Hz. Peygamberin Hayatı Mevdudi

Doğuştan Peygamberliğe Kadar Hz. Muhammed (a.s.)’İn Yaşantısı



Yirmi İkinci Bölüm: DOĞUŞTAN PEYGAMBERLİĞE KADAR HZ. MUHAMMED (A.S.)’İN
YAŞANTISI



22.1. HZ. PEYGAMBER (A.S.)’İN DOĞUMU



22.2. MÜJDELER VE MÜBAREK İSMİ



22.3. FAKİR VE MÜTEVAZI BİR HAYAT



22.4. SÜT KARDEŞLİĞİ



22.5. HALÎME SÂ’DİYE



22.6. AMİNE’NİN VEFATI



22.7. ABDULMUTTALİB’İN HİMÂYESİ



22.8. EBÛ TÂLİB’İN HİMAYESİ



22.9. ÇOBANLIK



22.10. KÜÇÜK YAŞTAN BERİ FEVKALÂDE ŞAHSİYETİNİN BELİRTİLERİ



22.11. PUT PERESTLİKTEN NEFRET



22.12. SURİYE’YE YOLCULUK VE RAHİP BAHİRA İLE GÖRÜŞME KONUSUNDAKİ RİVAYETLER



22.13. FİCAR HARBİ



22.14. HİLF’UL-FÜDÛL



22.15. HZ. HATÎCE İLE TİCARETTE ORTAKLIK



22.16. HZ. MUHAMMED (A.S.)’İN HZ. HATİCE İLE NİKÂHI



22.16.1. Hz. Peygamber (a.s.)’in Hatice(r.a.)’den Doğan Çocukları



22.16.2. Evlilik Hayatı



22.16.3. Mali Rahatlık ve Zenginlik Devresi



22.17. HZ. ZEYD BİN HÂRİSE OLAYI



22.18. HZ. PEYGAMBER (A.S.)’İN, HZ. ALİ’Yİ HİMAYESİ ALTINA ALMASI



22.19. KA’BE’NİN YENİDEN İNŞASI



22.20. PEYGAMBERLİKTEN ÖNCE HZ. MUHAMMED (A.S.)’İ YAKINDAN TANIYANLAR



22.21. HZ. PEYGAMBER (A.S.)’İN YÜZ HATLARI VE GÖRÜNTÜSÜ

 

Yirmi İkinci Bölüm: DOĞUŞTAN
PEYGAMBERLİĞE KADAR HZ. MUHAMMED (A.S.)’İN YAŞANTISI

22.1. Hz. Peygamber (A.S.)’İn Doğumu

Hz. İbrahim (a.s.)’in ailesinin bir bölümünü, Mekke’nin çorak ve
ıssız topraklarına getirmesinin altında yatan amacın ve sevgili oğlu İsmail
(a.s.) ile birlikte Kâ’be’yi inşa ederken beraberce yaptıkları şu duanın
gerçekleş­mesi zamanı artık gelmişti.

“Ya Rabbi, O müslüman ümmete kendilerinden bir peygamber gön­der
ki, onlara ayetlerini okusun. Kitabı ve hikmeti öğretsin, onları günâhlarından
temizlesin.” (Bakara; 129)

Bu mübarek zamanın gelmesinden kısa bir süre önce Ebrehe 60 bin
kişilik ordusuyla kaderini denemeye çalışmıştı. Ama, Ebrehe 60 bin değil 600
binlik ordusuyla bile gelse idi aynı akibete uğramaya mahkûmdu. Asırlardır
hazırlanmakta olan ilahî plân artık tatbik edilme safhasına gel­mişti ve bunu
engellemeye dünyada hiçbir kimsenin gücü yetmeyecekti. Takdir-i ilâhiye göre
dünyaya bütün peygamberlerin en büyüğü ve insan­ların en büyük lideri ve önderi
teşrif edecekti. Bu öyle bir lider, öyle bir şahsiyetti ki, tarihin akışını
değiştirecekti. Bu şahsiyetin gelmesi için 2.500 yıldan beri hazırlık
yapılıyordu ve herkes dört gözle O’nu bekliyor­du. O’nun gelişini ve doğuşunu
kimse engelleyemeyecekti.

