Peygamberlerin Sonuncusu Hz. Muhammed (S.A.V.)
Garip Bir Kıssa ve Haber:
Neredeyse insanın
kabul edemeyeceği, gerçek manada meydana gelemeyeceği, kalbin sızladığı ve acı
ile hasretin fiş-kırdığı şu kıssayı bir dinleyelim:
Rivayet edildiğine
göre; sahabelerden birisi, Resulullah (s.a.v.)’in meclisine üzüntülü ve kederli
olarak gelip gidiyordu. Resulullah (s.a.v.) bir gün onun bu durumunun farkına
vararak ona:
– ‘Şimdiye kadar seni hiçbir şekilde üzüntülü
ve kederli görmemiştim?’ buyurdu. Sahabede:
– ‘Ey Allah’ın Resulü! Doğrusu (nu söylemek
gerekirse) cahilliye döneminde iken bir günah işlemiştim. Müslüman olduğum
halde bile Yüce Allah’ın, (cahilliye de İken işlemiş olduğum bu günahımdan
dolayı) beni bağışlamamasından kor-
•kuyorum!’ dedi.
Resulullah (s.a.v.):
– ‘Haydi işlemiş olduğun günahı bana anlat?’
buyurdu. Sahabede:
– ‘Ey Allah’ın Resulü! Ben, kız çocuklarını
diri diri toprağa gömen birisiydim. Bir gün hanımım, kız çocuğu doğurdu.
(Hanımım benden, onu Öldürmeyeceğime dair kendisine söz vermemi istedi.) Bende
kız çocuğunu hanımıma vermeye dair söz verdim. Nihayet o büyüdü ve her şeyi
anlayabilecek bir duruma geldi. Üstelik çok güzel birisi olmuştu. (Kızımın çok
güzel olmasından dolayı) birçok kimseler kızımı (evlenmek için) istedi. Bu
durum izzet-i nefsime çok ağır geldi. Onu evlendirmeye veya bekar olarak evde
bırakmaya da kalbim tahammül etmedi. Hanımıma bir hile kurup ona:
‘Akrabalarımı ziyarete gitmeyi istiyorum. Onu da benimle birlikte gönderde
teselli bulsun’ dedim? Hanım, benim bu düşünceme sevindi. Hemen onu
mücevherlerle ve güzel elbiselerle süsledi. Sonrada onu benimle birlikte
gönderdi. Onu şehrin dışındaki bir kuyunun başına götürdüm. Sonrada kuyunun
içerisine baktım. Kuyunun içine baktığımı gören kız çocuğu, benim kendisini
kuyunun içine atmayı istediğimi anladı. Bunun üzerine bana sarılıp kendisini
kuyuya atmamama dair yalvarmaya ve ağlamaya başlayarak: ‘Babacığım! Annemin
vasiyetini zayi etme!’ diyordu. Bende onun bu durumuna acıdım (ve onu
öldürmekten vazgeçtim). Fakat ikinci kez tekrar izzet-i nefis ağır bastı ve
kendimi utançtan kurtarmak için şeytan bana galip geldi. Bundan dolayı onu
kuvvetli bir şekilde tutup ters çevrilmiş olarak kuyunun içine attım. Sesi
kesilinceye kadar orada bekledim, (sesi kesildikten sonra) yaptığım işten
mutmain olarak evime geri döndüm. Artık benden, bu utanç verici durum kaybolup
gitmişti’ dedi.
Resulullah(sav) bu
kıssayı dinlediğinde ağladı. Sahabelerde onunla birlikte ağladılar. Daha sonra
Resulullah (s.a.v), o sahabeye:
– ‘Eğer ben,
cahiliyyede yaptığı herhangi bir şeyden dolayı bir kimseyi cezalandırsaydım,
elbette seni bu günahın sebebiyle cezalandırırdım’ buyurdu.”[53]
Diri diri kız çocuğunu
toprağa gömme veya öldürme olayı, Arapların İslam dininden önceki cahiliyyede
yaptıkları sapıklıkların ve akılsızlıklarının sadece bir kısmıdır.
