Doğuştan Peygamberliğe Kadar Hz. Muhammed (a.s.)’İn Yaşantısı
Hazreti Peygamber ile Hazreti Hatice arasında 15 yıllık yaş
farkı vardı, ama ikisi arasındaki sevgi o kadar büyüktü ki, Hz. Hatice’nin
vefatından sonra Hz. Peygamber (a.s.) ömrü boyunca O’nun aziz hatırasını
kalbinde taze tuttu. Sahih-i Buhârî’de Hz. Ali (r.a.)’nin rivayet ettiği hadise
göre, Hz. Peygamber şöyle derdi: “Hayr-ü Nisa’hâ Meryem ve hayr-ü Nisâ’ha
Hatice.” Bu sözlerin bir anlamı şudur: “Kendi ümmetinin en iyi kadını Meryem’di,
bu ümmetin en iyi kadını da Hatice (r.a.)’dir.” Fakat Müslim’de bu hadisi
Vaki’nin naklettiği belirtilmiştir. Rivâyete göre Vaki’ Hz. Peygamber (a.s.)’in
bu sözlerini aktarırken göğe ve yere bakmıştı. Bu demektir ki, Vaki’ veya başka
kimseler bu sözlerden şu anlamı çıkarmışlardı: “Gökte ve yerde, kısacası bütün
dünyada, en iyi kadın Hz. Meryem ve Hz. Hatice’dir”ler. Buhârî’de Hz. Ayşe’nin
şu sözlerine rastlanıyor: “Rasûlullah (a.s.)’ın zevceleri arasında benim en çok
kıskandığım Hz. Hatice (r.a.) idi. Halbuki, ben Rasûlullah ile evlendiğim zaman
Hz. Hatice vefat etmişti. Bunun sebebi, Rasûlullah’ın ekseriye Hz. Hatice’den
bahsetmesiydi. Kocam (Hz. Peygamber) ne zaman bir keçi keserse bunun etinden
bir bölümünü Hz. Hatice’nin akraba ve tanıdık kadınlarına gönderirdi.”
Buhârî’de Hz. Ayşe (r.a.)’nin bir hadisi daha var. Bunda Hz. Ayşe diyor ki:
“Bir defasında Hz. Hatice’nin kız kardeşi Hâle binti Huveylid bize ziyarete
geldi ve evimizin içine girme izni istedi. Hz. Peygamber (a.s.) O’nun sesini
duyunca bir hal oldu ve “Vallahi bu Hale’dir” dedi. Zira, Hale’nin sesi kardeşi
Hatice’ye çok benziyordu. Bunun üzerine çok kıskandım ve hışımla Rasûlullah’a,
“pes doğrusu öleli bunca zaman olan Kureyşli ihtiyar bir kadını şimdiye kadar
unutmadınız mı? Halbuki, Allah size O’ndan daha iyi bir zevce vermiştir!”
Müsned-i Ahmed ile Taberânî’de yer alan hadiste şu ek satır da vardır: “Benim bu
çıkışım, Rasûlullah (a.s.)’ı kızdırdı. Kendisinin hayli kızdığını görünce arz
ettim. “Sizi Hak’la dünyaya gönderen Allah’a yemin ediyorum, bundan böyle O’nun
(Hz. Hatice) hakkında kötü bir şey söylemeyeceğim.” İbn Sa’d’in rivâyetine göre
Bedir savaşında Rasûl-i Ekrem (a.s.)’in damadı Ebu’l-As da esir alınmıştı. O
sırada Mekke’de bulunan Hz. Peygamber (a.s.)’in kızı Zeyneb, kocası Ebu’l-As’ın
serbest bırakılması için Rasûlullah (a.s.)’a bir fidye gönderdi. Fidyede, Hz.
