Peygamberler Tarihi Sabuni

Peygamberlerin Sonuncusu Hz. Muhammed (S.A.V.)

 

Resulullah (s.a.v.)’in Ahlakı ve Şemaili:

 

Müminlerin annesi Hz.
Aişe (r.a.)’a, Resulullah (s.a.v.)’in ahlakı soruldu. O da:

– ‘Onun ahlakı
“Kur’an” idi[59]
diyerek lafız yönünden az ve mana yönünden çok geniş olan bu sözü söyledi.

Bu çok önemli cümlenin
manası; Resulullah (s.a.v)’in ah­lakının ve şemailinin, Kur’ân-ı Kerîm’de canlı
bir varlık olarak ortaya çıktığı ve vücut bulduğu şeklindedir.

Zira Kur’an’ın
çağırdığı fazilet, dinin teşvik ettiği ahlak ve cömertlik ancak Resulullah
(s.a.v.)’de ve onun ahlakında orta­ya çıkmış ve vücut bulmuştur. İşte bundan
dolayı Resulullah (s.a.v.); insanlar için mükemmel bir model, örnek bir
şahsiyet, Kur’an’ın adaplarına ve yüce faziletlerine bürünen ve bunu konuşmakta
olan canlı bir vücut haline getiren bir hâl almıştır, işte bütün bunlardan
dolayı izzet ve celal sahibi Allah’tan, bu yüce peygambere şöyle güzel bir övgü
gelmiştir:

“(Ey Muhammedi)
Gerçekten sen, ‘büyük bir ahlak’a’ sahipsin.”[60]

Bunun açıklamaya ve
izaha ihtiyacı vardır. Şöyle ki: Her ne kadar bazı insanlar; olgunluk ile
faziletin zirvesine yüksel­miş de olsalar ve efendilik ile yüceliğin doruk
noktasına ulaş­mış ta olsalar, Yüce Allah, bu insanlarda bulunması mümkün
olmayan özellikleri, şemailleri, vasıfları vb şeyleri Resulullah (s.a.v.)’e
vermiştir.

İşte bütün bunlar,
Resulullah (s.a.v.)’in bu özellikler ve vasıflar ile insanlar arasında
benzersiz kaldığı ve Kur’ân-ı Ke-rîm’in de bize en güzel bir şekilde
vasıflandırdığı özellikleri ve şemailleridir. Nitekim Yüce Allah, Resulullah
(s.a.v.) hakkın­da şunları söylemektedir:

“Andolsun ki
içinizden size, sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün ve
müminlere karşı da rauf ve rahim bir Peygamber gelmiştir. “[61]
Görüldüğü üzere Yüce Allah, Resulullah (s.a.v.)’i, en güzel övgüler ve çok
önemli yüce va­sıflarla ve özelliklerle vasıflandırmıştır. Zira Allah,
Resulullah (s.a.v.)’i kendi kudsî isimlerinden olan “Rauf ve
“Rahim” isimleriyle niteleyerek “müminlere karşı da ‘Rauf ve ‘Ra­him,
.”buyurmuştur.

Abdullah ibn Abbas
(r.a.) bu iki isim hakkında şöyle der: “Yüce Allah’ın bu kudsî iki isminin
arası sadece Hz. Muham-med (s.a.v.)’de bir araya gelmiştir,”

İşte Resulullah
(s.a.v.)’in bu durumu; Yüce Allah’ın, onu, alemler üzerine kadrü kıymetini
yükselttiği ve bütün nebiler ile resuller üzerine üstün kıldığı bir makamdır.
Şimdide bu ayeti kerimeyi dikkatli bir şekilde inceleyelim:

Yüce Allah, bu
peygamberi göndermek suretiyle bize olan yüce nimetini ve büyük faydalarım
bildirmek için ayeti keri-me’nin   
Arapça    metninde    geçen   
“Lekad”    sözcüğünde,

“Lâm’u’l-Kasem”
ile “Kad” edatları ard arda tekit üslubuyla şöyle gelmiştir:”Le
kad câe küm Resulün” (Andolsun ki size bir Peygam­ber gelmiştir.) Yani ey
insanlar! Size kadrü kıymeti büyük ve şanı yüce olan bir Peygamber gelmiştir.
Daha sonrada Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “İçinizden” yani sizin
beşer cin­sinizden Arap, Haşimî ve Kureyşî bir Peygamber. Siz onun kendi
içinizdeki şerefini, soyunu, doğruluğunu, güvenirliliğini, temizliğini ve her
türlü kötülüklerden uzak olduğunu bilirsiniz. Daha sonrada Yüce Allah, bu
peygamberin bibliyografyasının güzelliğini apaçık bir şekilde şöyle
anlatmaktadır: “Sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen.” yani sizin
günaha, zorluğa ve sıkıntıya düşmeniz kendisine zor ve güç gelen “Size düş­kün”
yani hidayet bulmanıza, dünyevî ve uhrevî faydaların size ulaşmasına düşkündür.
“Müminlere karşıda rauf ve ra­him.” yani ümmetine karşıda
alabildiğine sevgisi çok, şefkatli, merhametli, ümmeti için sadece bütün
güzelliği ve ihsanı iste­yen, hayr ve kurtuluşunu arzulayan bir kimsedir.