Zemahşerî,
“el-Keşşâf isimli tefsirinde, cahilliye döneminin ‘yemin şekli’ ile
ilgili olarak şunları söyler:
“Cahilliye
döneminde adamın birisi, eğer kendisinin bu şekilde çocukları doğduğu takdirde
onlardan birisini -Abdulmuttalib’in yemin ettiği gibi- boğazlayacağına dair yemin
ederdi.”
Abdullah ibn Abbas
(r.a.) ise Arapların cahilliği ile ilgili olarak şunları söyler: “Sen
Arapların cahilliklerini bilmek istiyorsan, En’am Suresinin 139’uncu ayeti
kerimesinden sonra yer alan Yüce Allah’ın:
“Cahillikleri
yüzünden çocuklarını beyinsizce öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği
rızkı Allah’a iftira ederek haram sayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır.
Onlar (cahil-tiye döneminde böyle yapan Araplar) şüphesiz sapıtmışlardır. Zaten
hidayete erenlerden olmamışlardır.” (En’am: 6/140) buyruğunu
okuyabilirsiniz.[54]
Resulullalı (s.a.v.)’in Gönderilmesindeki Büyük Faydalar:
Şimdi bizim, Arapların
cahilliye dönemindeki cahilliklerini anlatma gibi bir düşüncemiz yok. Çünkü
konumuz bununla ilgili değildir. Biz sadece Yüce Allah’ın, bize, Resulullah
(s.a.v.)’i göndermesindeki lütfunu bilelim ve onunla bizi şirk ile cehaletin
karanlıklarından İslam’ın nuruna çıkarması gibi büyük faydaları bize sunan
Allah’a şükredelim diye az bir şeyi anlattık.
Bu peygamberin
siretinden anlatmamız gereken ilk önemli şey; Yüce Allah’ın, Resulullah
(s.a.v.)’e insanlığı şereflendirmesi, insanları onunla hidayete iletici ve
hayrı müjdeleyici kılması, Allah’ın izniyle insanları yine O’na davet edici bir
kandil ve aydınlatıcı bir ışık olması, en büyük faydalan ve en üstün değerleri
Müslümanların lütfuna sunmasıdır ki buda, a-nndınci, hidayete iletici ve
dosdoğru yolu gösterici peygamberlerin sonuncusu olarak gönderilmesidir.
Şimdi de Rabbimizin
yüce kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de, Resulullah (s.a.v.) ile ilgili büyük faydaların
anlatıldığı şu ayeti okuyalım:
“Andolsun ki
Allah, (genel olarak bütün) müminlere (Özel olarak ta Araplara) büyük bir
lütufta bulunmuştur. Zira onlara kendi içlerinden, yine onlara Allah ‘in
ayetlerini okuyan, onları şirk, küfür, cehalet vb şeylerden) arındıran, kitabı
(Kur’ân-ı Kerîmi) ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermiştir. Halbuki
onlar, daha önce (Resulullah ‘ı Peygamber olarak gönderilmesinden önce) apaçık
bir sapıklık (ve cehalet) içinde idiler.” (Al-i tmrân: 3/164)
Resulullah (s.a.v.)’in
Peygamber olarak gönderilmesi genel olarak bütün insanlara ve Özelde Araplara
büyük bir lütuf ve yüce bir nimettir. Çünkü
Resulullah (s.a.v.),
yeryüzü halkına bir rahmet ve onları hidayete erdirmek üzere Peygamber olarak
gönderilmiştir. Zira Resulullah (s.a.v.), kendisinin bu vasıflarıyla ilgili
olarak şunları söylemektedir:
“Ben ancak
(insanlara) bir rahmet ve (onlara) bir hidayet (olmak için Peygamber olmak için
gönderildiim.”[55]
Cenab-ı Allah,