Zeyneb’in Ebu’l-As ile cahiliyye devrinde evliliği sırasında Hz. Hatice’nin genç
çifte hediye olarak verdiği bir kolye de vardı. Bu kolyeyi görünce
Rasûlullah’ın gözleri doldu ve ashabına dedi ki, “eğer uygun görüyorsanız,
Zeyneb’in esirini serbest bırakın ve fidyeyi de kendisine geri gönderin”. Ashab
buna razı oldular ve Ebu’l-As fidye alınmadan salıverildi. Belâzuri’nin
“Ensâb’ul-Eşrâf” isimli eserinde Hz. Ayşe’ye atıf yaparak naklettiği bir hadise
göre, siyahî bir kadın Rasûlullah’ın huzuruna gelince kendisi onu sıcak bir
şekilde karşıladı. O kadının gitmesinden sonra Hz. Ayşe, Rasûlullah’a, o kadını
gördükten sonra niçin bu kadar sevindiğini sordu. Rasûlullah bu kadının sık sık
Hz. Hatice’ye gelip gittiğini söyledi. Bu bölük pörçük hadise ve hikâyeler
sanıyoruz, Hz. Muhammed Mustafa (a.s.)’nın Hz. Hatice’yi ne kadar sevdiğini,
hatırasını ne kadar canlı tuttuğunu göstermeye yeter.
Hz. Peygamber (a.s.) ile Hz. Hatice (r.a.) 15 yıl nübüvvetten
önce ve 10 yıl nübüvvetten sonra olmak üzere toplam 25 yıl aynı yastığa baş
koydular. Nübüvvetin 10. yılında Hz. Peygamber (a.s.) 50 ve Hz. Hatice (r.a.)
65 yaşında iken bu beraberlik, Hz. Hatice’nin ebediyete intikal etmesiyle sona
ermiş oldu. Fakat Hz. Peygamber (a.s.) bütün gençliğini yaşı kendisinden hayli
büyük olan bu namuslu ve temiz hanımla geçirdi ve başka herhangi bir kadına
bakmadı. Halbuki o devirde Araplarda bir erkeğin birden çok kadınla yaşaması
gayet normal bir adetti ve kadınlar da bunu yadırgamazdı. Hz. Hatice’nin
sülâlesi dahil Kureyş’in belli başlı diğer ailelerinde de bunun sayısız
misalleri vardı ve her erkeğin en az üç-dört karısı vardı. Hal böyle iken, Hz.
Muhammed (a.s.)’in 50 yaşına kadar 65 yaşındaki bir kadınla gül gibi geçinip
gitmesinin ve imrenecek bir aile saadetini bulmuş olmasının; ömrünün geriye
kalan 10 senesinde de muhtelif kadınlarla evlenmiş olmasının, haşa kadına
düşkünlüğü ve nefsini tatmin etmeye çalışması gibi gösterilmesi iftiraların en
büyüğü olsa gerekir. Yaşının ilerlediği bir sırada Hz. Peygamber (a.s.)’in hangi
sebeple müteaddid hatunları harem-i mübâreke aldığını daha sonraki sayfalarda
ayrıntılı olarak ele alacağız.
22.16.3. Mali
Rahatlık ve Zenginlik Devresi
Hz. Peygamber (a.s.) Hz. Hatice (r.a.) ile evlendikten sonra
mali açıdan sıkıntılı günlerini geride bıraktı ve oldukça rahat ve müreffeh bir
devreye girdi. Hz. Hatice (r.a.) eskiden başkaları vasıtasıyla ticaret yapardı.
Fakat bu aracılar genellikle güvenilir ve dürüst olmuyorlardı. Cahiliyye dönemi
Araplarının düştükleri kötü ahlâki durum nedeniyle onların dürüst davranmaları
beklenemezdi de. Böylece, Hz. Hatice (r.a.) ekseriya mallarından beklediği kârı
elde edemiyordu. Fakat ticari işlerinin tümünün yönetimi Hazreti Peygamber
(a.s.) gibi emin ve akıllı bir kişinin eline geçtikten sonra bu işler hayli
kârlı olmaya başladı. Hz. Peygamber (a.s.) hem dürüst, hem akıllı davranıyor,
hem de Hz. Hatice O’nun eşi olduğu için menfaatlerine aykırı hareket etmiyordu.
