birlikte bir tekneye binip Yemen’den ayrıldı;
ama rüzgârın etkisiyle Habeş sahillerine ulaştı. İşte o zaman Habeşistan’da
bulunan muhacirlerle karşılaştı. Sahih hadislerde Hz. Ebû Mûsa Eşari bizzat şu
ifadelerde bulunmuştur: “Biz Yemen’de iken Rasûlullah (a.s.)’ın peygamberlik
makamına yükseldiğini duyduk. Bir gemiye bindik; ama gemimiz bizi Habeşistan’a
götürdü. Ora­da Ca’fer bin Ebi Tâlib ile buluştuk. Daha sonra Hayber’in fethi
sırasında onlarla beraber Hayber’e gittik.” İbni Sa’d da Ebu Musa el-Eş’arî’nin
şu sözlerini nakletmiştir: “Biz Yemen’den kendi kavmimizden 50’dcn fazla kişiyle
birlikte yola çıktık ve tekne bizi Necâşî’nin memleketine götürdü. Orada Hz.
Ca’fer bin Ebi Tâlib ile buluştuk.”

İlgili Makaleler