Habeşistan’a Hicret
29.1.4.
Habeşistan’a Yapılan İlk Hicret
Şartlar tamamıyla dayanılmaz hale gelince Recep 45. Am’ul-Fil’de
(Nübüvvetten sonra 5. yılda) Rasûlullah (a.s.) Ashab-ı Kiram’ı toplayarak
kendilerine şöyle buyurdu: “Habeşistan’a giderseniz iyi edersiniz. Oranın bir
kralı vardır. Orada kimseye zulüm yapılmaz ve orası iyilik diyarıdır. Size gelen
bu âfet def olununcaya kadar orada kalın.” Müslümanların Habeşistan’a hicreti
için bu ilk ve kesin emirdi, bunun üzerine, Habeşistan’a ilk göç yapıldı.
Muhacirlerin ilk kafilesinde 11 erkek ve 4 kadın vardı. Kureyşli kudurmuş
serseriler bu kafileyi kıyıya kadar takip ettiler. Ama kafiledekilerin talihi
yaver gitti ve tam zamanında Şuaybe limanından Habeşistan’a kalkan bir gemiye
binebildiler.
29.1.4.1.
Habeşistan’a İlk Hicret Eden Müslümanlar
İbni Hişâm’ın İbni İshâk’a dayanarak kaydettiği ilk muhacirlerin
listesi şöyledir:
1. Hz. Osman bin Affân (Beni Ümeyye’den).
2. Hz. Rukayye binti Hz. Muhammed (a.s.), Hz. Osman’ın zevcesi.
(İbni Abd-il-Berr bu hâtûna Ümm-ü Eymen’in eşlik ettiğini yazmıştır).
3. Hz. Ebu Huzeyfe bin Utbe bin Rebî’a (Beni Abdi Şems bin Abdi
Menâftan).
4. Hz. Sehle binti Süheyl bin Amr (Hz. Ebu Huzeyfe’nin karısı,
ki Beni Amir bin Lueyy’dendi).
5. Hz. Zübeyr bin el-Avvam (Hz. Hatice’nin yeğeni ve Rasûlullah
(a.s.)’ın teyze oğlu Beni Esed bin Abdul-Uzza bin Kusayy’dandı).
6. Hz. Mus’ab bin Umeyr (Beni Abdud-Dar bin Kusayy’dan).
7. Hz. Abdurrahman bin Avf (Beni Zühre bin Kılâb’dan).
8. Hz. Ebu Seleme bin Abdul-Esed (Beni Mahzûm’dan).
9. Hz. Ümm-ü Seleme (Hz. Ebû Seleme’nin zevcesi. Beni
Mahzûm’dan olup Ebû Cehl’in amca kızıydı).
10. Hz. Osman bin Ma’zun (Ümmül Muminin Hz. Hafsa’nın dayısı,
Beni Cumah’dandı).
11. Hz. Amir bin Rebia el-Anzi (Al-i Hattâb’ın müttefiki olan
Beni Adiyy’den).
12. Hz. Leylâ binti Ebî Hasme (Hz. Amir’in karısı olup Beni
Adiyy’dendi).
13. Hz. Ebû Sabre bin Ebi Ruhm (Beni Amir bin Lueyy’den).
14. Hz. Süheyl bin Beyda (Beni el-Hâris bin Fihr’den).
İbn Sa’d, Vâkıdî’ye istinâden bu listeye iki isim daha
eklemiştir: Hz. Hâtıb bin Amr bin Abdi Şems ve Hz. Abdullah bin Mes’ud, ki Beni
Zühre’nin müttefiklerindendi. İbn İshâk’ın rivâyetine göre daha sonra bunlara Hz.
Ca’fer bin Ebi Tâlib de katılmıştı. Fakat Musa bin Ukbe’nin “Meğâzi”de
belirttiği gibi Hz. Ca’fer ilk değil, ikinci hicretle Habeşistan’a varmıştı.
İbn İshâk ise Hz. Abdullah bin Mes’ud’un, ilk değil, ikinci hicretin
muhacirlerinden olduğunu yazmıştır. Zürkâni ise bazı siyerlere dayanarak Hz. Ebû
Sabre ile beraber karısı Ümm-ü Gülsüm’ün de Habeşistan’a gittiğini ifade
etmiştir. Beyhakî Hz. Enes’in rivâyetini nakletmiştir; buna göre hicret için ilk
önce yola çıkan Hz. Osman (r.a.)’dı. Rivayete göre Rasûlullah (a.s.), Hz. Lût
(a.s.)’dan sonra kendi ailesiyle birlikte hicret eden ilk şahsın Hz. Osman
olduğunu buyurmuştur.
29.1.4.2.
Muhacirlerin Habeşistan’daki Durumu
İbni Cerir Taberî’nin dediği gibi Kureyşliler Habeşistan’ı çok
iyi biliyorlardı. Habeşistan Kureyşlilerin ticaret yeriydi ve mallarını götürüp
orada satarlar ve oradan iyi bir kârla dönerlerdi. Bu yüzden Mekke’den giden
ilk muhacir kafilesi hiçbir güçlükle karşılaşmadı ve hiçbir yabancılık çekmedi.
Bizzat muhacirlerin ifadelerine göre; “biz orada çok iyi durumdaydık. Dinimiz
konusunda huzur ve emniyette. Biz Allah’a ibadet ediyorduk ve kimse bizi
rahatsız etmiyordu. Biz ne eziyet görüyorduk ne de kötü lâflar dinliyorduk.”