Böylece ticaret işi hem kendisine hem de zevcesine maddi huzur ve refah getirmiş
oldu ve Cenab-ı Allah’ın şu sözleri doğrulandı:
“Ve seni fakir bulup zengin etmedi mi? (Duhâ; 8)
Bu dönemde Hz. Peygamber (a.s.)’in doğruluk, dürüstlük, eminlik,
doğru sözlülük, kerem ve ihsan, cömertlik, müsamaha, merhamet, muhtaçlara
yardım, fakir-fukarayı himaye, akıl ve zekâ gibi meziyetleri iyice ortaya çıktı
ve bunlara gerek Kureyşliler, gerekse diğer Araplar tanık oldular. Arap
toplumunda Rasûlullah (a.s.) sadece ahlâkî açıdan değil, maddi bakımdan da
yükseklere tırmandı ve Kureyşli ileri gelen kabile reisleri arasında adı geçmeye
başladı. Çevresindeki İnsanlar O’na fazlasıyla güvendikleri için mallarını ve
kıymetli eşyalarım O’nun nezaretine vermeye başladılar. Hz. Muhammed Mustafa
(a.s.)’nın eminliği, nübüvvet payesine yükseldikten sonra Mekkeli kâfirler O’nun
can düşmanları oldukları sırada da devam etti. Mekkeliler kendisine düşman
olmalarına rağmen paralarını ve kıymetli eşyalarını bu Ümmi Peygamber (a.s.)’in
zimmetine vermeye devam ettiler. O kadar ki, hicret anı gelince, Hz. Peygamber
(a.s.), adamların emanetlerini kendilerine iade etmek üzere Hz. Ali’yi geride
bıraktı. Bu demektir ki, nübüvvetten önce değil, sonrasına kadar da Mekkeliler
Hz. Muhammed (a.s.)’in dürüstlüğüne, namusluluğuna ve eminliğine güvenlerini
kaybetmemişlerdi ve O’nu kendi aralarında en güvenilir ve emin kişi
sayıyorlardı.
Ticari konularda Hazreti Peygamber (a.s.)’in dürüstlüğü ve açık
sözlülüğünü ortaya koyan pek çok hadis vardır. Cahiliyye döneminde Hz. Muhammed
(a.s.) ile ticarette ortak olan bir zâtın ifadesine göre, Rasûlullah en iyi
ticaret ortağıydı. Hiçbir zaman ne ortağını, ne başkalarını aldattı ve ne de
oyuna getirdi. Aralarında herhangi bir zaman hiçbir anlaşmazlık da çıkmadı. Bu
zâtın adına çeşitli hadiselerde rastlamak mümkündü. İbni Abdil-Berre, “İstiab”da
bu zâtın isminin Kays bin Es-Saib İbni Uveymir Mahzumi diye yazmıştır. Müsned-i
Ahmed’in bazı hadislerinde Saib bin Abdullah el-Mahzumi ve bazılarında Saib bin
Ebi es-Saib olarak kaydedilmiştir. Ebu Davud (Kitab’ul Edep, Kerâhiyet’ul Mira’
bölümü) da bu isim “Saib” olarak geçmiştir ve kendisinin şunları dediği
belirtilmiştir: “Ben Rasûlullah (a.s.)’ın huzuruna çıkınca herkes beni
methetmeye başladı. Rasûlullah (a.s.) buyurdular ki ben Sâib’i sizden daha iyi
tanıyorum. Ben de dedim, “annem-babam size feda olsun, siz çok doğru söylediniz,
ben sizinle ticarette ortaktım. Siz her zaman iyi ve dürüst davrandınız. Ne
kimseyi aldattınız, ne kimse ile kavga ettiniz!” Yine Ebû Dâvud’da Abdullah bin
Ebi el-Hamsâ isminde bir zâtın hadisi var ki şöyledir: “Ben cahiliyye döneminde
Rasûlullah (a.s.) ile bir iş anlaşması yaptım. Fakat anlaşmanın alışverişle
ilgili bazı bölümleri tamamlanmış, bazı bölümleri tamamlanmamıştı. Meseleyi
karara bağlamak üzere belli bir yerde tekrar bulaşacağımızı kararlaştırdık. Ne
var ki, aramızda bu söz geçtikten sonra ben randevumu unuttum. Buluşma
tarihinden üç gün sonra randevumu hatırladım ve kararlaştırdığım yere gittim.
Bir de ne göreyim, Rasûlullah beni orada hâlâ bekliyor. Rasûlullah şunları
söyledi: ‘Sen bana çok zahmet verdin, ey genç. Ben burada üç günden beri seni
bekliyorum!” (Kitab’ul-Edeb, Bâbı Fi’l’de).