Muhaddisler ile tarihçiler, Eshâb-ul Fil (yani Ebrehe’nin
Mekke’ye yürümesi ve perişan olması) vak’asının Muharrem ayında meydana geldi­ği
hususunda ittifak etmişlerdir. Hz. Muhammed (a.s.) ise bunu müteakip Rebiülevvel
ayında dünyaya teşrif etliler. Velâdet-i Mübarek pazartesi gü­nü oldu ve bunu
bizzat Hz. Peygamber (a.s.) bir Arap vatandaşıyla konuşması sırasında
belirtmişti. (Bk: Sahih-i Müslim, Katâde’nin rivâyeti), Hz. Muhammed (a.s.)’in
doğumunun Rebiülevvel ayının hangi tarihinde oldu­ğu konusunda ihtilâf vardır.
Fakat, İbn Ebî Şeybe, Hz. Abdullah bin Ab­bas ile Hz. Câbir bin Abdullah’a
dayanarak doğum tarihinin 12 Rebiülev­vel olduğunu belirtmiştir. Muhammed bin
İshâk da bu tarihin doğru oldu­ğunu yazmış ve ulema ile tarihçilerin büyük bir
çoğunluğu da bunu böyle kabul etmiştir. Eshâb-ul Fil vak’ası ile Hz.  Peygamber
(a.s.)’in doğumu arasındaki kesin süre ne kadardı? Bu konuda da ihtilâf vardır.
Rivâyetle­rin çoğu, bu sürenin 50 gün olduğunu göstermektedir. Aslında bu
ihtilâf değişik takvimler arasındaki farktan doğmuştur. Bilindiği gibi kamerî ve
şemsî takvimleri dengelemek zor bir iştir ve bu bakımdan şemsî takvime göre katî
doğum tarihinin ne olduğunu söylemeyiz. Genellikle Hz. Pey­gamber (a.s.)’in
doğum yılının miladî 570 veya 571 olduğu belirtiliyor. Süheylî “Ravd-ul Ünuf”
adlı eserinde doğum tarihini 20 Nisan olarak gös­termiş, ancak seneyi
yazmamıştır. Bazıları doğum tarihinin şemsî takvime göre 23 Nisan 571’e rast
geldiğine işaret etmişlerdir. Mahmud Paşa Felekî 20 Nisan 571 olduğunu
belirtmiştir ve bunun kamerî takvime göre 9 Rebiülevvel’e rast geldiğini
kaydetmiştir. Causun De Perceval ise “Arap Tarihi” adlı eserinde doğum tarihinin
20 Ağustos 570 olabileceğini yazarken, Phi­lip K. Hitti doğum yılının 571
dolaylarında olabileceğine işaret etmiştir. Diğer bazı şarkiyatçılar iki yıl
daha geriye giderek doğum yılını 569 ola­rak tesbit etmişlerdir. Hz. Muhammed’in
mübarek doğumunun sabahın er­ken saatinde olduğu bildirilmiştir.

22.2. Müjdeler ve Mübarek İsmi

Muteber rivâyetlere göre, gebeliği sırasında Amine, rüyasında
vücu­dundan bir ışığın çıkarak her tarafa yayıldığını ve bu ışığın Suriye’nin
muhteşem saraylarını bile aydınlattığını görmüştü. Bir defasında Amine başka bir
rüya gördü. Bu rüyasında, karnında müslüman ümmetinin lideri­ni taşıdığını ve
kendisinin doğmasından sonra adının “Muhammed” kon­masının emredildiğini gördü.
İbn Sa’d’ın rivâyetine göre bebeğin adının “Ahmed” konması emrolunmuştu.[1]
Belki de bu iki ismin konması iki ayrı rüyada emrolunmuştu. Zira, Hz. Peygamber
(a.s.)’in adının hem Mu­hammed hem Ahmed olduğu hadislerle sabittir. Birçok
hadiste Amine’nin doğum sırasındaki vaziyeti anlatılmıştır. Amine’nin ifadesine
göre Hz. Peygamber (a.s.) batınından doğduğu zaman sanki içinden bir ışık çıktı
ve bu ışık doğu ile batıyı aydınlattı. Beyhakî ile İbn Abdil-Berr, Osman bin
Ebi’l As es-Sekafî’nin annesinin velâdet-i mübarek sırasında Amine’nin yanında
bulunduğunu belirtmişlerdir. Bu hatunun ifadesine göre, bir ışık ve parıltı
gözlerinin görebildiği yerlere kadar yayılmıştı. Doğum sırasında ebelik
vazifesini Hz. Abdurrahman bin Avfın annesi Şifâ binti Avf bin Abdulharis Zührî
yaptı.