29.1.4.3.
Muhacirlerin Peşinden Bir Kureyş Heyeti Habeşistan’a Gidiyor
Kureyşliler baktılar ki, Mekke’den Habeşistan’a giden
müslümanlar oraya iyice yerleşmiştir ve din ve inançlarına da kimse mani
olmuyor. Bunun üzerine bu müslümanları geri getirebilmek maksadıyla bol
hediyelerle Amr bin el-As ile Abdullah bin Ebi Rebi’a’yı Habeş İmparatoru
Necâşî (Negus)ye yolladılar. (Buhârî’de bu imparatorun adı Esname olarak
yazılmıştır). Kureyş heyetiyle ilgili tarihi kayıtlarda biraz ihtilaf vardır.
Bazı kayıtlara göre bu heyette Umâre bin Velid bin Muğire de yer almıştı. Bazı
diğer kayıtlara öre ise Amr bin El-As birinci ve ikinci hicret sırasında
Necâşî’ye gönderilmişti. İlk gidişinde yanındaki Umâre idi, ikinci gidişinde
ise Abdullah. Fakat İbni İshâk her iki defasında Amr’ın yanında Abdullah’ın yer
aldığını ifade etmiştir.
29.1.4.4.
Muhacirlerin Dönüşü ve Bunun Sebepleri
Aynı yıl Ramazan ayında öyle bir olay meydana geldi ki, bu
olayla ilgili haber Habeşistan’daki müslümanlara, “Mekkeli kâfirler müslüman
olmuşlar” şeklinde ulaştı. “Olay şuydu: Bir gün Harem’de Kureyşlilerin büyük bir
toplantısı yapılırken Hazreti Peygamber (a.s.) de oraya gitti ve birden bire
konuşma yapmaya başladı. Hz. Peygamber (a.s.)’in mübarek ağzından çıkan ilk
sözler, Necm sûresinin ayetleriydi. Allah’ın kelâmı öylesine tesirliydi ki,
muhalifler bunu can kulağıyla dinlemeye başladılar ve her zaman yaptıkları gibi
gürültü patırtı çıkarmayı bile unuttular. Ayetlerin sonunda Hz. Peygamber
(a.s.) secde elti. Orada bulunanlar da kendilerini onun etkisinden kurtaramamış
olacaklar ki, hemen secdeye geçtiler. Buhârî, Müslim, Ebu Dâvud ve Nesâî’de yer
alan Abdullah bin Mes’ûd’un rivâyetine göre; “Rasûlullah (a.s.)’ın Kureyşlilerin
açık bir toplantısında ve İbn Merdûye’ye göre Harem’de okuduğu Kur’an-ı Kerim’in
bu ilk sûresiydi.” Bu toplantıda hem müslümanlar, hem kâfirler vardı. Sûrenin
sonunda secde ayetine gelince Rasûlullah (a.s.) secde etti ve kendisini gören
diğer herkes de secde etti. Secde edenler arasında Hz. Peygamber (a.s.)c ve
İslâm’a muhalefette ön safta yer alan Kureyş’in en büyük kabile reisleri de
vardı. Secde etmeyen sadece Ümeyye bin Halefti. O da yumruğunu sıkarak alnına
dokundu ve kendisi için bunun kâfi olduğunu söyledi. Bu olayın diğer görgü
tanığı Hz. Muttalib bin Ebi Vedâ’a’dır ki o zamana kadar müslüman olmamıştı.
Nesâî ve Müsned-i Ahmed’de yer alan Hz. Muttalib’in rivâyeti şöyledir: “Rasûlullah
(a.s.), Necm sûresini okuduktan sonra secde edince toplantıda bulunan herkes
secdeye gitti, ama ben secde etmedim. Bunun telâfisini şimdi yapıyorum, ki ne
zaman bu sûre okunsa secde etmeden edemem.” İbni Sa’d, Vâkıdi’ye dayanarak Velid
bin Muğire’nin, çok ihtiyar olduğu ve secde edemediği için bir eline bir avuç
toprak alıp alnına sürdüğünü beyan etmiştir.
Bu olaydan ötürüdür ki, Habeşistan’da bulunan müslümanlara,
bütün Mekkeli kâfirlerin müslüman olduğu yolunda haberler ulaştı. Ne var ki,
gerçekten böyle olmamıştı. Kur’an-ı Kerim’in sihirli sözleri dayanılmaz üslûbu
Kureyşli kâfirleri bir an için sekteye uğratmıştı ve onlar secde etmişlerdi. Ama
biraz sonra akılları başlarına gelince büyük bir hata işlediklerini düşündüler
ve kendilerini lanetlemeye ve suçlamaya başladılar. Bazı diğer kimseler de
itiraz etmeye başladılar ki; “siz ne biçim insansınız, bizi Kur’an-ı Kerim’i
dinlemekten men ediyor ve Muhammed (a.s.)’e tabi olmamızı istemiyorsunuz, ama
kendiniz ona secde ediyorsunuz?” Bunun üzerine kabile reisleri ve müşrikler
kendilerini kurtarmak için bahane uydurmaya başladılar ve dediler ki: “Muhammet
ayetleri okurken, ‘bunlar yüksek rütbeli ilahelerdir ve onların şefaati
muhakkak beklenmelidir’ dediği için biz secde ettik.” Fakat Necm sûresini
gerçekten okuyan ve bilen bir kişi Rasûlullah (a.s.)’ın böyle bir şey
söyleyebileceğine inanabilir mi?