Resulullah (s.a.v).’i; “Biz, seni ancak a-lemlere bir rahmet (peygamberi
olarak) gönderdik.” (Enbiyâ: 21/107) şeklinde vasfetmiştir. İşte bu,
Resulullah (s.a.v.) hakkında Kur’ân-ı Kerîmin nitelediği vasıflandırmanın en
güzel bir şeklidir. [56]
Resulullah (s.a.v.)’in Tevrat’taki Sıfatlan:
Yüce Allah’ın
Resulullah (s.a.v.) ile ilgili semavi kitaplarda vasfettiği sıfatları, bazı
övülmüş özellikleri ve vasıfları yalnızca ona mahsus kıldığını dikkatli bir
şekilde incelememiz gerekmektedir. Çünkü bu konu, Resulullah (s.a.v.)’in Peygamber
olarak gönderilişini belgeleyen önemli bilgilerdir. Bundan dolayı bu konuyu
tekrar anlatmaya ihtiyaç duyduk…
İmam Buhârî,
“Sahîh” adlı hadis kitabında şöyle bir hadis rivayet etmiştir:
“Abdullah b. Amr
b. As’a, Resulullah (s.a.v.)’in Tevrat’taki vasıflarından soruldu. -Zira
Abdullah, müslüman olmadan Önce Tevrat’ı okuyan birisiydi- Bunun üzerine Abdullah:
– ‘Allah’a yemin ederim ki, Resulullah
(s.a.v.), Kur’an’da geçen bazı sıfatlarıyla Tevrat’ta da vasıflanmıştır. Şöyle
ki:
– ‘Ey Peygamber! Biz seni insanlara bir şahit,
bir müjdeci, bir korkutucu ve ümmiler (okuma-yazma bilmeyen o zamanın cahil
Arapları) için de bir koruyucu olarak gönderdik. Sen elbette benim kulum ve
resulümsün. Ben sana “el-Mütevekkil” ismini verdim. Bu Peygamber;
kötü huylu, katı kalpli ve çarşılarda rast gele bağırıp çağıran birisi
değildir. O, kötülüğü kötülükle uzaklaştırmaz. Aksine (kendisine yapılan
kötülüğü) affeder ve bağışlar. Allah, eğilip (haktan) sapan bir milleti bu peygamberin
irşadıyla “La ilahe İllallah” tevhit sözünü söylemeleri suretiyle
doğrultmadıkça onun ruhunu almayacaktır. Allah, bu tevhid kelimesiyle; birçok
kör gözleri, sağır kulakları ve kapalı kalpleri açacaktır.”[57]
Gerçekten Yüce Allah,
bu söz ile; haktan eğilip sapan milletleri düzeltti, kör gözleri açtı, ölü
kalpleri diriltti, İslam nurunu dünyanın dört bir tarafına yaydı, dünyaya nur
ile adaleti ve hikmet ile ilimi doldurdu, “La ilahe illallah” Tevhid
sancağını yüceltti, cahilliye döneminde yaşayan insanların; görmeyen,
işitmeyen, hiçbir kimseye zarar veremeyen ve kendisine tapana bir fayda
sağlamayan taşlara taptıktan sonra Allah’ın dinine toplu halde girmesini
sağladı. Hakkın nurunu görmeyi sapıklığın kör ettiği gözleri, kelime-i tevhidi
işitmeyi sapıklığın sağır ettiği kulakları ve Allah’ın varlığı ile birliğinin
delillerini müşahede etmeyi sapıklığın perdelediği gözlen bununla açtı…
Birde bakıyorsunuz ki,
bu söz sebebiyle; gözlerde ve kulaklarda oluşan perde yok olmuş ve haktan
eğrilip sapan milletlerin üzerine çökmüş bulut dağılmıştı!! Bundan dolayı da
birçok nesillerin üzerine karanlığın çökmesinden bir müddet sonra (bu söz
sebebiyle) hidayet, dünyanın dört bir tarafına yayılmıştır.
Birde bakıyorsunuz ki,
bu söz sebebiyle; koyun çobanlan, milletlerin liderleri ve alemin hükümdarları
olmuş!! İzzet, üstünlük, devlet ve hükümdarlık onların olmuş!! [58]