Peygamberler Tarihi Sabuni

Peygamberlerin Sonuncusu Hz. Muhammed (S.A.V.)

11. Tâhâ

12. Yasın

13. Peygamberlerin
sonuncusu[27]

Tevrat ve İncîl,
Resulullah (s.a.v.)’in geleceğini müjdele­miştir. Tevrat ve İncil’deki
vasıfları, Yüce Allah’ın: “Yanla­rındaki Tevrat ve İncil’de ‘yazılı
buldukları’ o resule, o ‘üm-mi’ peygambere uyanlar (var ya!)” (A’raf:
7/157) ayetinde vasıflandırdığı gibidir.

Resululîah (s.a.v.)’in
Tevrat’taki ismi, Ahmed’dir. İn­cil’deki ismi de aynı şekildedir. Hz. İsa
(a.s), bu isimle, Resulullah (s.a.v.)’ûı geleceğini müjdelemiştir.

“Hani Meryem oğlu
İsa: ‘Ey İsrail oğulları! Doğrusu ben, benden önce geçmiş olan Tevrat’ı
doğrulayan ve benden son­rada ismi ‘Ahmed’ olacak bir peygamberi müjdeleyen, Al­lah
‘in size gönderdiği bir peygamberiyim’ demişti.”[28]

Fakat Hıristiyanlar,
bütün bu bilgileri tahrif ederek değiş­tirdiler,  Haset ve kinlerinden dolayı İncil’deki  Resululiah (s.a.v.)’e ait bütün vasıfları kabul
etmediler. Hz. İsa (as)’m müjdelediği peygamberin, bu Muhammed (s.a.v.) değil
de kendilerinin beklemekte oldukları Muhammed olduğunu iddia ettiler. Barnaba
İncil’inde geçen Resulullah (s.a.v.)’in vasıfla­rını ise yalanladılar.
Resulullah (s.a.v.)’in peygamberliğini ka­bul etmemek içinde o İncil’in aslının
olmadığını ileri sürdüler.

Kadı İyâz
“eş-Şifâ” adlı kitabında, Resulullah (s.a.v.)’in, “Ahmed”
ve “Muhammed” isimleri hakkında şunları söyler:

“Kur’ân-ı
Kerîm’den önceki kitaplarda geçen ve peygam­berlerin müjdelediği ‘Ahmed’ adına
gelince, Yüce Allah, kalbi zayıf kimselerin içine şüphe düşmesin ve Allah
resulünü baş­kalarıyla karıştırmasınlar diye kendi hikmetinin bir gereği ola­rak
Resulullah (s.a.v.)’den başkasının o ismi almasını ve on­dan önce bir kimsenin
‘Ahmed’ adıyla çağrılmasını menetmiştir.

‘Muhammed’ kelimesi de
böyledir. Fakat ‘Muhammed[29]
adında bir Peygamber gelecek’ haberi yayılınca ve Resulullah (s.a.v.)’in
doğumundan kısa bir süre öncesine kadar ne Arap­lardan ve ne de başkalarından
hiçbir kimse bu ismi almamıştı. Ama bu haberin yayılmasından sonra ve
Resulullah (s.a.v.)’in doğumuna yakın bir zamanda, gelmesi beklenen peygamberin
kendi oğulları olması umuduyla Araplardan bazı kimseler, o-ğullanna ‘Muhammed[30]
ismini vermişlerdi.”[31]

Resulullah (s.a.v.),
Hz. İbrahim (a.s)’m;

– “Ey Rabbimiz!
Onların içerisinde yine onlara ayetlerini okuyacak bir Peygamber gönder”
(Bakara: 2/129) şeklindeki duasının eseridir. İşte bundan dolayı Resulullah
(s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ben, atam
İbrahim’in duası, İsa’nın müjdesi ve ni­nemin, bana hamileyken Şam köşklerini
aydınlatan bir nurun kendisinden çıktığını gördüğü rüyasıyım.”[32]

 

Resulullah (s.a.v.)’in, Tevrat’taki Vasıfları:

 

imam Ahmed, Ata b.
Yesâr’m şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

“Abdullah b. Arnr
b. As ile karşılaşıp ona:

– Resulullah
(s.a.v.)’in Tevrat’taki vasıflarını bana anlatır mısın?’ diye sordum. O da:

– Evet!  Allah’a yemin ederim ki,  Resulullah 
(s.a.v.) Kur’an’daki bazı vasıflarıyla Tevrat’ta vasıflanmıştır. Şöyle
ki:

“Ey Peygamber!
Biz seni (insanlara) bir şahit, bir müjdeci, bir korkutucu[33] ve
ümmiler için de koruyucu olarak gönder­dik. Sen elbette benim kulum ve
resulümsün. Ben sana “el-Mütevekkil” ismini verdim. Bu Peygamber;
kötü huylu, katı kalpli ve çarşılarda rast gele bağırıp çağıran birisi
değildir. O, kötülüğü kötülükle uzaklaştırmaz. Aksine o (kendisine yapılan
kötülüğü) affeder ve bağışlar. Allah, eğrilip (haktan) sapan bir milleti bu
peygamberin irşadıyla ‘La ilahe illallah’ tevhid sö­zünü söylemeleri suretiyle doğrultmadıkça
onun ruhunu almayacaktır. Allah, bu tevhid kelimesiyle; birçok kör gözleri,
sağır kulakları ve kapalı kalpleri açacaktır.”[34]

