Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Doğuştan Peygamberliğe Kadar Hz. Muhammed (a.s.)’İn Yaşantısı

22.20. PEYGAMBERLİKTEN ÖNCE HZ.
MUHAMMED (A.S.)’İ YAKINDAN TANIYANLAR

Peygamberlikten önce Hz. Muhammed (a.s.)’i yakından tanıyan,
bi­len ve anlayanlar arasında başta aile efradı gelirdi. Mesela, Hz. Hatice
(r.a.) ki kendisi 15 seneden beri O’nunla hayatını paylaşıyordu. Hz. Mu­hammed
(a.s.)’i yakından tanıyan bir yakını da Hz. Ali (r.a.) idi, ki çocuk­luğundan
beri kendisi yanında bulunmuştu. Üçüncü bir şahıs da Hz. Zeyd bin Hârise’ydi, ki
anne-babasını bırakıp Hz. Muhammed (a.s.)’in yanında kalmayı tercih etmişti ve
evlatlığı olma şerefine nail olmuştu. Başka bir kişi de Hz. Ümm-ü Eymen’dir ki
kendisini çocukluğundan beri bakarak büyütmüş ve ailenin bir ferdi olarak her
zaman yanında bulunmuştu. Hz. Muhammed (a.s.) O’nun hakkında şöyle derdi: “Öz
annemden sonra en çok sevdiğim kişi Ümm-ü Eymen’dir”. O’na “ümme” veya
“anneciğim” olarak hitap ederdi. Ailenin bazı diğer fertleri de Hz. Peygamber
(a.s.)’in yanında bulunma şerefine haizdiler.

Bunun dışında, bazı dost ve ahbabları da Hz. Muhammed (a.s.)’in
ha­yatını yakından izlemiş ve O’nu tanıma fırsatım bulmuşlardı. Bunların başında
Hz. Ebu Bekr (r.a.) gelirdi. İbni Mende’nin İbni Abbas’a dayanarak naklettiği
hadise göre Hz. Peygamber (a.s.) ile Hz. Ebu Bekr arasındaki dostluk, Hz.
Peygamber (a.s.) 20 ve Hz. Ebu Bekr 18 yaşında iken başla­mıştı. Gerçek şu ki,
Cahiliyye dönemi Mekke’sinde tabiat, huy, alışkanlık­lar, ahlâk, zevk ve
meraklan birbirine bu kadar benzeyen başka iki arka­daş yoktu. Hz. Ebu Bekr
Cahiliyye döneminin hatırı sayılır ve şöhreti her tarafa yayılmış zengin bir
tüccarıydı. Mesleği ticaretti ve güzel ahlâkıyla herkesin gözdesi olmuştu.
Cahiliyye devrinde de içkiye dokunmayan bir­kaç kişiden biri Hz. Ebu Bekr’di.
Kureyş kabilesi, diyet işlerini Hz. Ebu Bekr’e bırakmıştı. Ebu Bekr hangi diyeti
kabul ederse, bütün kabile bu di­yeti kabul etmeye hazır olurdu. Ancak Ebu
Bekr’in kabul etmediği diyet başkaları tarafından da zor tasdik edilirdi. Ebu
Bekr’in aile şecereleri hak­kındaki bilgisi çok genişti. Nüfuzu uzak yerlerdeki
Araplara kadar uzan­mıştı. Bunun bir örneğini burada verebiliriz. Mekke’de
müslümanların ha­yatı çekilmez hale gelince hicrete karar verenler arasında Hz.
Ebu Bekr (r.a.) de vardı. Bir-iki günlük yolculuktan sonra Hz. Ebu Bekr,
Ehâbiş’in[23]
reisi İbn-üd-Düğunne ile karşılaştı. İbn-üd Düğunne, Ebu Bekr (r.a.)’e nereye
gittiğini sordu. Ebu Bekr, “milletim beni Mekke’den kovdu, bana çok eziyet etti,
benim hayatımı çekilmez hale getirdi” diye cevap verdi. İbn-üd-Düğunne,
kendisine şöyle dedi: “Allah Allah, hiç böyle şey olur mu? Allah şahittir, sen
cemiyetimizin medar-ı iftiharısın. Zorluk ve sıkıntı içinde olanlara yardım
edersin, iyi işler yaparsın. Sen iyi ve dürüst bir insansın, fakir fukaranın
yardımına koşarsın. Gel, ben sana emân vere­yim (koruyayım)[24].”
Daha sonra O’nu Mekke’ye geri götürüp herkese şu duyuruyu yaptı: “Ben İbni Ebu
Kuhâfe’yi korumam altına almışımdır. Bundan böyle kimse O’na kötü bir niyetle
bakmasın.”