İşte Kur’ân-ı Kerîm,
Resulullah (s.a.v.)’in faziletliğini böy­le övüyor. İzzet ve celâl sahibi
Allah’ın bu seçkin peygambere olan güzel övgüsü baksana ne güzel!! [62]

 

Resulullah
(s.a.v.)’in, Ümmetine Şefkat ve Merhamet Görüntüleri:

 

Biz, bu peygamberin
ümmetine olan şefkat ve merhameti­nin çok az bir kısmını belki anlayabiliriz. Çoğunu
ise anlaya-mayabiliriz. Ama yinede Resulullah (s.a.v.), ümmetinin; zillete
düşmesinden, sapıtmasından veya -önceki ümmetlerin kendi­lerine gelen
peygamberleri yalanlamaları veya Allah’ın şeria­tından ve dininden yüz
çevirmeleri sebebiyle azaba uğramaları gibi- azaba uğramasından ve helak
olmasından korktuğu için onların böyle bir duruma düşebileceğini hatırladığı
zaman göz­leri doluyordu. Resulullah (s.a.v.)’in, ümmeti için korkuya ve
endişeye kapılıp ağlamasının sebebi işte budur. Yüce Allah ise Resulullah
(s.a.v.)’in bu durumunu gördüğünde ona şöyle gü­vence verdi:

“Oysa sen onların
içinde bulunduğun müddetçe Allah on­lara azap edecek değildir. Yine onlar (in
içlerinde) istiğfar e~ denler varken de Allah onlara azap edecek
değildir.”

Bundan dolayı Yüce
Allah, kendilerine gönderilen pey­gamberleri yalanlamalarından ötürü geçmiş
ümmetlere isabet eden kökten helak ve yok olmayı, Resulullah (s.a.v.)’in bere­keti
sebebiyle bu ümmetten kaldırmıştır.

Hz. Peygamber(sav)’e
gelince ise Allah onu, alemlere rahmet olarak göndermiştir. İşte bu özellikten
Ötürü Resulullah(sav), bütün mahrukata bir rahmet, öldürülmekten kurtulan
münafıklara verilen güvence sebebiyle onlara bir rahmet ve gelmekte olan azabı
ertelemek suretiyle kafirlere bir rahmet olmuştur.

Az önce geçen
Kur’an’ın, Resulullah (s.a.v.) hakkındaki açık ifadesini dikkatli bir şekilde
inceleyelim:

“Oysa sen onların
içerisinde bulunduğun müddetçe Allah onlara azap edecek değildir.” Sanki
ayet şöyle demektedir: “Ey Muhammedi -Onlardan önce geçen ümmetlerde olduğu
gibi- Allah’ın sana bir ikramı olarak onları kökten yok etme şeklinde helak
etmeyecektir. İşte bu, Yüce Allah’ın bu ümmet sebebiyle yeryüzü halkına
bahşettiği rahmet eserleri ile Resulullah (s.a.v.)’in ümmetine olan şefkat ve
rahmet görüntü-lerindendir. Nitekim bu husus; Müslim’in, “Sahîh” adlı
hadis kitabında Abdullah b. Amr b. As’tan şöyle rivayet edilmiştir:

Enfâl: 8/33- “Hz.
Peygamber (s.a.v.), Hz. İbrâhîm (a.s)’ın; “Rabbim! (insanların tapmakta
oldukları) o putlar insanlardan çoğunu saptırdı. Doğrusu (insanlardan) bana
uyan bendendir. Bana karşı gelen kimseyi de (sana bırakırım). Çünkü sen,
(dilediği­ni) bağışlarsın ve (dilediğine de) merhamet edersin.” (İbrâhîm:
14/36) sözünü okudu. Ardından da Hz. İsa (a.s)’ın: “Eğer sen insanlara
azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan
muhakkak ki sen aziz ve hakim olan-sm.”(Maide: 5/118) sözünü okudu. Daha
sonrada ellerini kal­dırıp:

–  ‘Allahım! Ümmetim, ümmetim’ buyurdu ve
ağladı. Bu­nun üzerine Şanı Yüce Allah:

–  ‘Ey Cebrail! Muhammed’e git. -Rabbin en iyi
bilen ol­makla birlikte- niçin ağladığını ona sor?’ buyurdu. Cebrail’de ona
gelip (ağlamasının sebebini) sordu. Cebrail’de, Resulullah (s.a.v.)’den aldığı
bilgiyi -bunu en iyi bilen Allah olduğu hal­de- Ona bildirdi. Yüce Allah:

–  ‘Ey Cebrail! Muhammed’e git ve ona: ‘Ümmetin
konu­sunda muhakkak Biz seni razı edeceğiz, seni üzmeyeceğiz’ de. [63]

Nitekim Yüce Allah,
Resulullah (s.a.v.)’in bu durumu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

“Rabbin sana
yakında  (nimetlerini)   verecek 
ve sende (bunlara) hoşnut olacaksın. “‘

Ey Allah’ım! Bizi
dünya ve ahirette Resulullah (s.a.v.)’e uyan ve seven ümmetinden kıl.[64]

İlgili Makaleler