İbn İshâk, Hassan b.
Sâbit’in şöyle söylediğini rivayet e-der:

“Ben, yedi veya
sekiz yaşlarında yetişkin bir çocuktum. Görüp duyduklarımı anlayabilecek
durumdaydım. Bir sabah Yahudi’nin biri, Medine-i Münevvere’de yüksek bir sesle:

– Ey Yahudi topluluğu!
diye bağırmaya başladı. Halk et­rafına toplandı. (Ben de söylenenleri
dinliyordum.) Ona:

– Yazıklar olsun sana!
Ne oluyor sana!’ diye sordular. O da:

– Bu gece dünyaya
gelen (ve Tevrat’ta geleceği müjdele­nen) ‘Ahmed’in yıldızı doğdu’ diye cevap
verdi.” [35]

 

Resulullah (s.a.v.)’in, Süt Anneleri ve Emzirilmesi:

 

Resulullah (s.a.v.)’i;
annesi Vehb’in kızı Amine, Süveybe el-Eslemî, Ümmü Eymen, Havle binti Münzîr ve
en çok Hali­me es-Sa’diyye emzirmiştir.

Halime, şiddetli
açlığın hüküm sürdüğü kıtlık senesinde on tane kadınla birlikte emzirecek çocuk
bulmak üzere Sa’d oğul­ları yurdundan Mekke’ye geldi. Resulullah (s.a.v.)>
emzirilmek için bu gelen süt- annelere verilmek istendiyse de, yetim oldu­ğundan
dolayı o süt annelerden hiçbirisi onu kabul etmedi. Zi­ra ne zaman süt
annelerden birine verilmek istense, onlar:

– Onu emzirsek bile
annesi, bize (ücret olarak) ne verebi­lir ki? Biz sadece babası olan çocuktan
bir fayda bekleyebili­riz. Annesi bize bir şey veremez ki?’ diyorlardı.

Halim’e, emzirecek bir
çocuk istemek üzere Abdulmuttalib’e geldi. Abdulmuttalib, ona:

–  ‘Yanımda yetim bir çocuk var. Onu Sa’d
oğulları kadın­larına vermek istedim. Fakat onlar (yanımdaki çocuğun yetim
olmasından dolayı) onu almaktan kaçındılar. Eğer onu sen em­zirecek olursan
belki onunla bereketlenirsin” dedi. Bunun üze­rine Halime gidip kocası
Haris b. Abduluzza ile görüştü. Ko­cası, ona:

–  ‘Böyle yapmanda bir sakınca yok. Belki Allah,
onda bi­zim   için  bir 
bereket  ve  hayr 
yaratır’   dedi.   Bende 
gidip Resulullah (s.a.v.)’i aldım. Vallahi ondan başka emzirecek bir
çocuk bulamadığım için onu almak zorunda kaldım.

Halime, olayı devamla
şöyle anlatıyor: Onu dedesinden a-lır almaz kafileye getirdim. Onu, yakınımda
bir yere koydum. Süt emmek isteğiyle göğüslerime yöneldi ve dilediği kadar kana
kana sütümden içti. (Süt) kardeşi de kana kana içti. Bu sırada kocam, süt
vermeyen devemizin yanma gitti. Bir de ne görsün, devenin memeleri sütle
dolmuş. Bizim için ondan süt sağdı. Sonra hem o ve hem de biz doyuncaya kadar
içtik. Ha­yırlı rahat bir gece geçirdik. Ertesi gün kocam, bana:

–  ‘Ey Halime! Allah’a yemin ederim ki,
bereketli bir insan yavrusu aldığını görüyorum. Onu aldığımız günün gecesinde
evimize dolan hayır ve bereketi görmedin mi!!’ dedi.

Memleketimize geri
dönmek üzere yola çıktığımızda bi­neğim, kafilenin bineklerinin hepsini geride
bırakarak geçti. Her geçtiğim arkadaşım, bana:

– Ey Halime! Bu
bizimle birlikte gelirken bindiğin o cılız hayvan değil mi?’ diye soruyorlar.
Ben de:

– Evet!   Allah’a 
yemin  ederim  ki,  
onun  ta kendisi!’ diyordum.
Onlarda:

–  ‘Vallahi, bunda bir iş var’ diyorlardı…

Nihayet Sa’d
oğullarının yurduna geldik. O zamana kadar dünyanın en kurak ve en kıtlık yeri
olarak orasını biliyordum. Ama artık davarlarımız, sabahleyin otlamaya çıkıyor.
Akşam­leyin sütle dolu olarak dönüyordu. Bizde dilediğimiz kadar onlardan süt
sağıyorduk. Başkalarının davarları ise aç ve me­mesinden bir damla süt olmadığı
halde geri dönüyorlardı.

Resulullah (s.a.v.) 2
yaşma basıp sütten kesilinceye kadar Allah, bize hayır ve bereketi göstermeye
devam etti. Onun ço­cukluğu, diğer çocuklardan çok farklı bir şekilde yetişti.
Al­lah’a yemin ederim ki, iki yaşma basmadan çok gelişmiş, gös­terişli ve güçlü
bir çocuk haline gelmişti.”[36]

İlgili Makaleler