Hz. Peygamber (a.s.)’in yakın dostları arasında Hz. Suheyb bin
Si­nan-ı Rûmî de vardı. Suheyb, İran imparatorluğunun yönetiminde bulu­nan Musul
yakınlarında bir bölgede yaşayan Beni Nemir bin Kâsit sülâlesindendi. Suheyb
henüz çocukken Bizans ile İran imparatorlukları arasındaki bir savaş sırasında
esir alınmış ve bir müddet Bizanslıların kö­lesi kaldıktan ve elden ele
satıldıktan sonra Mekke’de Abdullah bin Cud’ân tarafından satın alınmıştı. İbni
Cud’an, Hz. Ebu Bekr’in yakın ak­rabası olduğu için Ebu Bekr vasıtasıyla
Rasûlullah (a.s.) ile tanıştı ve soh­betlerinden etkilenerek sık sık O’nun
yanında bulunmaya başladı. Hz. Suheyb’in mertebesi Hz. Peygamber (a.s.)’in ve
diğer sahabelerin gözünde o kadar büyüktü ki; Hz. Ömer (r.a.) vefat etmeden
önce, Şûrâ meclisi bir halife üzerinde ittifak etmediği sürece Hz. Suheyb’in
Mescid-i Nebevi’de cemaate imamlık yapmasını vasiyet etti.

Hz. Peygamber (a.s.)’i yakından tanıyanlar arasında Hz. Ammâr
bin Yâsir de vardı. Beyhakî kendisinin şu sözlerini nakletmiştir: “Hz.
Pey­gamber ile Hz. Hatice arasındaki evlilik hakkında benden fazla bilgisi olan
kimse yoktur. Ben Rasûlullah’ın nedimi, dostu ve yakınıyım.” Hz. Ammâr ile Hz.
Suheyb aynı zamanda Hz. Peygamber (a.s.)’e biat edip müslüman olmuşlardı.

Bir dördüncü şahıs da Hakim bin Hizâm’dı. Kendisi Kureyş’in
ile­ri gelen kabile reislerinden biriydi. Hacılara yemek yedirme vazifesi O’na
aitti. Hz. Hatice’nin yeğeni olup Hz. Peygamber (a.s.)’den 5 yaş büyüktü.
Müsned-i Ahmed’de yer alan Irak bin Mâlik’in hadisine göre Hakim, Hz. Peygamber
(a.s.) hakkında şöyle derdi: “Cahiliyye devrinde Rasûlullah (a.s.) en çok beni
severdi”. Zübeyr bin Bekkâr’ın rivâyetine göre nübüvvetten sonra da Hz.
Peygamber (a.s.) Hâkim’in aynı şekilde sevmeye devam etti. Fakat Hâkim,
Mekke’nin fethinden sonra müslüman oldu.

Beşinci kişi Ezd-i Şenev’e kabilesine mensup olan Dımâd bin
Sa’lebe idi. Dimâd tabib ve cerrah idi. İbn’ul-Berr’in “İsti’âb”ta belirttiği
gibi, Dimâd, Cahiliyye’de Rasûlullah (a.s.)’ın yakın arkadaşlarından biriydi.
Müsned-i Ahmed’de İbn Abbas’in hadisine göre, Hz. Muhammed (a.s.), peygamberlik
payesine yükseldikten sonra, Dimâd Mekke’ye geldiğinde, kendisine Rasûlullah
(a.s.)’ın hâşâ çıldırdığı söylendi. Bunu duyunca doğ­ru Rasûlullah (a.s.)’a
vardı ve “derdiniz nedir, bana söyleyin, eğer hasta iseniz sizi tedavi
edebilirim” dedi. Buna cevap olarak Hz. Peygamber (a.s.), artık en iyi hutbeleri
arasında yer alan bir konuşma yaptı. Bunları duyunca Dimâd kendisine iman etti.

Bu zevâtın dışında da bazı kimseler akrabalık yüzünden Hz.
Peygam­ber (a.s.)’in yaşantısını, karakterini ve ahlâkın: çok iyi biliyorlardı.
Bunlar arasında Hz. Osman bin Affan (r.a.) vardı, ki Hz. Muhammed’in teyzesi­nin
torunuydu. Hz. Zübeyr bin el-Avvam; ki teyzesi Hz. Safiyye’nin oğ­luydu. Hz.
Peygamber (a.s.)’in annesi Amine’nin akrabaları olan Hz. Ab­durrahman bin Avf,
Hz. Sa’d bin Ebi Vakkas ve Hz. Umeyr bin Ebi Vakkas, Hz. Ebu Seleme (r.a.), ki
Hz. Peygamber (a.s.)’in hem teyze oğlu hem süt kardeşiydi. Hz. Abdullah bin Cahş
ki, Hz. Peygamber (a.s.)’in teyzesi­nin oğluydu. Hz. Ca’fer bin Ebi Tâlib, ki
amca oğluydu.

Bu zevâtın çoğu İslâmiyet’i ilk kabul edenler arasında yer
alıyorlar. Bu şahısların Hz. Muhammed (a.s.)’i peygamber olarak tanımaları ve
ken­disine iman etmeleri gösteriyor ki, Hz. Peygamber (a.s.)’in şahsiyeti,
ka­rakteri ve ahlâkına önceden hayran olmuşlardı ve Hz. Muhammed (a.s.)
peygamberliğini ilân edince de çekinmeden O’nun getirdiği mesajı ve ilâhi kelâmı
kabul ettiler. Bu iyi, dürüst ve temiz insanların Hz. Muham­med (a.s.)’e iman
etmelerinin sebebinin sadece akrabalık, dostluk, arka­daşlık, şahsi sevgi ve
bağlılıktan ileri geldiği söylenemez. Zira, sadece bu sebeplerden dolayı kimse
dinini ve imanını değiştirmez.

İlgili Makaleler