Doğumu müteakip 7. gün Abdulmuttalib, Hz. Muhammed (a.s.)’in
akikasını yaptı ve bu münasebetle Kureyşlilere bir ziyafet verdi.[2]
Ye­mek yedikten sonra Kureyşliler, Abdulmuttalib’e, “şerefine bu ziyafeti
verdiğiniz çocuğun ismi nedir?” diye sordular. Abdulmuttalib, çocuğun adının
“Muhammed” olduğunu söyleyince, kendileri hayret ettiler ve “ai­leniz için bu
isim garip ve değişiktir. Bunu niçin seçtiniz?” diye sordular. Abdulmuttalib
dedi ki, “bu çocuk gökte ve yerde methedilsin diye bu ismi koyduk”.

22.3. Fakir ve Mütevazı Bir Hayat

Abdullah gençliğinde evlenmiş ve ticarete yeni başladığı sırada
da vefat etmişti. Bu sebeple, öksüz çocuğu ve dul karısı için geride mal ve mülk
bırakmamıştı. İbn Sa’d’in ifadesine göre Abdullah’ın bıraktığı bütün servet beş
deve, küçük bir sürü keçi ve bir hizmetçiden ibaretti.[3]
Hizmetçi’nin adı Ümm-ü Eymen (r.a.)’di, ki Hz. Muhammed (a.s.)’e can-ü gö­nülden
baktı ve hizmette herhangi bir kusur etmedi. Asıl adı Bereke olup bir zenci idi.
Hz. Peygamber (a.s.) daha sonra bu hizmetçisini, azâd etti uşağı ve evlâtlığı,
Hz. Zeyd bin Hârise ile evlendirdi, ki bu evlilikten Üsâme bin Zeyd doğdu.

Hz. Peygamber (a.s.)’in çocukluğundaki bu fakir ve mütevazı
yaşantı­sına Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle temas edilmiştir: “Ve seni fakir bulup
zengin etmedi mi?” (Duha; 8)

22.4. Süt Kardeşliği

Rasûlullah (a.s.) başlangıçta birkaç gün Ebû Leheb’in cariyesi
Suveybe’nin sütünü içti. Sahih-i Buhârî ve Müslim’e göre aynı kadının sütünü Hz.
Ebû Seleme (Ümmül Mü’minin Ümm-ü Seleme’nin ilk kocası) de iç­mişti. İbn Sa’d ve
İbn Hişâm’ın ifadelerine göre, aynı kadının sütünü içen­ler arasında Hz. Hamza
ve Hz. Abdullah bin Cahş (Ümmül Mü’minin Hz. Zeyneb’in kardeşi) de vardı. Bu
suretle, bu zâtlar Hz. Peygamber (a.s.)’in süt kardeşleri oluyorlardı.
Suveybe’nin bu hizmetinden dolayı Rasûlullah (a.s.) büluğ çağına geldikten sonra
kendisine minnettar kaldığını her fır­satta belli ederdi ve Hz. Hatice ile
evlendikten sonra da bu hâtûna saygı­sında kusur etmemişti. Hz. Hatice bu
hizmetçiyi satın alıp serbest bırak­mak istiyordu. Ama, Ebû Leheb buna
yanaşmadı. Fakat bir süre sonra kendisi O’nu serbest bıraktı. Hz. Peygamber
(a.s.), Medine’ye hicret ettik­ten sonra dahi bu hâtûna elbise ve cep harçlığı
gönderirdi. Hicri 7 yılında bu hatunun vefat ettiğini duyunca Hz. Peygamber
(a.s.) kendisiyle beraber bebekken süt içtiği oğlu Meşruh’un durumunu öğrenmek
istedi. Ama bu şahsın da öldüğünü öğrendi.

İlgili Makaleler